Final

Final

Örnek Resim


Arion

Arion

Malatya Haber -

‘Baba Ocağı Gibi..’

‘Baba Ocağı Gibi..’
  • 27.12.2015

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, partisince Malatya’da düzenlenen mitingde konuştu. Baykal, hava karardıktan sonra tamamladığı konuşmasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a suçlamalar yöneltti, hükümetin uygulamalarını eleştirdi.

Miting programı, 18.00’de Edip Akbayram konseri ile başladı. Ünlü sanatçı, sevilen şarkılarını meydanı dolduran kalabalıkla birlikte söyledi. Akbayram, Malatya’ya 25 yıldır gelmediğini, mitingin bir buluşma vesilesi olduğunu söyledi.

Hükümet Meydanı’nda 18.15’de halka hitabedeceği belirtilen CHP lideri ise, Sivas’dan uçakla Erhaç havaalanına geldi, oradan da parti otobüsüyle miting meydanına hareket etti. Sivas Caddesi’nin asfaltlama yüzünden kapalı olması nedeniyle Çevreyolu Çöşnük Kavşağı, Mehmet Buyruk ve Atatürk Caddelerini takibeden Baykal, 19.20’de miting meydanına ulaştı.

Baykal’ın miting meydanına ulaşmasından sonra, partinin milletvekilleri ile milletvekili adayları anons edildi. Baykal’la birlikte, İstanbul adaylarından İlhan Kesici de Malatya’ya geldi. CHP’nin aday listesinde yeralmayan Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç da kürsüde, adaylarla birlikte vatandaşları selamlarken, alkışlandı.

Baykal, 19.30’da başladığı konuşmasını, 20.33’te tamamladı. Baykal, 20.03’de ezan okunurken konuşmasına bir süre ara verdi. Ezan okunurken, Mehmet Sevigen’in yanına giden Baykal, Sevigen’le fısıldaştıktan sonra yanından ayrıldı. O arada Sevigen’in cebinden para çıkardığı ve 100 YTL olduğu gözlenen parayı Baykal’a “gizlice” vermeye çalıştığı, Baykal’ın da parayı alıp pantolon cebine koyduğu görüldü.

Baykal, Malatya mitingindeki konuşmasında şunları söyledi:

“Bu mitingler gerçekten güzel günlerin müjdecisi olan mitinglerdir. Güzel günleri bize vaadeden mitingler. Hepinize bu büyük miting için yürekten teşekkür ediyorum.

Malatya’yı özlemiştim. Uzun süredir sizlerle beraber olamıyordum, onun özlemi içerisindeydim. İyi ki, özlemişim. Bu özlemin sonucunda böyle bir muhteşem mitingde biraradayız. Bütün Malatyalı vatandaşlarıma, hangi partiden olurlarsa olsunlar bu muhteşem miting için teşekkür ederim.

Hep birlikte bir arayış içindeyiz. Türkiye’de bir arayış içindeyiz. Siz Malatya’da bir arayış içindesiniz. Yaşanan sıkıntıları, nereden kaynaklandığını, nasıl aşılacağını da biliyoruz. Aşmanın yolunu bir türlü bulamadık. Şimdi onu bulmanın zamanı yaklaştı. Demokrasilerde millet seçimlerde konuşur. Dinler, izler, değerlendirir, seçimde hükmünü verir. Yeni bir yol haritasını çizer. Türkiye şimdi yeni yol haritasını çiziyor. Her yerde bunu görüyorum. İnşallah güzel bir yol haritası çizeceğiz. Türkiyemizin önünü hep beraber açacağız. Yaşadığımız sıktıntıları biliyoruz. Onları yaşamak zorunda değiliz. Dünyadaki bütün ülkeler aştı. Biz de aşarız, aşacağız, yolunu biliyoruz. Bu memleketin bunu başaracak evlatları var. Yeter ki bu millet o evlatlarına sahip çıksın, destek olsun, onları omuzlasın, onlara yer versin.

Sevgili Malatyalılar nasıl halinizden memnun musunuz? İşler yolunda mı, kazancınız yerinde mi, kayısı iyi para ediyor mu? Yav kayısı dünyada bir tane. Kayısıya sahip çıkan yok mu? Yani her ürüne fındığa, çaya sahip çıkılıyor, kayısıya sahip çıkılmıyor mu? Kayısıya sahip çıkılsın mı? Sahip çıkılırsa devlet, millet, ekonomi zarar görür mü? Kayısı devletin sırtında yük mü, engel mi? Kayısıyı 4 milyona veriyordunuz, şimdi kaç oldu? 2 milyon, 1 milyon.. 6 kilo kayısı ile 1 tüpgaz alıyordunuz. Şimdi 18 kilo kayısıyla bir tüpgaz, üç katı ha.. Şimdi bu zenginleşme anlamına mı geliyor?

