You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim


Opel Reklam
Malatya Haber -

Beydağı.. Dağım Benim

Beydağı.. Dağım Benim
  • 27.12.2015

Av. Selami YÜCEL

selamiyucel@hotmail.com

 

Zamanımın büyük bir kısmını mesleğim olan avukatlığa ayırmama rağmen Malatya hayatımda her zaman önemli bir alanı kaplamıştır. Malatya’ya ve Malatyalılığa her zaman önem veren bir hukuk insanı olarak Malatya kültürünü her alanda yaşatmak, geliştirmek ve tanıtmak için çabalarda bulunup, her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorum. Bu çabalarımın önemli bir kısmını başta türkü incelemeleri olmak üzere ise çeşitli platformlarda yayınladığım yazılar oluşturmaktadır. Yazdığım tüm bu yazılarda bir sonuca varmak istemiş, ana fikrin olmasına dikkat etmiş ve de topluma katkıda bulunmaya gayret göstermişimdir. Bu yazımda da Beydağı’nın, başta “Beydağı dağım benim” türküsü olmak üzere, türkülerdeki konumundan bahsetmek ve anılarımdaki güzel Beydağı’nı sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

            Her Malatyalının ve türkülerle ilgilenen insanların bileceği gibi Beydağı, Malatya’nın, heybetiyle ünlü ve Malatya kültüründe önemli bir yere sahip simgelerinden biridir. Birçok hikaye, şiir, efsane ve tabii ki türküye konu olan bu dağ, “Beydağı Dağım Benim” türküsüne de ilham kaynağı olmuştur.

 

Bu türkü çok güzel ve hareketli Malatya türkülerinden biridir. Zamanında şiir şeklinde yazılmış ve oldukça güzel bestelenmiştir.  Şiirin -yazanı da yâd edebilmek amacı ile- türkülerde okunmayan son kıtasını da aşağıya aldım. Bu sözler kırk beş yıl kadar önce Malatya’nın dergilerinden birinde yer almıştır. Şairin, son mısrada geçen mahlası “Ergönül”dür. Türkülerde okunmayan bu son mısrada “Ergönül sana kurban” diyerek şiir bitmektedir. Bundan yola çıkarak şiirin, büyük bir olasılıkla Arapkirli (Ağın) şair Mehmet Ergönül’e ait olduğunu söyleyebiliriz:

 

Karlık’ta balın olam

Kernek’te yolun olam

Al Tohma’ya at beni

Bir kuru dalın olam

 

Beydağı dağım benim

Gönül ortağım benim

Gözyaşım bitiverdi

Kurudu bağım benim

 

Anuk kokulu çorban

Yakışır yeşil urban

Dalını sana vermez

Ergönül sana kurban

 

Malatyalılar, kültürlerinde büyük yer kaplayan Beydağı’na türkülerinde çok önem vermiştir. Sami Kasap, “Malatya Malatya” türküsünün bir versiyonunda Beydağı’ndan şöyle söz etmiştir;

 

Yurda salmış mis kokulu mişmişlerini

Süslemiş Beydağı’nın eteklerini

 

            Benzer şekilde Bedri Karahan, türkülerinden bir tanesinde;

 

Malatya Dağına derler Beydağı

Etrafında kurmuş beyler otağı

Sabah seherlerde öter bülbülü

Ayrıldım sıladan yanarım anam

Ben garibim kimsem yok derdimi yanam 

 

demektedir.

 

Yüksel Özkasap, “Selam olsun Beydağı’na” diye dağımıza selam etmiş, Adnan Gül ise “Tren Gelir Hoş Gelir” türküsünde ”Beydağı’na kar yağar ley ley limilimi ley” diyerek dinleyenleri coşturmuştur.

 

Yerel türkü değerlerimizden Hasan Durak da boş durmamış “Beydağı’nın başı yeşildir duttan” diye uzun hava tarzında Arguvan ağzı bir türkü çığırmıştır. Ayrıca sanki Beydağı’nı aşmış gibi;

 

Beydağı’ndan da yol aşarım

Mecnun mecnun da dolaşırım

Çirkininen de bal yiyemem de

Gözelinen de daş daşırım;

 

demiştir. Hasan Durak, diğer bir türküsünde ise “Beydağı’nın başı taşlık kayalık” sözlerine yer vermiştir. Aksak ritimli türkülerden biri olan “Beydağı’nın Ovasına Kuşlar Konar Yaylasına” türküsünü de Beydağı’nı konu olan ve çok sevdiğim türkülerden birisidir. Hasan Durak ve Teslim Budak’ın okuduğu, “Etek sarı sen etekten sarısın, gurban olam Beydağı’nın karısın” türküsü türkü dünyasının en beğenilen eserlerinden birisidir. Hasan Durak,  “Kara göz kara kaşları” dedikten sonra Beydağı’nın karına benzeterek bir Kürt güzeline iltifat yağdırmıştır. O türkünün sözleri de şöyle;

 

Kara göz kara kaşları

Boy bos desen iri yarı

Sanki Beydağı’nın karı

Kürd’ün güzeli güzeli

 

 Doğanşehir türkülerinin bir tanesinde ise Mahmut Atabay;

 

Yar gelecek yar gelecek

Dünya bana dar gelecek

Ismarladım Beydağı’ndan

Tane tane kar gelecek

 

 diyerek sazın tellerine vurmuştur.

