You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim
Opel Reklam

Dugun
Malatya Haber -

Bir İnsan Bir Öykü: Çevik Ahmedi

Bir İnsan Bir Öykü: Çevik Ahmedi
  • 30.03.2016

..Ahmet Dayı, Mahammet Dayı’nın yüzüne öylesine baktı, baktı..

Bülent KORKMAZ Yazdı                      

deybayah@gmail.com

Uzay denen boşlukta takribi 4,5 milyar senedir dolanıp duran gezegene intikal edip, havasını solumaya, suyunu içmeye başlayalı henüz birkaç sene olmuştu ama her çocuk gibi ben de çevremdeki anne, baba, kardeş, babaanne, dede, hala, bibi, dayı, komşu, amcaları ezelden beri yaşamımda var sanıyor, ebediyete kadar bu birlikteliğin devam edeceğini düşünüyordum.

Ahmet Dayı, Çırmıhtılıların deyimiyle “Çevik Ahmedi”, işte bu insanlardan biriydi. O, sanki yaşamımda, yaşamımızda hep vardı. Onu ilk ne zaman tanımıştım, o beni ne zamandır tanıyordu, anımsamıyorum. Ona ilişkin belleğimde yer etmiş ilk görüntü, mahallemizdeki caminin önünde kılınan bir cenaze namazı, babaannemle pencereden namaz kılanlara ve kalabalığa bakışım, ön saflarda duranlardan birinin Ahmet Dayı oluşu ama pencerenin açısı itibarıyla tabutu göremeyişimiz…

***

Bir zamanların cıvıl cıvıl, bereketli, hareketli, şimdiyse tam bir sessizliğe bürünmüş, üç-beş dükkândan öte gitmeyen Çırmıhtı çarşısında babamın terzihanesi bulunuyordu. 70 küsur yıllık ömrünün henüz yedinci senesinde çırak olarak çarşıya gelen babam, kalfalık, ustalık derken kendi dükkânını açacak; neredeyse 65 sene o çarşının gedikli esnaflarından biri olacaktı. Zamanla babamın yanında kendi kalfaları çalışmaya başlamış, okulların kapandığı yaz ayları ailelerin, meslek öğrensinler diye, çıraklığa saldığı çocuklarla küçük dükkânın mevcudu epey artmıştı. Dükkânın, yaz-kış, ne müşteri ne çalışan, ara sıra uğrayan ‘kadrolu’ müdavimleri de vardı. Bunlar babamın kadim dostları, ahbapları, sevdiği saydığı insanlardı.

Ahmet Dayı işte bunlardan biriydi. Öyle sürekli oturamazdı çünkü çalışması, ekmek parasını kazanması gerekirdi. Mesleği hamallıktı. Uzun boylu, güçlü kuvvetli, babayiğit biriydi. Yükleri kuştüyü misali taşır, kaldırıp, indirirdi. Çırmıhtı insanında pek rastlanmayan türden renkli gözleri vardı; yakışıklı sayılırdı. Mesleğini rahat icra edebilmesi için gerekli olan uzun kollu, uzun paçalı, geniş elbiseler giyerdi. Bir de köstekli saat takardı ama okuma yazması olmadığından saatin kaç olduğunu bilmez, saati bilme ihtiyacı duyduğunda yeleğinin cebinden çıkarır, “hele bahele sahat gaç?” diye sorardı. Dönemin ilkokul talebesi olarak benim de kendisine birkaç defa “saat okumuşluğum” vardır.

Genç kuşaklar için şu bilgiyi belirtmekte yarar var: O yıllarda motorlu araç sayısı bugünkü kadar değildi. Özel aracı bulunan insan sayısı koca ilçede bir elin parmaklarını ya geçer ya geçmezdi. Alışveriş yaptığınız esnafın da aracı yoktu ki eve servis yapsın. Yükünüz çok fazlaysa ya az sayıdaki motorlu araçlardan birini veya at arabası tutardınız. Bir insanın taşıyabileceği ağırlıktaki yükler içinse hamal lazımdı.

