Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

Ahmet Çakır’ın 5 Yılına Dair

Ahmet Çakır’ın 5 Yılına Dair
  • 27.12.2015

Niyazi DOĞAN

dogannd@gmail.com

İngiliz işgaline / emperyalizme / emperyal zulme / emperyal ahlaksızlığa / küresel sömürüye karşı verdiği direniş mücadelesi ve İngilizlere diz çökerten duruşu ile bağımsızlık hareketlerinin ölümsüz isimlerinden biri haline gelen Hintli Lider Mahatma Gandi, bir gazeteci ile yaptığı söyleşi sırasında, gazetecinin “Batı Medeniyeti hakkında ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki sorusuna “Olsaydı iyi olurdu” sözleri ile cevap verir. 

Konumuzun Gandi ile ilişkisi yok. 

Lakin, AKP’nin büyükşehir belediye başkan adayını belirlemesine kısa süre kala, sıklıkla karşılaştığım ‘Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın 5 yıllık hizmetleri hakkında ne düşünüyorsun?’ sorusu karşısında ilham kaynağı Gandi olan bir cevap veriyorum: ‘Olsaydı iyi olurdu’. 

Çok mu ağır oldu? 

Haksızlık mı yapıyorum? 

Ahmet Çakır yönetiminin hiç mi takdir edilecek çalışması yok? 

Hiç mi doğru ve güzel bir proje hayata geçirmediler? 

Klasik olacak ama tüm bu sorular için ‘Bozuk saat bile her gün iki defa doğruyu gösterir’ klişe cümlesini hatırlatmanın tam da yeridir. 

Siz eğer, son 5 yılda yıllık ortalama bütçesi yaklaşık 250 milyon TL olan, her yıl çeşitli kurumlardan 40-50 milyon TL’yi borçlanarak kasasına aktaran, iktidar partisine mensup olmanın tüm avantajlarını kullanarak İller Bankası’ndan ve bakanlıklardan sunduğu her proje için istediği kadar kredi çıkarabilen, hiçbir dönemde görülmediği şekilde türedi vergiler / harçlar icat ederek vatandaştan tahsilatçı despotluğu ile cebren ve yasal kılıflı alacak icadıyla milyonlarca lira tahsil eden, 5 yılda içme suyuna yaklaşık % 300 zam yaparak kasasını dolduran ve elinde ne var ne yok satan bir belediyenin, tüm bu finansal kaynak zenginliği ve politik destek avantajı ile;

Devasa 5 yılı, bir kar yağışı sonrası tuz ruhu dökülmüş gibi çözülen kaldırımlar yaparak, yapımından bir ay sonra her yüz metrede bir çöküntüler meydana gelen asfalt sererek, ne işe yaradıkları henüz tespit edilemeyen birkaç semt konağı ve taziye evi olarak projelendirilen ancak daha sonra ahbap-çavuş derneklere hediye edilen birkaç bina inşa ederek, Kuzey kuşak yolunda kaplumbağa hızıyla yol açarak, mimarisi taklit bir nikâh sarayının temelini atarak, Kernek meydanını betonlaştırarak, tamamlandığı halde, mevzuata aykırı biçimde inşa edildiği için 2 yıldan bu yana açılışı bile yapılamayan semt pazarı kurarak ve 2 yılda sadece maketini sergilenebilen hayali Horata Projesi’ni belediyecilik olarak nitelendiriyorsanız, eyvallah haklısınız, haksızlık yapıyorum. 

AKP Hükümetinin yerel yönetim bazında Malatya Belediyesi’ne oluk oluk para akıttığı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her türlü desteği verdiği 5 yıllık dönemin en önemli övünç kaynağı icraat, şayet şehir merkezinin birkaç km2’lik alanının kaldırımlarla, bol miktarda aydınlatma direkleriyle donatılması ise ve siz buna belediyecilik diyorsanız, haklısınız, haksızlık ve insafsızlık yapıyorum. 

Malatya ölçeğinde kimi belediyeler, geleneksel kent merkezlerindeki hayat kalitesini yükselten, kent dokusunu koruyan hizmetlerle birlikte, geleneğin mirası – geleceğin perspektifi bağlamı içinde harmanlanmış, referansı olan yeni şehirler üretirken; Malatya’nın içi boş ‘Marka şehir’ söyleminin ardına gizlenen dar alanda rantsal paslaşmalarla yönetilmesi belediyecilikse, doğrudur, haklısınız yanlış yapıyorum. 

Oysa Cemal Akın döneminde başlamış, Ahmet Çakır döneminde ise belirgin biçimde tescillenmiştir: 

Şehir, geleneksel sermayenin yanı sıra, para ve iktidar şehvetine yenik düşmüş, gözü sadece Yeşiltepe’deki şehir mezarlığına gömüldüğünde bir avuç toprakla doyacak denli aç gözlü, sebepsiz zenginleşme sayesinde sağlıksız, hazırlıksız ve içeriksiz sınıf atlamanın yarattığı tüm bireysel ve toplumsal hastalıkları bünyesinde barındıran kimi SÖZDE muhafazakârların talan alanı haline getirilmiştir. 

AKP’nin en güçlü olduğu yıllara karşılık gelen yaklaşık 10 yıldan bu yana, gerçek iki mağdurunun özgürlüklerinin gasp edildiği / gasp edilmeye devam edildiği 28 Şubat sürecinde, birçoğu sinerek, korkarak, susarak, boyun eğerek, eğilerek, hatta dönemin kudretlileri ile iş tutarak, itiraflayarak, pişmanlık dilekçesi yazma sırasına girerek, laik otoritelere İslamcı olmadığını kanıtlamak için binbir manevra yaparak zilletin kitabını yazan, tüm bunlardan sonra ise eşi görülmemiş bir pişkinlikle 28 ‘Şubat mağduru’ kartviziti ile ihale sırasına giren, ‘28 Şubatın açtığı yaraların’ ancak belediye meclisinde görüşülen ihale ve imar maddelerinin yanı sıra  belediye şirketlerinin içinin boşaltılarak tedavi edilebileceğini savunan yeni rantiyeci çevre, Ahmet Çakır ve ekibinden büyük destek görmüş, Malatya’yı, kamu çıkarları aleyhine, bireysel ve grupçu çıkarlar lehine kentsel rant devşirme alanına çevirmiştir. 

Bunlara ilave olarak, İstanbul ve uluslararası sermayenin Türkiye uzantılarının Malatya’daki ticari ve ekonomik çıkarlarının gerektirdiği her tür düzenleme kent dokusu, kent kimliği, kamusal çıkarlar ve hukuk bütünüyle bypass edilerek gerçekleştirilmiş, Malatya bu yönüyle daha fazla sömürülme uğruna tüketilen bir kent olmakla yüz yüze gelmiştir. 

Malatya…

Şehrin özgür ruhu beton yığınları arasına kelepçelenmiş / geleneksel yeşil dokusu, yeşili, fidanı ve ağacı yükselten İslamî kültürden geldiğini iddia eden Malatya Belediyesi yöneticilerinin ve belediyeden nemalanan malum çevrelerin betonu, binayı, masayı, kasayı, parayı, arabayı, araba sevdasını yücelten ihaneti ile yok edilmiştir. 

Şehir medeniyet, medeniyet şehirdir. Ne ki, bu şehir, medeniyet tasavvuru olmayan / tüm tasavvuru inşa ettikleri sitelerdeki binaların kat yoğunluğunu sahte belgelerle arttırarak daha fazla para kazanmaya ayarlı, ihale meşalesini yere düşürmeme mücadelesi veren zihinlerin ve belediye yöneticilerinin küçük / derinliksiz dünyasına mahkûm olmuştur yıllardır. 

Bir Fransız besteci “Müzik, notaların arasındaki boşluklardır” der. Entelektüel bir mimar ise, mimarı ‘binaları değil, insanların yaşadığı boşlukları tasarlayan’ olarak tarif eder. 

Şehir de böyledir. İnsanın nefes alabildiği, yürüme keyfini yaşayabildiği, bisiklet pedalını çevirerek işine gidebildiği, bir çiçeği koklayabildiği, bir ağacın kendisiyle birlikte nasıl büyüdüğünü gözlemleyebildiği, her türden ağacın ve çiçeğin sarmaladığı bir parkta arkadaşlarıyla birlikte çayını yudumlayarak sıcak bir sohbeti çevirdiği, suların şırıltısını bir şiir gibi dinleyebildiği, kitabını okuduğu, mekânların olduğu yerdir şehir. Şehir kültürdür, estetik mimaridir, tarihtir, soyut ve somut kültürel / tarihsel / mirastır.  Yani sadece AVM’lerin, iş merkezlerinin, sitelerin olmadığı, ucube binalara, beton yığınlarına, zamanın ve insanın trafik kaosuna boğulmadığı mekânlardır şehirler. 

