You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim


Opel Reklam
Malatya Haber -

Baba Darendeli Anne Hekimhanlı

Baba Darendeli Anne Hekimhanlı
  • 28.12.2015

Sözcü Gazetesi Yazarı Soner Yalçın, gazetedeki köşesinde, aslen Malatyalı olan, halen Ankara Mimarlar Odası Şube başkanlığı görevini yürüten, bu ilde “yasalara uygun olmayan” imar işlemlerine karşı mücadelesiyle, en son da Atatürk Orman Çiftliği arazisine Başbakanlık için yapılıp, sonra Cumhurbaşkanlığı’na tahsis edilen sarayla ilgili hukuk savaşıyla tanınan Tezcan Karakuş Candan’ı (fotoğraftaki) yazdı.

Soner Yalçın’ın yazısının bir bölümü şöyle:

“Bir büyük mücadelenin yılmaz neferi..

Cumhuriyet devrimlerinin tüm değerlerine savaş açtılar. Her fırsatta çağdaşlaşmayı-ilerlemeyi yerdiler, aşağıladılar. Cehaleti, vasatlığı, bayağılığı “kültürümüz” diye dayattılar. Binaların, kentlerin kimliklerini yok ettiler. Gözümüze soktukları görgüsüzlüklerini zenginlik sandılar. Ve… “Kaçak Sarayı” tüm bunların simgesi haline getirdiler. Atatürk’ün mirasına sahip çıkanların sembolü ise, bir Cumhuriyet kadını oldu:

Mimar Tezcan Karakuş Candan…

Telefonda ulaştığımda yoğundu; “yarım saat sonra görüşelim” dedi.

Yoğunluğunun sebebini sonra öğrendim. Erdoğan’ın sarayında verdiği iftarın maliyetiyle ilgili yaptığı açıklama üzerine Ankara Mimarlar Odası’na tehdit telefonları geliyordu.

Keza.. Sosyal medyadaki faşist “Ak-Troller” de boş durmuyor; saldırıyordu!

Savcılığa başvurmuş; koruma istemişti; kendisi ve yönetim kurulu üyeleri için.

Geri adım atmaya hiç niyeti yok.

Peki…

“AKP Devleti”nin ve onun Ak-faşistlerinin hedefindeki bu yiğit-cesur mimar kadın kimdi?..

GÖÇ… GÖÇ… GÖÇ…

Adı, Tezcan Karakuş Candan.

Baharı müjdeleyen bir nevruz günü; 21 Mart 1967’de Manisa’da dünyaya geldi.

Babası Hüseyin, Malatya Darendeli…

Annesi Zeynep, Malatya Hekimhanlı…

1960’lı yıllar…

1950’lilerde başlayan kırdan kente göç büyük yoğunlukla sürüyor.

Hüseyin Karakuş iş bulma umuduyla, Manisa’daki kardeşinin yanına göçüyor. Eşi ve üç çocuğu; Orhan, İlhan ve Özcan’ın geçimi için her işi yapıyor. Sonra kendine üç tekerlekli tezgah yapıyor ve tezgahında kitap satıyor.

O günlerde doğuyor ailenin son çocuğu, Tezcan!..

Altı kişilik ailenin geçimi zorlaşıyor. Karakuş Ailesi bu kez Adana’ya göç ediyor…

Baba Hüseyin bir pamuk fabrikasında, anne Zeynep bir başka pamuk fabrikasında gececi işçi olarak çalışıyor.

İki odalı tenekeden bir evde yaşıyorlar.

Anne-baba işe gidince dört kardeş birbirlerine bakıyorlar.

Bir gün… Tezcan kayboluyor. Hatırladığı bir faytonla eve getirilişi…

Adana günleri uzun sürmüyor.

Ver elini Cumhuriyet’in başkenti Ankara…

SAZ ÇALIYOR, NEY ÜFLÜYOR

1970’li yıllar…

Ankara…

Göçler ile bir gecede yapılan yasak gecekonduların çevrelediği başkent.

Çankaya Köşkü yakınındaki gecekondu semti Seyranbağları’nda oturuyorlar.

Hüseyin Karakuş’un artık nihayet kadrolu bir işi vardır; Makine ve Kimya Endüstrisi’nde güvenlik görevlisidir. İş bulmasının nedeni olarak, CHP-MSP koalisyon hükümetini kuran Başbakan Ecevit olarak görür ve ölene kadar “Ecevitçi”

kalır…

Anne Zeynep maharetlidir, terzidir. Diktiklerini satar.

Zamanla… Aile Ankara’da kalır ama göç vermeyi sürdürür; bu kez evin büyük oğlu Orhan, iş umuduyla Almanya’nın yolunu tutar.

İlhan babası gibi bir kamu dairesinde iş bulur.

Özcan ise öğretmen olacaktır.

Peki ya evin küçük kızı, Tezcan?..

Cumhuriyet 50’nci doğum yılını kutlarken; Tezcan, Kavaklıdere İlkokulu’na yazdırıldı.

