Final

Örnek Resim


Arion

Malatya Haber -

”Bir Tepki Olarak Ayrıldım”

”Bir Tepki Olarak Ayrıldım”
  • 26.12.2015

Malatyaspor’un eski çalıştırıcısı Aykut Kocaman, şimdi gününü İstanbulspor’la geçiriyor. Kocaman, Malatyaspor’dan “bir tepki olarak” ayrıldığını söyledi.

Malatyaspor’dan istifa ettikten sonra bu sezon takım çalıştırmayacağını belirten, ancak eski takımı İstanbulspor’la “gayri resmi” ilgilenmeye başlayan Kocaman’la, Eray Özer’in yaptığı röportaj Radikal Gazetesi’nde yayınlandı. Kocaman, “Oyun güzel, çevresi facia..” başlığıyla yayınlanan röportajda, son durumunu, Malatyaspor günlerini de anlattı.

İşte o röportaj:

“..Aykut Kocaman’la geçen yıl bu zamanlarda bir araya gelebilmiştik. Aradan tam bir yıl geçti ve Malatyaspor macerasının ardından yeniden İstanbulspor’da. Resmen bir bağı bulunmasa da her antrenmanda yer alıyor, takıma manevi destek sağlıyor. Ve bunu sadece futbolunun son demlerini yaşadığı takımına duyduğu vefa duygusu nedeniyle yapıyor. Aslında evrensel bir ahlak anlayışıyla baktığımızda çok da ‘normal’ bir şey yapıyor Aykut hoca. Fakat içinde bulunduğumuz futbol ikliminde onun ‘normal’leri hepimizi kendisine hayran bırakıyor. Teknik adamlık sularında ilerledikçe onu yakından takip edenlerin sayısı artıyor. Uzun süredir konuşmayan Aykut Kocaman’la vazgeçemediği İstanbulspor’u, Malatya macerasını, futbol dünyasında yaşananları ve oyunun kendisini konuştuk.

* Bir yıl geçti ve yine İstanbulspor’dasınız. Burayı bu kadar özel yapan şey ne?

– Bağlılık denilebilir. Buradaki ilk dört senem futbolculuk dönemiydi ve bunun son yedi haftasında antrenörlüğe geçiş yapmıştım. Adnan Sezgin’in yönetiminde bir yapılanma oldu ve kulüp kendi yağıyla kavrulmaya başladı. Bir de kulübün İstanbul Erkek Lisesi’yle olan bağını, tarihini bilmiyorduk ve burada öğrendik. İstanbulspor’un yaşaması gereken köklü bir kulüp olduğu zihnimize çakıldı. Ligde olması gereken bir renkti. Bir yandan da güzel bir ortam vardı. Kendi işinizi yaptığınız sürece baskıların dışında çalışmak mümkündü. Burada olmamın nedenleri bunlar. Kendime ve aileme söz vermiştim, Malatya sonrası çalışmayacağım diye. İstanbulsporlu yöneticilere bunu söyledim. Onlarla konuştuktan sonra Ömer hoca takımın sorumlusu oldu. Ben de manevi anlamda destek vermeye başladım. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama işimiz çok zor.

* Türk futbolunda her geçen gün bir şeyler kötüye gidiyor gibi. Giderek daha fazla paranoyaklaşıyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

– Önce futbolla ilgili söyleyeyim. Beklenmedik bir çıkış yaptık. Millet olarak hevesliyiz. Bunların da etkisiyle bir sıçrama yaptı Türk futbolu ve belli bir seviyeye geldik. Genel olarak futbolumuz açısından umutsuz değilim. Futbolun çevresi açısından ise bir felaketiz. Çünkü futbolu oluşturan bütün unsurlar kendi işleri dışında her işi yapmak için büyük çaba içindeler. Herkes kendi alanını mümkün olduğu kadar genişletip, diğer alanlara el atıp, bu işin icracılarının alanlarının küçülmesi için her türlü çabayı gösteriyorlar. Muazzam bir saygısızlık ve saldırganlık var. Futbolun kendisi yavaş yavaş yukarıya doğru gidiyor, çevresi ise facia. Herkes antrenör. Ben yıllarca futbol oynadım ama futbolcuma gol kaçırdığında bir şey söyleyemiyorum. Çünkü ben de kaçırdım onları. Oysa basın mensupları o kadar kolay bir şekilde “Şunu şöyle yapsaydın” diyor ki. Bu kadar basitse girecekler bu işe, icracı olacaklar, antrenörlük yapacaklar, futbol oynayacaklar ve sonra diyecekler ki “İşte ben demiştim, bak bu kadar basitmiş.” O zaman hepsinin en başta ben elinden öperim.

