Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

‘Ahu Gazinosu’, Vefa Ve..

‘Ahu Gazinosu’, Vefa Ve..
  • 05.04.2017

Malatya insanı vefa duygusunun toplum olarak simgesi dersem abartmamış olurum..

Ertaç ÖNAL  
[email protected]

Öylesine değişti ki devran öylesine başka ki faslı bahar
Gelmez oldu adın sevda babında yar
Nerde kadr-i simurg nerde faslı bahar
Aşkın kitabında değil sözlükte kaldı faslı bahar
Sade romanlarda okunur, sade plaklarda çalınır cevri-i cefa
Ve şimdi İstanbul’da bir semt ismidir vefa
(simurg= üzerinde, karşılaştığı her kuştan bir eser taşıdığına bu nedenle kadirşinaslık ve vefa duygusunun simgesi olduğuna inanılan efsane Anka kuşu).

Vefadan uzak kalmış bir kısım günümüz insanlarına duygu dolu sitemde bulunan şair ne de güzel sıralamış yukarıdaki dizelerini.

Her ne kadar günümüz toplumunda vefasızlık tavan yapmış olsa da bu duygusuzluk duygusu sadece günümüz insanlarına mı mahsustu acaba?

Yakın zamanda ses sanatçılarımız Zeki Müren, Ferdi Özbeğen ve diğerleri, sözleri “vefa arıyorum, dost arıyorum” diye başlayan bir şarkıyı milyonlara dinletirken nasıl da içten ve duygulu okudular. Ya tee 18. yy.ın sonları ile 19.yy ın ilk yarısında yaşarken şaheser bestelere imza atmış büyük üstad İsmail Dede Efendi’nin Gülizar makamında bestelediği ‘’ Bi- vefa bi çeşm-i bi- dad ne yaman aldattı beni, ben sinemi nişan diktim gamzesiyle vurdu beni’’ derken vefasız sevgilinin yaşattığı acı nedeniyle çektiği ‘of ’’ yüreklerin bam telini titretmiyor mu? 1885 yılında henüz 54 yaşında vefat eden Hacı Arif bey, ‘’Vuslatından gayrı el çektim yeter ey bi vefa, dilfikar ettin beni şimden geru eyle sefa’’ diyerek rast makamında bestelediği bu güzel şarkıda sevgiliye ‘vefasızlığınla gönlümü yaraladın, amacına ulaştın artık bu başarının sefasını sür’ diye sitem etmekte haksız mıydı acaba? (Bi-vefa: vefasız, sözünde durmayan. Bi-dad: Adaletsiz, zalim. Çeşm-i bi-dad: “bakarken” acımasızca “yürek yakan” göz)

Ziya Paşa, “Vefasızın meclisinde bade içilmez”, Voltaire “Vefa milletin tarlasıdır” Ahmet Bin Kays “Cömertlik olmayınca malın, vefa olmayınca arkadaşın hayrı yok” demişler.

Tüm insanlarda artık vefa duygusu kalmadı gibi bir iddiamız olamaz elbette yüzlerce istisna vardır şüphesiz.

İstisnalardan birisi de uzun yıllardır popülaritesini kaybetmeyen, türkülerin efendisi lakaplı hemşerimiz Selahattin Alpay. Çok iyi bilirim ki kendisine vaktiyle en küçük bir iyiliği olanlardan hayatta olanları her fırsatta arar, sorar, terk-i dünya edenlerin kabirlerini ve yakınlarını ziyaret eder. Anılarını anlatırken gözleri dolar.

Geçenlerde Ankara’ya geleceğini söyledi. Kendisini Esenboğa’dan aldım sohbet ederek eve doğru geliyoruz. Dışkapı semtinden Ulus semtine gelirken sağlı sollu sıralanmış gazinoları, pavyonlar ve gece kulüplerinin belki 40 yıl, belki daha eskiye dayanan varlığını hemen herkes bilir. İşte tam buradan geçerken aniden heyecanlanıp durmamı söyledi. Arabayı sağa çekip durdum. Eliyle önünde durduğumuz ‘Ahu Gazinosu’nu (ama gazino ismi pavyon olarak değiştirilmiş. Selahattin de bu değişikliğe şaşırdı.) gösterip “Ben ilk kez Ankara’da profesyonel olarak burada sahneye çıktım. İzzet Altınmeşe, Belkıs Akkale, İbrahim Tatlıses de burada çalıştı, ne olur gidip eski patronumu ziyaret edeyim, çok düzgün bir insandı. Helallik alayım. Yalnız gazino ismini neden pavyon olarak değiştirmiş acaba?” diye söylendi.