5 yıl sonra Gaziosmanpaşa Ortakokulu’na gitti. Çalışkandı; başarılıydı.

Müziğe yeteneği vardı; saz-mandolin çalıyor, ney üflüyordu.

Ve lisede…

Mimar Kemal Lisesi’ndeki matematik öğretmeni Mehmet Toker hayatını değiştirir.

Avukat olmak istiyordu. Fakat öğretmeni, -matematiği çok güçlü olduğu için- mimar olmasını istedi.

Yıl, 1984…

Ankara Gazi Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Bölümü’nü kazandı.

Üniversite; çocukluğunda hayvanat bahçesini gezdiği ve dondurmasını çok sevdiği Atatürk Orman Çiftliği yanındaydı. Arazisinin bir bölümü zaten AOÇ’ye aitti.

Atatürk’ün bataklıktan yarattığı Atatürk Orman Çiftliği; tüm Ankaralılar gibi üniversite öğrencilerinin de nefes aldıkları, piknik yaptıkları, eğlendikleri yerdi…

ADI, “TEZ” İDİ

Arkadaşları “Tez” diyordu…

Üniversitede sosyal bir öğrenciydi.

Birinci sınıfta Ankara Mimarlar Odası’na gitmeye başladı.

Mimar ve Mühendislik bölümü öğrenci derneği başkanı oldu.

12 Eylül askeri darbesinin boğduğu üniversitelerde YÖK’e karşı başlatılan mücadelelerde bulundu. Parasız öğrenim hakkını isteyen gösteride gözaltına alındı. Ankara Emniyet Müdürlüğü zemin katındaki işkence tezgahlarından geçti. Bir an bile duraksamadı; tereddüt etmedi; çıktığı gün parasız eğitim talebini dile getiren öğrenci eyleminde yer aldı…

Ve, 1989’da üniversiteden mimar olarak mezun oldu.

Mezuniyet pikniğini Atatürk Orman Çiftliği’nde yaptılar.

Mezuniyetinin hemen ardından…

Yüksek lisansını bina bilgisi konusunda ODTÜ’de yaptı; Aydın Cezaevi mimarisi üzerine çalıştı. Çünkü…

O dönem cezaevlerinde, askeri darbenin aşağılık uygulamalara karşı açlık grevleri-ölüm oruçları vardı. Aydın Cezaevi’nde Hüseyin Eroğlu ve Mehmet Yalçınkaya çıkan olaylar sırasında öldürülmüştü…

Akademik kariyerini Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde sürdürdü; yüksek lisansını Latin Amerika Çalışmaları Ana Bilim Dalı’nda yaparak “Latin Amerika Uzmanı” oldu.

Bu çalışması sonunda, “Neoliberal Laboratuvar: Şili./ Türkiye ile Benzerlikler, Farklar, Kıyaslar” kitabını çıkardı…

Bugünlerde iki arkadaşıyla birlikte “Kaçak Saray” kitabı üzerine çalışıyor…

AŞIK OLDU EVLENDİ

Yıl, 1993.

Ankara Çankaya Belediyesi’nde mimar olarak çalışmaya başladı.

Neler yapmadı ki…

Tarihi Kentler Birliği koordinatörlüğünde bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü, Çankaya Sağlıklı Kentler Proje ofisinde görev aldı.

TÜBİTAK Bilim ve Toplum Projeleri kapsamında Bilim ve Sanata Yolculuk Projesi’ni yürüttü. TÜBİTAK Sivil Mimari Bellek Projesi’nde araştırmacı olarak yer aldı.

Toplumsal Dayanışma Merkezleri sorumluluğunu üstlendi ve çok sayıda proje üretti; yürütücülüğünü üstlendi.Vs..Vs..

Ve iki yıl sonra, 1995…

Adı, Mehmet Ali Candan…

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler öğrencisiydi.

Adanalıydı. Çalışma ekonomisi üzerine uzmanlaştı. Sendikacı oldu.

Üniversiteden tanışıyorlardı. Sonra….

Mehmet Ali Candan ile Tezcan Karakuş 1995 yılında evlendi.

Aileye oğulları, Ali katıldı…

Odatv’den Nurzen Amuran’a verdiği röportajında söylediği şu sözü hiç unutamadım:

“Mücadele çocuk büyütmeye benzer; karşılıksız emek ve koşulsuz sevgi ister…”

Tezcan Karakuş Candan…

Ankara Mimarlar Odası Başkanı…

Atılım Üniversitesi Mimarlık ve Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevlisi…

O…

Yılmaz iradesiyle yürekli bir Cumhuriyet kadını…

Mücadelesi hepimize örnek olan Cumhuriyet aydını…

Evet… Kahraman dönemler yoktur, kahraman insanlar vardır!…”

Yazının tamamını sozcu.com.tr’ye aşağıdaki adresten ulaşarak okuyabilirsiniz:

http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/tezcan-karakus-candan-871390/

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."