Final

Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

Bir Zamanlar Malatya: Arasa VI

Bir Zamanlar Malatya: Arasa VI
  • 01.04.2016

 ..Benim için Malatya Arasa’ydı, Arasa da Malatya…  

Ertaç ÖNAL Yazdı    

ertaconal@mynet.com                        

Arasa;

bulunduğu mahalle, çocukluğumun ve gençliğimin önemli bir bölümünün geçtiği benim küçük ama renkli ve zengin dünyam.

Uzun ve kısa süreli ayrılışlarımda hep özlerdim Arasa’yı, Arasa esnaflarını; Battal Tuncay ve oğulları Celal, Halil ve Vural kardeşleri. Mustafa Kavukçu, Marangoz Hacı Ömer Furun ve oğlu Mehmet Furun, Alefci (hayvan yemi satan) lakaplı Alaattin ve Abdullah Karadağ, Alaattin’in beslediği ve arasa esnafını bezdiren takla atan güvercinleri, Tavukçu Musto, Arasa’nın maskotu sayılan tepirci Horey Bacı v.s.

Kasap Pazarı’nı, taze meyve ve sebzelerin satıldığı kanereyi, kanerenin hemen arkasındaki Yoğurtçu Pazarı’nı, kanere meydanındaki Lezzet Lokantasını ve o lokantanın mis gibi tereyağı ile pişirilen meşhur domatesli kebabını, tel kadayıf imal edilen küçük dükkânları ve de özellikle Ramazan aylarında kanere meydanında öğle saatlerinde başlayıp iftara yakın bir zamana kadar kollarında veya başlarının üzerinde tuttukları kalburlarda üstü temiz bir beyaz bez ile örtülü yassı kadayıfları, sanki kim daha çok bağırırsa onunki satılacakmış gibi “yassı gadayıııııfff’’ diye meydanı inleterek birbiriyle yarışan onlarca satıcıyı… Tüccar Pazarı’nı, Kapalı Çarşıyı, ikinci el eşyaların satıldığı Bit Pazarını, Akpınar Meydanını, o meydandaki ağzından su akan aslanlı havuzu, Akpınar semtinin sessiz kabadayısı Kanun Hacı’yı, bayram günlerinde cambaz ve akrobat Muhittin Kükey’in ailece gösteri yaptığı Akpınar meydanındaki, etrafında iki kat sıralı ahşap işyerlerinin bulunduğu ortası genişçe meydanı olan Emniyet İş Hanını,  sadece öğle vakti servis yapılan ve lezzetine doyum olmayan kâğıt kebabı ile porsiyonluk fırın güveç yapılan Hacıbaba Lokantasını, ütülen kelle paçaların tele asılarak satıldığı Şark Sineması’nın karşısındaki Demirci Pazarını, usta demircilerin ocaktaki kömürü körükleyerek, nar gibi kızarttıkları ateşte yine nar gibi pişirdikleri demiri ellerindeki çekiç ve balyozlarla üçlü muhteşem bir seri senkronizasyonla örs üzerinde dövmelerini, yine Akpınar semtinin sıralı dükkânlarındaki örs üzerinde demir ve tahta çekiçlerle belli bir usulde ritim saz çalar gibi bakır döven bakırcı ustalarının öğle saatlerinde başlayıp ikindi vaktine kadar devam eden muhteşem müzik resitalini, Demirci Pazarının arkasındaki eski Şire Pazarı meydanında, küçücük dükkânında pişirdiği lezzetli şiş kebabını çeyrek ekmek arasına çekip maydanoz ve bol soğan ekleyerek 50 kuruşa satan tıknaz şişman kebapçıyı…