Düz alanın pek olmadığı, yokuşu-inişi bol, kışın yağmur-çamurla kaygan hale gelen sokaklarımızda çarşıdan veya başka bir yerden alınan ağır yükleri taşımakta güçlü-kuvvetli, işinin ehli bir hamala ihtiyaç duyardınız ki Ahmet Dayı bunların başında gelirdi.

Bilhassa evde unu (fırın vardı ama tandır ve yufka ile ‘bilik’, ‘eşgili’ dediğimiz türden ekmekler evde pişirilirdi) ve tüpü biten Ahmet Dayı’yı hatırlardı.

Ahmet Dayı’nın hamallıkta tercih edilen isim olmasında sanki tüp değiştirme işini güvenle yapması geliyordu. Temel yakıt maddesi odunken zamanla sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) devreye girmiş; evler, daha doğrusu mutfaklar, “tüplenmişti”. Ahmet Dayı, sipariş üzerine, tüpü sırtına yükler, hangi evse o eve kadar taşır, önce bitmiş tüpü cebinde sürekli taşıdığı anahtarla söker, sonra yerine yenisini takıp ocağa bağlar ve bağlantı yerinde kaçak olup olmadığını anlamak için sabun köpüğü kullanırdı.

Anlayacağınız, karikatürlere malzeme olmuş haliyle, gaz kaçağını çakmakla kontrol eden yurdum insanı kafasına sahip değildi. İşini bilinen en güvenli yöntemle icra ediyordu. Onun değiştirdiği tüpün gaz kaçırdığını ne gördük ne duyduk. Bu işi ciddiyetle yapardı.

Ayrıca çok temizdi, ne olur ne olmaz, gittiğim yerde temizlik yapacak malzeme bulamam diye cebinde sabunla gezer, ellerini sürekli yıkardı.

***

Çevik Ahmedi karakterli, onurlu, doğru, dürüst, yalan-dolan bilmeyen, kimsenin dedikodusunu etmeyen, sessiz, lüzumlu lüzumsuz konuşmayan, anasının ak sütü gibi helal emeğiyle, alnının teriyle geçinip giden bir insandı.

Bazen halktan birileri onu evine yemeğe davet ederdi. Kuşkusuz bunu yapan insanların niyeti, gariban biriyle ekmeğini paylaşmaktı, ondan bir beklentisi yoktu. Gel gör ki bu güzel dayımız buyur edildiği eve asla eli boş gitmez, çarşıdan bir şeyler alıp, davete öyle icabet ederdi. Bir tarihte kendisini davet eden yaşlı bir amca bana şunu anlatmıştı:

“Ahmedi yemeğe çağırmıştık. İlkbahar aylarından birindeydik. Yazlık sebze-meyveler henüz çıkmamıştı, manavlarda turfanda dediğimiz domates, biber, salatalık bulunurdu, fiyatı da çok pahalıydı, kolay kolay kimse alamazdı. Yemek saatine doğru kapı çalındı, açtık, Ahmedin elinde torbalar, bir sürü turfanda sebze almış. Pahalı diye bunları daha biz alamamışız; Ahmet doldurup getirmiş. İçeceği bir tas çorbanın altında kalmak istemeyen bir yapısı vardı”.

Dürüstlüğü ve tok gönüllüğü herkesçe bilinmesine karşın Ahmet Dayı’nın başına bir defasında kötü bir iş gelmişti. İlçe sakinlerinden biri “Ahmet git, filanca yerde bizim bahçe var, istediğin kadar kiraz ye” demiş. Bu bahçeye kiraz yemeye gittiğinde yan bahçenin sahibi, vay hırsızlığa mı geldin, diyerek ona saldırmış, öyle bir şey olamayacağını, bahçe sahibinin izin verdiğini söylemesine karşın,  zavallıya dayak atmıştı. Dayımız istese ona karşılık verir; belki döve döve canını çıkarırdı ancak elini bile kaldırmamıştı.

Sonrasında ne mi olmuş?