 

            Türkülerinde Beydağı’na yer veren mahalli sanatçılardan Yüksel Arı’dan da söz etmek gerekir. Yüksel Arı’nın okuduğu türkünün sözleri ise şu şekildedir:

 

Beydağları ne yüce

Ne gündüz der ne gece

Seni sevdim sadece

Melek yarim can yarim

 

            Tüm bu eserlerde Malatyalı, köylüsü ile kentlisi ile Beydağı’nı özümsemiş, benimsemiş, gurur kaynağı yapmıştır. Ancak ne yazık ki günümüzde bu simgemizin yeterince öğrenilememiş, yaşanamamış olduğunu gördükçe üzüntü duyuyorum. Beydağı çoğunlukla türkü, şiir ve yazılarda kalmıştır. Gelin, Beydağı’mızı biraz daha yakından tanıyıp, onu nasıl yaşayabiliriz, yaşamımızda nasıl içselleştirebiliriz bir bakalım.

 

Dağımızın en önemli iki özelliği vardır. Bunlardan bir tanesi çok dik ve kayalık olması, ikincisi ise zirvesinin hemen hemen her zaman karlarla kaplı olmasıdır. Beydağı’ndan aklımızda kalanlardan bir tanesi de buzdolaplarının bulunmadığı zamanlarda, yazın sıcak günlerinde, doruklardan eşeklerle getirilen bembeyaz karların testerelerle kesilerek şehirde satılması idi. Hastalar, yerikliler (hamileler), çocuklar ve yürekleri yanmış olanlar karcıları beklerler, satın aldıkları karları ya sade şekilde ya da pekmez veya limona karıştırarak yerlerdi. Karlar halk tarafından yemek için, gazozcular ve dondurmacılar ise soğutma amacı için kullanılırdı.

 

            Malatya’nın hemen güneyinde bulunan Beydağı bizler için hep gizemli kalmıştır. Malatya merkezinden de gayet rahatlıkla gözüken Beydağı’nın en tepesine çıkılıp çıkılamayacağı, hangi hayvanların barındığı, kimlerin zirve yaptığı, ne tür manzaralarla karşılaşacağımız, kayak yapılıp yapılamayacağı beni hep düşündürmüştür. Bizim evden görünen Beydağı’nı özellikle dağın tepesini saatlerce seyretmeme rağmen şimdiye dek karlı noktalara gidemedim. Benim gölümde dağım bir kartpostal şeklinde kaldı. Hatta, Beydağın’daki türkülerde geçen Karlığa dahi gidememem halen içimde bir uhdedir. Çok az Malatyalı karlı noktalara ulaşmıştır. Zirve yapan hemşehrimiz var mı yok mu onu da bilmiyorum. Şu anda Malatyalı’lar ve dağçılar için gizem ve sır devam etmektedir.

 

            Son iki senedir “trekking” olarak adlandırılan doğa ve dağ gezilerine merak sardım. Çok yüksek dağlar hariç çok yorucu olmayan rotalardaki yürüyüşlere katılıyorum. Bu yürüyüşlere katılanlar özel ayakkabılar ve giyecekler giyerek, suyunu, yiyeceğini alarak dağlara vuruyor ve devamlı yürüyor; hem spor yapılıyor hem de doğa ile bütünleşiliyor. Üyesi olduğu bu trekking ekibi yüksek dağlara da tırmanmaktadır. İşte bu ekiplerde senelerden beri dağcılık yapan arkadaşlara Malatya’da bulunan Beydağı’na dağcıların neden çıkmadığını sorduğumda her zaman sorum cevapsız kaldı.

 

Neden dağ turizmi, doğa yürüyüşleri, kayak sporu ve dağcılık Malatya’da yapılamıyordu? Daha doğrusu, neden yapılmıyordu? Dağcıların Beydağı’mız hakkında en küçük bir bilgisi yoktu. Geçen ay ünlü dağcı Nasuh Mahruki’nin bir konferansına katıldım. Soru cevap faslı başladığında ünlü dağcıya bizim dağcılara sorduğum aynı soruyu yönelttim:

 

