You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim
Opel Reklam
Malatya Haber -

‘Fır Faik Duvarı’ ve Seçimler..

‘Fır Faik Duvarı’ ve Seçimler..
  • 26.12.2015

Demokrasi tarihimizde eşi benzeri görülmemiş bir seçim dönemi yaşıyoruz.

 

Birilerinin, coğrafyamız etrafında Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu bölgesindeki “demokrasi” geleneği olmayan bazı ülkeler için, bilimsel anlamının dışında ve başka bir amaca yönelik sonuç için parlayıp cilalattığı “demokrasi” anlayışı, 60 küsur yıldır sandık başına giderek ülke yönetimlerini seçme geleneğine sahip Türkiye’de de yutturuluyor, bir süredir.

 

Gerçi Türkiye’deki bu anlayışa yönelik takvim “yeni tarihli” değil.1980 ihtilal kadrosunun yaptırdığı 1982 anayasasıyla ülkeyi bugünkü noktaya kadar getirip, siyasi partilerde “lider diktatörlüğü” yönetimlerinde de “Politbüro” yapısını fark ettirmeden oturtturup, sonuçta da kabul ettirdiler ya.

 

En çok demokrasi laflarının edildiği bugünlerde, en çok bu lafı edenler bile, “anti demokratik” yöntemlerden kendilerine düşecek fırsatları, birer demokrat (!) olarak bekliyorlar..

 

* * *

12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından, 1981 yılında ihtilal konseyi tarafından, yasama faaliyetleri için bir Danışma Meclisi oluşturulmuştu. Bu  meclisin payına Malatya’dan da 2 üye düşüyordu.

 

Bu meclis yasama faaliyeti yürütecek, anayasayı yapacak, ülkeyi sivilleştirme sürecine taşıyacaktı.

 

Bu meclis üyeliğine kimlerin aday olabileceğine ilişkin kriterler açıklandı, sonra da o kişiler birer dilekçe ile Valiliğe başvurdular. Valilikte, Allah selamet versin Mehmet Ali Polatkale adlı memur, bu başvuruların alınmasından derlenmesinden ve başvuranların araştırmalarının koordinasyonundan sorumluydu. Araştırmalar soruşturmalar bitti, Ankara’ya aday isimler bildirildi. Bu isimlerden ihtilali yapan konseyin onayladığı Dr. Abdurrahman Yılmaz Pütürgeli ile Ayhan Fırat Malatya temsilcisi olarak Ankara’ya gittiler.

 

Demokrasinin olmadığı ihtilal sonrasında oluşturulan mecliste durum buydu.

 

Danışma Meclisi üyeliğine talip olanlar, verdiler birer dilekçe.. Tahkikatları yapıldı, aday isimler onaya gitti, onlardan ikisi onaylanıp, Malatya üyesi oldular.

 

Peki demokrasi lafının ağızlardan düşürülmediği sivilleşme süreci seçimlerinde, milletvekili adaylığı ve seçimi “anti demokratik” dönemlerden farklı mı yürüyor? Elbette değil.

 

En çok demokrasi lafının edildiği bu son seçim dönemine bakın.. Bir takım gelişmeler ve siyasal olaylar nedeniyle estirilen demokrasi rüzgârına, belirli bir düzen içerisinde duhul olan ve imzalar atanlar da daha sonraki milletvekilliği adaylık sürecinde “demokratik bir Türkiye için” meclise gitmek üzere ortaya çıktılar. Birer dilekçe verdiler. “Diktatörleşen” liderlik ve “politbürolaşan” parti yönetimlerinden, “adaylık” haberi bekliyorlar.

 

Partilerden biri eğilim yoklaması yapıyor. Oylar açılmadan toplanıp götürülüyor. Oylamaya girenler, bu nasıl demokrasi diye soramıyor? Mesela o oylamada listenin başında, eski il başkanının çıktığını öğreniyoruz. Bakalım, açıklanacak listenin neresinde olacak? Bir diğer partide, bu partinin liste yapısının özel bir dengesi nedeniyle, kendisinin önünü keseceğini düşünen bir ismin, en çok çalışan ve adı en çok bilinen milletvekilini önleme çabasını bilmeyen yok.

 

Diğer bütün partilerde de yöntemler farklı olsa da durum aynı. Parti genel merkezleri tek karar organı ya. Hepsinin gözü orada, 7 kişilik listenin ilk sıralarında kime yer verilecek, kim ne olacak?

 

Malatyalı, geçmişteki 4.5 yıllık dönemdeki icraatları nedeniyle milletvekilleriyle bile hesaplaşamıyor. Takdir ettiğine takdirlerini bildirecek, tepkili olduğuna tepkisini gösterecek bir ortam yok.