Ahmet Çakır ve ekibinin yönetimindeki Malatya Belediyesi ve belediyenin çeperine yapışmış kimi çıkar gruplarının belediyeciliği ise, insanlara yaşam alanı bırakmamaya, şehir merkezindeki park ve bahçeleri, meydanları büyütmek, güzelleştirmek yerine tahrip etmeye, ağaçsızlaştırmaya, yok etmeye, betonlaştırmaya, otopark yapmaya, kısaca şehrin ekolojisini, dokusunu, doğal ve kültürel değerlerini imhaya ayarlıdır. 

‘İnsan merkezli belediyecilik’ sloganını kusmamız gelecek kadar tekrarlamalarına karşın sermaye ve rant merkezli belediyeciliğe tavan yaptırmaya endekslidir.

Çünkü Cemal Akın ve Ahmet Çakır belediyeciliği ile yönetilen Malatya’nın son 10 yılı sermayenin çıkarları doğrultusunda ihya değil, imha eksenli politikaların uygulanma alanıdır. 

Gelinen noktada ise, Malatya cellâdına gülümseyen bir şehirdir artık.

Toplum, değişmez bir sosyal uyuşturulma hali ve imal edilmiş rızanın vecdi ile kendinden geçmiş, adı büyükşehir, gerçekliği ise büyük kasaba olan bir mekânda şehrinin tasarlanmış cinayetine avucunu patlatırcasına alkış tutmaktadır. 

Oysa yok edilen kendisinin hikâyesidir. Yok edilen kendisinin geçmişi / belleği / bugünü ve geleceğidir. 

30 Mart 2014 yerel yönetim seçimlerinde partisinden bu defa büyükşehir belediye başkanlığı için aday adayı olan Ahmet Çakır dönemine ilişkin genel çerçevedeki bu değerlendirmeden sonra sıra bu eleştirel yaklaşımın içini doldurmaya gelmiştir artık:

ÖLÜMCÜL HATA: BELEDİYE KAPILARINI HALKA KAPATAN KADRO

Ahmet Çakır 2009’da AKP’ye, daha doğrusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verilen oylarla Malatya Belediye Başkanlığı makamına oturduktan sonra en önemli yanlışı kadrosunu örüntülerken yaptı. Malatya Belediyesi’nde 20-30 yıldan bu yana paylaştıkları postları korumak konusunda artık ustalaşmış yerleşik düzene teslim olmanın ötesinde, bu kadroyu yönetecek üst düzey atamalarla gelen başkan yardımcıları ve başkanın yakın adamları Malatya halkı ile belediyenin bağını en alt düzeye düşürdü. Halkın belleğindeki ‘Allah kimseyi mahkeme koridorlarına düşürmesin’ cümlesi Ahmet Çakır döneminde ‘Allah kimseyi Malatya Belediyesi koridorlarına düşürmesin’ şeklinde yeni bir kullanım ve yaygınlaşma alanı kazandı. Halkın belediye ile olan işlerinde bürokrasinin azaltılması yerine daha fazla hiyerarşiye tabi tutulan işlemlere mahkûm edilmesi vatandaşın belediye ile olan ilişki bağını bir hayli zayıflattı. Bu durum devlet bürokrasisini azaltmakla ve vatandaşa hizmet verirken kalite standartlarını yükseltmekle övünen AKP’nin Malatya Belediyesi nezdinde yanlışlanması anlamına geliyordu. Özellikle birimler arası koordinasyondan ve yönetim, hizmet kalitesini yükseltmekle görevli olan bazı başkan yardımcıları, vatandaş odaklı çalışması gerekirken kendilerini o makamlara oturtan grupların çıkarlarını temsil ettiler, bu yolda çalıştı. Başkan yardımcılarının ve başkanın yakın çalışma ekibindeki diğer post sahiplerinin halktan kopuk tutumu ve bazılarının ‘küçük dağları ben yarattım’ modundaki kibirli davranışları vatandaş-belediye ilişkisinin minimum düzeye inmesine yol açtı. “Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar” misali, Malatya Belediyesi’nin varlığını kendi varlığına borçlu olduğuna inanan, hastalıklı bir psikolojinin esiri olan kimileri, halkla ilişkilerini, odasında belediye çalışmalarına dair yasal bir maruzatını, talebini ya da itirazını bildiren mahalle muhtarlarını kovma sınırına taşımak konusunda hiçbir sakınca görmedi. Halka kapılarını kapatarak, kendi özel gündemini takip eden başkan yardımcıları ve siyaseten başkanla birlikte belediyeye gelen başkanın yakın adamları, Malatya Belediyesi’nin hizmet üretme yeteneğine ket vurduğu gibi Başkan Ahmet Çakır’ın siyasi geleceğine zarar vermek yolunda ‘önemli’ işlere imza attı. 

ORKESTRASINI YÖNETEMEYEN ŞEF 

Ahmet Çakır, yönetim ve hizmet üretme yeteneği olan bir kadro kurgulayamadığı gibi, kurduğu kadroyu da yönetemedi. Başkan yardımcıları, daire müdürleri Başkan Ahmet Çakır’dan bağımsız çalıştı. O kadar ki zaman zaman Malatya Belediyesi’ni Başkan Ahmet Çakır’ın değil AKP İl Başkanı’na yakın bir başkan yardımcısının yönettiği iddiaları yoğunlaştı. Başkan yardımcıları, yakın adamları, daire müdürleri ve şirket müdürlerinin her biri kendilerine ait özerk yönetim ve egemenlik alanı yaratarak, Malatya Belediyesi’nin stratejik plan ve hedefleri ile ilgisi olmayan özel gündemler oluşturdu ve bu gündemlere ait maddeleri hayata geçirmek için çalıştı. Koordinasyonsuzluk, birimlerin birbirinden bağımsızlığı ve ilişkisizliği, bir birimin yaptığını diğerinin yıkması, uyumsuzluk ve kadroların her daim kaotik huzursuzluk ortamı içinde görev yapmak zorunda kalması, hizmet kalite standartlarını bir hayli aşağı düşürürken, etkin ve verimli çalışma ilkesi Malatya Belediyesi’nin gündemine hiçbir zaman sahici bir şekilde girmedi. 

Özellikle, Türkiye’yi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı dünya ölçeğinde bir hayli zor duruma düşüren, Başkan Ahmet Çakır’ı da Başbakan Erdoğan nezdinde çok sıkıntılı bir pozisyonla karşı karşıya bırakan Ermeni Mezarlığı’ndaki yıkım konusunda, yaşanan büyük tartışmalar sırasında Başkan Çakır’ın ‘Yıkım emrini ben vermedim. Zaten yıkımın yapıldığından da haberim yoktu’ şeklinde açıklama yapması aslında Malatya Belediyesi’nde işlerin nasıl yürüdüğünü göstermesi açısından anlamlı bir örnek olaydır. 

Diğer yandan, Ahmet Çakır’ın ekibinden, başkan yardımcıları Hasan Atay, Selim Pilten, Fatih Güven, yaklaşık 3 yıl başkan Çakır’ın yardımcılığını yaptıktan sonra, ‘Boylu Fidan Alımı İhalesi’ndeki usulsüzlüklerin ortaya çıkmasından sonra kendisine bağlı daire müdürlükleri diğer başkan yardımcılarına bağlandığı için görevinden ayrılmak zorunda kalan Abuzer Kabakaş ve Kayısı Festivali ruhunu yok eden uygulamaların müellifi Kültür A.Ş. Müdürü Murat Nalçacı’nın belediye başkan aday adayı olmak için büyük bir heyecan ve en alt düzeyde 150-200 bin TL gerektiren seçim kampanyaları ile sahneye fırlamış olması, Ahmet Çakır’ın büyük umutlarla belediyeye taşıdığı ekibinin Malatya ve Malatya Belediyesi’nin başarısı için değil, bulundukları makamı ve bu makamın yetkilerini kendi şahsi ikballeri yolunda kullandıklarını anlatması babında çarpıcı bir örnektir. 

Başkan Çakır’ın ekibini yönetemediğinin bir başka göstergesi, belediyeye taşıdığı ekibinin yılın önemli bir bölümünü yurt dışında ve Türkiye turunda geçirmesi, arada bir de Malatya Belediyesi’ne uğrayarak keyif kahvelerini yudumlamalarıdır. Başkan yardımcılarının ve daire müdürlerinin Başkan Çakır’ı bilgilendirme ihtiyacı duymadan dünya ve Türkiye seyahatleri yapmaları, gerçekte belediyedeki işleri ile ilişkisi olmayan bu turlar için görev kisvesi uydurmaları ise hiç de zor değildir. Durum o kadar trajikomiktir ki, Ahmet Çakır’ın belediyeye taşıdığı yöneticilerden biri kafasına göre takılır, Malatya’dan sıkılmıştır, birazcık hava almak için Amerika’ya uzanır ama belediyede bu zatın nerede olduğunu Başkan Çakır dâhil bilen yoktur. 