Ee Türkiye zenginleşti diyorlar. Hergün gazetelerde, televizyonlarda Türkiye uçtu, çatladı, patladı diye haberler var. Türkiye’de birileri zengin olmuyorlar mı? Oluyor. Hem de çok zengin oluyor değil mi?. Borsa 5-6 kat zenginleşmiş, siz zenginleştiniz mi? Çiftçi zenginleşmedi mi? Kayısı zenginleşmedi hadi, buğday, pancar zenginleşti mi? Esnaf zenginleşti mi, gençler iş buldu mu? Ee birileri çok mutlu, çok zengin. Yabancı sermaye Türkiye’ye geliyor, 1-2 yılda katlanıyor. Ee bu memleketin sahibi Malatyalı çiftçi, köylü onlar ne oluyor? Onlar yerinde sayıyor. Onların kazancı haksız kazanç mı, yoksulluğunuz haksız yoksulluk mu? Bunu ortadan kaldırmak mümkün mü? Bunun bir reçetesi var mı?

Onun reçetesi sosyal demokrasi.. Yani demokrasi olacak. Hepimiz düşünce özgürlüğümüzü, inanç, iman, din, mezhep özgürlüğümüzü sonuna kadar yaşayacağız. Düşünce, inanç, siyaset özgür olacak. İktidarı vermek zorunda değilsin. İster verirsin ister eleştirirsin. Siyaset özgür, mülkiyet hak, miras hak olacak. Ama emeğe saygı olacak. Alın terine saygı olacak. Herkesin çalışmayı istemek hakkı olacak hakkı. Çalışmak isteyene iş vereceksin iş. Yoksulluğu yenmenin yolu insanları istihdam etmek, iş vermektir.

Çocuklarınız okuyor. Diplomayı da alıyor. İş bulabiliyor mu? Üniversiteyi bitiriyor, diploma elinde iş yok. Kamu Personeli Sınavına giriyor değil mi? İyi de puan alıyor. Öğretmen olmak istiyor. Olabiliyor mu? Olamıyor, değil mi? Peki sizin çocuklarınız iş sahibi olamıyor, birilerinin çocukları iş sahibi oluyor mu?. Ne yapıyorlar memur mu, işçi mi, hastabakıcı mı oluyorlar? Ne oluyorlar. (Zengin oluyorlar, gemi alıyorlar, sesleri).. Nasıl oluyorlar? (O sırada vatandaşlar bir gazeteyi gösteriyorlar..) Göremiyorum.. O gazetede bir manşet var, ne diyor?.. (Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu mikrofonda okuyor:“Tayyip’in damadı Irak’ta ihale aldı”).. Hayırlı olsun. Merak ettim. Irak’ın neresinde kuzeyinde mi, güneyinde mi? Kuzeyinde, ha.. Yani Barzani’nin, Talabani’nin olduğu yerde mi? Kuzey Irak’ta.. Hayırlı olsun!. Ne yapacakmış, kışla mı yapacakmış?.. Hayırlı olsun!.

Türkiye’nin neye ihtiyacı var biliyor musunuz? Türkiye’nin önce temiz dürüst bir devlet yönetimine ihtiyaç var. Kendi çocuğundan once yüzünü bile görmediği anadolunun milyonlarca vatan evladını düşünecek bir yönetime ihtiyaç var. Hısım akrabasını değil, vatandaşı düşünecek yönetime ihtiyaç var.

Türkiye’nin iki yakası neye bir araya gelmiyor? Türkiye’nin toprakları verimli değil mi, Türkiye’nin insanı tembel mi, çalışmıyor mu?. Yeter kaynak yok mu?. Niye biz zengin değiliz?. Yoksa kazanın dibi delik mi?.Yani kazana koyduğunuz sütse süt, suysa su akıp gidiyor mu. Giderse zenginlik olur mu?. Ne yapacağız. Kazanın dibini lehimleyeceğiz, değil mi?. Neyle lehimleyeceğiz?..

Şimdi bakın yolsuzluk nasıl yapılıyor anlatayım. Bir defa Malatya’da var mı? (Var, sesleri) Ankara’da var mı? (Var, sesleri) Özelleştirme de yolsuzluk var mı? CHP’nin yaptığı burdaki dokuma fabrikası (Sümerbank’ı kastediyor) özelleştirildi mi? Kaça özelleştirildi? 6 milyona.. Önce 11 milyon verdiler, ucuz vermeyiz deyip iptal ettiler, sonra 6.5 milyona mı verdiler? 6.5 mu büyük, 11 mi büyük?. 6.5 daha büyük!.. 6.5’a verdiler değil mi?. Peki içindeki malzeme, stok, gerçek değeri neydi oranın: 70 milyon. Şimdi burada hak var mı? Böyle olursa biri zengin olur ama, Malatya’daki genç iş bulamaz, Malatya’daki çiftçi yoksullaşır.