Ayrıca komşularımız Küpçü Çekem Osman ve aile efradı Varter Abla, Kirkor, Çulcu Bedros, Haçadur, Karnik, Vartanoş, Araksi. Vasken Ağabey, yiğit arkadaşım Manuk, Pepron ve Marisa teyzeler. Malatya’nın TSM korosunda assolist sanatçısı ve de uduna vurduğu duygu dolu mızraplarla gönül telimizi titreten Nubar Daşı’yı, Mimar Nuran Gezdirici’yi, evimizin on adım ötesindeki atölyesinde gürgen ağacından asırlık dayanıklı mobilyalar imal eden mobilyacı Bedros Ağabey’i,  Bahçeciler lakaplı İhsan ve Seydi Bahçeci komşumuzu, önce kasaplık sonradan kömür satıcılığı yapan Şahin Ağabey (Deli Şahin), Kasap Nuri Kalaycı amca, şimdiki Şire Pazarı’nın yerinde evlerinin önündeki pegde hayfene kurduğumuz Almendiler (Ünal, Ercan, Abdullah), Dr. Harut Sözkes ailesi, Nurettin Soykan’ın babası Batumlu Musa Dayı ailesi, taksi şoförü Çelem Nevzat Ağabey ile yine mahalle sakinlerinden freni olmayan Skoda marka dolmuşuyla şehir istasyon arasında çalışan Kirkor Usta’yı, Malatya tabiriyle ‘’Nahna’’ pazarındaki Gocik Vahap’ı, arkadaşlarının şakalamak için birbirleriyle adeta yarış ettiği Kasap Paşa’yı, Postane karşısındaki pasajın açık alanında satılan “Kars Gazozunu”, Teze Cami (Yeni Cami) önünde beyaz emaye kovasında sifonlu süzgeç ile limonata satan Ahmet Dayı’nın reklam anonsunu, Belediye yanındaki duraklarında birbirine şakalar yapan taksi şoförleri esnafını, çift atlı fayton üzerinde Teze Cami civarında kalabalıkları toplayarak esprili reklam anonslarıyla bazen jilet, bazen el yapımı diş ağrısı, baş ağrısı ve de romatizma ilaçlar satmaya çalışan fötr şapkalı şişman göbekli satıcıyı, Hacı Hüseyin Hamamı ile Nuri Nebioğlu büyüğümüz, mahallemiz muhtarı Kasap Bedri ağabey ve daha niceleri…

Benim için Malatya Arasa’ydı, Arasa da Malatya. Arasa merkezli bir daire çizdiğimizde; doğuda Vali Konağı, batıda Sigara Fabrikası, kuzeyde Halit Ziya Özkan un fabrikası ve güneyde Kernek Meydanı çemberinin dışına çıktığımda sanki Elazığ’a veya komşu bir ile gittiğim hissi uyanıyordu bende o zamanlar. Yani 1960-1970 yılları arası. 1970 yılı sonrasında şehir merkezinden başlayıp daha sonra gittikçe artan bir hızda nostaljik yapılar bir bir yok edilince, benim çember de, eskiyi arama içgüdüsüyle olsa gerek, aynı oranda gittikçe genişledi ve neticede tüm şehir merkezini kapsadı.