 

İşte 1982 Anayasası ile getirilen seçim sistemi, giderek güçlenen ve “tek adam” konumuna getirilen liderler, “politbürolaşan” parti yönetimleri, ihtilalle başlayan süreçte özellikle basın-yayın organları marifetiyle kafaları iyice bulanıklaştırılan, televizyonların silici göreviyle sosyal hafızasını tümden yok ettiği bir insan yapısı ortaya çıkardı. Bu sistem geçmişte hatırlanan köklü particilik ve siyasal düşünce geleneğini de yok ettiği için, siyaset yapmak üzere garip bir insan yapısı oluştu. Mesela birçok partide liste dışı kalacakların, o partinin aleyhine çalışacaklarını şimdiden söylemek yanlış değil. Hep öyle oldu. Kendisi olmadıktan sonra o parti en kötü parti olabilir birçok aday adayı için. Göreceksiniz, önümüzdeki günlerde bu dediğimizi.

 

Yine getirilen noktada siyaset “elemanlığı”, artık bir profesyonel yatırım kimileri için. Aday listesine bakıyorsunuz, birçoğu gelecek için güçlü gördüğü partiye şimdiden bir kapak atıp, listeye girmese dahi bürokraside, ticarette ve sosyal hayattaki yerini garantileme peşinde. Geçmiş seçimlere bakıyorsunuz, buna dair verimli örnekler var. Bir dilekçe vermiş, adayım demiş, sonra ortadan kaybolmuş. Dilekçe verdiği parti hükümet olunca, Allah bunlara “yürü kulum” demiş.

 

Bazıları var, anlatılan bir hikâyedeki kendileri olmazsa “Bölük perişan olur!..” misali gelmişler.

 

Bu hikâye şudur: Yazıhan’ın Sinanlı Köyü’nden bir çiftçi hemşerimiz er olarak askere gider. Yaklaşık bir sene sonra 15 günlük izne gelir. Ailesiyle hasret giderir. 3. gün akşamından itibaren bunu bir düşünce almıştır. 4. gün sabahı, anası bizimkini tahta bavulunu toplarken görür. Vatandaş yolculuğa hazırlanmaktadır. Annesi, “Hayırdır oğul?” diye sorar. Bizimki endişeli bir yüzle verir cevabını: “Ana gitmem lazım. Bölük bensiz perişan olmuştur”

 

Birçok parti için durum aynı. Bavulunu toplayan kimileri de, “bölüğe” pardon Malatya’ya gelmiş.

 

Tüm bunların yanı sıra bir de, son aylarda yaşananlar var ki, bunu yorumlamak çok kolay değil.

 

Seçim tarihi belirlendi, sandığa gidilecek gün belli.. Ama hala meclis hem de çok kritik kararlar için çalışıyor. Mevcut milletvekillerinin her birine ihtiyaç var. Dolayısıyla her biri, son ana kadar ‘el altında tutulması’ gereken durumda. Böylece, halkın çok şikâyetçi olduğu bir isimle, yapıyla hesaplaşılması mümkün değil. Halk kimi meclise göndereceğini bilmiyor, kendisinin elinde değil çünkü. Verilen oylarla, sadece hangi partinin kaç milletvekili götüreceği ortaya çıkacak.

 

Yaşananlar karşısında, yaşı 40’ın üzerindekilerin hatırlayabileceği, renkli bir Malatyalı hemşerimizin meselesi aklımıza geliyor.

 

Lakabı Fır Faik’ti merhumun. Aklı hoş hemşerilerimizdendi. Elinde sazla dolaşır, sıtma görmemiş sesini caddelerde, kahvelerde duyardınız. Büyüklerin anlattığına göre bu Fır Faik, aynı zamanda iyi de bir duvar ustasıymış. En büyük özelliği de, çok hızlı çalışmasıymış. Öyle ki, ustanın Fır Faik olduğunu öğrenen ameleler, onunla birlikte işe gitmek istemezlermiş, çok yorar diye.

 

Dedik ya… Çok hızlı duvar örermiş merhum. Bir gün yine bir işe gitmiş. Bu başlamış duvar örmeye… “Harç ver.. Tuğla ver.. Harç ver.. Tuğla ver..” diye ve tabi giderek çok hızlanan bir şekilde amelelere talimat vererek. Ameleler kan ter içerisinde harç-tuğla yetiştirmeye çalışırken, duvar süratle yükselmekte, Faik Usta da iskele üzerinde duvarı örmeye devam etmekteymiş.. Durum böyle giderken, Fır Faik iskelenin üzerinden aniden dönmüş “Gaçılın tuvar geliyi… (Kaçın duvar yıkılıyor)” diyerek kendisini ileriye fırlatmış, ameleler zor kaçışmış. Harçları tam kurumayan, şartlarına uygun bir zamanlama ile yapılmayan duvar, ne kadar düzgün görünse de yıkılmış..

 

Bizde son dönemdeki gelişen siyasi koşullar, belirsizlik, alelacele yapılan meclis faaliyetleri Fır Faik’in duvar meselesini hatırlattı..

 

Sonunda duvar üzerimize gelecek gibi!..

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."