Bu yolsuzluk Türkiye’nin her yerinde.Bu iş Balıkesir’de SEKA ile başladı, Oferlerle devam etti, Kuşadası’yla Tüpraş’la gitti. Nasıl oluyor bu, size söyleyeyim. Bir üçgen var. Yolsuzluk sacayağı. Bir tarafında haramzade bir işadamı var, kısa yoldan zengin olacak. Helal para, kazanılmış, namuslu helal para onun derdi değil. .. Zamanı yok, vakti yok. Acelesi var.. Bir an önce olacak. Bakıyor etrafına bir sürü zengin var. Paranı biriktir, kredi al, yatırım yap.. Kardeşim uğraşamam onunla diyor. Bir voli var mı voli, diyor haramzade işadamı. Çıkıyor piyasaya yolsuzluğun bir ayağında o var. Öte tarafta ahlaksız bir bürokrat var. O tek başına bu işi yapamaz, devletin sırtında gidecek bu iş. Kanun var, usul var, devlet var, kurum var, mahkeme var.. O yolları bilen birisiyle olacak. Yolsuzluk yapan haramzade işadamı, ahlaksız memurla el ele veriyor. Yeter mi, yetmez…. Bir de bir namussuz siyasetçi lazım. O olmazsa olmaz. O hazret olmazsa bu iş olmaz. Elele veriyorlar, sacayağı kuruluyor. Ondan sonra özelleştirme mi olur, Türkiye’de devletin bazı imkanlarını kapıp götürmek mi olur, belediyelerin arsa düzeniyle oynamak mı olur?. İstanbul’da bir arsa, yeşil saha. Belediye meclisi bir karar alıyor. İmara açıyor, ticaret alanına açıyor. Bir kararla o arsanın sahibinin cebine 100 milyonlarca lira, 200-300 milyon dolar bir rant ek kazanç giriyor. 10 milyar dolarlık yolsuzluk çıkardı bizim Istanbul yönetimimiz. İstanbul’daki imar değişiklikleriyle sağlanan haksız kazanç çıkardı.

Bu zinciri, bu üçgeni bir yerden kıracağız. En güzel kırılacak yer siyasetçi. Nasıl kıracağız? dokunulmazlığı kaldıracağız. Siyasetçi yolsuzluğu, milletvekilliğinin dokunulmazlık zırhının arkasına saklanıp yapıyor. Savcı soru soramıyor, mahkeme yargılayamıyor, ifadesi alamıyor. Çünkü milletvekili.. Milletin vekilliğinde bu kadar imtiyaz var, millete niye acımıyorsun?. Millette hiçbir imtiyaz yok. Demokrasi, demokrasi laflarından geçilmiyor. Her türlü milli irade hamaseti yapıyorlar. Eğer demokrasiye inanıyorlarsa, derhal o dokunulmazlığın arkasına saklanmaktan vazgeçsinler, çıksınlar ortaya.

Mecliste 200 dosya var. İçlerinde her türlü utandırıcı suçlar, resmi evrakta sahtekarlıktan, bütün yolsuzluk türlerine kadar herşey var. Bunları kaldırın diyoruz, kaldırmıyorlar. İtiraf ediyorum Malatya’da, o 200 dosyadan biri de bana ait. Savcılıktan gelmiş, bana tebliğ ettiler. Sordum, nedir? Dediler ki, bakın şimdi olduğu gibi, 2002 seçiminde sen güneş battıktan sonra Zonguldak’ta konuşmaya devam ettin, bu seçim kanununa aykırı, bu suçtur demiş, fezlekeyi hazırlamış göndermişler meclise. Bizim suçumuz da bu. Bunu öğrenince komisyona başvurdum, suçun büyüğü küçüğü olmaz. Suç suçtur. Anlaşıldı, biz böyle birşey yapmışız. Sizden rica ediyorum, kaldırın benim dokunulmazlığımı, gidip mahkemeye anlatayım. Hakim bunu önemli saymaz beni affederse affeder, ceza verirse verirse bu cezayı çekmekten şeref duyarım, onur duyarım dedim… Ama buna hayır dediler. Senin dokumazlık kaldırılmaz. Niye dedim. Ee yol olur dediler. Bu işi halletmek zorundayız.

