You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim


Opel Reklam
Malatya Haber -

Bir Kuş Masalı

Bir Kuş Masalı
  • 01.03.2016

Bülent KORKMAZ

deybayah@gmail.com

Hikmet Alkan, Malatya futbolunun tanıdık yüzlerindendir. 

Resmi adı Malatya Sancaktarspor olmakla birlikte, Hikmet Hoca’nın yıllar önce kayıtlara geçirmeye çalışıp da başaramasa da dilimize yapışmış adıyla “Dinamo Cingenlik” ile özdeştir. 

Alkan, antrenörlüğü ağır basan bir futbol adamıdır ama yeri geldiğinde amatör futbolumuzun renkli simalarından Sancaktarspor’un başkanı, yöneticisi, malzemecisi, kısaca her şeyi olmuştur. 

Hikmet Hoca, sadece futbol sahalarındaki karakteri, davranış biçimi, eylem ve hareketleriyle değil normal yaşamında da özgün bir insandır. Farklılığını, duygusallığını, samimiyetini, heyecanını, sinirlenirken bile insana kahkaha attıran tepkilerini bu satırlara sığdırmamız mümkün değildir. O, yedek kulübesindeyken bir antrenör mü izliyorsunuz yoksa karşınızdaki kendini rolüne fazlasıyla kaptırmış bir sanatçı mıdır, bilemezsiniz. 

Taç çizgisi kenarından hızla atak geliştirmeye çalışırken rakip savunma baskısıyla karşılaşan oyuncusuna destek olmak için, yedek kulübesinden fırlayıp, “hadi, hadi, benimle verkaç yap” diyebilecek naiflikte;  takımı son dakikalarda skor koruma telaşına düşmüşse, oyuncularına, topa “dan-dun” vurun, havaya dikin anlamında, “Mardinnnn, Mardinnn” diye bağıran; “orta hakem kendisini tribüne gönderince “…orkestra içeride, sen Şefi dışarı atıyorsun” diye atarlanan; 2-0 geriye düşülen bir maçın devre arasında oyuncularına taktik yerine La Fontaine masalıyla ibret enjekte eden ve yıllar önce işlettiği kahvehanede kendisini ziyarete gittiğimde, okey oyunu bilmiyorum diye şahsımı çağdışı bir insan olmakla itham eden kıymetli bir abimiz, dostumuzdur Hikmet Alkan…

Ayrıca…

Fi tarihteki Sevgililer Günü’nde davul-zurna ayarlayıp mahalleye salıp kendi evlerinin önünde çaldırmak suretiyle Yenge Hanımın bu mübarek gününü kutlamış, eşi ve benzerine bir daha rastlanması pek mümkün olmayan eylemiyle Romantizm tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. 

Hikmet Hoca’da anlatılacak hikâye de çoktur. Başlı başına bir yazı konusu, öykü, belki roman olabilecek yaşadığı zor ve mücadele dolu hayatı ve o hayatın içerisindeki hüznü, acıyı, kederi, mutluluğu, ağız dolusu gülümsemeyi çekip çıkaracak incelikte bir zekâya sahip olması hocamızdan memleket hikâyeleri dinlememizi sağlamıştır.

Eskiden, daha doğrusu ben futbolun içerisindeyken, daha sık buluşurduk ama şimdi işler değişti, nadiren birbirimizi görüyoruz. 2 yıl kadar önce, Hikmet Hoca, çocukluk arkadaşı Hüseyin Yapar Ağabey ve ben yine böyle buluşup, sağdan soldan sohbet etmiştik. Konu döndü dolaştı, yok edilen doğal çevremize, eskinin bağlı-bahçeli, kanalında çimilen Malatya’sına geldi. Bu sohbet ortamında Hikmet Hoca “nenesinin” başrolü oynadığı ve ağaç-hayvan sevgisine dair beni benden alan “ayarı” içeren öyküsünü kafama mıhladı. 

Bu öyküyü oturup kaleme almak isterdim ama gerek kalmadı. Çünkü şair ruhlu dostum ve ağabeyim erinmeyip yaşadığını yazıya döktü ve bana da bunu sizlere aktarmak kaldı. 

İzniyle ve izninizle sadece en sonda kısa bir açıklama yapacağım:

****

BİR İSTANBUL ANISI

Hikmet ALKAN

Yüreğine düştüğüm bir günün sabahında

Günlere gün kala 

Dizlerime giren ağrıların içinde 

İstanbul’un tarihi sokaklarındayım.

Geziyorum görüyorum.

1970’ten kalan günleri düşünüyorum.

Bütün bir hayatım 

Siyah beyaz bir film gibi gözlerimin önünden geçiyor.

Burayı görmemişim.

Yazık diyorum.