İki kelimeyle: Tas kayıptır. Tası arayan da yoktur zaten…

Başkan Çakır’ın, ekibini doğru seçemediği ve anlamlı hedefler etrafında örgütleyemediğini görünür kılan bir başka unsur ise, yakın adamları olarak belediyeye taşıdığı birçok ismin bugün bir çeşit ‘siyasi ihanet’ içinde yer alarak, AKP’den Çakır’a rakip olan büyükşehir aday adaylarına çalışmasıdır. Ancak, bugün ‘Çakır’ın adamı’ unvanı ile belediyede post sahibi olan ve Çakır’ın rakiplerine yatırım yapanların, aynı davranışı gelecekteki bir başka seçimde de yeni sahibine karşı sergilemesinin ve dosya taşıyıcılığı yapmasının sürpriz olmayacağını not düşmek gerekir sanırım.  

Başkan Çakır’ın ‘yakın adamları’ olarak belediyeye taşıdığı isimler arasında Protokol Müdürü Mustafa Katipoğlu’nu ayırarak, ona pozitif anlamda bir parantez açmak gerekir diye düşünüyorum. Bu parantezde vurgulamak istediğim ise, Katipoğlu’nun Protokol Müdürlüğü’nün çok ötesinde üstlendiği işlevlerle Başkan Ahmet Çakır’ın halkla, vatandaşla ilişkisinde olumlu bir iletişim kanalı kurma başarısı göstermiş olmasıdır. Bunu da bir hakkın teslimi olarak söylemek gerekiyordu, söyledik.

HUKUKSUZLUK – KEYFİLİK RUTİN UYGULAMALARA DÖNÜŞTÜ 

Odak noktasında insanın yaşam kalitesini yükseltmek ve insanca yaşamı mümkün kılan şehirler üretmek olan bir yerel yönetimin vazgeçilmezleri arasında yer alması gereken hukukilik, yasallık, saydamlık, eşit muamele, kaynakların verimli kullanılması, hızlı ve etkin hizmet üretilmesi ilkeleri Malatya Belediyesi’nde ‘vazgeçilmez’ değil, tersine ‘vazgeçilmesi gereken’ ilkeler olarak pratiğe aktarıldı. 

Başta imar uygulamaları ve büyük çaplı ihaleler olmak üzere hukukilik, yasallık ve mahkeme kararlarını uygulamak gibi normlarla kendini yükümlü görmeyen, Malatya’nın geleceğine yönelik yaşamsal önemdeki çok sayıda karar ve işlemi bütünüyle denetim mekanizmalarından bağımsız biçimde yürüterek keyfi bir yönetim anlayışı sergileyen Ahmet Çakır yönetimi başta ‘Kat Yoğunluğu’ endeksli büyük imar yolsuzluğu, MalatyaPark AVM, Hilton Otel, Vilayet Park, Hançe Parkmetre Olayı, şuyulandırma uygulamaları, Fidan Alım İhalesi, Trambüs ihalesi gibi konularda tam anlamıyla skandal uygulamalara imza attı. MOTAŞ’da milyonlarca liralık zarara yol açan yolsuzluk iddiaları adli makamlara taşındı. Yolsuzluk iddialarını yargıya taşıyan belediye memuru aldığı tehditler yüzünden emniyetten koruma talep etmek zorunda kaldı. 

10 KM2 ALAN İÇİNDEKİ BELEDİYECİLİK OYUNUNUN PERDE ARKASI: KENT KEMİRGENLERİ KENTSEL RANTI DEVŞİRİYOR 

Anadolu’nun AKP’li belediye başkanlarının ve şimdilerde profesöründen ilkokul mezunu aday adayına kadar ezberledikleri ve her fırsatta kullanarak kendilerine yetkin belediyeci süsü verdikleri bazı tekerlemeler vardır: Bunların en ünlüsü işbaşına geldiklerinde mutlak biçimde tersini yaptıkları ‘İnsan merkezli belediyecilik’, bir diğeri asla semtine uğramadıkları ‘Ortak akılla yönetim’dir. AKP’li başkan, aday ya da aday adaylarının bir başka tekerlemesi ise ‘Şehrin tek merkezlilikten kurtarılıp çok merkezli bir yapıya dönüştürülmesi’dir. Bu kavramlara tekerleme nitelemesi yapmam, kavramların içerdiği anlama eleştirel yaklaşmamdan kaynaklanmıyor. Tersine, AKP’li yerel siyasilerin bu kavramları rüyalarında bile tekrarlayıp, sıra pratiğe aktarmaya gelince, bu kavramların ruhuna bütünüyle ters bir pratik geliştirmelerini deşifre ediyorum. 

Ahmet Çakır yönetimi, kendisinden önceki Cemal Akın yönetimi gibi Malatya’nın tek bir merkeze sıkıştığını, bunun böyle devam edemeyeceğini, kentin çok merkezli bir yapıya kavuşturulması gerektiğini, bunun için ne gerekiyorsa yapacağını açıkladı, defalarca da tekrarladı. 

Fakat, kent kemirgenlerinin nüfuz alanından bağımsız hareket edemeyen, halkın / kentin çıkarları yerine köşe başlarını tutmuş çıkar gruplarını önceleyen Ahmet Çakır ve ekibi, bırakın Malatya’nın çok merkezli bir yapıya evrilmesi için çalışmayı, tek merkezli yapıyı daha da güçlendiren bir politika izledi. 

Şehrin yapısal sorunlarını çözmek yolunda planlama yapmak yerine, Adnan Menderes dönemindeki ‘Bize plan değil pilav lazım’ zihniyetinin bugünkü temsilcileri, büyükşehir unvanı verilen Malatya’yı kentin birkaç ana caddesine hapsetti. Büyük sermayenin otellerinin, özel hastanelerinin, bankalarının, iş merkezlerinin, özel okullarının kentin en yoğun aksı üzerine yapılmasına türlü imar oyunları, usulsüzlükleri ve yolsuzlukları ile izin verildi. 

Yeni kentsel mekânların üretilememesi, Ahmet Çakır yönetimini başarısız kılan bir başka önemli unsurdur. 10 km2 alan içinde 5 yıl boyunca süren belediyecilik oyununun çıktısı,  kentin ekonomik değeri bir hayli yüksek geleneksel merkezlerinin rantının geniş kitleler aleyhine, belediyeyi kuşatan yakın çevrenin ve ideolojiyi paraya çeviren grupların lehine paylaşılması olarak gerçekleşmiştir. 

Bu durum sadece kentin sağlıklı bir yüzeye dayanarak gelişmesini engellemekle kalmamış, gerilemesine, kaotik / insanı çıldırma noktasına getiren trafik sorununa ve çarpık yapılaşmaya zemin hazırlamış, kent mekânlarının değişen insan ihtiyaçlarını karşılamak konusundaki kabiliyetini de bir hayli zayıflatmıştır. 

Özetle kentin ürettiği ortak değer, kente ve kentlilere geri dönmedi. Tüm bu plansız, programsızlığın cefasını her zaman olduğu gibi halk çekti. Trafik üzerinden basit bir örnekle, Doğu-Batı aksına kümelenen özel hastaneler, bankalar, alışveriş merkezleri, oteller ve özel okullar trafik yükünü kaldıramayan ulaşım altyapısını daha da geriletmiş, Tekke Camii mevkiinden Batı yönüne seyreden bir otomobilin İstasyon Kavşağı’na ulaşma süresi normal bir trafik akışında maksimum 10 dakika iken bugün bu süre 30-40 dakikaya çıkmıştır.  

KAYNAKLARIN VERİMLİ KULLANILMASI SINAVI:  SIFIR 

Ahmet Çakır yönetimi, Malatya Belediyesi’ne AKP iktidarının büyük desteği ile akan devasa ölçekteki parasal kaynakların doğru yerde, doğru zamanda, klasik deyimiyle etkin ve verimli biçimde kullanılması ve finansal kaynakların şehrin hiyerarşik önceliklerine göre kanalize edilmesi konusunda, sınıfta kalmasını gerektiren oldukça kötü bir performans sergilemiştir. 

Belediyenin hem halkın yaşam kalitesini düşüren, hem de büyük ekonomik israfa yol açan Malatya’yı ‘yap-boz’ tahtasına çeviren uygulamaları, en çok da kaldırım yapım çalışmalarında ve kent trafiği düzenlemelerinde kendini gösterdi. Kaldırımlar, araç ve yaya trafiğinin durumu hesaplanmadan düzenlendi, daha doğrusu düzenlenemedi. 

‘Malatya Belediyesi’nde mühendis var mı?’ sorusunu sorduracak kadar büyük bir beceri yoksunluğu ile ya da yeniden ve yeniden harcamak amacından kaynaklı şark kurnazlığıyla, cadde ve sokaklarda yapılan kaldırım ve yol çalışmaları yapıldıktan birkaç gün sonra yeniden söküldü, yeniden yapıldı, yeniden söküldü yeniden yapıldı. 

Sayısız örnekten sadece biri: Necip Fazıl Caddesi’ndeki kaldırım ve yol çalışmaları mühendislik rezaleti olarak kayıtlara geçti. Bu caddede özellikle belediye otobüslerinin sorunsuz dönüşünü sağlayacak sonuca ulaşmak için kaldırımlar ve yaklaşık 300 metrelik yol 6 ay içinde en az 3 defa bozuldu ve yapıldı. 