Sözü geçmişken anlatayım: Tüccar Pazarı dediğim yer, eski Belediye binasının tam karşısındaki yoldan Arasa’ya doğru giderken sağlı sollu manifatura ve tuhafiye mağazalarının olduğu yerdi. Sağda Söğütlü Cami’nin avlusuna açılan bir kapı ve onun tam karşısında han kapısına benzer bir kapıdan giriş yapılan genişçe bir meydan ve bu meydanın etrafında sıralı, tek katlı ikinci el eşyaların satıldığı dükkânlar vardı. O zamanlar ikinci el eşya dediğim gardırop, yaylı somya, tahta divan gibi eşyalardı. Meydanın ortasında 2-3 basamakla çıkılan ve etrafında esnafların veya gelen müşterilerin hasır oturak tahtalarında oturduğu taş bir meydan ve meydanın önünde devamlı akan bir artezyen su borusu vardı. Bir de küçük bir çay ocağı. Bir gün Deli Gaffar’ı kızdırmak için oradaki esnaflardan birinin ‘’Gaffar çık çarşıdan dışarı, çarşıyı kilitleyeceğiz’’ deyince garibim topal olan sağ bacağına doğru eğile eğile, tıpış tıpış çıkmıştı çarşıdan.  Ama ne zaman deli Gaffar’a “üstünde ölü elbisesi var’’ deseler ayakkabısını fırlatıp atar, külotuna kadar yırtıp parçalar, ayağında sadece çorapları kalırdı. Elleriyle önünü ve arkasını kapatarak bu bitpazarına sığınırdı. Elbise ve çamaşırlarını yırtarken de ‘’ Eyişmeyin, Allah’tan buluysunuz’’ diye bağırırdı. Garibim  (R) harfini (Y) olarak söyleyebildiğinden  ‘’eyişmeyin’’ derken yani bana ilişmeyin, kızdırmayın demek istiyordu. Yaz kış ayni terane. Semt esnafına Deli Gaffar’ı giydirmekten gına geldiği için o sözü söyleyenlere kızarlardı. Yırtılan gömlek, pantolon, külot tüccar pazarı esnaflarından biri tarafından toplanıp bir pazarındaki eski elbiseleri onaran Ayşe Bacı isimli terziye götürülür, aralarında topladıkları parayı da tamir ücreti olarak Ayşe Bacı’ya verirlerdi. Tabi tamiri mümkün olmayan giysiler için Ayşe Bacı ekstra ücret alırdı. Böylece yenilenen giysiler, yeni alınmış gibi, Gaffar’a tekrar giydirilirdi.

Bir de Deli Gaffar’ı küfrettirmekten zevk alıp kahkahayla gülenler olurdu. Semt esnaflarından birisi yanındaki misafir arkadaşına yarenlik etmek için arkadaşının ismini söyleyerek “Gaffar…….beg” dedikleri zaman Gaffar’ın cevabı ‘’…….. bege ça…çahtım’’ olurdu. “Geri çek Gaffar’’ denince bu kez “çe…çe….çetemem’’ karşılığını verir, misafir arkadaş şaşırır ama kahkahalar atılırdı.

Anamdan duyduğuma göre Deli Gaffar Malatya’nın, şimdi adını hatırlayamadığım, köklü ve varlıklı ailelerinden birisine mensuptu. Söylentiye göre Gaffar’ın anası çocuğu olmadığı için sık sık “Yeter ki bir oğlum olsun da bir ayağı topal, bir gözü de kör olsun” diye dua edermiş. Bu dualardan olsa gerek, yüce Allah aileye bir erkek evlat vermiş ama bir ayağı topal olmasına topal da her iki gözü sağlam, aynı zamanda zihinsel engelli. Onun için “Allah’tan her zaman hem kendiniz hem de başkaları için hayırlı şeyler isteyin’’ diye tembihlerdi bizleri anam.

Bit Pazarı’nın arkası şimdiki Soykan Parkı’na dayanırdı. Yine sırtı bu parka dayanan Kapalı Çarşı vardı. Üstü kapalı bir pasaj görünümündeki bu çarşıda sınırlı sayıda 7-8 metrekarelik dükkânlar bulunur; bu dükkânlarda poplin, pazen, keten kumaşlar vesaire satılırdı. Bu pasajın sonradan çok ünlü olan bir esnafı Malatyalı iş adamı Kadir Eriş’tir. Küçücük dükkânında muhtelif tuhafiye malzeme satıyordu o yıllarda. Geçtiğimiz günlerde MİAD’ın Ankara’da düzenlediği Malatya buluşmasında,  özellikle Rusya’da çok büyük yatırımlar yapan Kadir Eriş’in oğlu Turan Eriş ile 1950’li yıllardaki Malatya Kapalı çarşısını söyleştik. Gerek Kapalı Çarşıyı gerekse Bit Pazarını çok net hatırladı.