Saate baktım henüz 22.00. Birlikte indik ‘pavyon’ kapısının girişindeki merdivenlerden, müdüriyet kapısını açtığımızda Selahattin’i gören bir kaç kişi ayağa kalkıp ilgi gösterdiler. Meğer gazino el değiştirmiş, eski patron da üç yıl önce vefat etmiş ama o eski patronun oğlu bitişikteki oteli çalıştırıyormuş. Eski Ahu Gazinosu’nun yeni ‘Ahu Pavyon’un yeni sahibinin masa açarak program izlememiz ısrarını ret ederek birer çay içip birlikte gazinonun bitişiğindeki otele gittik. Anında tanıyan eski patronun oğlu da gözleri dolarak kucakladı Selahattin’i. Eski gazino kültürünün kalmadığından, şimdi tüm gazinolara Ankara havaları çaldırıp oynayanların doluştuğundan dertlendi. Bu nedenle gazino işini bırakarak babası ile birlikte otel işletmeciliğine başladıklarını ama üç yıl önce de babasını kaybettiğini anlattı. Eski anıları tazelerken her ikisinin de gözleri doldu. Ölenlere rahmet ve Fatiha okuyup ayrıldık. Geçen yıl da Selahattin hastalandığını duyduğu Ankara’da ikamet eden ilkokul öğretmenini saatlerce kapı kapı dolaşıp arayarak bulmuştu.

Tüm Malatyalıların vefa duygusunu sevgili Selahattin Alpay’ın şahsında örnek vermek istedim.

3-4 yıl önce Malatya’da görev yapan valileri, Ankara’da bir organizasyon ile değerli hemşerimiz Hasan Alıcı’nın işlettiği Park Restoran’da bir araya getirdik. Kimler yoktu ki eski valilerimizden; hepsi Malatya’ya, Malatya halkına hizmet vermiş, bu ilin insanlarıyla hemhal olmuş, dost, arkadaş olmuş değerlerdi. Yıllar önce görev yaptıkları Malatya’nın ismi geçtiği zaman, yüzlerine belirgin bir tebessüm oturuyor, sanki Malatya’daki anıları birkaç saniye içinde bir film şeridi gibi geçip gidiyordu gözlerinin önünden.

Bu nedenledir ki, bir Malatya etkinliği duymaya görsünler; seve seve koşarak giderler, gidilen yerde de yüzlerindeki, bakışlarındaki mutluluğu herkese yansıtırlardı.

Onların gözünde; zeki, çalışkan, atılımcı ama en önemlisi kadirşinastı, vefalıydı Malatya insanı. O organizasyonumuzda konuşmasına bunu özellikle vurgulayarak başladı Vali Kutlu Aktaş. “Birçok ilde vali olarak, birçok ilçede kaymakam olarak görev yaptım, vefalı insanlar da oldu ama Malatya insanının vefası kadirşinaslığı en üst seviyededir, tepe noktasındadır.” diyerek.

Vali Mustafa Yıldırım da, “Yıllar önce ayrılmış olsam da diğer valilerimiz gibi Malatya ve Malatyalılar ile bağım hiç kopmadı ki; onun için bu buluşmanın gerçekleşmesini çok arzuladım.” diyerek duygularını ifade etti.

Duayen Valilerimizden Sayın Saffet Arıkan Bedük de Malatya’yı ve Malatyalıları o kadar çok sevmiş ki kendisini fahri Malatyalı ilan etmiş. “Çalışkan, zeki, girişimci ve en önemlisi vefalı insanlar” diyor Malatyalılar için.

Kimler yoktu ki valilerimizden; en genci şimdi İstanbul Valisi olan o zamanki Valimiz Vasip Şahin, en yaşlısı ise Arapkir doğumlu Yılmaz Ergun.