Bakın bu meydanlar gösteriyor, gerçeği her yerde görüyorum. Türkiye’de yeni bir nabız atıyor. Millet kararını ardı. Millet kendisine yapılan bu haksızlık karşısında teslim olmaz, sessiz kalmaz, gereğini yapar. Ben biliyorum milletimi. Her seçimin içinde bir sürpriz vardır. Bu seçimin içinde de böyle bir sürpriz var. Şaşırtacağız dünyayı şaşırtacağız. İnşallah, 22 Temmuz’da Türkiye yeni bir döneme girecek, milletimiz yeni bir dönemi açacak. İnşallah o dönemde CHP çoğunluğun başında bulunacak. Öyle bir noktaya gelecek, Malatya meydanında CHP sözü, İsmet Paşa sözü, Deniz Baykal sözü söylüyorum.. Eğer mecliste çoğunluğu bulursak ilk yapacağımız işlerin başında, 200 tane, benimki de dahil dokunulmazlık dosyası var ya, tümünü kaldırıp mahkemeye göndermek olacak. Herkese marş marş mahkemeye diyeceğiz. Git hesabını ver, aklan da gel diyeceğiz. (Vur inlesin Tayyip dinlesin, sloganları..)

Bunu yapacağız. Bu yeni bir dönemi açacak Türkiye’de. Bunu yıllardır söylüyoruz. Şimdi topluma Kabul ettirdik, uygulama noktasına geleceğiz. Bu uygulandığı zaman Türkiye başka bir Türkiye, hesabın sorulduğu bir Türkiye olacak. Kimsenin yaptığının yanına kar kalmadığı bir Türkiye olacak. Siyasetçinin istersem hostes tokatlarım, istersem çekimi ödemem, istersem kirada oturur para vermem, istersem yolsuzluk yaparım benim dediğim geçer dönemi kapanacaktır.

CHP iktidara geldiği zaman, temel işlerden biri, bilmelisiniz. Çiftçiyi ayağa kaldırmak olacak. Biz tarıma inanıyoruz. Dünyanın her yerinde bütün ülkelerin güçlü bir tarım temelinde kalkındığını biliyoruz. Türkiye’nin bunu hakettiğini biliyoruz. Çiftçiye sahip çıkacağız, verilen destekleri iki katına artıracağız. Kayısıya sahip çıkacağız. Sebze meyve üretimine sahip çıkacağız. Çünkü onun yüksek katma değeri olduğunu biliyoruz. Meyve sebze tarımın sanayiidir, sanayii. Onun değeri yüksek. Ona sahip çıkacağız. Prim uygulaması yapacağız. Malatya’ya vereceğiz. Çiftçinin TEDAŞ borçlarını ödeyebilir hale dönüştüreceğiz, ödemeyediği borçları ödemesini mümkün hale getireceğiz. Çiftçi, CHP iktidarında hele şükür bizi tanıyan, bilen varmış diyecek.

Mazotu indireceğiz diyoruz. Kıyamet kopuyor. Ya nerden çıkarıyorsun, petrol kuyuları mı var, nasıl iner, diyorlar.. Bir defa şunu söyleyeyim. O mazot meselesini ilk gündeme getiren parti CHP’dir. Yani bir başka partiden görüp söylemiş değiliz. Yani. seçime çeyrek kala, çiftçiye ne vaadedelim diye ayak üstü getirilmiş birşey değil. Bakın elimde CHP’nin Tarım Gerçeği diye bir kitap var. 2005 tarihli. Bu tarihe girmeden 2002 seçimlerinden beri biz daima bunu söyledik. Boş laf söylemiyoruz.. Çiftçinin mazotundan alınan ÖTV’yi kaldıracağız. Herkese mazotu ucuzlatacağız demiyoruz. Çiftçinin mazotundan kaldıracağız diyoruz. Çünkü çiftçi perisan. Çiftçi ayağa kalkarsa.. Mazot 1 milyon- 900 bin liraya Yunanistan’da, bizde 2 milyonun üzerinde. Sonra biz diyoruz ki çiftçimize, sınırları açıyoruz, ithalat yapılıyor. Senin pamuğun pahalı, Yunanistan daha ucuza üretiyor. Niye Yunanistan’in toprağa daha mı verimli, çiftçisi işi daha mı iyi biliyor? Alakası yok. Mazotu o 1 milyona, biz 2.5 milyona alıyoruz. Sonra da senin pamuğun pahalı diyoruz. Rekabet diyorsun, eşit şartlarda yaptıracaksın. Bunun yollarından biri mazotundaki haksız yükü kaldırmaktır.