Sonrasını, dünyada tanıdığım en dürüst insanlardan biri olan babam anlatmasa inanmaz, şüphe eder, size de demezdim ama…

O dayağı atan, gün gelmiş, yaşlanmış, yatağa düşmüş. Durumu iyi değilmiş, acı çekiyormuş. Öyle bir duruma gelmiş ki ölmek istiyor ama bir türlü kolunu-kanadını uzatıp, rahat döşeğinde can veremiyor; bas bas bağırıp, acı içerisinde feryat ederek, canını alması için Allah’a yalvarıyormuş. Nafile! Sonra yanındakilere dönerek “ben Ahmed’e boşuna dayak attım. Onun ahı tuttu. Gelsin hakkını helal etsin ki ben huzur içinde öleyim”. Ahmet Dayı neredeyse bulunup getirilmiş, hakkını helal etmiş de, eleman öyle vefat etmiş.

Lütfen kimse bundan “metafizik ve mitolojik” sonuçlar çıkarmasın; sadece bu hadiseyi “adaletin bu dünyada tecelli etmesine güzel bir örnek olarak” notlarının arasına alsın.

***

Çevik Ahmedi hiç evlenmemişti.

Kışın Malatya şehir merkezindeki Ziraat Bankası’nın önünde kestane satarak, yazın bağ-bahçeyle uğraşıp hayvan besleyerek geçimini sağlayan başka bir güzel insanımız rahmetli Mahammet Dayı (Mehmet Aslantürk- hani o kalın camlı gözlüklü kestaneci), terzihanede bir sohbet sırasında kahramanımıza “Sen birini sevmişsin, istemişsin, vermemişler. Sonra da kahredip evlenmemişsin. Doğru mu Ahmet?” diye sordu.

Belki aradan 30 sene geçmiş ama hem soruyu soranın hem muhatabının yüz ifadesi beş dakika önce yaşanmış gibi belleğimde…

Ahmet Dayı, Mahammet Dayı’nın yüzüne öylesine baktı, baktı… Hiçbir şey demedi.

O bakışta, tarihin kaydettiği en büyük âşıkların yârine kavuşamamasının yüreklerinde yarattığı onulmaz yara gizliydi. O bakış, Ferhat’tı, Mecnun’du, Yusuf’tu. Şirin kim, Leyla kim, Züleyha kim; asla bilemeyecektik.

***

Gün oldu, peyki ecel yapıştı Çevik Ahmedi’nin yakasına…

Vefat etmişti. Birlikte yaşadığı bacısı feryat figan ediyor, “…gomşular, bunun kimi kimsesi yok, gidin belediyeye haber verin, belediye gelsin, cenazesini kaldırsın, ölüsü yerde kalmasın” diye ağlıyordu.

Bacısı yanılıyordu. Çevik Ahmedi’nin öldüğünü duyan herkes cenazesine gelecek; hak ettiği ilgi ve kalabalık bir toplulukla defnedilecekti.

Tüm hayatı boyunca Çırmıhtı’nın yükünü sırtında o taşımıştı;o gün tüm Çırmıhtı, ilk ve son kez, onu omuzunda taşıyordu.

***

Ahmet Dayı siyah-beyaz zamanlardan kalma fotoğrafta sol başta yer alıyor. Yüzü net görünsün diye şapkasını eline almayı ihmal etmemiş. Solundan itibaren Çırmıhtılı vatandaşlarından Mehmet Özbayrak, Abdullah Ceyhan ve Ahmet Gürdal yer alıyor. Yazı ve fotoğrafta adı geçenlerden sadece Özbayrak ile Gürdal hayatta; ömürleri uzun olsun. Fotoğrafı temin eden eniştem Gökhan Gök’e teşekkürlerimle.

blnt

Etiketler:

Yorumlar
  1. Ali Altunterim dedi ki:

    Bülent Korkmaz gönül telimizi titretmeye devam ediyor! Allah razı olsun. O güzel insanlar o güzel atlara bindi gitti belki amma geride kalan ahde vefalı insanlar ( ki bunlardan biri Bülent Korkmaz) aldıkları mirası bihakkın korumaya devam ediyorlar.