1950’li yıllarda Posta treninden başka ulaşım aracı olmadığı için gazeteler Malatya’ya iki gün sonra geliyordu.  Babamın her gün aldığı Hürriyet Gazetesi’nde bir gün ‘’Kapalıçarşı Yandı’’ manşetini okudum. O tarihten 2-3 yıl önce geçirdiğimiz Arasa yangınından çocuk yaşımda bayağı etkilendiğim için bir koşu gidip tüccar pazarındaki Kapalı Çarşıya baktım. O anda, bu gazete yalan haber yazmış veya çarşıyı ne çabuk onarıp eski haline getirmişler diye düşünmüştüm- ki 7-8 yaşlarındaydım. Şimdiki teknolojik imkânlar nedeniyle 4-5 yaşlarındaki çocukların bile ellerindeki akıllı telefonlarını gözle takipte bile zorlandığımız süratte kullandıklarını, hatta dünya siyasetini yorumlayabildiklerini düşünürsek o yıllarda yegâne elektronik cihaz olan lambalı radyoyu ancak tanıyabilmiş bir çocuk olarak Malatya’dan başka yerde, kapalı çarşı bulunabileceğini düşünemeyeceğimi, hele de İstanbul’un kalbi sayılan Kapalıçarşı’nın varlığından bihaber olmamı garipsememek gerekir.

Her delinin dolaştığı belli bir sokak veya cadde olmakla birlikte Malatya delilerinin çoğu Arasa civarında dolaşırdı. Gaffar, Tüccar Pazarı ve Bit Pazarı; Farro, Akpınar çevresi;  Şorikli Yaşar Soykan Parkı civarı; Adliye Bekir Vilayet Konağını; her iki kolunu önünde sağa, sola sallayarak yürüyen ve yüzünde gülücük eksik olmayan Deli Ahmet Dörtyol ile PTT arasını; Haceli Orduzu- Eski Malatya yolunu; İzzo Kışla Caddesi’ni; musalla taşını mekân tutarak sabah konulan ve namaz için bekletilen cenazeyi kimse çalmasın (!) diye bekleyen ve bu hizmeti karşılığı cenaze sahiplerinden bahşiş alan Kız Mahmut Teze Cami kızmahmutcivarını; ‘Onyedili- Nahna Sapı’ Zülfü Sıtmapınarı, Dörtyol, Tahtalı Minare civarı; Tahir Ağa Kuyumcular Çarşısı’nı; Zeynel Mücelli Caddesini; elindeki kalın ve cilalı sopaya geçirdiği simitleri satan Mişmiş Belediye Hamamı civarını; Asker Ramo Yeni Cami’yi; Fır Faik tüm şehir merkezini mesken tutmuşlardı. Bu Fır Faik deli de akıllı da değildi: Kısaca aşağıda bahsedeceğim kuyumcular kuryesi Tahir Ağa benzeri bir yapıya sahipti. Çok iyi bir duvar ustası olduğu söylenirdi. Ama her nedense mesleğini yapmaz, divan sazına yakın büyüklükteki bağlamasının gövde kısmını omuzunun arkasına gelecek şekilde omuzuna alır, sapını da eliyle tutarak çok hızlı bir şekilde yürürdü. Uzun boylu ve boyuna göre zayıfça idi. Özellikle yaz günleri omuzladığı sazını alıp bahçeli bir kahvehane, çay bahçesi ve benzeri yere oturur, kendine bir çay söyler, çay gelinceye kadar bağlamasını çalıp türkü söylemeye başlardı. Çok da güzel çalardı sazını; sesi de güzeldi. Oturduğu mekândakiler çalıp söylemeye devam etmesini istiyorlarsa masanın üzerine bahşiş bırakırlardı. Fır Faik ikinci türküyü okurken göz ucuyla etrafına bakınır, bahşiş verebilecek olanları müthiş bir önseziyle keşfeder, eğer yoksa bazen türküyü bile tamamlamadan eğreti oturduğu sandalyeden sazını omuzlayarak kalkıp süratle uzaklaşırdı. Sanırım bu ani kalkış ve uzaklaşması nedeniyle “FIR’’ lakabı takılmıştı ona. Yürümesi gibi konuşması da çok çabuktu. Bazen o sokaklarda süratle yürürken gençler ve çocuklar “Fır Fayııııh’’ diye bağırıp ıslık da çalmazlar mı, işte buna kızar anlaşılmaz bir şeyler söylenerek ve yürümesini daha da hızlandırıp bir an evvel uzaklaşırdı bu azgınların (!) bulunduğu ortamdan. Bu Malatya azgınları, delileri kızdırıp eğlendikleri gibi açığını onyediliyakaladıkları Fır Faik gibileri de kızdırıp deli sınıfına sokmaya pek mahirlerdi. Fır Faik’in ağabeyi, daha sonraki yazılarımda tafsilatlı olarak bahsedeceğim, “Colis’’ lakaplı Nevzat Çobanoğlu 1950li yıllarda kurduğu ve lideri olduğu ‘’AÇ’’ rumuzlu “Aslan Çakallar” adlı Robin Hood benzeri bir çete ile oldukça nam yapmış, daha sonra Türk Hava Kuvvetleri’nin gözü kara bir pilotu olmuş ve Kurmay Albay rütbesinde iken emekliye ayrılarak İzmir Karşıyaka’nın ilk belediye başkanı olmuştu.

