Final

Final

Örnek Resim


Malatyalife Residence

Arion

Malatya Haber -

“Beni Geçiş Dönemi Adamı Olarak Görüyorlardı”

“Beni Geçiş Dönemi Adamı Olarak Görüyorlardı”
  • 25.12.2017
  • Eski Rektör Çelik’in kitabından:  “Maksat menfaat olunca ahlakın teferruat olduğunu yaşayarak öğrenmiş oldum”..  2.dönem rektörlük için Ramazan Özdemir’e verdiği söz, Ahmet Kızılay’ın rektör adayı olarak çıkması, Malatya’daki radikal bir grubun üniversite ve yönetimine ilgisi, siyasette söz sahibi olmaları, bu gruba ilişkin görüşleri, kendi önerdiği Cafer Özkul’un rektör adaylığı ve hayal kırıklığı..

İnönü Üniversitesi’nde 2008- 2016 yılları arasında iki dönem rektörlük görevinde bulunan Prof.Dr. Cemil Çelik, yaşamını ve anılarını yazdığı “Yâdımda Kalanlar- Bir Bilim Adamının Hatıraları” adlı kitabında, ikinci dönem rektörlük seçimleri ile görevi bıraktığı dönemi, yaşadıklarını ve tespitlerini de anlattı.

Eski Rektör Prof.Dr. Cemil Çelik’in, Bogaziçi Yayınları’ndan çıkan 367 sayfalık kitabında, rektör adaylığı fikrinin doğuşunu, rektör adaylığı, ilk dönem seçim süreci ve seçildikten sonraki ilk dönemine ilişkin yazdıklarına, daha önce “Milletvekili Arkadaşım Beni Cesaretlendirdi” başlıklı haberimizde yer vermiştik.

Çelik, kitabında ikinci dönem rektörlük seçim süreci, sonrası ile rektörlük görevinin sona erişine kadar olan sürede yaşadıklarını, tespitlerini anlatırken, ikinci dönemde “bir takım menfaatçıların karşısına aday olarak çıkardıklarını” öne sürdüğü mevcut rektör Prof.Dr. Ahmet Kızılay ile Malatya’da üniversitede etkili olmaya çalışan bir grubun çabalarına, üniversitenin geldiği noktaya dair ilginç açıklamalar ve değerlendirmeler yaptı.

Üniversitenin akademik kadrosunun niteliğine ilişkin olarak, “Çalışmaya duyarlı olanların sayısı sınırlıydı.Proje yapan ve bu kültürden nasiplenen öğretim üyelerinin sayısı toplamın belki %10’u kadardı.” iddiasında bulunan eski rektör, Malatya’da radikal İslamcı hareket açısından aktif bir geçmiş bulunduğunu, bu kesimlerin AKP ile birlikte devlete baktıkları çizgiden vazgeçip siyaset yaptıklarını, bu çizgiye yakın olan parti yöneticileri ve milletvekillerinin bulunduğunu kitabında yazdı.

REKTÖRLÜKTE İKİNCİ DÖNEM, RAMAZAN ÖZDEMİR KONUSU, AHMET KIZILAY İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER VE DİĞER KONULAR:

RAMAZAN ÖZDEMİR OYUNLARINA GELMEDİ

2008’de İnönü Üniversitesine rektör olmaya karar verdiğimde, bu görevi bir dönem yapacağımı söylemiştim. Ancak durum öyle olmadı. Öğretim üyesi arkadaşlarımızın ısrarcı tutumları ve kararları, üniversitede bir dönem daha huzur ve barış ortamının devamı için bana ihtiyaçlarının olduğu yönündeydi. Daha önce benim lehime adaylıktan feragat eden Prof.Dr. Ramazan Özdemir, üç yıl Tıp Fakültesi Dekanlığımızı yaptı. Göreve başladığımda ikinci dönem Ramazan Bey’in rektör olmasını düşünüyordum. Ancak Ramazan Bey’i dekanlık sürecinde gözlemlemiş, yöneticiliğini görmüş ve bu üniversiteyi ileriye taşıma potansiyelinin yeterli olmadığı kanaati bende ve diğer arkadaşlarımda hasıl olmuştu. Kendisine dekanlık görevinden sonra, gel bir yıl da rektör yardımcısı olarak görev yap, tecrüben olur dediğimde de, “Ben bu iş için vakit ayıramam” demişti. Sahiden de kendisi iyi bir kardiyoloji uzmanı hocamızdı. İnsanlığına ise kimsenin bir şey diyeceği yoktu. Durum böyle olmasına rağmen, bir kısım uyanıklar benim bir dönem rektörlük yapacağımla ilgili dar bir arkadaş grubu ile paylaştığım sözlerimi temcit pilavı gibi hep dillendirdiler. Aslında bunları söyleyenlerin amacı Ramazan Hoca’nın rektör olmasından ziyade, onu rektör yapabilirlerse üniversiteyi kendi istedikleri gibi yönetmekti. Ramazan Bey, bu oyunlarına gelmeyince de bu uyanıklar, bir başka öğretim üyesini amaçları için aday olarak ileri sürdüler.

Dört yıl boyunca tüm üniversitenin rektörü olmaya, herkesi mümkün olduğunda kucaklamaya gayret etmiştim. Başta öğretim üyeleri olmak üzere, şehrin işadamları, sivil toplum yöneticileri üniversitede yapılanları görmüştü. Bunun üzerine tekrar rektör adayı olmaya karar vermiştim. Öğretim üyelerinin büyük çoğunluğunun desteğini alacağımı da biliyordum. Arkadaşlara şayet dört yıl hizmetimden sonra yapılacak seçimde öğretim üyeleri beni birinci çıkarmazlar ise adaylıktan çekileceğimi deklere etmiştim.