Kutlu Aktaş, Saffet Arıkan Bedük, Mustafa Yıldırım, Ulvi Saran ve hemşerimiz Kırıkkale Valisi Ali Kolat eşleri ile Osman Derya Kadıoğlu, Atilla Osman Çelebioğlu, Oğuz Kağan Köksal ise yalnız geldiler. O zamanın Manisa Valisi Halil İbrahim Daşöz önceden kesinleşmiş bir programı nedeniyle toplantıya katılamadığından telgraf göndermişti.

Malatya insanı gerçekten vefa duygusunun toplum olarak simgesidir dersem abartmamış olurum.

Önceki yıl Malatya Lisesi’nde uzun yıllar görev yapan, görev yaparken öğrencilerine bir abla gibi yaklaşım gösteren ve şimdilerde 80’li yaşlarda olan coğrafya öğretmenimiz Sayın Muazzez Duman’ın hastalanarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yatırıldığını öğrendim. Kendisine telefonla ulaşamadığımdan facebooktaki KADİM MALATYALILAR sahifesindeki arkadaşlarıma, öğrencilerine duyuru yaptım. Üç gün sonra Muazzez hocamız beni telefonla aradı: “Oğlum sen ne yaptın ki hastane adeta miting alanına döndü. Her gün onlarca insan yalnız veya eşleri ile birlikte ziyaretime geliyor” dedi. Hem gözlerim doldu hem de gurur duydum Malatya insanının bu kadirşinaslığına.

Valilerimizden Saffet Arıkan Bedük; “Malatyalılar memleketlerine dolayısıyla kendilerine yapılan hizmeti asla unutmazlar. Siz Malatya’dan ayrılsanız ve yıllar geçse de ayni sıcaklıkla hatta daha da artan bir sevgi ile sizi kucaklarlar.” demişti o toplantıda.

Bu vesile ile buradan Sayın Valimiz Mustafa Toprak’a şunu ifade edeyim ki; 15 Temmuz’daki kalkışmada devletten, demokrasiden yana dik duruşunuzla tüm Malatyalıların gönlünde taht kurdunuz. Bu erdeminizle birlikte sorunlara ve insanlara göstermekte olduğunuz ilgi, alaka ve tevazuu Malatyalılar asla unutmayacaktır.

***

4 Nisan. Yani 4’üncü ayın 4′ ü. Bir başka ifade ile 4×4 lük insanların, Malatyalıların ‘Dünya Malatyalılar Günü‘. Bu günü belirleyip lanse eden İstanbul Genç Malatyalılar Derneği yönetici ve üyelerine tebrikler.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzünden bakacak olursak tüm bu erdemlerine ve özelliklerine karşın Malatyalılar Türkiye siyasetinin ve bürokrasisinin neresinde acaba? Hak ettikleri yerde mi? Bence değil. Hem de hiç değil. Yıllar sonra bir bakanımız olabildi nihayet. Peki, Büyükşehir belediyemizde etkin görevde olan genel sekreterimizden, yardımcılarından, daire başkanlarından, hatta şube müdürlerinden kaç kişi Malatya doğumlu? Diğer resmi kurumlarda bürokrat seviyesinde kaç Malatyalı var? En basitinden; bir resmi kurumdaki Malatyalı bir müdür yardımcısını yıllara varan tecrübesine rağmen uzak bir ilçeye gönderen o kurumun başındaki bölge müdürünün başka ilden kendi hemşerisini getirtmek istediğini duyuyorum.

Vazgeçtik Malatya’dan, bürokrasinin genel merkezi olan Ankara’da müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür hatta genel müdür yardımcısı Malatyalı var mı? 81 ilin hangisindeki Vali Malatyalı? Bu memleketin insanları iktidar partisine yüzde 70 oy vermedi mi kaç seçimdir? Neden üst düzey görevde bürokratımız yok?

Bir söylentiye göre milletvekillerimiz ilerde kendilerine siyaseten rakip olmasınlar, tanınmasınlar diye kimsenin bürokrasinin üst kademelerinde görev almalarını istemiyorlarmış! Ben buna inanamıyorum ama her bakanlıkta çok çok donanımlı o kadar hemşerimiz var ki, mevcut bürokratları her bakımdan sekize ona katlarlar. Peki, bu insanlarımıza neden sahip çıkılmıyor? Nerede kaldı Malatyalılık ruhu? Amiyane tabirle her olaya, her girişime maydanoz olup, ucuz, pahalı açılışlarda boy göstermeye meraklı siyasilerimiz bu konuda neden sessiz kalıyorlar acaba?