Söylediğimiz, dışarıdan biz petrolu pahalı alıp, ucuza sat değil. Dışarıdan aldığımız petrolun parası çiftçiye vereceğimiz mazotun fiyatı içinde. Masrafları yaz diyoruz, nakliyeyi, bayi karını yaz diyoruz, üzerine bir de KDV alıyoruz. Orada dur, KDV için dur diyoruz hükümete. Bütün Türkiye için mi, hayır çiftçi için orada dur diyoruz. Bu ÖTV nereden çıktı? Ankara’da büyük açık veriyorlar. Kapatmak için ek para alıyor, önüne gelene bindiriyor. Biz de diyoruz ki, herkese bindirdin de, şimdilik çiftçiye bindirme, toparlasın, ayağa kalksın. Sonra bindirirsin. Ama şimdi perişan oldu diyoruz. Kendileri armatörlerin mazotuna indirim getiriyorlar, özel uçaklara getiriyorlar. Peki çiftçiye?.. Hayır, çiftçiye olmaz.. Niye?.. Armatöre, özel uçak filolarına indirdiysen, Deniz Baykal da çiftçinin mazotunu indirecek. O kadar.. Hesabını yaptım..Türkiye’nin 11.6 milyon ton mazot tüketimi var. Çiftçinin tükettiği yüzde 20’si. Yani 2.5 milyon ton. Bunun ÖTV’si 2.5 milyar dolar. Kaç kişi yararlanacak bundan? 4.5 milyon çiftçi ailesi, çarp 5’le 20 milyondan fazla insan.. Onlardan da, tüm tüketici de yararlanacak. Biz 20 milyon kişiye 2.5 milyar dolar vereceğiz diyoruz. Sen bankasını soymuş 50 tane bankere 50 milyar doları devletin hazinesinde nasıl buldunsa, ben de 20 milyon çiftçime 2.5 milyar doları oradan bulacağım.

Bu iş ciddidir. CHP iktidarı bundan öncekiler gibi olmayacak. Şaşırtacağız şaşırtacağız.. Çok şeyi değiştireceğiz. Dokunulmazlık çıkacak, mazot inecek, çiftçiye sahip çıkılacak. Üniversite sınavlarına el atacağız. O maskaralığı akıl dışı uygulamayı ortadan kaldıracağız. Türkiye liselerinde okuyan bütün öğrencileri sanki doktor, hakim mühendis olacak diye okutuyor. Sonra sınav yapıyoruz. . Geçen yıl 1 milyon 100 bin dışarda kaldı, 500 bin kadar kişi 3-4 yıllık lisans programlarına, açık öğretim kontenjanlarına kaydoldu. Bu sene gine aynı şey olacak. Bir önceki yıl.. Yine 3’te 1’i içerde, gerisi dışarda. Bir önceki yıl, daha önceki yıl gene aynı. Bir yıl sonra gine aynı. Her yıl 1 milyon 100-200 bin öğrenciyi doktor olacaksın diye okutmanın, sonra kapıdan çevirmenin Türkiye’ye bir maliyeti yok mu?. Analara babalara, devlete, çocuklarımıza bir maliyeti yok mu?. İlk yenilgisini almış, kızgın tepkili halde geri dönecek. Devleti yönetmek demek her yıl yaşanan bu akıldışılığa çare olacak bir çözümü bulup uygulamaktır. Çözüm var mı? Var. Almanya, diğer ülkeler ne yapıyor? Lisenin ortasında.. alacaksın, o zamanki notlarıyla, öğretmenleriyle konuşarak, ailesiyle, kendisiyle mülakat