RADİKAL KESİMİN FAYDADAN ÇOK ZARARLARI DOKUNMUŞTU..

Bu sefer adaylık süreci, önceki dönem kadar sıkıntılı ve yorucu geçmedi. Çünkü üniversiteyi artık çok daha iyi tanıyordum. Malatya; diğer şehirlerden farklı özellikleri olan, radikal İslamcı hareketler açısından da aktif bir geçmişi vardı. Bunlardan bir kısmı değişim geçirerek Ak Partinin kuruluş sürecine dahil olup görev almışlardı. Daha önce devlete baktıkları çizgiden vazgeçerek, devleti ve Ak Partiyi savunur olmuşlardı. Bu çizgiye yakın parti il yöneticileri ve milletvekilleri de vardı. Malatya’ya geldikten sonra fark etmiştim ki, İnönü Üniversitesinin geçmişte yaşadığı sıkıntıların tamamını benden önceki rektörlerin üzerine yıkmak da tam doğru sayılmazdı. Bu kesim de bilerek ya da bilmeyerek üniversiteye faydadan çok zararları dokunmuştu. İnönü Üniversitesinin yaşadığı travmayı muhafazakarlığı önde olan Konya ve Kayseri gibi şehirlerin üniversiteleri neden yaşamamıştı da, sıkıntı Malatya’da yaşanmıştı? Bunun üzerinde düşünmek gerekiyordu. Üniversitenin ne olduğunu bilecek algıda insan sayısı fazla değildi. Onun için de, şayet bu kesimlere mensup olanlarla normalin üstünde diyaloga geçersem üniversiteye zarar vereceklerini bildiğim için mesafeli olmaya özen gösterdim. Şunu hissediyordum: Bu Cemil Hoca, fena birisi değil, ancak bu dönemde İslami yönü ve söylemi daha öne çıkan bir arkadaşımızın artık rektör olması gerekir, diyen öğretim üyeleri vardı. Bu anlayışı destekleyen şehir ayağını da unutmamak gerekiyordu. Açıkçası bu kesimden olanlar beni geçiş dönemi adamı görüyor, benim dindarlığımı onlar bir türlü içlerine sindiremiyorlardı. Aslında mesele dindar ya da muhafazakar olmak değil, bunların din algısı ve anlayışına sahip olmamamdı. İkinci kez rektör adayı olarak fakülteleri geziyordum. Yukarıda söylediğim ekibe yakın bir öğretim üyesi bana “Rektörlük sürenizde üniversiteye İslami bir kimlik kazandıramadınız” demişti. Ben de o öğretim üyesine “Üniversitelerin kimliği olmaz, öğretim üyelerinin kimliği olur. Ancak öğretim üyeleri kimliklerinden dolayı değil, bilimsel başarıları nedeniyle üniversitelerde bulunurlar” diye cevap vermiş, “Akıllı olun, şayet sizin dediğiniz gibi üniversiteler yapılanacaksa daha önce bu üniversiteye kimlik kazandırmaya çalışan dönemin rektörüne karşı olmanız gerekirdi. Dünyada ciddi işler yapan üniversitelerin ideolojik kimliği olmaz, ancak bu üniversitelerde her tür dünya görüşüne mensup bilim insanları birlikte çalışırlar” demiştik. Örnek olarak da Pakistanlı Prof.Dr. Muhammed Abdussalam’ı göstermiştim. Muhammed Abdussalam, 1974’te bir Rus bilim adamı ile birlikte Nobel Ödülünü almıştı. Muhammed Abdüssalam, kendisinin Müslüman olduğu halde, çalışma arkadaşının Rus kökenli bir ateist olduğunu, ancak bu durumun aynı konuda birlikte çalışmalarına mani olmadığını, bir gün bile kendisinin inanmış bir Müslüman, diğer arkadaşının ise ateist olmasının her ikisinin de aklına gelmediğini söylemişti. Hocanın bu ifadelerini, Prof.Dr. Pervez Hoodbhoy’un “İslam ve Bilim” adlı kitabına yazdığı takdimde okumuştum.

Şüphesiz ben de dindar ve milli refleksleri olan birisiydim. Ancak hiçbir zaman bir görüşün, grubun ya da partinin militanı değildim. Sadece bir düşünce adamıydım. Üniversiteyi yönetirken de yerel aktörlerin hiçbir zaman üniversitenin iç işlerine karışmalarına müsaade etmemiştim. Akademik ahlâk anlayışım da bunu gerektiriyordu.

KARŞIMA REKTÖR ADAYI OLARAK ÇIKARDILAR

Rektörlük seçiminden altı ay önce Tıp Fakültesine dekan olarak önerdiğim ve YÖK tarafından atanan bir arkadaşımızı (Ahmet Kızılay), bu kesime mensup olanlar ile bir takım menfaatçiler karşıma rektörlük seçiminde aday olarak çıkardılar. Bu koşullarda rektör adayı olmayı kendi anlayışınca uygun gören, dekanlık imkanlarını da seçim döneminde kullanan bu adaya, seçim sürecinde hiçbir şey söylemedim. Hatta seçim sürecinde, nemalanma üzerine uzmanlaşmış, gazeteci müsveddesi birisi, bu aday hakkında belden aşağı vurma girişiminde bulununca da, öğretim üyelerinin sadece akademik yönlerinin öne çıkartılması gerektiği yönünde açıklamada bulunarak kendisini korumuştum.