Refüj ve kavşak peyzaj düzenlemesinde de durum farklı değildi. Bu tür mekânlarda yapılan düzenlemeler bir yıl içinde birkaç defa bozuldu, yeniden yapıldı. 

Kent merkezine farklı bir hava kazandıracağı iddiasıyla kurulan ışıklı desen süslemeler Malatya’nın soğuğuna dayanamadı, çoğu toplandı ve Malatya Belediyesi’nin milyonlarca liraya aldığı ve kurumaya terk ettiği fidanlar gibi Park Bahçeler Müdürlüğü’nün çöplüğüne atıldı. Gerçekte çöpe atılan ise, ışıklar ve her biri 3 asgari ücrete eşdeğer fiyatla alınan fidanlar değil, Malatya halkının milyonlarca lirasıydı. 

Özellikle mevsimlik çiçekler kimi belediyeler için tam bir yolsuzluk ve usulsüzlük alanıdır. Kâğıt üzerinde binlerce, onbinlerce çiçek satın alındığını gösterebilir, istediğin miktarda parayı transfer edebilirsin çünkü. Hesabını soran yok da, hasbelkader sorulduğunda ise, ‘Bu çiçeklerin ömrü 1 aydır. Dikildi, soldu ve söküldü’ der işi bitirirsin. 

Malatya Belediyesi’nde mevsimlik çiçek konusunda tam anlamıyla bir kaynak israfı yaşandı. Belediye yetkililerinin, Malatya Belediyesi’nin imkânları ile çok düşük maliyetle Malatya’da rahatlıkla yetiştirilebileceğini söylediği mevsimlik çiçeklere milyonlarca para ödendi, kaynak israfı yapıldı. 

Daha sonra ayrıntıları ile yazacağımız Parkmetre İhalesi ve Boylu Fidan Alımı İhalesi’nde somutlaşan ve Malatya Belediyesi’ni trilyonlarca lira zarara uğratan ihaleler de Ahmet Çakır yönetiminin kaynak savurganlığını göstermesi bakımından unutulmaz örnekler arasında yer almaktadır. 

MAHALLELER / BÖLGELER ARASI GELİŞMİŞLİK FARKINI DERİNLEŞTİRDİ 

Ahmet Çakır, henüz AKP Belediye Başkan Adayı olduğu günlerde, seçim stratejisini Malatya’da çevre yolunun üstündeki mahalleler ile çevre yolunun altındaki mahalleler arasındaki gelişmişlik farkını gidereceğine vurgu yaparak, az gelişmiş bölgeler üzerine kurmuş ve “Bizim 5 yıllık hizmet süremiz içinde Çevre yolunun altı ile üstü arasında bir fark kalmayacak” sözünü vermişti. 

AKP adayı açısından sorunlu bir söylemdi bu aslında. Çünkü birileri çıkıp ‘Sizden önce de bu şehri AKP’li bir başkan yönetiyordu. Neden o dönemde de buraya hizmet gelmedi. Neden sizden önceki AKP’li belediye bu farkı gideremedi?’ diye sorabilirdi. Ama Çakır’ın emin olduğu bir gerçek de vardı: Özellikle az gelişmiş bölgelerdeki kitleler Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki bir partiyi sorgulamayı artık ‘günah’ mertebesine çıkarmış, liderine sorgusuz-sualsiz bir tutkuyla bağlanmıştı. 

Ancak, sıradan vatandaşın, özellikle az gelişmiş mahallelerde kümelenmiş kırsal kökenli geniş kitlelerin Başbakan Erdoğan’a olan sevgi ve sadakati yerel yöneticilerin iştahla sömürdükleri güçlü bir sosyolojik alandı. 

Ahmet Çakır’ın, Çevre yolunun altındaki mahallelere özel vurgu yapmasının en önemli nedeni ise, Malatya’nın en az ya da az gelişmiş bölgelerinin seçimin kaderini tayin edecek büyüklükte seçmen barındırması ve bu seçmenin, sömürülmeye hazır Başbakan Erdoğan sadakatiydi. 

Ne ki, Çevre Yolu’nun altındaki mahallelerin kaderi Ahmet Çakır’ın yönetim döneminde de değişmedi. Ne diyordu o meşhur şarkıda: ‘Yine bana hüsran, yine bana esmer günler düştü’.

Çevre Yolu’nun altındaki mahallelerin kronikleşmiş sorunlarından hiçbiri çözülmedi. Kronik altyapı sorunları giderilmedi. İnsanca yaşamı olanaklı kılan, mahalle sakinlerinin hayat kalitesini yükselten doğru-düzgün bir proje uygulanmadı. Bu mahallelerin mülkiyet sorunları giderilmedi. Bazı mahallelerin ana caddelerinin asfaltlanması ve kaldırım yapılması AKP’nin sadık takipçilerinin diline birer parmak bal çalınması düzeyinde kaldı. Kısaca, Çevre Yolu’nun altındaki mahalleler ile üstündeki mahalleler arasında gelişmişlik farkı giderilemediği gibi, iki yaka arasındaki gelişmişlik farkı daha da büyüdü. Jack London’ın ‘Uçurum Halkı’ndaki sefalet manzaralarını anımsatan sahneler Ahmet Çakır döneminde de çoğalarak devam etti. 

BELEDİYE MECLİSİ 5 YILINI 10-15 MAHALLEDEKİ İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ MADDELERİNİ GÖRÜŞEREK GEÇİRDİ 

Belediye Meclisi belediyelerin karar organlarıdır. Yani belediye meclislerinde alınan kararlar, bir bakıma o kentin kaderini belirleyen yerel yasalardır. Ancak Malatya Belediye Meclisi’nde somutlaşan haliyle belediye meclisine seçilen üyelerin, bu sorumlulukları ile doğru orantılı bir tutum içinde faaliyette bulunduklarını söylemek mümkün değildir. 

Çoğunluğunu AKP’li üyelerin oluşturduğu (Saadet Partisi’nden transferlerle 33’e 4) Malatya Belediye Meclisi üyelerinin büyük bölümü, hukuki, yasal ve ahlaki sorumluluklarını yadsıyarak, partizanca ve ekonomik ilişkiler sarmalında ya da üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olmadan görev sürelerinin son demlerine girdi. 

Bu yazıyı yazmaya başladığımda, masamın üzerine Malatya Belediye Meclisi’nin son 10 yılına ait karar dokümanlarını koydum. İnanmayanlara bu kararları incelemeleri için verebileceğim sözüyle şunu belirtmeliyim ki, Malatya Belediye Meclisi, Cemal Akın döneminde olduğu gibi Ahmet Çakır dönemindeki 5 yılını da Malatya’nın ekonomik değeri yüksek geleneksel merkezini oluşturan 10-15 mahalledeki imar maddelerine el kaldırıp indirmekle geçirmiş, Malatya’nın gelişmesi sadedinde ilaç niyetine olsa 3-5 karara imza atmamıştır. 

Malatya Belediye Meclisi’nin gündem listelerini inceleyin, bu listedeki maddelerin % 90-95 oranında imar maddelerine ait olduğunu göreceksiniz. Gündemli maddeler bir yana, gündem dışı verilen önergelerin % 98’i da imar planı değişikliğine ilişkindir. 

‘Bir belediye meclisi imarla ilgilenmeyecek de ne ile uğraşacak?’ şeklindeki sorunuzu duyar gibiyim. Katılıyorum size. Fakat bu imar maddelerinin Malatya’nın planlı kentsel gelişimi, sağlıklı kent yapılanması ve yaşam kalitesini zenginleştirecek imar uygulamaları ile ilgili değil, tek tek bireylerin, şirketlerin ve grupların Malatya kent merkezinin sıkıştırıldığı kentsel değeri yüksek birkaç mahallede var olan mülklerinin değerinin yükseltilmesini amaçlayan imar planı değişikliğine dair kararlar olduğunu söylersem ve bunu ispatlayacak yüzlerce meclis kararı önünüze bırakırsam sanıyorum o soruyu sormamış olmayı tercih edeceksiniz. 

Malatya Belediye Meclisi 5 yıl boyunca, Malatya Belediyesi birimlerinde ve belediyeyi kuşatan çeşitli mahfillerde pişirilip gündem maddesi haline getirilen imara ilişkin kararlarında, özel mülkiyet sahiplerinin özellikle cins değişikliği, -örneğin konut alanının akaryakıt istasyonuna dönüştürülmesi-, yoğunluk artırımı, imar planı değişikliği gibi kent merkezinde insan, araç ve ticari faaliyeti yoğunlaştıran faaliyetler için çalıştı, çaba harcadı. 

Doğal başkanı Belediye Başkanı Ahmet Çakır olan Malatya Belediye Meclisi bu haliyle, Malatya’ya karşı üstlendiği büyük sorumluluğu yerine getirmemiş, şehri korumamış, şehre karşı suç işlemiş, böylelikle iktidar sahiplerinin mutluluğunu sağlamak dışında herhangi bir endişeye sahip olmamıştır. 

MALATYAPARK AVM VE MGG’YE “YASALAR ÜSTÜ DESTEK”..