Diğer delilerimizi aşağı yukarı hemen herkes tanır ama Zeynel de taş atmadaki ustalığı ile tanınırdı. Ayrıca güçlü kuvvetli ve tehlikeliydi. Bir gün kendisini kızdıran çocuklara taş atıp içlerinden birisini yaraladığı için bizim Halterci Fevzi, Zeynel’i bir güzel pataklamış. Zeynel vuracağı çocuğa gözlerini dikip yan yan bakarak yaklaşırdı. O günden sonra Zeynel, Fevzi’yi gördüğü zaman gözlerini yumarak geçerdi o civardan.

Tahir Ağa’ya deli de akıllı da denmez ama Onyedili gibi bazı saplantıları vardı. Onyedili’ye  “16- 17 veya maydanoz tohumu’’ dediğiniz zaman çok kızar, anlaşılmaz sözler söyleyerek ve bastonunu sallayarak uzaklaşırdı. Aklaşmış çember sakallı, başında yün başlığı yaz-kış eksik olmayan, kaşkolunu boynuna sardıktan sonra her iki ucunu yeleğinin içine sokuşturan ve elinde bastonuyla gezen sevimli bir delimizdi.

Tahir Ağa ise Kuyumcular Çarşısı’nın maskotuydu. Grand tuvalet giyinir, her gün tıraş olur, kravatını takar, fötr şapkasını başına geçirip öyle gelirdi çarşıya. Hafif çatık kaşlıydı, pek gülmezdi. Kuyumcu dükkânlarının bulunduğu yerde bir aşağı bir yukarı dolaşır, bazen bir kuyumcu yanında oturup bir bardak çay içtikten sonra hemen kalkardı. Kuyumcu esnafı da Tahir Ağa’yı uğur saymıştı. Birbirlerine altın veya nakit para gönderecekleri zaman Tahir Ağa’yı özel ulak olarak kullanırlardı.  Tahir Ağa’ya teslim edilen altın ve paraya asla halel gelmez, mutlaka yerine tam ve sağlam olarak ulaşırdı. Tabi Tahir Ağa’da çok önemli bir görev icra ediyor havalarına girer, emanet götürürken kimsenin yanına yaklaşmasına bile izin vermezdi. Bu ciddiyetini gören ve Tahir’in emanet götürdüğünü anlayan esnafın ısrarlı davetlerine yüzünü bile çevirip bakmadan yoluna devam ederdi. Kuyumcu esnafı da bu hizmetine karşılık, biraz da yardım etme içgüdüsüyle bahşiş vererek günlük iaşesini temin ederlerdi Tahir Ağa’nın.