Aklıma 

Karaköy’de 

Üzerime olmayan bir pantolonun satılmasını hatırlıyorum.

Hayatın içinden geçen yolları düşünüyorum.

Annemin burada ölüşünü.

Kuzguncuğa gömülüşünü.

Karaköy hatırlamıyor beni.

Denizin aceleci dalgaları

Karaköy’ü, Eminönü’nü yıpratmış

Mısır Çarşısını hasret çırpıntıları içerisinde gördüm

Sarayburnu deniz kokmuyor.

 

Bir sabahın

Bir öğlenin

Bir ikindinin

Bir akşamın

Bir yatsının

Bir vitir namazının 

Kılınabilir vakitlerinin birinde

Yeni Camide kılınan bir namaz sonu,

Cami kapısının önünde 

Ayakkabılarımı giyerken,

Sundurmanın üzerinde ölmüş bir güvercin gördüm.

Yüreğim incidi.

Üzüldüm.

 

O zaman,

Saat mi durdu desem. 

Zaman mı bilmiyorum.

Aklıma gelen şey, 

Kuşun ölümü.

Sundurmanın üzerine salınan direğe dikkatlice baktığımda,

Direğin üzerine sıkı bir şekilde çivilerin 

Sıralı koldan çakılmış olduğunu gördüm.

Kuş 

Bu çiviler üzerine serilmiş 

Kanatları 

Aşağıya doğru sarkmış duruyordu.

Engel olunmaz bir güçle.

Çevrede bulunanlara caminin sorumlularını sordum.

Bir şeyi belirtmek istiyorum dedim.

 

Cami görevlilerinden biri 

Yanıma geldi

Buyurun dedi.

Beni içeride bulunan 

Küçük bir odaya davet etti.

Sorunun ne olduğunu sordu.

Adım 

Hikmet Alkan dedim,

Kendimi tanıttım.

Malatyalı olduğumu söyledim.

Onlar da 

Bana,

Mütevelli Heyetinde 

Malatyalı olduğunu söylediler.

Ara konuşmalarda

Ses yüksek çıktığından

Etrafımızda kalabalığın oluştuğunu gördüm

Meraklılar ve turistler hep birlikte 

Caminin içerisinde bulunan 

Küçük bir odaya gittik

Malatya’da bir evimiz olduğunu,

Büyükte bir bahçesinin olduğunu söyledim.

Yıllarca sene önce,

Bahçede bulunan kuru bir erik ağacını kesmek için

Ninemden izin istedim,

Dedim.

Ninem bana 

Ağacı kesemeyeceğimi söyledi.

Sebebini sorduğumda

Kuş konar dediğini söyledim.

Ben de 

Caminin mütevelli heyetine

Ninemin mantığına göre,

Kurumuş bir dalda 

Bir kuşun konma hakkı var ise

Bu caminin sundurmasına da 

Bu kuşun konma hakkı vardır 

Herhalde dedim.

Altı yüz yıl önce 

Bu camiyi inşa eden adam 

Her halde bir kuş konar diye de,

İnşa ettirmiş olabilir dedim.

Neden bu sundurma direklerine çivileri çakıyorsunuz diye 

Elimde olmadan gür bir sesle konuşmaya başladım.

Cami içerisinde bulunan insanlar ve turist kafileleri

Neler olduğunu anlamak için çevremizde birikmeye başladılar.

Kavga oluyor sandılar.

Bir kuşun 

Cami avlusunda bulunan

Sundurmanın üzerindeki çivilerin 

Üstünde ölmüş olduğunu anlattım.

Cami görevlilerinden biri

Bana 

Beyefendi

Bu kuş nerde 

Yerini gösterir misiniz?

Diye sordu.

Kuşun yerini gösterdiğimde,

Biz o çivileri bilerek oraya çakıyoruz dedi.

Neden diye sorduğumda

Kuşların 

Oraya tünedikleri zaman

Avluyu pislettiklerini

Buna engel olmak için dedi.

Bir de

Daha çok insanın namaz kılması için dedi.

Böyle bir uygulama yaptıkların anlattı.

Görevli

Lütfen

Bizi oraya götürür müsün dedi.

Çevremizde bulunanlar ve ben 

Avludaki sundurmanın altına gittik,

İşaret parmağımla kuşun yerini gösterdim.

Ne olduğunu bende anlayamadan

Kuş canlandı 

Bulunduğu yerden uçtu gitti.

Bu kez beni bir sıkıntı aldı,

Hararet bastı

Terlemeye başladım 

O kış gününde

Kıvır kıvırırsan artık

Baba etme ne olursun

Bırak gidelim diyen Sinan

Yanımdan nasıl uzaklaştı bilmiyorum.

Deniz üzerime geliyor sandım.