* Bir köşe yazarı sizin Malatya’ya çağdışı futbol oynattığınızı yazmıştı. Gerçekten böyle mi? Yunanistan’ın şampiyonluğu, Chelsea’nin başarısı sonrası çağdaş olan savunma futbolu mu oldu?

– Sporun doğası savunmayla başlar. Ama savunma derken kale önüne dokuz kişiyi dizip gelen topa vurma anlamında değil. Alan kapatarak yapılan savunmadan bahsediyorum. Bunu gerektiğinde rakip sahada da yapma anlamında söylüyorum. Savunmanın üzerine iyi atak organizasyolarını eklemek zorundasınız. Gerçi ‘atak’, ‘savunma’ gibi kavramları pek kullanmak istemiyorum. Futbolun bir bütün olduğunu, atağın içinde savunmanın, savunmanın içinde atağın olduğunu düşünüyorum. Sizin futbola ait bir yorumunuz vardır. Bu yorumunuza uygun bir takım yaratmaya çalışırsınız. Benim yorumum şu: Bu oyuncular tarafından ve topla oynanan bir oyun. Dolayısıyla bu oyunu oynarken yeteneklerini topa sahip olarak rakibe üstünlük kurma yolunda sergilemeliler. Chelsea nasıl oynuyor? İleride tek santrfor bırakıyor. Bu santrfor paralel bir şekilde sahayı tarıyor. Savunma kurgusu dörtlü, önünde Makelele var. O beşliyi hiçbir zaman bozmuyorlar. Santraforun tek görevi var. Bütün toplar oraya doğru geliyor. Diğer oyuncular da o bölgeyi sarıyorlar ve topu kaparak sonuca gitmeye çalışıyorlar.
Antrenör bunu öngörmüş, uygulamışlar ve başarılı. Ama ben tam tersini düşünüyorum. İyi bir takımın topa sahip olmayı seven ve ayağa oynayan bir takım olması gerekir. Yunanistan ise tamamen savunma kurgusu içerisinde yarı sahasında bekleyip rakibin açıklarını bekleyerek sonuca gitmeye çalışıyor. Ama eğer bu bir oyunsa benim düşüncem oyun oynatma yönünde. Bu sene mesela Malatya’yla oynadığımız en görkemli oyun ilk yarıdaki Galatasaray maçıydı. Özellikle ilk yarısı olağanüstüydü. Hemen hemen hiç pozisyon vermedik. O takımı o şekilde tutabilmek benim için çok önemliydi.

* Tarzınız total futbola yakın mı?

– Herkes oynamalı evet. Sahanın bütün bölgelerinde bütün oyuncularla oynamalı bir takım. Bir takımın bir oyun düzeni olmalı. Eğer bir düzen varsa sıkıntılı dönemlerde bazı oyunculardan farklı görevler isteyebiliyorsunuz. İstanbulspor’daki oyuncu erozyonuna rağmen ayakta kalabilmenin bence en önemli nedeni buydu.

* Deneyimli oyuncularla çalışıyorsunuz. Yaş önemli bir kıstas değil mi?