Karşıma rektör adayı çıkartanların Malatya’da ve Ankara’da kullandıkları önemli bir argüman benim başörtüsü yasağında ısrarcı olduğumu ileri sürmeleriydi. Bu sığ ve doğru olmayan yaklaşım artık modaydı ve pirim yapıyordu. Birisini karalamak istiyorsanız benzer yaftaları hemen yapıştırabilecek bir süreç başlamıştı. Tıpkı daha önceki dönemde birisi karalanmak istendiğinde Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı denildiği gibi. Oysa ben, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Bey, üniversitemizi 2009 yılında ziyaret ettiğinde “Hocam başörtüsü meselesini ne yaptınız?” diye sorduğunda, üniversitemizin durumunu kendisine anlatma fırsatım olmuştu. Yöneticiliğine yaptığın üniversitede geriye doğru on iki yıl bu konularda bir gerilim yaşanmıştı. Ben de bu meselenin en ateşli olduğu bir dönemde görevi devralmıştım. Konuyu suhuletle halletmek niyetindeydim. Göreve başladığımda kampüs içerisinde kimsenin başörtüsüne karışmayacaksınız diye talimat vermiştik. Belirli bir süre geçtiğinde yemekhane ve kütüphanede de kimsenin kıyafetine karışmayın dedim. İlahiyat Fakültesine öğrenci kabul ettiğimizde kız öğrencilerin peruklu hallerini görünce buna üzülmüş, ilahiyat öğrencilerinin dışarıda ve derste başörtüsü takanlarına karışılmamasını söylemiştim. Bu işi kimseyi gerginliğe ve kutuplaşmaya sürüklemeden çözmek istiyordum. Başbakan’a da bu sorunun çözümünde takip ettiğim yöntemi, Peygamberimiz döneminde içki yasağının nasıl tedrici olarak kaldırıldığını hatırlatarak izah etmiştin. Anlaşılan bu çevreler Başbakan’a da konuşmuşlardı. Sahiden de biz başörtüsü yasağını hem çalışanlarımız hem de öğrencilerimiz için en erken kaldıran üniversitelerden birisi olmuştuk. Bu konudaki samimiyetimi birlikte görev yaptığımız arkadaşlarım ve diğer duyarlı öğretim üyeleri zaten biliyorlardı. Ancak gördüğüm manzara şuydu. Önceki dönem istismar edilen kutsalları vardı. Yeni dönemin de istismar edilmeye başlanan kutsalları oluşmaya başlamıştı. Yani birleşik kaplar gibiydik. Farklı siyasi kanaatlere sahip olsak da olayları algılamada sağ, sol, dindar olma ya da olmama pek fark etmiyordu. Meseleleri algılayış biçimimiz pek de farklılık göstermiyordu.

Seçim öncesinde rektörlük dönemimde üniversitede yapılanları hazırladığımız “2008’den 2012’ye İnönü Üniversitesi” başlıklı kitapçığı bastırmış ve bir ön yazı ile tüm öğretim üyelerimizi ziyaret ederek kendilerine taktim ediyordum. Hazırladığım seçim bildirgesinin girişinde; dört yıl önce İnönü Üniversitesi Rektörü olarak, öğretim üyelerinin desteğini alarak göreve başladığımı, üniversitesin bu süreçte birçok sorununu çözüme kavuşturduğumuzu söyleyerek bu göreve talip olurken vermiş olduğum sözlerin tamamını yerine getirdiğimi vurgulamıştım. Sizlerle birlikte dört yılda neleri başardığımızı ve hesap verebilirliğin gereği olarak dört yılda neler başardığımızı hatırlatmak istiyorum demiş, ayrıca bunun demokrat üniversite olmanın bir gereği olduğuna inandığımı da ifade etmiştim. Arkasından da yeni dönemde üniversite için önerdiğim projeleri sıralayarak onların bir kez daha desteğine talip olmuştum.

İKİNCİ OLAN ADAY ORTAYA DÜŞÜRÜLDÜ

Seçim son derece olgunluk içerisinde yapıldı. Ben 335, Ahmet Kızılay 186 ve Süleyman Çaylı ise 90 oy almıştı. Seçime katılan öğretim üyelerinin yarısından fazlası (%55) rektör olmam yönünde oy kullanmıştı. Seçim sonuçlarını YÖK’e gönderdik. Sonrasında YÖK’te rektör adaylarıyla yapılan görüşmeye çağrıldık. Bana oy veren öğretim üyelerimizden her türlü dünya görüşünden olanlar vardı. Bu benim için anlamlıydı. Öğretim üyeleri konuya siyaseten bakmamışlardı. Hepsine müteşekkirim. Ben üzerime düşeni yapmıştım. Ankara’da yeniden atanmam hususunda kimseyle görüşme ihtiyacı hissetmedim. Bu ülkenin ve bu üniversitenin rektör olarak bana ihtiyacı varsa atasınlar diye düşünmüştüm.

İkinci olan aday ortaya düşürülüp bazı milletvekilleri ve diğer destekçileri devreye girip Ankara’da başta YÖK Başkanı ve üyeleri olmak üzere ziyarette bulunup, hakkımda tezviratta (Yalan dolan şeyler. TDK) bulunmuşlar, çalmadıkları kapı kalmamıştı. Bunları daha sonra öğrenmiştim. Bütün bunlara rağmen YÖK’ten de birinci sırada Cumhurbaşkanlığına önerilmiş ve nihayetinde ikinci dönem için de İnönü Üniversitesine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından rektör olarak atanmış oldum. Tekrar rektör olarak dört yıl daha görev yapmam uygun görülmüştü. Yaşanan bu süreç ve hakkımda yapılan iftira ve tezviratlar beni ciddi şekilde üzmüştü. Ben bunları hak edecek yanlış bir şey de yapmamıştım. Üniversitenin gelişmesi için gecemi gündüzüme katarak çalışmanın dışında. Maksat menfaat olunca ahlakın teferruat olduğunu yaşayarak öğrenmiş oldum. Rektörlüğe atanmam bu sefer Ağustos ayını beklemeden Temmuz ayı içerisinde olmuştu. Ancak yeni dönem yine 7 Ağustos 2012 tarihinde başlayacaktı…