İdarenin mahkeme kararlarını uygulamaması ilgili yasalara göre suçtur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların Sonuçları” başlıklı 28.’nci maddesinin 1.  fıkrasında; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez” açık hükmüne karşın Malatya Belediyesi birçok konuda mahkeme kararlarını tanımadı, yok saydı, yargı kararlarını uygulamayarak suç işledi.

MalatyaPark AVM’nin İmar Yasası ve Özelleştirme Mevzuatı’na aykırı biçimde inşa edilmesi, yine İmar Yasası’na aykırı biçimde cins değişikliği ile ticaret-konut-turizm ve sağlık tesisi alanına dönüştürülmesi ve yapı kullanım izin belgesi olmadan faaliyete geçmesi konusunda Malatya İdare Mahkemesi’nde görülen dava kapsamında mahkemenin vermiş olduğu ‘AVM’nin faaliyetinin durdurulması’ yönündeki kararı yok sayıldı. 

Mahkemenin kararı gereğince AVM’nin mühürlenerek faaliyetlerinin durdurulması yönündeki kararı uygulanmadı. Ahmet Çakır yönetimi, insanların zekasıyla dalga geçercesine ‘AVM’nin mühürlendiğini, ancak mührün nereye vurulduğunu’ bilinmediğini açıkladı. Malatya kamuoyunun çıkarı gereği konuyu takip eden duyarlı gazetecilerin bu konudaki ısrarlı soruları karşısında belediyenin yönetici konumundaki isimleri dalga geçerek ‘Biz AVM’yi mühürledik. Ama mührün nerede olduğunu bilmiyoruz. Çok merak ediyorsanız gidin siz bulun’ sözleri ile pişkince tavır sergiledi. Neyse ki, uzun süre sonra Bakış Gazetesi’nden arkadaşımız Gürhan Selan MalatyaPark AVM’deki bir etkinliği takip ettiği sırada tesadüfen Malatya Belediyesi mührünün nereye vurulduğunu görmüş ve fotoğraflayarak ‘O Mührü Bulduk!’ başlığı ile haberleştirmişti gazetesinde. Meğer, Malatya Belediyesi, kağıt üzerinde mahkeme kararını uygulamış gibi görünmek amacıyla olağanüstü zeka ürünü (!) bir hareketle kapatma mührünü, AVM’nin zaten kapalı olan bir kapısına iliştirerek ve de önüne büyük bir saksıyı yerleştirerek gizlemiş, böylelikle görevini yerine getirmiş olmanın derin huzurunu yaşamaya hak kazanmıştı. 

Belediye Başkanı Ahmet Çakır şimdilerde Malatyapark AVM binası için İmar Yasası’na aykırı biçimde yapı kullanma izin belgesi düzenlemek, Malatya İdare Mahkemesi’nin AVM’nin faaliyetinin durdurulmasına yönelik kararını uygulamamak, hukuki hiçbir geçerliliği olmayan yapı kullanma belgesi ile AVM’nin açılışına onay vermek, mahkemenin aksi yöndeki kararına karşın halen AVM’nin faaliyetlerine devam etmesine izin vermek gerekçesiyle hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Malatya 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. 

Ancak Başkan Ahmet Çakır, bu yargılamanın sonucunda herhangi bir ceza almayacağına olan derin inancı ile yaptıklarını savunup ve İmar Yasası’na aykırılığın sembolü haline gelen Malatya Girişim Grubu’na (MGG) ait MalatyaPark AVM’nin faaliyetlerine devam etmesine izin vermeye devam ettiği gibi, aynı gruba ait Hilton Otel’in belediyeye terk etmesi gereken alanı kendi özel mülkiyeti gibi kullanması konusunu gündeme getiren gazetecilere ‘Ne var bunda?’ sorusuyla cevap vermekten de imtina etmedi. 

Ahmet Çakır yönetimi Malatya Girişim Grubu’nun tüm yasadışı imar uygulamalarına, imar mevzuatının ruhunu katleden işgallerine göz yumar ve bu konudaki mahkeme kararlarını uygulamamak konusunda ısrarcı bir kol kanat germe yaklaşımı içindeyken, bir başka mahkeme kararı ile iptal edilen otobüs bileti zammı vatandaş aleyhine bir tutumla uygulanmadı. Mahkeme kararı ile geri alınması gereken otobüs bileti zammının vatandaşın sırtına vurulması konusunda hiçbir belediye yöneticisi ve belediye meclisinin pek muhterem çoğunluğu asla rahatsız olmadı. Başkan Çakır, sermaye gruplarının usulsüzlüklerine göz yumarken, mahkemenin, dar gelirli vatandaşlar açısından büyük önem taşıyan ‘Bilet zammının iptali’ kararının uygulanıp uygulanmayacağını soran gazeteciye ‘Ne münasebet?’ cevabını verdi. 

Mahkeme kararlarının uygulanmaması konusundaki bir başka örnek, önceki Vali Ulvi Saran’ın talimatıyla, terör örgütü üssü basılır gibi, 100’ün üzerinde polisin katıldığı bir operasyonla boşaltılan, kısa süre sonra da talan edilen, onlarca yetişkin ağacı kesilerek kent merkezinin en önemli yeşil alanlarından biri olan Vilayet Park’ın yok edilmesi sürecinde yaşandı. Dönemin Valisi Ulvi Saran’ın Anayasa, yasa, yönetmelik tanımayan ve adeta Malatya’daki kamu yönetimi sistemini tarumar eden tüm yanlış işlerine ‘Emredersiniz efendim’ silikliği ile ortak olan Ahmet Çakır yönetimi, Vilayet Park konusunda idari yargının verdiği tüm kararları çiğnedi, kesilen onca ağaçtan sonra, çok sayıda ağaç da bakımsızlık ve susuzluktan kurumaya yüz tuttu. Sonuçta ise parkın adeta madde bağımlılarının mekânına dönüşmesi yolunda ciddi katkı sunulmuş oldu. 

Ancak, idari yargı kararının uygulanmaması nedeniyle belediye yetkilileri hakkında soruşturma başlatılması ve duyarlı medyanın yeşil ve ağaç düşmanı bu tavrı sürekli eleştirmesi sonucunda, zemin düzenlemesi ve hazır rulo çim serilerek Vilayet Park kısmen de olsa park kimliğine kavuştu. 

Bu arada konuya ilişkin ilginç bir husus ise, Malatya Belediyesi’nin Vilayet Park düzenlemesi için düzenlediği 366 bin TL’lik ihalesinin, ihaleye konu işin yapımının iptal edildiği ve ihale kapsamında hiçbir çalışma yapılmadığı halde iptal edilmemiş olmasıdır. 

ÇUVALA SIĞMAYAN SKANDAL: BOYLU FİDAN ALIM İHALESİ 

Ayrıntılarını unutan ya da ilk defa bilgi sahibi olacaklar malatyahaber.com arşivinden okuyabilir. Malatya Belediyesi, 2011 yılı Aralık ayında kent merkezindeki çevre düzenlemeleri kapsamında dikilmek üzere 2200 fidan için düzenlediği ‘Boylu Fidan Alımı İhalesi ile halkın parasının nasıl çarçur edildiğine dair ustaca bir örnek olay sergiledi. İhale ile alınan fidanların fiyatları yurt içi ve dışında rastlanmayacak derecede ‘uçuk’ düzeydeydi. Öyle ki, kimi fidanın 1 adedinin fiyatı o günlerde 610 TL olan asgari ücretin, yani bir işçinin 1 aylık ücretinin tam 3 katı büyüklüğündeydi. 1 Hatmi fidanı için 1858 TL, 1 Oya ağacı fidanı için 1180 TL, 1 Adet baston formlu Zakkum fidanı için 991 TL, 1 Erguvan fidanı için ise 826 TL ödenmişti. 

Şöyle düşünenler olacaktır: Fidanın kalitesine göre bu fiyatlar normal olabilir. Malatya Belediyesi yönetimi de kendini benzer bir gerekçeyle savundu zaten. Fidanların ithal olduğunu, bu nedenle fiyatlarının Türkiye’deki fiyatların çok üstünde olmasının normal olduğunu açıkladı skandalın patlaması üzerine. 

Oysa, kazın ayağı öyle değildi. Türkiye’de fidan yetiştirip satan, AB ülkelerinden ithal eden, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere çok sayıda büyükşehir belediyesine fidan tedarikçiliği yapan birçok fidan çiftliği yöneticisi, ziraat mühendisleri ve botanik uzmanları Malatya Belediyesi’nin fidanlar için ödediği fiyatı yorumlamakta bile zorlandıklarını belirterek, bu fiyatların ‘Son derece uçuk’ olduğunu, aynı kalitede fidanların Türkiye’de zaten yetiştirildiğini ve ödenen fiyatlarla kıyaslanamayacak derecede düşük bir ücretle satın alınabileceğini açıkladı. 