– Yaş benim için futbolda hiç önemli değil. Oyuncunun verimliliği önemlidir. Eğer oynayabiliyorsa isterse yaşı 50 olsun. Fakat genel olarak konuşmam gerekirse tabii ki genç oyuncularla çalışmayı tercih ederim. Bununla beraber tecrübeli bir oyuncu sahaya çıkarken hâlâ aynı arzuyu hissedebiliyorsa yeğdir. Şöyle bir örnek vereyim. İstanbulsporlu Yalçın transferde gözde olacak bir oyuncu. Yeteneğini çalışarak geliştiren birisi. Savunma fonkisyonlarıyla ilgili olarak “Senin öğretmenin Uche’dir. Uche bu konunun profesörü” dedim. Tecrübeli oyuncularla böyle bir avantaj da var. Antrenör için muazzam yardımcılar oluyorlar.

* Gelecek sezona dair bir plan yaptınız mı?

– Hiçbir planım yok.

* Peki önümüzdeki sezon çalışmayı düşünüyor musunuz?

– Çalışacağım. Şimdi bekliyorum. Mayıs ayının sonuna kadar beklemeyi düşünüyorum. Görüşmek isteyen insanlar var. Fakat şimdi her takımın antrenörü var. Bu anlamda da bir takımla görüşmek ayıp gibi geliyor bana. Ben şimdi bir takımda çalışıyorum mesela. Gelip seninle görüşüyorlar. Hoş bir şey değil. Şimdilik beklemedeyim. Samimi olan, kafasında inandırıcı bir projesi olan herkesle çalışabilirim.

* İstanbulspor ve Malatyaspor. Neden ilkinde işler daha iyi gitti?

– Önce takımların bir değerlendirmesini yapmak gerekiyor. Antrenörler bugünkü ortamda sihirli değnekle dolaşan, gittiği yeri birkaç günde değiştirecek insanlar olarak görülüyor. Oysa ben kısa, orta ve uzun vadede çalışarak yol alınabileceğini düşünen bir futbol anlayışına sahibim. Bu açıdan bakıldığında İstanbulspor’un Malatya’ya göre bir avantajı vardı. Bir tarafıyla göz ardındaydı. Dolayısıyla aldığınız darbeleri hem antrenör hem de futbolcular olarak gözlemleyip üstüne bir şeyler koyarak gitme şansına sahipsiniz. Bir anda her şeyi değiştirmektense bunun daha doğru ve kalıcı olduğunu düşünüyorum. İstanbulspor’la Malatya arasındaki en önemli fark buradaydı. İstanbulspor’da hoşgörü, sabır ve zaman vardı. Bunlar olduğunda sıkıntılara rağmen kurtlar sofrasında başarılı sonuçlar alabiliyorsunuz. Diğer tarafa bakarsak her şey çok kolay olsun isteniyor. Oysa insanlık tarihi de böyledir, çok kolay olan şeyler çok kolay yıkılırlar. Sadece Malatya için söylemiyorum. Malatya’yla ilgili şunları da söyleyebilirim: Orada çalışan antrenörler içerisinde belki de en rahatlardan bir tanesiydim. Yöneticiler, yerel basın ve taraftarlar o alanı bırakmışlardı. Benim oradan ayrılış nedenim ve sıkıntılarım farklıydı.
Orada bir dönüşüm yapmaya çalıştık. Bunu yaratırken takım içerisinde bazı sıkıntılar olacaktı. Orada kulübü oluşturan diğer unsurların farklı beklentilerinden dolayı başka taraflara sürüklenebiliyorduk. Ben bir tepki olarak ayrıldım. Oradaki dokuz ay içinde olumsuz çok fazla bir şey yok. Devam etseydik bu dönüşümü yapabilmeye yakın olduğumuzu düşünüyorum.

* Nerede devam edeceksiniz? Tarif ettiğiniz gibi bir yer var mıdır?

– Yoktur demek çok kolaycılık, vardır demek de biraz fazla iyimserlik olacak. Ben biraz yapıma güveniyorum. Bende bir sahiplenme duygusu var. Bir dükkânı elime verdilerse o dükkânı sadece sahibi düşünmüyor. Ben de sahibi gibi düşünüyorum. Sözlerinizle, düşüncelerinizle bunu ortaya koyduğunuz zaman sorunuzun yanıtı ortaya çıkıyor…”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."