yaparak, çocuğa diyeceğiz ki, çocuğum gel sen boşu boşuna 2 yıl daha buralarda aileni üzme. Gel seni kestirmeden seni ekonomiye, iş ve meslek yaşamına kazandıralım. Sana para kazandıracak, altın bilezik olacak koluna, meslek öğretecek bir beceri kazandıralım. Sen burada yetiş diyeceğiz. Bu dünyanın yaptığı olay, burada da yapacağız. Üniversite kapılarında yenilmiş perişan halde olmaktan kurtaracağız.

Doluyum sizlere söyleyeceğim çok şeyler var. Bu terör konusunda ne diyorsunuz? Türkiye tekrar bu iktidar döneminde terörün hızla tırmandığı bir ülke haline dönüşüyor. Bunun çeşitli nedenleri var. Ama en önemlilerinden birisi, bu iktidarın terörle mücadele konusunu kavramamış oluşudur. Bu iktidar bu konuda büyük yanlışlar yaptı, tutarsız politikalar izledi. Terörle mücadele iradesini sergilemedi, tam tersi teşvik anlamında zaafiyet ifade eden kararlar aldı… Bu hükümetin terör sicilini incelediğiniz zaman kırıklarla dolu olduğuna inanıyoruz. Bakın bir. Eve dönüş yasası diye yasa çıkarttılar değil mi? Nedir o yasa? Terörü önlemek için eve dönüş yasası. Dağ başındaki teröristlerden inen oldu mu, olmadı. Ama cezaevindeki mahkum olan teröristler tahliye oldu, bir kısmı yurt dışına çıktı. Bu yasa yanlıştı, söyledik, mücadele ettik, ama inad edip çıkarttılar. Sonra bir başka gelişme oldu. Son günlerde tartışılıyor. Bunlar ABD ile anlaşma yaptılar, 1 milyar dolarlık hibe ya da 8.5 milyar dolar kredi anlaşması .. Bu anlaşma bu parayı alarak Türkiye’nin bu krediyi alarak Kuzey Irak’a yönelik ABD politikasını uygulama taahhüdünü öngören bir anlaşma Yani biz Kuzey Irak’a ABD’den izin almadan girmeyeceğiz diyen bir anlaşma.. Bunu Ali Babacan, 22 Eylül 2003’te Dubai’de hükümet adına imzaladı. Geçenlerde bunu söyledim. Yalandır, iftiradır dediler. Şimdi çıkarttık belgeleri gösterdik. Şu anda da elimde. Çok açık hükümet bu anlaşmayı imzalamıştır. Ama CHP, bunu meclisten geçirmeden yürürlüğe koyamazsınız demiştir. CHP’nin bu ısrarı karşısında meclise getirmeye cesaret edememişlerdir ve bu kararı uygulayamama zorunda kalmışlardır.. 1 milyar dolarlık hibe anlaşmasının madem hiçbir olumsuz yönü yok, niçin uygulamaya koymadın? Niye almadın o parayı. 1 milyar hibe, alsana.. Bir şartı yoksa, bir çapanoğlu yoksa, bir yanlışı yoksa Türkiye’ye zarar verecek bir yönü yoksa alsana.. Alamadı, niye? Çünkü var bir çapanoğlu. Niye alamadılar CHP karşı çıktığı için. Elinizi viçdanınıza koyun eğer CHP olmasaydı, bunu önleyebilir miydik?. Çoktan bu kanunu çıkarmışlardı, çoktan o parayı almışlardı. İyi ki CHP engelledi.