7 Ağustos 2012, ikinci dönem rektörlüğümün başlangıcıydı. Birlikte çalıştığım rektör yardımcıları ile bir araya geldik. Yasal olarak onların görev süresi bitmişti. İkinci dönem birisi dışında diğer ikisine yeni dönemde görev vermedim. Onların yerine yeni iki arkadaşımızı atadık. Bu arada rektör adayı olan Tıp Fakültesi Dekanı Ahmet Kızılay da istifasını sundu. Ben de doğru olanı yaptığını söylemekle yetindim. Bunun dışında birinci dönem birlikte çalıştığımız, ancak seçimde bana açıktan tavır alan üç arkadaş da idari görevlerini bıraktı. Onların da yerlerine yeni arkadaşları atadık. Yeni dönem de sakin ve sıkıntıya neden olmadan başlamış oldu. Biz de aynı hızda görevimizi yürütmeye devam ettik….

…REKTÖRLÜĞÜMÜN SON GÜNLERİ VE CAFER HOCA

Doğduğum ve çocukluğumun geçtiği şehrimin üniversite üst yöneticiliği görevimin bitimine aylar kalmıştı. Sekiz yılda belki de en hızlı büyüyen ve devletten istediğimiz desteği alan bir üniversite olmuştuk. Fiziki yapılanma hemen hemen tamamlanmış, akademik birimler, fakülte ve yüksek okulların sayısı artmıştı. Üniversitede benden önceki dönemde var olan ideolojik kavga ve husumet ortadan kalkmıştı. Peki benden sonra ne olacaktı? Üniversitedeki bu anlayışın bir kesintiye uğramadan sürdürülmesi lazımdı. Üniversitenin altyapısı tamamlanmış olduğuna göre bundan sonra iş; akademik çalışmalara hız vermek, bilim ve teknoloji üretiminde üniversiteyi her gün bir basamak daha yukarıya taşımak olması gerekiyordu. İşte gerçek üniversite olmak bundan sonraki akademisyenlerin performansına bağlı olarak gerçekleşecekti.

Öğretim üyeleri beni rektörlüğüm döneminde herhalde biraz rehavete kapılmışlardı. Çalışmaya duyarlı olanların sayısı sınırlıydı. Proje yapan ve bu kültürden nasiplenen öğretim üyelerinin sayısı toplamın belki %10’u kadardı. Ortam müsait olduğunda yeniden ideolojik kamplaşmaya pirim verirler miydi? Bu kuşkuyu taşıyordum. Bu duruma yol açmadan üniversitenin bilimsel olarak daha ileri taşınması hususunda aklıma öğretim üyelerine benden sonra rektörlük yapacak bir alternatif isim gelmişti. Dokuz yıl Rouen Üniversitesi/Fransa’da rektör olan ve 44 yıldır akademisyen olarak bu ülkede çalışan Ord.Prof.Dr. Cafer Özkul’a bu konuyu açtım. Gerek akademik ve gerekse bilim ve teknoloji yönetimi konusunda tecrübeliydi. Cumhuriyet tarihi boyunca, bugüne kadar bir Avrupa ülkesinde rektörlük yapan başka bir bilim insanımız da mevcut değildi. Teklifimi kabul etti. Oradaki rektörlük görevinin bitmesine birkaç ay kala görevinden ayrıldı ve İnönü Üniversitesinde Biyofizik Ana Bilim Dalına öğretim üyesi oldu. Kendisini YÖK Başkanı Prof.Dr. Yekta Saraç Hoca’ya da taktim ettim. Rektör olmasının iyi olacağını söyledi. Daha önce bir toplantı münasebetiyle de tanışıklıkları vardı. Cafer Hoca, öğretim üyelerini, rektör adayları belirleme seçimine iki ay kala ziyarete başladı. Beni üniversite rektörü olarak bir adayı desteklemem uygun olmayacağından, ben sadece öğretim üyelerine alternatif rektör adayı olarak Cafer Hoca’nın çıkmasına yardımcı olmuştum.

DESTEKLEYENLER SONRA VAZGEÇTİLER

Neticede öğretim üyelerimiz Cafer Bey’e yeterli desteği vermediler. Üniversiteye uygun rektör adayı olacağı konusunda daha önce kanaatlerini aldıklarım da bu görüşlerinden daha sonra vazgeçtiler. Anladığım şuydu; kişisel algı ve siyasi kaygılar, akademik ve bilimsel endişelerin önünde yer alıyordu. Henüz ne öğretim üyeleri ne de bu işe karar verecek üst merciler ideolojik anlayıştan sıyrılıp ehliyet ve liyakatin öne çıkartıldığı bir üniversite yöneticisi atanmasını düşünecek durumda değillerdi. Kâmil bir üniversite ve toplum olmamız için daha nice yılların geçmesi gerekiyordu.

VE 15 TEMMUZ DARBESİ..

1970’li yıllardan itibaren ülkemizde teşkilatlanan bir cemaat hareketi, 15 Temmuz 2016’da nasıl bir terör örgütüne dönüşüp bir ihtilale teşebbüs etti? Ülke olarak bu durum karşısında hepimiz şoke olmuştuk. Bu nasıl bir işti? Çok şükür, bu belayı milletimizin cesareti ve samimiyeti, Cumhurbaşkanının kararlı duruşu sayesinde defettik. İhtilal girişiminin sabahı saat 6’da belki de Senatosunu toplayarak bu hain kalkışmayı kınayan ilk üniversite biz olduk diyebilirim. Sonra da üniversite yönetimi olarak üzerimize düşenleri yerine getirdik.