Bu işte bir başka ilginç boyut ise, ihale sonrasında dönemin Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün bağlı olduğu Belediye Başkan Yardımcısı Abuzer Kabakaş, Belediye Park ve Bahçeler Müdürü Çetin Bozkurt, İhale Komisyon Başkanı ve Destek Hizmetleri Müdürü Ahmet Turan Özbey ile Park Bahçeler Müdür Yardımcısı ve aynı zamanda Destek Hizmetleri Müdürü Özbey’in akrabası İsmail Özbey’in fidan ihalesini kazanan MİM Doğal Kaynaklar İnşaat Ltd.Şti. sponsorluğunda “inceleme- gözlem” gerekçesiyle 10 günlük Avrupa turuna çıkmasıydı. 

MİLYONLARCA PARA HARCANAN FİDANLAR KURUTULDU

İlk olarak Malatya’ya Bakış Gazetesi ve malatyahaber.com’un ortaya çıkardığı Boylu Fidan Alım İhalesi rezaleti bununla da bitmedi. Vatan Gazetesi’nin ‘İhale Zakkum Oldu’ manşeti ile Türkiye gündemine taşıdığı ihale ile satın alınan 2200 fidanın büyük bölümü Malatya’nın iklim koşullarına uyumlu olmadığı ya da başka nedenlerle dikilmedi. En ucuzuna 800 TL’den fazla para harcanan fidanlar yaz mevsiminde sıcaktan, kış mevsiminde ise aşırı soğuk nedeniyle yarıldı, kırıldı ve kurudu. Sonrasında ise Malatya halkının ve bu ülkenin vergileri ile alınan milyonlarca liralık, ‘Uçuk fiyatlı- Belediye yetkililerine Avrupa Turu yaptıran’ fidanlar belediye çöplüğüne atıldı. 

DÖRT DÖRTLÜK REZALET: PARKMETRE OLAYI 

Bu olay Malatya Belediyesi yetkililerinin taammüden yaşattığı dört dörtlük bir rezalettir. Ama burası Malatya, burası Türkiye. Murathan Mungan ne demişti, hatırlayalım: “Türkiye’de her şey olunur, bir tek rezil olunmaz”. Çok haklı. Malatya Belediyesi, 2010 yılında kent merkezindeki cadde ve sokaklarda ücretli park uygulaması (parkmetre) için bir ihale düzenledi. İhaleyi, Adıyaman’daki benzer işleri de sorunlu biçimde sona eren, bu durumu da belediyeye basın yoluyla duyurulan Hançe Parkmetre adlı şirket kazandı. Ahmet Çakır yönetimi bir süre sonra Parkmetre uygulamasını yürüten Hançe Parkmetre firmasının yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle sözleşmeyi tek yönlü fesh ettiğini duyurdu. Fakat arka planda yaşanan daha farklıydı. Hançe Parkmetre Malatya Belediyesi’ne ödemesi gereken birikmiş borçlarını ödemeyi reddetmiş, işi belediyenin değil, kendi isteği ile bırakarak Malatya’yı terk etmişti. Şirketin Malatya Belediyesi’ne bıraktığı borç ise 611 bin TL olarak açıklandı. 

Hikâyenin devamı ise, Malatya Belediyesi’nde işlerin çürümüşlük düzeyini anlatması bakımından bir hayli önemlidir: Parkmetre ihalesinde, ihaleyi kazanan Hançe Parkmetre Şirketi’nin sözleşme öncesinde Malatya Belediyesi’ne teslim etmesi yasal zorunluluk olan yaklaşık 300 bin TL’lik banka teminat mektubunun ihale dosyasında olmadığı ortaya çıktı. Olayın deşifre olmasından sonra ise, banka teminat mektubunun dosyada olmasına karşın, nakit para anlamındaki banka teminat mektubunun sahte olduğu açıklandı. Teminat mektubunun sahte olduğunu Belediye Başkanı Ahmet Çakır bizzat doğrulamak zorunda kalmıştı. Diğer yandan Başkan Çakır’ın bu vahim durumu medyadan öğrenmiş olması bir başka ilginç durumdu. 

Hançe Parkmetre Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Adem Sarı’nın Bakış Gazetesi’ne yaptığı açıklamaları da hatırladığımızda parkmetre olayı Malatya Belediyesi yönetiminin içinde bulunduğu kirlenmişliği daha iyi analiz edebiliriz: “Ben parkmetre ihalesi sürecinde ve sözleşme imzalama aşamasında Malatya Belediyesi’ne banka teminat mektubu filan vermedim. Dosyamızda banka teminat mektubu varmış ama sahteymiş. Kardeşim biz teminat mektubu vermedik ki, gerçek ya da sahte olsun. Belediye yetkilileri beni mahkemeye vereceklerini söylüyorlarmış. Yürekleri varsa beni mahkemeye versinler. Asıl gerçekler o zaman meydana çıkar. Yürekleri varsa bekliyorum, mahkemeye versinler”.

Düşünün Malatya Belediyesi’nde biri maliyeden transfer hesap uzmanı (Fatih Güven), diğeri mali müşavir (Ertan Mumcu) iki başkan yardımcınız var; bunların dışındaki mali alt yapıdan bihaber bir başkan yardımcısına sorumluluğu verilen ihale ile size sahte teminat mektubu yutturuyorlar. Hoş, kanunda çok açık yazılı böyle bir kuralın uygulanması için hesap uzmanından ya da mali müşavirden başkan yardımcılarına ihtiyaç yok ama, işin ironisi açısından kayıt düşmekte yarar var diye düşünüyorum. Diğer yandan Hançe Parkmetre yönetim kurulu başkanı Adem Sarı’nın belediye yönetimine 1 milyon TL borç takmasına rağmen, halen ‘Yürekleri varsa beni mahkemeye versinler. Asıl gerçekler o zaman ortaya çıkar’ şeklindeki meydan okumasının kodlarını çözdüğümüzde ise, işin içinde pis kokuların yükseldiğini hissetmek hiç de zor değildir.

Tabi işin bir başka enteresan yönü ise, tüm bu rezaletlere karşın Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın seyirci pozisyonunu bozmaması, Malatya Belediyesi’ni faizleri ile birlikte 1 milyon TL’den fazla zarara uğratan pek yetenekli kadrosunu ısrarla korumaya devam etmesiydi. 

Şunu da vurgulamalıyız: Burada mesele belediyenin uğratıldığı zararın büyüklüğü ya da küçüklüğünden öte, Malatya Belediyesi’nde işlerin nasıl yürüdüğü / yürütüldüğü meselesi, yönetsel disiplinin dip yapması sorunudur.  

BÜYÜK İMAR YOLSUZLUĞU DAVASI 

Ahmet Çakır döneminin en önemli olaylarından biri hiç kuşkusuz, kökeni ve ana gövdesi Cemal Akın’ın belediye başkanlığı dönemine dayanan, imar yolsuzluğu davasının patlamasıydı. Malatya Belediye tarihinin en büyük imar suçlarından biri olarak tarihe geçen olay, o dönem Malatya’ya Bakış Gazetesi Yazıişleri Müdürü Güler Hazar’ın  gelen bir ihbar telefonu ile belediye binasındaki imar arşivinin mühürlendiğini öğrenmesi, bu durumu görüntülemesi ve sonrasında da olayın arka planını araştırarak malatyahaber.com’da ve gazetesinde yazması ile patladı. Tarih 2009 yılının Kasım ayını gösteriyordu. Olay gerçekten 32 kısım tekmili birden skandaldı. Skandalın tam göbeğinde yer alanların içinde Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın belediye başkanı olmadan önce ortağı olduğu şirket de vardı. Başkan Çakır’ın AKP İl Başkanı olduğu dönemde ortağı olduğu şirket, ek yoğunluk almak için ücra bir köşede 25 bin m2 arazi alarak belediyeye hibe etmiş görünüyordu. Bunun karşılığında yaklaşık 45 dairelik, yani trilyonlarla ifade edilebilecek ekonomik kazanç sağlıyor, fakat belediyeye hibe edilmesi gereken 25 bin m2’lik koca arazi ise belediyeye devredilmiyordu. Çünkü, 25 bin m2’lik arazi için sahte tapu ve resmi belgeler düzenlenerek devredilmiş gibi gösteriliyor, gerçekte ise bırakın 25 bin m2’lik arazi 1 milimetre karelik toprak parçası bile Malatya Belediyesi’ne verilmiyordu. 

Başkan Çakır’ın belediye başkanı olmadan önce ortağı olduğu şirket, bu yol (suzlukta) da yalnız değildi. Çok sayıda inşaat ve müteahhitlik şirketine ait imar dosyası, başta sahte tapu senedi düzenlemek olmak üzere sahte belgelerle parsel yüzölçümünü büyük göstermek, mimari projeyi binlerce m2 fazla onaylatmak, aşırı yapı yoğunlaşması kullanmak, İmar Çapında fazla KAKS hesaplatmak, yoğunluk artışında sahte hibe tapuları kullanarak hibeyi gerçekleştirmemek gibi imar yasası ve genel kanunların suç saydığı fiiller nedeni ile Cumhuriyet Savcılığı’na gönderildi. Aralarında AKP, CHP ve HAS Partili iş adamlarının, mücahit müteahhitlerin dosyalarının da yer aldığı skandal Malatya Belediyesi tarihinin en büyük yolsuzluğu olarak ifade edilirken, aynı zamanda kente karşı işlenmiş suçlar literatürüne de ‘hayali bağış’ ‘yoğunluk ve ek yoğunluk yolsuzluğu’ şeklinde kriminal kavramlar yerleştirilmiş oldu. 