  2. Huseyin Şahin dedi ki:

    Bülent sen böyle öz yaşam öykülerini bu kadar güzel yazma….Okudum…Bir daha okudum…Ahmedi nin onurlu yaşamı, o insani duruşuna ben de keşke senin gibi tanık olup nasiplenebilseydim.Sevgiyle kal.

  3. Cesamin ÖZKAN dedi ki:

    Acı tebessümle yazıyı bir solukta okudum ve Malatya’ nın o yıllarına gitmiş oldum. Çok mükemmel değerleri olan Malatya o zamanlar çok daha güzel ve yaşayanları çok daha mutluydu. Malatya’da bu değerleri bilenler koruyanların bu günkü şehrin etkili ve yetkili kişiler olmalarına çaba gösterelim ve Malatya’yı yozlaştırmaya, kimliğinden çıkartmaya çalışanlara karşı birlik olalım başarılı olalım bu güzel ili onlara teslim etmeyelim.

  4. ORHAN TUĞRULCA dedi ki:

    eline yüreğine sağlık Bülent kardeş

  5. ibrahim kavakcı dedi ki:

    her şey için sana teşekkür ediyorum çırmıhtının gülüsün BÜLENT KORKMAZ

  6. Yakup özbayrak dedi ki:

    Bülent bey teşekkür ederim babamiza yer verdiğini için özbayrak ailesi

  7. Murat Asma dedi ki:

    Bülent Beyin yazılarını okumak bana keyif veriyor. Sade, akıcı ve Malatyalıların günlük yaşamından, kesitler sunan yazılar yazıyor. Malatya Kültürünü en güzel anlatan kalemlerden birisidir Bülent Korkmaz. Teşekkürler Bülent Bey…

  8. Selahattin Gökatalay dedi ki:

    Sevgili Bülent, kaleme aldığın yazı ile bizleri çocukluk ve gençlik yıllarımıza götürdün. Tabii Ahmet Dayı’ya rahmetlerimizi bir kez daha iletme olanağı tanımış oldun.

  9. Bülent Sarıoğlu dedi ki:

    kalemine sağlık. sadece bir şehrin değil, insanın insanlığın tarihini yazıyorsun aslında. selamlarımla…

  10. Nejat Fırat dedi ki:

    Bülent bey yüreğine kalemine sağlık , rahmetli Ahmet amca ile ilgili yazını okurken o günleri yaşadım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti, dünya dönerken maalesef kimi hayatlar son buluyor o insanlar atlarına binip gidiyorlar. Ahmet amcada o iyi insanlardan birisiydi mekanı Cennet olsun. Ankara’dan selamlar.

  11. Mustafa Duran dedi ki:

    Çevik Ahmedi ilçemizin ilginç simalarından birisiydi…kendine has bir yapısı ve karekteri vardı….yüzü güleç,etrafına pozitif elektrik yayardı….Ahmedbülent kardeşimize teşekkür ediyorum….. Ahmet Dayıyı anlatan ve geçmişi hatırlamamıza yol açan Bülent kardeşimize teşekkür ediyorum….ayrıca komşum Şöför Memed abinin de gençlik fotoğrafını görmek de güzeldi….selamlar…..

  12. Ahmet Yıldıray ATA dedi ki:

    Ellerine sağlık Bülent Abi. Umarım yazmaya daha fazla vakit ayırabilirsin. Sendeki kent hafızasını aktarmamız gerekiyor.

  13. Midhat dedi ki:

    Bülent Abi, kalemine sağlık. Su gibi akan yazı olmuş.

  14. yalçın dedi ki:

    Kalemine yüreğine sağlık, büyük bir zevkle yazılarını okuyoruz.

  15. Atilla Aygün dedi ki:

    Bülent abi gerçektende yazılarını beğenerek okuyorum. Eskileri hep canlı tutmaya çalışıyorsu. Ellerine sağlık ..

  16. gero dedi ki:

    Gönül insanısın be Bülent Korkmaz. Bu arada Van’dan Muğla’ya kadar epey okuyucun var. Sağlıcakla kal.

  17. mehmet ozerdem dedi ki:

    özledik yazıların bir solukta okunur sen nerdesin güzel insanlara karıştın biliyoruz amma unutma bizi

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."