Ancak bir hususu da belirtmeden geçemeyeceğim. Devlet erkini elinde tutanlar, bir cemaat hareketinin belli bir büyüklüğe kavuştuğunda mutlaka iktidarı isteyecekleri gerçeğini, günlük kazançlar uğruna görmezlikten geldiler. Bu büyük bir yönetim zaafıydı. Oysa tarih bu konudaki kalkışmalara nice kez şahitlik etmişti. Şah İsmail’in dedesi Şeyh Safiyyuddin saygın bir mutasavvıf iken, torunu Şah İsmail döneminde bu ocağa bağlı müritlerin sayısı yüzbinleri bulmuş, Osmanlının karşısında büyük bir güç olmuş ve Safevi Devleti ortaya çıkmıştı. Safeviler ve Şah İsmail’in adamları Osmanlı toprakları içerisinde sinsice yapılandılar. Torosların en batısına kadar Türkmen obalarına nüfus etmişlerdi. Osmanlı bu tehlikeyi Yavuz Sultan Selim ile bertaraf etmişti. Hiçbir devletin kendisine alternatif olma potansiyeli olan bir teşkilat ve cemaatin belirli bir sınırın dışına taşmasına izin vermemesi gerekiyordu. Bu bir devlet refleksiydi. Ancak üzülerek belirtmemiz gerekirse devlet umuru fazla görmeyen, tecrübe eksikliği olan kadroların yönettiği ülkemiz, maalesef böyle bir hain teşebbüse maruz kalmış oldu. Bunun ceremesi ağır oldu ve ülkemizin gelişmesi zaafa uğratıldı. Umarım bundan dersler çıkartırız.”

2016 TEMMUZ’DAKİ REKTÖRLÜK SEÇİMİ VE ATAMA

Prof.Dr. Cemil Çelik’in 4’er yıldan 2 dönemlik görevini tamamlaması ve yasa gereği yeniden aday olamadığı Ağustos 2016- Ağustos 2020 dönemi için; 12 Temmuz 2016 günü İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hacı Bayram Kaçmazoğlu, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kızılay, İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan İçen, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Cengiz Ara, İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Kemal Duruhan, Fransa Rouen Üniversitesi’nde 2 dönem rektörlük yapan ve geçtiğimiz aylarda kadrosu İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne alınan Prof.Dr. Cafer Özkul’un aday olarak katılımlarıyla, üniversite sıralamasını belirlemek üzere seçim yapılmıştı.

Üniversitedeki oylama sonucu; Prof.Dr. Ahmet Kızılay 359, Prof.Dr. Aysun Bay Karabulut 181, Prof.Dr. Cafer Özkul 90, Prof.Dr. Cengiz Ara 35, Prof.Dr. İlhan İçen 35, Prof.Dr. H.Bayram Kaçmazoğlu 19, Prof.Dr. Kemal Duruhan 6 oy alırken, 5 oy geçersiz sayılmıştı.

YÖK, Malatya’daki oylama sonucu ilk 6 sırayı alan adaylar içerisinden ilk 3’teki isimleri, aynı sıralamayla rektör adayları olarak Cumhurbaşkanına sunmuş, bunlardan Prof.Dr. Ahmet Kızılay 28 Temmuz 2016 günü rektörlüğe atanmıştı.

Savaş BARIŞ, Yeni Malatya Gazetesi- malatyahaber.com

Etiketler: / /

Yorumlar
  1. Karlık dedi ki:

    Ahmet hocanın adını ağzınıza alırken dikkat edin lütfen. Hoca üniversiteye adamlık, dürüstlük, huzur getirmiştir. Evet ne yazık ki atadığı yöneticilerin çoğu sorunlu ve öğretim üyelerine eziyet etmeye çalışıyor. Çünkü Cemil Çelik döneminde bu üniversite en küçük idari görevi olanın bile diğerlerini ezmesi biçiminde bir yönetimi kanıksadı. AHMET HOCA Allah’ın izniyle bu kültürü değiştirecek bir liderdir. Allah ondan razı olsun. Cemil Çelik de eeeee kolay mı krallık yaptı hala gözü burda. Ama geçtiiiiiii

  2. Vatansever dedi ki:

    Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2017’de ilk ellide yokuz. (fırat var) Kendini bilim adamı zannedenler. yazıklar olsun. Yeter bilimi ve üniversitemizi katlettiniz. Gidin egonuzu cemaatinizi başka yerlerde yaşatın.
    Rabbim derki İŞİ EHLİNE verin. Yeter artık

  3. has malatyalı dedi ki:

    Cemil Çelik hocayı kimisi yaptığı hizmeti beğenir kimi beğenmez ama bence duruşu Ahmet kızılaydan daha dikti miletvekili dıye karşısında ezilip büzülmüyordu resti çekmesini biliyordu Ahmet kızılay alanında iyi bir doktor olabilir ama rektörlük yapabilecek birisi değil etrafındaki adamlara bir bakın hele bir danışmanı var herkes tanır sanki gören derki rektör bu o derece yani 🙂 inşallah ikinci dönem seçilmez yoksa artık akp kongreleride üniversitede olacak gibi üniversite bilim yuvasıdır,fatih Hilmioğlunuda gördü bu memleket tavsiyem rektörün bilimde,sanattda malatyamıza birsyler kazandırması siyaset istemiyoruz…

  4. cemile dedi ki:

    Sanki çok güzel bir rektörlük yapmış da oturmuş bir de kitap yazmış. Ahmet Kızılayın eline su bile dökemez……………………….