Size başka birşey söyleyeceğim.. Belgeli.. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzalayıp meclise gönderdiği bir teskere. 18 Nisan 2006.. Diyor ki, biz bakanlar kurulu olarak şu kararı aldık, gereğini yapın, bunu çıkarın diyor.. Ne var bunda? Bu yasanın içinde bir madde, 6. madde. (Milletvekili adayı Niyazi Gökçe’ye okutuyor..).. Ben bunu tercüme edeyim. Diyor ki kanun, terör örgütünün kurucusuna diyorlar.. Türkiye’de 67 milyon bunun kim olduğunu bilir..Öyle değil mi? İmralı’da.. Terör örgütünün kurucusuna eğer avukatı bir pişmanlık dilekçesi verirse, bir defaya mahsus olmak üzere pişmanlık yasasından yararlanma imkanı getiriliyor. Yani öyle bir süreç açıyor ki.. Altında başbakanın, bakanlar kurulunun imzası var. Bu kanunla Öcalan’ın tahliyesinin önünü açacak bir dönem açılıyor idi. Ne oldu, CHP bir dakika dedi. Ne yapıyorsunuz, böyle birşeye izin vermeyiz, bu yanlış, bu olamaz dedi. Ve milleti ayağa kaldırırız yapamazsınız dedik. Hık mık dediler, ondan sonra onu kanun maddesinden çıkardılar. Kanun teklifini yapan onlar, içeriği bu.. Bu iktidarın kafasının terörle mücadele konusunda iyi çalışmadığını gösterir bu. Kanaatimi söylüyorum. Zaman zaman bu, terör örgütünün elebaşısı için sayın diyor, şehitler için kelle diyor, bu vatanın barışı huzuru ve selameti için canını vermekten çekinmeyen güvenlik kuvvetlerimizin mensuplarına silahlı kuvvetler yangelip yatma yeri değildir diyor. Bunlar bir zihin kayması, dil sürçmesi değil. Bunun altında bir zihniyet, bir anlayış var. Bu yasa teklifleri boşa mı çıkıyor, bu dil sürçmeleri boşuna mı oluyor? Bu zihniyetle bu iş olmaz. Samimi kanaatimi söylüyorum. Türkiye’nin terörle mücadelesinin önündeki en büyük engel Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Biz gelen şehitlerimiz karşısında oturup ağıt yazıyoruz, hepimiz. Başbakan çıkmış bütün mitinglerde cumhurbaşkanlığını nasıl kaybetmiş, onu anlatıyor, cumhurbaşkanlığına ağıt yazıyor. Onlar cumhurbaşkanlığıyla meşgul, biz şehitlerimizle meşgulüz. Bu iş böyle gitmez. Bunun vebali büyüktür. Bugünkü iktidarla bir 4 yıl daha giderseniz Türkiye’nin başına çok çok işler açılır. Gittiği her yerde başbakan bu cumhurbaşkanlığı konusunu konuşuyor. Bir sıkıntısı var. Cumhurbaşkanlığında yanlış yaptın, hata yaptın, 360 milletvekilini değerlendiremedin. Sorumlusu sensin. Şimdi durup durup söylemenin sana bir kazancı yok. Gör artık. Bunu değerlendir. Bakın cumhurbaşkanlığı seçimindeki tablo ne?. Biz CHP’yiz. Biz seçimde vatandaşlardan Tayyip Erdoğan kimi isterse onu cumhurbaşkanı yap diye oy almadık, bize oy veren millet, Tayyip Erdoğan’a sor, o kimi isterse onu cumhurbaşkanı yap demedi.. Bize dedi ki, anayasaya uygun, anayasanın tanımını içine sindirmiş, özünü kavramış, laik demokratik cumhuriyet anlayışını benimsemiş, arkasında yolsuzluk dosyası olmayan, şerefli, dürüst onurlu, Hikmetyar’ın önüne diz çökmemiş, Yasin El Kadı’ya kefil olmamış, dürüst namuslu vatansever, teröre göz kırpmayan, alt üst kimlik demeyen bir kişiyi cumhurbaşkanı yap demiş. Öyle değil mi? Ben öyle anlıyorum. Yanlış mı? Bizim görevimiz mi Tayyip Erdoğan’a oy vermek. Biz dedik ki, uzlaşmayla seçilmelidir. Çünkü seçilecek olan sana oy veren yüzde 34’ün değil, kendi partine yönetici seçmiyorsun, tüm Türkiye Cumhuriyeti’ne cumhurbaşkanı seçiyorsun…Sana oy vermemiş yüzde 66 var, senin iki katın insan var. Onları da dikkate alacaksın, uzlaşacaksın. Biz bir AKP’linin bile cumhurbaşkanı seçilebileceğini kabul ediyoruz dedik. Ben CHP genel başkanı olarak bir AKP’linin de cumhurbaşkanı olabileceğini, ama adam gibi adam bir AKP’linin cumhurbaşkanı olabileceğini, dürüst, namuslu, dosyası olmayan, vatansever, anayasayı içine sindirmiş bir AKP’linin de seçilebileceğini söyledik. O ne dedi? CHP’yi ziyaret etmek, zaman kaybıdır dedi. Önlerine çelik çomak attık oynuyorlar dedi. Ne oldu çelik çomak, ne oldu?.. Bakın, Cumhurbaşkanı hepimizin cumhurbaşkanıdır. Herkesin seveceği, sayacağı bir insan olmalıdır. Kimse kendi kafasındakini memleketi cumhurbaşkanı diye dayatmaya kalkmamalıdır. Doğrusu budur. Sen bunu yapamamışsın şimdi ağlıyorsun. İktidar ağlama yeri değil. Niye ağlıyorsun? Millet 360 milletvekili vermiş, onunla bir cumhurbaşkanını seçmeyi başaramadın. Şimdi size soruyorum. Eğer biz o 360 milletvekiline sahip olsaydık, cumhurbaşkanı seçilmeden genel seçime gidilir miydi?. Bizim bir dönem sadece 49 milletvekimiz vardı, o zaman meclis başkanını seçmeyi başardık. Niye? Uzlaştık, uzlaştık. Demokrasi uzlaşma işi. Cumhurbaşkanlığı konusu Tayyip Erdoğan için bir yenilgi konusudur. Bunu bir türlü hazmedemedi. Dönüp dönüp onun etrafında dolaşıyor. Anayasayı değiştireceğiz dedi, onu da başaramadı. Şimdi tehdit ediyor milleti.. Bana 370 oy vermezseniz, mecliste kriz çıkar.. Hadi canım sende. Kriz çıkarmış! Kriz çıkarsa o krizin altında ilk sen kalırsın sen. Kriz, mriz de çıkmaz.. Uzlaşırız, anlaşırız, anayasanın gereğini yerine getireceğiz. 360 milletvekiliyle seçtirememişsin bundan sonra nasıl seçtireceksin? O defter kapandı. Ama boyuna bunu konuşacaklar.