Eskiden böyle miydi her konuda çıkmaza düşen her Malatyalı Ankara’ya geldiğinde mutlaka konusu ile ilgili bir bürokrata veya siyasiye ulaşır sorunu da kısa sürede çözülürdü.
Şimdi bürokratımız yok, siyasilerimize de ulaşmak mümkün değil.

1985-86’lı yani Özallı yıllar. Rahmetli eşim ile birlikte İstanbul’dayız. Selahattin Alpay bizi evine akşam yemeğine davet etti. İzzet Altınmeşe ve eşi de yemekteler, televizyonda haberleri izliyoruz. Rahmetli Turgut Özal başta olmak üzere Malatyalı bakanlar ve sonra yine filanca müsteşar, filanca genel müdür, Malatyalı bürokratlar görüntüye geliyor.

Her görüntüde Selahattin Alpay, “işte bu da Malatyalı” diye heyecanla ve yüksek sesle konuşuyor. Haberin akışına göre görüntüye ABD başkanının babası George Bush geldi. İzzet Altınmeşe’nin 5 yaşındaki oğlu “Selahattin amca, bu da mı Malatyalı!” dedi. Selahattin de “evet oğlum bu da Malatyalı” dedi gülerek. Çocuk, babası İzzet Altınmeşe’ye dönüp “Baba keşke biz de Malatyalı olsaydık” demez mi; kırıldık gülmekten.

Eh! Malatyalılara ait bir gün de olmasın mı canım.

Tüm Malatyalıların Malatyalılar gününü yürekten kutluyorum.

Nereden nereye getirildik?

ER TV’nin başarılı programcılarından Sayın Hülya Kaya beni arayarak, 4 Nisan Malatyalılar Günü için telefonla canlı yayına bağlanarak bu konuda görüşlerimi almak istediklerini söylediler. Ben de Malatyalıların vefa duygusundan dem vurmayı düşünüyorken televizyonun telefon bağlantısındaki arıza nedeniyle programın iptal edildiği haberi geldi. Ben de kafamda tasarladığım düşünceleri yazıya dökmeye karar verdim.

***

Ve..

Gelelim Malatyaspor’umuza daha doğrusu şimdi onun yerine koyduğumuz Yeni Malatyaspor’a.. Malatyaspor’la namağlup şampiyon olarak süper lige çıktığımız 1984 ruhunu, birliği, öz güveni, azmi, hoş görüyü yakalamamız lazım. Ama kırmadan, dökmeden, hep birlikte kardeşcesine.

Komşu ilimiz Elazığ’ın futbol takımıyla yaptığımız son maçımızın ardından çıkan olaylar endişe verici. Gençlerimiz bilmeyebilir fakat, hafızayı beşer nisyan ile malul olmamalı, geçmişteki olaylardan dersler alınmalıdır.

Bundan tam 50 yıl önce, 1967 yılında, Kayseri’de oynanan Kayserispor- Sivasspor karşılaşmasında çıkan olaylar sonucunda 41 Sivassporlu taraftar hayatını kaybetti. Önemli, sayıda ağır olmak üzere 100’ü aşkın insan yaralandı.

İki komşu il, taraftarlarıyla birlikte spor müsabakası içi mi yoksa savaşmak için mi karşı karşıya gelmişlerdi? Lanet olsun böyle spora dedirten günlerdi o günler. Aradan 50 yıl geçse de her iki il halkının yüreğinde kalan, silinemeyen kanayan yaradır o olaylar.