  5. MEHMET 44 dedi ki:

    ADAMIN BİRİNİN EKİNİ ALEV ALMIŞ SÖNDÜRMEYE ÇALIŞIRKEN KENDİ DE YANMAYA BAŞLAMIŞ YARDIMA GELENLER KÜREKLERLE ADAMI SÖNDÜRMÜŞ ADAMIN BÜTÜN KEMİKLERİ KIRILMIŞ EKİN DE YANMIŞ VELASIL BU SAATTEN SONRA ELİNDE KÜREKLE GEZMELİ İNSAN

  6. Malatya Sevdalısı dedi ki:

    Ayrıca Cemil Çelik ilk seçildiğinde demişti ki ikinci dönem aday olmayacağım. Ama adam çıktı, rektörlük nimetleri çok tatlı geldi (!) ve aday oldu ikinci dönem de devam etti. Zaten kendine oy verenlerin çoğunu kendi aldı. Dolayısıyla ikinci dönemi de böyle garantilemiş oldu!

  7. Malatyalı dedi ki:

    Bütün eleştiri Cemil hocaya niye işine gelmeyen gurup sanki malatyayı yönetti adam üniversite rektörüydü Malatya’nın yetişdirdiyi rektörlük yapmış bir şahsiyet faydası için tşk de Cafer hocada Malatya için büyük değer yurt dışında seçilerek rektörlük yapmış tek Türk hoca gerçi bizi ne ilgilendirir adam tarikatla ilişkisi yoksa çok dindar deyilse iyi akedemisyen olmuş çok başarılıymış Malatya’ya yı bağlamaz bukadar Malatya sevdalısı Cemil hocaya atıp tutmuş bence hiç biri doğru deyil ama keşke biride şu Cafer hoca donanımlı bilime önem veren bir adamdı filan deseydi ama kimin umurunda Cafer hoca adamda anladı zaten Malatya’da durmadı çekti İstanbul’a bir üniversiteye gitti en azından burda kalmaya ikna edilemezmiydi

  8. Sinan Çetin dedi ki:

    İnönü Üniversitesi’nde en büyük sıkıntı Mehmet Yücesoy döneminde başlamıştır. Anaokulunda öğretmenlik yapamayacaklara ne yazıkki bu üniversitede kadro verildi. Bu kimliksiz akademisyen ne yazıkki şu yada bu cemaatin adamı olarak kimlik kazanmaya çalıştılar, ama akademisyen kimliğini bir türlü alamadılar.
    Sayın Hilmioğlu’nun haklı olarak akademik unvan ve kadro vermediği isimlere bakın, ya bir marjinal grubun adamıdır, yada FETÖ’den atılmıştır, yada FETÖ’den çifte cemaatçilikten (İki yüzlü şahsiyet) yakayı kurtarmıştır.
    İnönü Üniversitesi’nin en büyük sıkıntısı ve bekleyen en büyük tehlike Malatya’da ve toplumda binde birlik bir karşılığı bile olmayan küçük bir marjinal grubun burayı kurtarılmış bölge yapma girişimidir. Bu girişimlerini sinsice sürdürüyorlar.
    Sayın Cemil Çelik’in yazmış oldukları doğrudur, ama yarımdır, eksiktir.
    Sayın Çelik, başörtüsü sorunu yokken ortalığa fitne-fesat çıkartan sözde akademisyen ve onlara destek sağlayan sözde siyasetçileri de yazmalıydı.
    Sayın Çelik’e teessüf ediyorum; Amerika’ya FETÖ’nün elini öpmeye giden ilahiyatçıların, (O ilahiyatçı halen görevde) üniversiteyi karıştırmak için hangi yalanları uydurduklarını da yazmalıydı.
    Sayın Çelik’e teessüf ettiğim bir konu daha var; FETÖ’nün yurdışına (Amerikaya) kaçan eski polisi İnönü Üniversitesi’nde akademisyen yapmak için girişimde bulunan siyasetçi ile arasında geçen diyalogu da anlatmalıydı.
    Ve ben; siyaseten yaptıklarına katılmadığım ve siyasi tavırlarını asla tasvip etmediğim Hilmioğlu’nun rektörlük dönemini özlüyorum. Neden mi; açık ve netti. Sinsice alavere dalavere yapmıyordu. Yanlışta yapsa her şeyi açıktı. İslami duyarlılığı belki yönetimsel anlayışında yoktu, ama İslami duyarlılık gösterinler gibi en azında yalan söylemiyordu/ iftira atmıyordu. Milli ve yerli bir duruşu vardı.

  9. Batu dedi ki:

    Sözün özü, üniversiteleri değerlendirme ölçütü: bilimsel araştırma sayısı, yayın sayısı ve verdiği öğretimin kalitesidir. Ne derece başardığı tartışılabilir fakat Cemil hoca bunlara önem verdi, üçüncü sınıf politikacıların, derneklerin ve menfaat gruplarının oyuncağı olmadı. Din sömürüsü yapmadı. Kitabı ilgiyle okudum, Üniversiteye emeği geçen herkese hakkını teslim etmiş, ben de onun hakkını teslim etmek istedim.

  10. kundubekli dedi ki:

    çok garip yorumlar olmuş,ve ardslar sayesınde cemil rektorun yaptıkları yapmadıkları yada hiç yapmadıkları. Büyük sorun vs olmuş ardaslar bu sorunlar olurken neden birşey yapmadınız paylaşmadınız bu saaten sonra yazmanız sadece benim gibi kişilere bilgi vermiş olacaksınız cemil rektor iki dönem galiba yaptı bu kadar sorun veren kişler nasıl olurdu ik donem birden yapar artı gunuımuzde bimer cimer diye bir tık uzagınızda en ilgili kişlere bu durumdan paylaşım yaptınız yada yapmadınız onlarda yaptı yapmadı bilemiyorum endişe verıcı olaylar olmuş.