Cemal Akın döneminin imar yolsuzluklarını bir bir ortaya döken bu olayın gelişim sürecinde Belediye Başkanı Ahmet Çakır ve ekibi başta hiçbir şey olmamış gibi davrandı.Halbuki mızrak çuvala sığamayacak kadar büyüktü. Önce moda tabirle belediyenin kozmik odası olarak nitelenebilecek İmar Arşivi mühürlendi. Başına da bir zabıtayı nöbetçi koydular. Sonra alt düzeyde 4 elemanı farklı birimlere gönderdiler. Baktılar tepkiler dinmiyor bugünlerde Yeşilyurt belediye başkan adaylığı için AKP’den politikaya atılan İmar Müdürü Hamit Güneş’i tek başına kurban seçerek büyük başları kurtarma taktiğine başvurdular. Halbuki imardaki bir işlem sadece bir imar müdürünün imzası ya da onayı ile değil, hiyerarşik bir dizgede ilgili başkan yardımcısından başkana kadar sıralı bir sorumluluk yüklüyordu ilgili herkese. 

Valilik Malatya Belediyesi’nde görevli 16 yönetici-görevli için soruşturma izni verdi. Malatya Belediyesi de bu olaydan sonra yerinde bir kararla kaldırdığı ek yoğunluk uygulamasını, olaya karışan bazı firmaların aklanmasına yarayacak şekilde yeniden ihdas etti. Olayın ortaya çıkmasından önce belediyeye arazi bağışı yapması gerektiği halde yapmayan kimi firmalar için bir defaya mahsus yeniden uygulama yapıldı ve bazı firmalar bu yolla bağışlarını yaparak kendilerini akladıklarını savundu. 

Olay halen yargıda, 16’sı Malatya Belediyesi yönetici ve görevlisi olmak üzere aralarında çok sayıda işadamı, mühendis, mimar, müteahhit toplam 45 kişi Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Dava dosyası ile ilgili Malatya’da hazırlanan Bilirkişi Raporu’na itiraz eden imar davası sanıkları yeni bir bilirkişi raporu hazırlanmasını talep etti. Yeni Bilirkişi Raporu bu yazının yazıldığı günlerde tamamlandı ve Malatya’daki mahkemeye ulaştı. Ancak, öğrendiğimiz kadarıyla bu rapor, imar sanıklarını daha da üzecek içerikte hazırlanmış durumda. 

Son sözü yargı söyleyecek. Ancak yargı süreci devam ettiği sürece sözkonusu inşaatların durdurulması ya da usulsüz yapılan ve haksız kazanç sağlayan bölümlerin yıkılması gerekirken bunların hiçbiri yapılmadı. 

MALATYAHABER.COM’UN İPTAL ETTİRDİĞİ RANT İDDİALI ŞUYULANDIRMA

Malatya Belediyesi’nin 2009 yılındaki tartışmalı şuyulandırma işlemlerinden birinde, “cür’et ve rant” tavana vurdu!.. Karakavak bölgesinde “tarla” konumunda olan arazi Malatya Belediyesi’nce yapılan şüyu ile tam 1.6 kilometre “yürütülüp”, sahiplerine en az 10 misli rant sağlayacağı Malatya-Ankara yolu kenarına ve kavşağa “taşındı”. Bu şuyu, malatyahaber.com’un fikri takip gazeteciliği sayesinde iptal edildi. Uygulamanın sorumluları olarak gösterilen imardan sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı ile şuyu uygulamasını yapan AKP İl Yöneticisi unvanı da olan Harita Mühendisi hakkında, olayın ortaya çıktığı günlerde Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Suç duyurusuna ilişkin dilekçede, tartışma konusu olan ve 10 kat değer kazandırılan arsa hissesi ile ilgili olarak Belediye Başkan Yardımcısının özel ilgisi ve yönlendirmesi iddiaları da detaylarıyla yer aldı. Yargı şuyu işleminin iptal edilmiş olmasından hareket etmiş olsa gerek, suç duyurusu hakkında takipsizlik kararı verdi. 

AĞAÇ KATLİAMINDA LİDER BELEDİYE

Şehrine, şehrinin doğal ve kültürel zenginliğine yabancılaşma konusunda Cemal Akın’ın açtığı yolda ilerleyen Ahmet Çakır yönetimi, psikolojik kökenleri bilimsel bir araştırmaya tabi tutulması gereken hastalıklı bir davranış ile Malatya cadde ve sokaklarında çok sayıda ağacı kesti, vahşice budadı, odunlaştırdı, şehrin betonlaşmasına unutulmaz katkılar yaptı. 

Aslında sadece Malatya Belediyesi örneği üzerinden değil, daha kapsayıcı  çerçevede, gönüllerinden Allah’tan çok AVM ve inşaat aşkına yer tahsis eden, AKP sisteminin yarattığı  ‘Amerika Muhibbi Ekonomik Müslüman’ tipinin sosyolojik ve psikolojik analizini de içerecek bir çalışma yapılmalı, bu çalışmanın ara başlıklarından biri de ‘Ekonomik Müslümanın Ağaç Düşmanlığının Kökenleri’ olmalıdır. 

Malatya ve Malatya Belediyesi örneği böyle bir araştırma için son derece zengin verilere sahiptir, bu nedenle araştırmanın laboratuvarı işlevini üstlenebilir. 

Malatya Belediyesi’nin projecibaşısı, Başkan Çakır’ın danışmanı Zeki Sarılar kontrolündeki ‘Ağacı ve Yeşili Bul, Yok Et Timi’ kentin, cadde ve sokaklarında, parklarında, meydanlarında devriye gezerek yüzlerce yetişkin ağacı (her biri 30-60 yaşında) kesti, odun haline getirdi, bu yolda erişilmesi güç bir vandalizm rekorunun sahibi oldu. 

Evinin önünde şehrin hayat belirtisi, cadde ve sokakların süsü, gölgesi, yeşili, doğal estetiği yok edilen Malatya insanı ise sosyal uysallığın örneklerinden birini daha sergiledi ve sokağına, caddesine, ağacına sahip çıkmak yerine, ağaç öldürücülerine ağaç kesme ayinleri sırasında çay servisi yapmayı marifet bildi. Minibüs lobisi ve projelerini belediyeden geçirmek için belediye yönetimine yaranma yarışına giren kimi mühendisler ağaç katliamına yerinde destek verdi. 

Ağaç katliamları ‘Trafik akışının rahatlatması’ ile gerekçelendirildi, fakat ulaşım uzmanlarının yaptığı açıklamalara göre kesilen onca ağaç bir tek trafik güzergahının bile trafiğinde rahatlatma yaratmadı. 

KUSURSUZ REZALET: MASA BAŞINDA 2500 CADDE VE SOKAĞA İSİM UYDURULDU 

Malatya’nın şehir ruhu yok edilirken ‘Ruh Güzeli Yarışması’ türünden absürdlüklerle uğraşan Malatya Kent Konseyi’nin öncülüğünde masa başına oturan bir grup tarafından hazırlandığı belirtilen bir skandal çalışma ile Malatya’da tam 2500 cadde ve sokağa bir çırpıda isim uyduruldu ve bu isimler Malatya Belediye Meclisi’nin okumuş-yazmış sorumsuz üyeleri tarafından birkaç dakikada onaylandı. 

Yüzde 97 oranında Malatya tarihi, kültürü, doğası, coğrafyası, mekansal sosyolojisi, yetiştirdiği insan değerleri ile ilgisi olmayan, özetle Malatya kent kimliği ile hiç bir aidiyet bağı bulunmayan, buna karşılık AKP iktidarının kültürel / siyasal hoyratlığının bir eseri olan bu uydurma isimler Kusursuz Rezalet Operasyonu ile Malatya’nın cadde ve sokaklarına verildi. 

Doğacak tepkileri absorbe etmek amacıyla doğru ve yerinde birkaç isim de içeren Kusursuz Rezalet Operasyonu’nda Malatya’nın şehir tarihi ile özdeşleşmiş çok sayıda cadde ve sokak ismi değiştirilerek, bunların yerine köksüz, ilgisiz, absürd ve ucube bir takım isimler verilmişti. 