“Sayın Mahruki. Dağcılar binlerce kilometre kat ederek dünyanın dört yanındaki dağlara tırmanmak için gidiyorlar. Türkiye’de ise Erciyes, Ağrı, Kaçkar Dağları, Kaz Dağları, Palandöken, Köroğlu Dağları gibi dağların dışındaki dağlara neden tırmanmıyorlar, Örneğin, Beydağı’nın zirvesine hangi dağcılar çıktı, neden dağcılar Beydağı’na ilgi duymuyorlar, doğa yürüyüşleri tertiplemiyorlar, bu dağın özellikleri nelerdir?” diye sorduğumda ünlü dağcıdan sadece “bilmiyorum” lafı çıktı, bir de maalesef dercesine kafasını sağa sola salladı. Bana da sorarsanız sadece “maalesef”…

 

            Ben gene de şanslıyım; kısmen de olsa Beydağı’nın eteklerini gördüm. Çocukken, avcılığıyla ünlü Mustafa Dayı bir gün bana “Selami haydi hazırlan! Yarın Beydağı’na keklik avına gidiyoruz.” deyince çok heyecanlanmıştım. Yiyeceklerimizi çıkınlayıp, suyumuzu alıp, kafesimizdeki meri keklikle sabah namazı ile birlikte yola düşmüştük. Küçük tepede iki köy vardı: Küçükkaragöz ve Büyükkaragöz köyleri. Oralara geldik. Nefis manzaralarla karşılaştık. Önceden yapılmış olan ve “evsun” dediğimiz taştan tapılan korunağa girdik. İleride bir yere de etrafına taş yığarak kekliğimizi yerleştirdik. Biz de korunağa girerek beklemeye başladık. Kafesteki kekliğimiz ötmeye başladı. Birkaç keklik havada uçmasına rağmen kekliğimizin yanına gelmedi. Elimiz boş olarak Malatya’ya dönmüştük.

 

            Bir de Küçük Beydağı’ndan söz etmenin de yeridir. Küçük Beydağı, Kerneğ’in (Kernek) tepelerinin olduğu bölgeye verilen addır. Seneler önce, Küçük Beydağı’ında hiç gecekondu yoktu. Özellikle Kernek Şelalesi’nin sağı ve solunda da yerleşim başlamamıştı.. Oralar doğal piknik alanları idi. Genellikle Hıdrellez’de mahallenin kadınları toplanır, bulgur, yağ, ekmek, domates, soğan, peynir gibi malzemeleri ve biz çocuklarını alıp, piknik için müsait olan Kerneğ’in tepesine Derme Suyu’nun üstündeki yere, Hayfene’ye giderdik. Bizler etrafa dağılır, kenger sakızı kanatır, çiğdem toplardık. Annelerimiz ise ateş yakar pilavlarımızı, köftelerimizi pişirirdi. Hayfeneyi belki yeni kuşak bilmez. Hayfene, “değişik kişilerin getirdikleri malzemelerin belli bir yerde birleştirilerek yapılan yemek ve eğlence” demektir. Bu eğlencede, imece usulü hâkim olup, ağırlıklı olarak ev yemekleri tüketilir. Et ve mangal yakma hayfenede mevcut değildir. Yapılan yemekler; bulgur pilavı, ekşili köfte, dolma köfte ve salatalar hayfenelerin önemli lezzetlerindendir.

 

 Derme Suyu’ndan da epeyi faydalandım ve yüzmeyi orada öğrendim. Özellikle, Gündüzbey’deki Gazino denen yer, Kayalık, Mezarlık bizim mahallenin yüzme yerleri idi. Mahallenin çocukları toplanır oralarda analarımızın izin vermemesine rağmen kaçar giderdik. Demek ki Malatya’nın doğallığından epeyi faydalanmışım. Şimdiki Malatya gençlerinin ve çocuklarının benim kadar şanslı olmadığını düşünüyorum.

 

Beydağı, türkülerde ve anılarımda hep hayranlık uyandıran bir dağ, bir kültür objesi olarak yer almaktadır. Ancak günümüzde, Beydağı’nı sadece türkü ve anılarda yaşatmak yetmez, dağımızla bütünleşmek gerekir. İlk etapta dağcılık ekipleri ile temas kurulmalı, Beydağı’nın keşfi ile doğası araştırılmalı, dağ tarihinde belgeler var ise toplanmalı, dağı tanıyan rehber kişilerden bilgi ve belge toplanmalı. Orayı yakından bilenler araştırılmalı ve bu belgeler kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Beydağı’nı konu alan yayınlar, antolojiler oluşturulmalıdır. Dağcıların zirve çıkışı yapmaları için ortam hazırlanmalı, Malatya dağcılık turizmi canlandırılmalıdır. En kısa zamanda Malatyalıların da trekking gurupları kurarak özellikle Beydağı havalisi ve diğer gizemli yerlere yürüyüşler tertiplenmelidir. Kayak sporu teşvik edilmeli, dağ turizmi Malatya’da canlandırılmalıdır. İşte Malatyalılar olarak bizler bunları tam olarak gerçekleştirir isek Beydağı’na duyulan manevi bağ maddi açıdan da yaşanarak tamamlanır ve gerçekten de türkünün dediği gibi Beydağı benim dağım, bizim dağımız olur. 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."