  11. Safa dedi ki:

    Üniversteyi vizyon ve misyon olarak yükseklere taşıyan insana bilime değer veren bir şahsiyettir şuan çamur atanlar zamanında rektörden nemalanamayanlardır. yazık Malatyalıya yakışmayan hareketler.

    1. Malatya Sevdalısı dedi ki:

      Hangi misyon vizyondan bahsediyorsunuz 🙂 eski parayla 150-160 trilyon borç bırakarak mı vizyonu genişletti? Fatih Hilmioğlu zamanında yapılan yerlerin isimlerini değiştirerek sayın cumhurbaşkanına yeni diyerek sundu! Bunun neresinde vizyon misyon var? Hastanede ve diğer birimlerde çalışanlar arasında huzursuzluk çıkardılar. Adil bir yönetim sergilemediler. Biri de demiş ki zamanında cimere bimere neden yazmadınız? Rektör bir kurumun cumhurbaşkanı gibi bir şey, kim ceza verecek onlara?

  12. Yorumcular dedi ki:

    Yorum yapanlara bakıyorum bunlar akedemisyen desem İnönü’de ne bap ne tübitak nede yayın yapan hoca var toplasan yüzde ondur yine bu yorumları yapan Cemil hocanın dediği gibi şehire yön vermeye çalışan guruplara mensup o dönem nemalananayan madur çalışanlar keşke cemil hoca buradayken sesiniz çıksaydı

  13. Murat dedi ki:

    Gerçekten ünivetsiteye iz bıraktınız. Öyle bir iz ki üniversite sizin döneminizdeki kadar hiç böyle kötü duruma düşmemişti. Üniversiter değerler hiç bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Şaha kalmış bilimde evrensel değerlere hızla yaklaşan bir kurumu iki katlederek gittiniz. Kendinizi hala rektör emeklisi sanıyorsunuz.

  14. ferhat dedi ki:

    Malatya 2 şeyde başarılı olamadı. Birisi Kayısı ve borsası diğeri de üniversite. Dilerim önümüzdeki dönem seçilecek olan rektör hemşehrimiz olmaz. Dilerim gelir gelmez genel sekreteri, yardımcılarını ve tüm daire başkanlarını görevden alarak her şeye sıfırdan başlar. yıllardır üniversitedeyim.Her rektör gelmesinde aynı hikayeler. Ve aynı sonuç. Akademik çalışmalara ivme kazandıracak olan, onlara destek verecek olan daire başkanları her zaman off. Her zaman yalakalık tavan.Akademisyenlere gelince. Profesör olan, emekli olmuş gibi davranıyor. Sağlıkçıları ve bir kısım mühendislik ve fencileri bir kenara koyun, gerisi ne başarılara imza atmış çok merak ediyorum. Yazıklar olsun. Para var, kadro var, makina teçhizat var. Ürün nerede?Ürün yok. Öğrenci kalitesi yerlerde .Fatih hoca milat olmuş. Önce bu yazarla kıyasladık, şimdi de ahmet hocayla. Bundan sonra gelecek rektörle de Fatih hocayı kıyaslayacağız. Neden acaba? Bırakın alkolü, türbanı ya. Oldu olacak harf inkılabından başlayarak tartışalım. Nereye varacaksak artık. Elimize bir avuç çekirdek aldık akademik komiklikleri seyrediyoruz.

  15. mehmet dedi ki:

    Ramazan özdemiri gözlemlemiş idareci olamayacağına karar vermiş cemil çelik ve ahmet kızılay malatya sizin kalite li, başarılı ,memleketinin insanına herkesten ve her şeyden fazla değer veren öğretim elemanlarını saf dışı bırakmanızı unutmayacak

  16. mehmet dedi ki:

    Bu şahıs bir kaç akademik argüman kullanarak kendinin dürüst adaletli bir yönetim sergilediğini ispatlamak için anılarını zahmet edip yazmış kim bu alacaksa kitabını .. kızılayı radikal bir gurup karşısına çıkarmış da Ramazan hocayı gözlemlemiş de dekanlık döneminde idareciliğini beğenmemiş de malatya halkı sormaz mı sana sen rektör olarak mı doğdun Ramazan hocanın rektör olamayacağına kanaat getiriyorsun… Ahmet kızalayı eleştireceğine oturun kızılayla beraber bu üniversitede kaliteli hocalar nasıl nasıl saf dışı bırakılır nasıl katekulliye getirilir diye bir kitap yazın yoksa malatya sizinle hep aynı malatya

  17. Kerim Dayı dedi ki:

    Malatya haber. Lütfen haftada bir bu adamı haber yapmayın.yani haberlik bir kişi değil bu zat.sitenizi sürekli takip ediyoz.ama bu gereksiz haberlere yer vermeyin.saygılar iyi çalışmalar.

  18. erhan dedi ki:

    “ehliyet ve liyakat gözetilmedi ” diyor .peki siz Ahmet hoca ve diğer hocalardan daha mı ehliyetli ve liyakatlıydınız , liyakatlısınız da 2 dönem seçildiniz, rektörlük yaptınız….!