Kusursuz Rezalet Operasyonu’nun müellifleri o kadar maharetliydiler ki, İstanbul’da, Ankara’da mekan adı bırakmamış Malatya’ya taşımış, Malatya’yı kültüründen soyutlarken bir başka şehirle özdeşleşmiş ve o şehirde kültürel / tarihsel / coğrafi temeli bulunan özgün mekan isimleri bir anda Malatya’nın mekan isimleri olarak transfer edilmişti. Tabi S.Arabistan, Mısır, Afganistan, Rusya, Bosna Hersek vs.’den de örnekler vardı. (Bkz. Malatyahaber.com arşivi)

Kentine yabancılaşmanın yarattığı patolojik bir ruh halinin eseri olan bu operasyon, sözde Malatya’nın yerel meclisi olan belediye meclisinde uzun uzun tartışma konusu olması gerekirken, meclis üyeleri 2500 isimden birkaçını bile öğrenme zahmetine katlanmadan, 5 yıl boyunca yaptıkları tek şeyi, parmak kaldırıp indirme işlemini bir kez daha yaparak Malatya’ya karşı işlenmiş kültürel kent suçunun en önemli aktörleri olmaktan imtina etmediler. Çünkü meclis üyelerinin böyle bir bilinci ve sorumluluk duygusu zaten yoktu. Onlar için varsa yoksa imar planı değişikliğiklerini takip etmekti.

Malatya Belediyesi yönetimi, yapılan bu işlemin 6-7 yıl öncesinde çıkan bir yönetmeliğe dayanılarak yapıldığını ve  numaralı sokak ve caddelere isim verme zorunluluğu olduğu savunmuş, duyarlı medyadaki tepkiler üzerine yönetmeliğin yeniden incelenmesi ile böyle bir zorunluluğun olmadığının anlaşılması üzerine ise “Yanlış anlamışız, ama oldu bir kere” denilerek kent kimliğine yapılan kültürel ihanet adeta basit bir meseleye indirgenmişti.

Malatya’daki sivil toplum örgütleri de her konuda olduğu gibi bu konuda da susmayı ve itiraz etmeyerek, iktidarın nimetlerinden yararlanmayı tercih etti bir kez daha. 

Belediye Meclis kararlarının yürürlüğe girmesi prosedüründe son onay makamı olan Malatya Valiliği de Malatya ile ilgili bir duyarlılık emaresi göstermeden ufak tefek değişikliklerle Kusursuz Rezalet Operasyonu’ndan çıkan bu saçmalıkları onaylama ve de ortak olma yolunu tercih etti. 

MALATYA’NIN SEMBOLÜ KERNEK VE ŞELALE BETON YIĞININA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Malatya Belediyesi’nin terminatör misali yok edici özelliği sayesinde kaybedilen kent kültürü  ve mekan zenginliğinin en önemli örneği, hiç şüphesiz Malatya’nın sembol mekanı olan Kernek Meydanı ve Şelale Parkı’nın yeni düzenleme bahanesi ile beton yığınına çevrilmesidir. Malatya’nın en güzel ve mutena mekanı olan Kernek Meydanı & Şelale tam 3 yıl boyunca şimdi Yeşilyurt Belediye Başkan Aday Adayı olan Belediye Başkan Yardımcısı Mimar Hasan Atay ve belediyenin projecibaşısı Zeki Sarılar’ın yüksek mimarlık ve mühendislik zekası sayesinde mezbeleliğe dönüştürüldü. Iki yıldan bu yana şehrin en prestijli mekanı tenekelerle çevrilmiş bir çöplüğe çevrilen Kernek Meydanı’ndaki bu rezaleti eleştiren gazetecilere engin belediyecilik bilgisiyle ‘Siz bize belediyecilik mi öğreteceksiniz?’ diyerek öfkelenen Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Atay, Kernek Meydanı ve Şelale’nin 2 yıl boyunca çöplüğe ve sonrasında ise geleneksel kimliğinden koparılarak beton yığını bir parka dönüştürülmesini iftiharla savunuyordu!

Ne de olsa, her şehir, her topluluk layık olduğu yöneticilerce yönetiliyordu. 

BİR DE TRAMBÜS İHALESİ VARDI

Ahmet Çakır döneminin büyük ölçekli ihalelerinden biri olarak kayıtlara geçen Trambüs ihalesi kapsamında kurulacak sistem ile şehir içi toplu taşımada yeni bir dönem başlayacak. Başkan Ahmet Çakır, lastik tekerlekli ve elektrikli otobüs olarak tanımlanan Trambüs Sistemi’nin Malatya’nın ulaşım ve dolaşım haritasına uygun olmadığını ve köhne bir sistemin modifiye edilmiş hali olduğunu savunan, iki yıl boyunca da Malatya Belediyesi’ne danışmanlık yapmış trafik planlama uzmanlarının çekincelerini dikkate almadı. Çakır, ulaşım planlama uzmanlarının itirazlarını önemsemediği gibi kendi partisinden Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün Türkiye’nin en büyük toplu taşıma şirketi olan İETT’deki genel müdür yardımcılığı deneyiminden hareketle “Sayın başkana bu ihaleyi yapmaması çağrısında bulunuyorum. Bu sistem Malatya’nın toplu taşıma ve trafik sorununu çözmeyeceği gibi yeni sorunlar da yaratacaktır” şeklindeki çağrısını da elinin tersiyle itti. Sonuçta ihale, ihale yasasının ruhuna tümüyle aykırı biçimde tek bir firmanın katılımı ile gerçekleştirildi. Zaten Ahmet Çakır döneminde tek katılımlı ihaleler moda olmuş, ihale mevzuatının rekabet ortamının sağlanması ve ihale süreçlerinin şeffaf yürtülmesini emreden ilkeleri yok sayılmış ve özellikle büyük ihalelerin parçalanarak doğrudan temin ‘kurnazlığı’ ile yapılması bir gelenek haline gelmişti. 

Trambüs ihalesine ilişkin süreç asla şeffaf yürümedi. İhale rekabet ortamı sağlanmadan yapıldı. Malatya kamuoyu olayı malatyahaber.com’dan, Malatya medyası ise göstermelik ihale imza töreninin dışındaki çoğu bilgileri Malatya Valiliği’nin düzenlediği Malatya Film Festivali’nde olduğu gibi, Malatya’dan yani haberin kaynağından değil sektöre yakın lobi medyasından öğrendi. 

Tüm bunlardan sonra ise, görev süresinin bitimine 7 ay kala Malatya’nın şehir içi toplu ulaşım sistemine yönelik yaklaşık 50 Milyon TL’lik ihaleyi, yeniden seçilmesi halinde 2. döneme bırakmak ya da kendisinin yerine seçilecek yeni başkanın karar vermesini sağlamak yerine ihaleyi yapmakta ısrarcı olması ‘Trambüs ihalesi başkanlığı garantilemek için yapılan bir ihale miydi?’ sorusunun da gündeme gelmesine yol açtı.

… 

Son Söz Yerine: Bir vatandaş ve Malatya adına sorumluluk duyan insan olarak işbaşına gelmeden önce binbir vaadle halkın karşısına çıkan Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır ve ekibi elbette takdir edilecek işlere de imza attılar. Örneğin bir katı atık bertaraf tesisi, MASKİ’nin başarılı çalışmaları, kimi sosyal içerikli çalışmalar gibi…Ancak bir yerel yönetim asli ve rutin görevlerini yerine getirme bağlamında kimi başarılı çalışmalar yapmış ise bunun için de teşekkür edilmesini beklememelidir. 

Kayıtlara geçmesi gereken, iktidar sayesinde para içinde yüzen bir belediyenin 21. Yüzyıl belediyeciliğini kaldırım yaparak bize yutturmaya kalkışması değil, yapması gerektiği halde yapmadıkları / yapamadıkları / yanlış işleri / usulsüzlükler ve yolsuzluklardır.

Yukarıda sıraladığımız tüm eleştirilere karşın, Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın Malatya’nın seçilmiş belediye başkanı olarak makamının hak ettiği saygıya layık olduğunu da savundum. 

Hatırlayın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2009 yılında Malatya’ya gelmiş, bu gezi kapsamında 2. Ordu Karargahı’nı da ziyaret etmişti. 2. Ordu Komutanı şimdinin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’di. Başbakan Erdoğan’ın 2. Ordu Karargahı’nı ziyareti sırasında son derece anti-demokratik bir tutumla Başbakan Erdoğan’ın konvoyunda bulunan Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır karargah kapısından çevrilmiş ve içeri alınmamıştı. İşte bu olayı ve 2. Ordu Komutanlığı’nın kabul edilmez tutumunu Malatya’da eleştiren tek kişi –maalesef 1. tekil şahıs zamiri kullanmak zorundayım- bendim. Malatya’nın seçilmiş belediye başkanına hiç bir kurumun böyle bir saygısızlık yapma hakkı olmadığını defalarca yineledim o günlerde program yaptığım TV Malatya’da… Bugün Akil Adamlar Toplantısı’nda mugalata yapan 28 Şubat’ın sahte kahramanları ise AKP’nin en güçlü olduğu o dönemde bile dut yemiş bülbül gibi susmuş, Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın kendi memleketindeki bir mekana girmesinin engellenmesi gibi utanç verici bir olay karşısında yüreksizliğin verdiği bir  refleksle üç maymunu oynamıştı. Belki de eleştirilmesi gerektiğini bile derk edecek düzeye sahip değillerdi. Lakin bugün mangalda kül bırakmıyorlar…

Gerçekleri, sadece gerçekleri yazdık. Çünkü gerçeklere sadık kalmak ve unuturmamak gibi bir görevimiz, ahlak anlayışımız var.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."