Ağır bir zincir halkasının 

Boynuma dolanmış ağırlığında 

Yeni Caminin kapısını önünde

Bu kez 

İyi ki kuş ölmemiş dedim.

Renkli gözlerin

Heyecanlı bakışların

Kilitlerinden kurtulmuş

İnsanların, turistlerin

Yine de beni 

Alkışladıklarını gördüm.

Hem sevindim,

Hem utandım.

***

Tanıyanlar bilir, -öyküsünde belirtiyor zaten – Hikmet Hoca bir şeyi anlatırken onu yaşar, heyecanla, bazen bağırarak konuşur; uzaktan gören kavga ettiğini sanabilir. Yukarıda kaleme aldığı meseleyi aynen böyle yaşamış, milleti başına toplamıştır. Öyküyü bize sözlü anlatırken, öldüğünü sanıp çok üzüldüğü ama en sonunda ölmediği anlaşılınca kendisinin bozum olmasına sebebiyet veren kuşun annesi hakkında söylediğini buraya yazmayacağım ama bu ifade bile sevgi doluydu. Kuşkusuz, kuşun yaşadığına sevinmişti. “Taşgala” üzerine yanından kaçan kişi ise oğlu Sinan’dır. ☺  

* DİNAMO CİNGENLİK konusunu gazeteci kardeşim Ferdi Durdu 2014’te haberleştirmişti. ..İşte o haberin metni:Malatya’da, Hikmet Alkan tarafından 1980 yılında kurulmak istenen ‘Dinamo Cingenlik’ isimli spor kulübü, ismi tescil edilmeyince yerine Sancaktarspor kuruldu. 

Malatya’da şehir efsanesi haline gelen “Dinamo Cingenlik” efsanesi, 1980 yılında başlamadan bitti. Sancaktar Spor Kulübü’nün kurucusu Hikmet Alkan tarafından 1980 yılında hazırlanan tüzük, o dönemin dernekler masası tarafından tescil edilmeyince, “Dinamo Cingenlik” şehir efsanesi haline geldi.

O dönemde Dernekler Masası’nda çalışan memurun evrakları kabul etmemesi üzerine kurulamayan ‘Dinamo Cingenlik’ kulübünün yerine kurulan Sancaktarspor bugün faaliyetlerini sürdürüyor.

Sancaktarspor Kulüp Başkanı Hikmet Alkan, şehir efsanesi haline dönüşen ‘Dinamo Cingenlik’ ile ilgili şunları söyledi; “Futbolu bilmeyen Cesur Yürek lakaplı bu gençleri bir araya getirdim. Mahalle takımları bile bizimle oynamıyor bizi aralarına almıyordu. Kavgacı ruhumuz herkesi korkutuyor, kabul görmüyorduk. Şimdiki çevre yolu eskiden bahçelerden oluşuyordu. Bizde Cingenlik Mezarlığı’nın yanında, eski hal binasının yerinde ve Cingenlik Mahallesi’nde birçok tarlayı kazma ve küreklerle düzelterek kendimize minik sahalar yapıyorduk. Namımız almış başını gidiyordu. Dinamo Cingenlik’i kurmak için tüzük hazırlıklarına başladım. Bu arada mahalleler arası maçlara da devam ediyorduk. Yaptığımız maçlarda yorulmak nedir bilmiyorduk. Sabahları halde kamyon boşaltıyor, inşaatlarda amelelik yapıyor, akşamları da maçlara çıkıyorduk. O aralarda her yerde Dinamo Cingenlik olarak tanınıyorduk. Tabi o dönemde yüzyılın takımı olarak adlandırılan Dinamo Kiev yüreğimizde büyük yer edinmişti. 1980 yılında Dinamo Çingenlik Spor diye bir tüzük hazırladım. O zamanlar Dernekler Masası, Emniyet Müdürlüğü içerisinde bulunuyordu. Hazırlamış olduğum tüzüğü Dernekler Masası’na götürdüm. Sorumlu memur tüzüğe baktı ve bana göz kırparak, ‘Sovyet Rusya’ falan dedi. Ben de ‘ne alakası var ağabey’ dedim. Dinamonun ne olduğunu sorunca, ‘Dinamo Kiev; Kiev’in gücü, Dinamo Torpedo; Torpedo’nun gücü, Dinamo Moskova; Moskova’nın gücü, Dinamo Cingenlik’te; Cingenliğin gücü’ cevabını verdim. Neticede de isim kabul edilmedi. Bizde onun yerine 1984’te bir tüzük hazırladık ve Sancaktarspor’u kurduk”

Yorumlar
  1. mustafa dedi ki:

    şikayet ederim küfür etmedim

  2. mustafa dedi ki:

    Küfür (IP numarası 88.249.59.33)

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."