O günleri yaşamış birisi olarak kendim ve bizatihi o maçta Sivasspor takımında futbol oynamış Ebubekir Yiğit isimli Sivasspor futbolcusu arkadaşımdan duyduklarım kan dondurucu cinstendi. Bu konuyu ibret olsun diyerek kısaca anlatmak istiyorum;

1967 yılının sonbaharı. Sivassporlu taraftarlar otobüslerle, minibüslerle, otomobillerle ve trenlerle toplamda 5-6 bin kişi takımlarını seyretmek ve tezahürat yapmak için komşu il Kayseri’ye gitmişlerdi. Ancak bu taraftarların şehirde toplu halde gezip sloganlarla gerginlik çıkarmaları çıkacak olayların habercisi gibiydi. Her iki kulüp yöneticileri ve il yöneticileri de çıkması muhtemel olayları sezinleyemeyip zafiyet gösterince kaçınılmaz son vuku bulmuştu.

Stadyumda her iki takımdan yirmi binden fazla seyirci bulunuyor ve tansiyon oldukça yüksekti. Maç başladığında her iki takım seyircileri birbirleri aleyhine içine küfürler de karıştırılan sloganlar atıyorlar. Maçın henüz 20. dakikasında Kayserispor 1-0 öne geçince Kayserispor taraftarlarının coşkusu ve rakip takım taraftarlarını hedef alan küfürlü sloganlarına Sivasspor taraftarlarının da karşılık vererek Kayserispor taraftarlarına taş atmaya başlaması ile yaşanan panikte Kayserispor taraftarlarının bulunduğu tribünde iki çocuğun ezilerek hayatını kaybetmesi olayları çığırından çıkarıyor. Kayserispor amigolarının teşviki ile taraftarlar ellerinde sopa, bıçak ve taşlarla Sivasspor taraftarlarının bulunduğu tribünlere hücum ediyor. Sivasspor taraftarları açık tribünü kapısına doğru kaçışıyorlar. Ancak ağır demir kapılar içeri doğru açıldığı için sıkışma nedeniyle kapılar açılamıyor ve arkadan gelenlerin bastırması ile 41 kişi sıkışma ve havasızlık nedeniyle korkunç bir şekilde can veriyor.

Olaylar bununla da kalmıyor. Stadyumdan çıkan Sivasspor taraftarları şehir çıkışında olaylardan habersiz şehre giriş, çıkış yapan kayseri plakalı araçları durdurup yakıyor, araç içindekileri dövüyor. Bunu öğrenen Kayseriler toplu halde şehir çıkışındaki Sivas plakalı araçları yakıyor.

Durun daha bitmedi. Olayların Sivas’ta duyulması üzerine şehirde Kayserili iş adamlarının iş yerleri, fabrikaları ateşe veriliyor, evleri basılıp eşyaları da yakılıyor. Sonuçta Kayseri ve Sivas Valileri ve Emniyet Müdürleri görevden alınıyor her iki taraftan 30 kadar insan tutuklanıyor. Her iki şehirdeki Kayser ve Sivaslı iş adamları iş yerlerini kapatıp memleketlerine döndükleri gibi çok uzun yıllar her iki şehre de başka şehirlerden yatırımcılar gelmiyor.

Bu olaylardan ders alınmamış olacak ki çok değil iki yıl sonra 1969 yılında Kırıkkale’de yapılan Kırıkkalespor-Tarsus İdmanyurdu takımlar arasındaki maçta çıkan olaylarda 4 kişi ölüyor, 100 den fazla insan yaralanıyor.

Benim en büyük endişem, komşu ilimiz Elazığ ile çok küçük de olsa benzer bir olayın yaşanmasıdır. Böyle bir olay yıllara varan düşmanlıklar oluşturur ki işte bu çok tehlikelidir. Unutmayalım ki söylenen söz, atılan ok ve geçen zaman geri getirilemiyor.

Aslında Malatya seyircisi, taraftarı bu değildi. O kadar centilmen seyircimiz vardı ki çok güzel oyun sergileyen rakip takımların stadyumda ayakta alkışlandığına çok şahit olmuşumdur. Hatta bir rakip takım yöneticisinin “Ben hayatımda böylesine centilmen bir taraftar görmedim”. dediğine bizzat şahit olmuştum.  Hâlâ da çok büyük çoğunluğu böyledir.

Ama Malatya’da ve her yerde son 20-25 yılda ortaya çıkan o küçük ve de fanatik gruplar var ya.. Hani gerçek taraftarları da tribünlerden kaçıranlar.. Tehlike ve tehdit onlar..