CHP döneminde yapacağımız bir şeye daha dikkat çekiyorum. Sıfır açlık projesi uygulayacağız. Kimse yatağa aç girmeyecek, bugün 1 milyon insan aç giriyor. Çocuklar kahvaltı etmeden okula geliyorlar. Olmaz bir sosyal devlette.

Ramazanda poşetler hazırlanıyor, Ağustos’ta kömür dağılıyor. Kömür dağıtılıyor ama.. Kararnamesinde diyor ki, kömür şimdi dağıtılır da, parasını gelecek hükümet öder diyor. Bunlar dağıtıyor da parasını biz ödeyeceğiz..

Bir projemiz var. Yoksullukla mücadele projesi. Devlet Ana Projesi. Türkiye’de çok geniş bir yoksulluk var. Bunu Türkiye’nin yetkilileriyle, yani muhtarları eliyle belirlemesine ihtiyaç var, ilçe, il başkanlarıyla değil. Partizanlıkla değil. Seçilmiş muhtarlarla. Liste çıkaracak, gelecek.. CHP iktidarında, bakacağız. O ailelerde iş tutacak, çalışabilecek insanlar varsa, erkeği, oğlu, o aileyi ayakta tutabilecek biri varsa, önceklikle o aileye iş vereceğiz. Çünkü yoksulluktan kurtulmanın en sağlam yolu her ailede bir kişinin çalışabilmesi, kazanabilmesi, ailesine destek olabilmesidir. Bunu vereceğiz bunu. Ama öyle durumlar olacak ki, baba yatalak, anne çalışamaz halde, çocuk ufak. Ne yapacağız kendi kaderine mi terkedeceğiz? Onlara devlet olarak yardım yapacağız. Bürokrasiye verdiğimiz parayı yoksul insanlara, yoksul ailelere vereceğiz. Ailede kadına, anaya, eşe vereceğiz. Çünkü biliyoruz, bir ailede sahip çıkacak kişi kadındır, eştir. Yemez yedirir giymez giydirir, içmez içirir., Devletin muhatabı kadın olacak. Kadın ailedeki devlet olacak. Ve o kadınların hesapları olacak. O hesaplara hakettikleri para doğrudan yatırılacak. Kadın gidip bankadan parasını çekip eşine çocuğuna bakacak, birisi çalışıncaya kadar, iş buluncaya, onun için donanımı buluncaya kadar. Biz Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi ‘ananı da al git’ demeyeceğiz, ‘ananı da al getir’ diyeceğiz. Kadını güçlendireceğiz. Kızılay, Çocuk Esirgeme ve diğer devlet kuruluşlarının, sosyal güvenlik kuruluşlarının yapması gereken işi bürokrasisiz memursuz doğrudan kadın yapacak. Kadını muhatap alacağız.

Başbakan durup durup bize neye çatıyor? Dün de yine atmış tutmuş. Kılavuzdan söz etmiş kılavuzdan. CHP’ye kılavuz önermiş. Kılavuz kime lazım? (Mesut Barzani ile Tayyip’e lazım, diye laf atılıyor) Türkiye’de 360 milletvekili ile cumhurbaşkanı seçemeyen birisine kılavuz lazım, öyle değil mi? Irak’taki terörist sayısını, Türkiye’deki sayısını karıştıran, Barzani ağzıyla konuşan birisine kılavuz lazım. Ona kılavuz lazım diyoruz ama haksızlık ediyoruz. Onun kılavuzları var. Var değil mi? (Var, sesleri) Yerli kılavuzları var, yabancı kılavuzları var. Bir yerli kılavuzunu size tekrar hatırlatayım. Kimdir yerli kılavuzların başında.. Kim? (Değişik isimler haykırılıyor) Unutmuşsunuz?.. Hani Amerika’da (Cüneyt Zapsu, sesleri) Hah.. ..Başbakan Türkiye’yi pazarlamaya çalışıyor. Başbakanı da o kılavuz pazarlamaya çalışıyor. Amerika’da dedi ki Bush’a yav dedi, onu lavabodan aşağı atmayın, kullanın onu dedi. Kılavuza ihtiyacı var diyorum ama kılavuzu çok. İşte kılavuzlardan biri o. Yabancı kılavuzları da var. Bizim kılavuzumuz yok mu? Var.. Bizim kılavuzumuz Gazi Mustafa Kemal.. (Türkiye seninle gurur duyuyor, sloganları) Bizim kılavuzumuz Atatürk.. Bizim kılavuzumuz bir Malatya evladı İsmet İnönü.. Başbakanı kötü sözleriyle baş başa bırakalım, daha ötesini söylemeyelim. O yaralı.. Cumhurbaşkanlığı meydan savaşında yaralandı.. O yaralı, konuşuyor, hezeyan geçiriyor, oraya buraya kötü sözler söylüyor. Duymamazlıktan gelelim. Hiç merak etmeyin yeni bir dönem başlayacak Türkiye’de, Malatya’da yeni bir dönem başlayacak. (Başbakan Baykal, sloganları).. Sağolun sağolun..

Malatya milletvekili Mevlüt Aslanoğlu’ndan memmun musunuz?.. (Evet, sesleri).,. Malatya’yı seviyor mu? (Evet sesleri).. Şunu bilin.. Hepimiz, biz CHP olarak Mevlüt Aslanoğlu kadar, biz de Malatya’yı seviyoruz. Bugün ben Malatya’ya çok özel duygularla geldim. Sanki baba ocağına gelir gibi geldim. Sanki kendi memleketime hayır duası almaya gelir gibi geldim. İktidar yolu gözüktü sevgili Malatya; bize destek ol, önümüzü aç, bize sahip çık, Allah mahçup etmesin demeye geldim.”

Baykal, konuşmasının ardından aynı güzergahtan havaalanına hareket etti ve Erhaç’tan 21.00 sıralarında Ankara’ya gitmek üzere özel uçağı havalandı.

FOTOĞRAFLAR: Selahattin GÖKATALAY

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."