  19. Süleyman dedi ki:

    1. 2012 de Ramazan Özdemir’ e asıl kazığı atan Ahmet Kızılay’ dır. Hoca yurt dışında iken Kızılay oldu bittiye getirip adaylığını açıkladı. Hatta Ramazan bey aday olun baskısına kime güvenip aday olayım, 30 senelik arkadaşlarım beni sattılar demiştir. Bu konuda sadece Cemil Çelik değil Ahmet Kızılay’ da masum değildir.
    2. Üniversite hiç bir dönemde siyasetin bu kadar içinde olmamıştı. Rektör geçen haftaki basın toplantısında yönetemediğini zaten itiraf etmiştir.
    3. Cemil Çelik üniversiteyi bu hale getiren; siz, yardımcılarınız ve yöneticilerinizdir. Gazetelere bol miktarda röportaj vererek kurtulamazsınız. Çapsız ne kadar adam varsa onları toplayıp öğretim elemanı yapan sizsiniz. Kızılay da tüy dikiyor.
    4. Cemil Çelik bir şeylere oynuyor belli.

  20. Ruenuar dedi ki:

    Benim anladığım şu an rektör olan sayın Kızılay bir partinin adayıydı şimdide o partinin temsilcisi üniversite dahilinde….

  21. ak dedi ki:

    sayın çelik çok güzel anlatmışsınız ramazan özdemiri bir dönem ben yapayım ikinci dönem sen rektör olacaksın diye kandırıp adaylıktan çektiğini. ikinci dönem adaylığın için hep torpilden cemaatten yok ak partinin adamı olmaktan bahsetmişsin diğer adaylar için sanki sen sırf çok iyi bir yönetici olduğun için seni rektör yaptılar ikinci dönem. ayrıcada 15 temmuz 2016 da yeni rektör hala atanmamıştı sen hala görevdeydin kağıt üstünde sabah altıda koltuğunda kınamakla olmuyo bu işler yediden yetmişe vatandaştan cumhurbaşkanına herkes günlerce sokaktaydı seni bir gün görmedik oralarda koca ünversitenin rektörü olarak kapalı çarşıda meydanda çıkıp iki satır konuşmada sen yapaydın.

  22. kundubekli dedi ki:

    hem oz eleştiri hem genel eleştiri yapmış hocam iyi bir yonetim sergileri kendileri inönüye birşeyler verdı cafer hocam gibi dunyaca unlu bir sahısa neden diğer akdemisyenler oy vermemiş aklım almıyor başarı neden olcut değil hep çıkar odaklı işlermı yapılmak zorunda ulkemizde başarı insanları eleştiren insanları ndense istemiyoruz hep kapı dısarı ediyoruz buyuk bir uzuntu duyuyorum akademik hayatı başarılarla dolu cafer hocayı rektor olmaması yada olacak oyun yarısını dahı vermeyen akamisyenlere tşk ediyorum

  23. malatyalı dedi ki:

    ramazan özdemir İnönü üniversitesinde rektör olmaya hakkı olan bir hocaydı.2008 seçimlerinde dışarıdan bir hoca (çelik)lehine çekilerek ,yetiştiği üniversiteyi başkasına vermiştir.bu kararı ile ilelebet inönüde yönetici olamayacağına imza atmıştır.bu yanlış karar sonunda ayrılmasına kadar gitmiştir.çelik o dönem siyasileride arkasına alarak,özdemiri adaylıktan vaz geçirmişlerdir. 2.dönem özdemir olacakmış.ne kadar saf oluyor bu insanlar.san ki bu iş sırayla! çelik şunu söylemesi lazım ,saf buldum hocaları ,ortamı kokladım,siyasilere kafa kol ,vatandaş zaten anlamaz…

  24. ali dedi ki:

    Sayın eski rektörün her kesim hakkında eleştirisi var da acaba öz eleştirileri mevcut mu söz konusu kitabında?
    Dile kolay sekiz yıl bir fiil yönetmiş ….

  25. Selma dedi ki:

    Türkiye’nin ilk 10 üniversitesi içinde yer aldık mı.?

  26. Ömer dedi ki:

    Sen kimsin bune pişkinlik sırf merakımdan okudum birazını iyiki senin karşında duran ekibin içinde yer almışım dedim senin bu ünv katkın faydan olmadı kendini dev aynasında gören birisin ve buna emin ol senden kurtulduktan sonra kimse seni hatırlamadı bile boş boş konuşup kendinde bişey varmış imajı çizme malatya haber sizde pirim vermeyin şu kafalara artık sizi destekliyor takip ediyoruz ama şu bitmiş isimleri tekrardan palazlandırmayın lütfen

  27. Hakimiyet dedi ki:

    Tarihe not düşen bir adamsın isteyen eleştirir ama ama Malatya inüversite için vizyon sahibi ufku olan bir yöneticiydin Allah işini rast getirsin

    1. ORBİYOLOG dedi ki:

      ”hakimiyet” kardeşim bence senin bu yazın tarihe not olarak geçecek. Çünkü dünyanın en büyük yalanı, palavrası olarak. Çünkü yazdığın kelimelerle kişinin hiç alakası yok.

  28. Hasan dedi ki:

    Ramazan Özdemir’in hakkının yenildiğini görmekteyiz nitekim bilim insanların ırklarıyla değil ilmi ve zekasal özellikleriyle öne çıkar bu konuda haksız olduğunuzu düşünüyorum . Cafer Özkul konusunda gerçekten haklısınız Malatya önemli bir ismi kaybetti gerek uluslararası bağlantı anlamında gerek ileriye taşımak noktasında çok önemli bir bilim insanı iyi olurdu. Şuan için İnönü üniversitesi tam bir DERNEK üniversitesi olma yolunda number one… Üniversiteler özgür bilim yuvaları olmalı dinsel yada etniksel yapıların ön plana çıktığı yerler üniversite olma vasfını kaybederler.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."