Ne olur, biz Malatyalılığımızın verdiği asil duruşu, benliğimizi bozmayalım. Başka illerden gelip Malatya’ya yerleşen vatandaşlarımıza biz asimile olmayalım. Kültür yozlaşmasına girmeyelim. Değişik kültüre sahip insanlarımıza Malatyalı olabilmenin erdemlerini bizler öğretelim.

Burada en büyük görev ve sorumluluk il yöneticilerimize, kulüp yöneticilerimize, amigolara, hatta muhtelif dernek başkanlarımıza düşmektedir. Rahmetli milletvekilimiz Mevlut Aslanoğlu Elâzığ’da oynanılan bir maçta kendi cebinden yaptırdığı binlerce 100 er gramlık kayısı paketlerini Malatyaspor taraftarları adına stat girişindeki Elazığspor taraftarlarına, bizzat başında durarak dağıttırmıştı. Ama artık geçimlerini profesyonel olarak kulüplerden sağlayan kimi amigoların densizliği bu yaklaşımı etkisiz kılmıştı.

Aslında objektif düşünülürse Yeni Malatyaspor’un süper lige yükselmesinin Elazığ’a; Elazığspor’un yükselmesinin de Malatya’ya çok yönlü faydaları vardır. Bu nedenle son maçta “Elazığ kümeye” diye taraftarı bağırtan ya da onları Malatya tribünlerine küfrettiren amigoya- amigolara, maçın sonlarına doğru yenen takımın hocası olarak başarıyı olgunlukla yaşaması gerekirken heyecanını abarttığı  öne sürülen teknik adamların, futbolcuların ve taraftarların biraz daha sakin olmasını tavsiye ediyorum.

Etiketler: /

Yorumlar
  1. Muhittin GÜRBÜZ dedi ki:

    ELİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK MÜDÜRÜM

  2. Coşkun Ünal dedi ki:

    Ertaç Abim Eline Diline ve Yüreğine sağlık.Yıllar geçsede herzaman güncelliği olan bir yazı kaleme almışsın.Allah bindefa razı olsun vefa sözünün anlamını açıkladığın için.inşallah gençlere ders olur.

  3. Bülent dedi ki:

    Ellerinize, yüreğinize sağlık

  4. Nabi Şavata dedi ki:

    Ertaç kardeşim, yine güzel bir yazı , eline , diline, yüreğine sağlık, kusa zamanda yazdıklarını derleyerek bir kitap haline getirmeyi ve Malatya belgesellerine girmesini dört gözle bekliyorum. Buluşmak ümidi ile, sevgilerimle

  5. SEVGİ PALANCI dedi ki:

    Muazzez hocayla ilgili bölüm beni duygulandırdı.ne kadar fedakar ,kocaman yürekli insansınız.kaleminize yüreğinize sağlık abim.Ve hersene 4 nisanı Turkiye ve Dünya geneline yaymak ümidiyle.Selametle…

  6. Deli kadir dedi ki:

    Gercektende harika tespitler. Malatyayı baskilliler binglluler idare ediyo. Memleketin öz evlatları liyakatli ve faziletli olmasna ragmen yalaka olmadıkları egilmedikleri icin hep dıslanıyolar. Malatya milletvekillerine duyurulur.

  7. Şahin Doğan dedi ki:

    Ertaç abi yüreğine -kalemine sağlık , bir solukta okudum bu yazıyı. ..

  8. mehmet ozerdem dedi ki:

    Ertaç gardaşım S.Alpay nasıl oldu da sizi davet eti masrafları paylaştırdı mı, inanamadım sen söylemezsen inanmazdım. Bir gazoz ısmarladığında ağzım gurudu deyip yarısını gendi iciyi

  9. MUSTAFA OĞUZ dedi ki:

    ERTAÇ ABİ ELİNE SAĞLIK.MADDİ DEĞERLERİN MANEVİ DEĞERLERİN ÖNÜNE GEÇTİĞİ BU ZAMANDA VEFA İSTANBULDA BİR SEMT.MAALESEF.SAYGILARIMLA.

  10. turan yorulmaz dedi ki:

    Ertaç Hocam, eline , diline gönlüne sağlık çok hoş bir yazı olmuş ömrün uzun olsun.

  11. ayan44 dedi ki:

    tek kelime ile mükemmel

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."