Malatya’nın yerli aileleriyle beraber esnafın önemli bir bölümü de katılmıştı göç kervanına. İşlerini İstanbul’a nakleden bir kısım kuyumcu, orada Tahir Ağa gibi son derece güvenli bir ulağa ihtiyaç duyunca Tahir Ağa’yı ikna edip evini İstanbul’a taşıtırlar. Orada sadece Malatyalı kuyumculara değil komşu esnafın da getir götür işlerini üstlenince Tahir’in geliri önemli ölçüde artar. İstanbullu bir kuyumcu ilk denemesinde Tahir’e bir kutu baklavayı ‘’içinde son derece kıymetli mücevherat var’’ diyerek teslim ediyor ve otobüs biletini de alarak Tahir’i Muş’a gönderiyor. Tahir, gözünü bile kırpmadan koynunda muhafaza ettiği emaneti Muş’a kadar giderek verilen adrese teslim ediyor. Durumdan habersiz olan esnaf Tahir’in yanında paketi açıp çıkan baklavadan bir dilim de Tahir’e ikram etmek istiyor. ‘’Beni bunun için mi İstanbul’dan buraya göndermiş‘’diyerek okkalı bir küfür savurunca durumu kavrıyor ve belli etmeden tezgâh altından çıkardığı bir avuç altını sanki kutu içinden çıkmış gibi ‘’yav bak bunlar baklavanın altından çıktı’’ deyince Tahir rahatlıyor ve aynı gün kuşetli tren ile hiç uyanmadan İstanbul’a kadar uyuyarak geliyor.

Tahir Ağa benzeri bir kişilik de kuyumcu esnafını yoğun olduğu Tüccar Pazarı yanındaki Cumhuriyet Çarşısı’nda icra-i sanat eyleyen şapkacı Kevork Usta’nın yanında getir-götür işleri yapan 50 yaş civarındaki ‘’Kadir Ağa’’ idi.

Kadir Ağa yoksuldu ama şık giyinir, ceketinin mendil cebinde cepten aşağı doğru sarkan tertemiz bir beyaz mendili hiç eksik etmez, saçlarını ve kaşlarını özenle tarardı. Güzel kokular sürerdi. En önemli özelliği ise sağ elinin yüzük parmağına irice bir altın şövalye yüzük takmasıydı.

Bunca yaşamımda sayısız varsıl ve yoksul insan tanıdım ama Kadir Ağa kadar gani gönüllü, bir başka deyişle gönlü zengin bir insan tanımadım. O, şapkacı Kevork Usta’nın verdiği haftalık ile yaşamını sürdürür ama hiç kimseden maddi yardım kabul etmezdi. Ama kendisine sorsanız dünyanın en zengin insanıydı. Eski Malatya’da toprak damlı bir bağ evinde oturduğunu, tek gözü görmeyen bir karısı olduğunu duymuştum. Kadir Ağa bu varsıllığını şöyle anlatırdı etrafına;

-Dam var, avrat var, mayış (maaş) var. Şu servete bah, şu dövlete bah. Allah Allah var mı bu dünyada benden zengini?

Sabah erkenden gelir dükkâna. Akşam gitmeden etrafı tertemiz yapmıştır ama sabah yine toz alır. Kevork Usta’nın dükkâna gelişini her gün reveransla karşılarken

-Hoş geldin ustam heyirli işler

temennisinde mutlaka bulunurdu. Daha sonra ustasına çay söylemeye giderken de ayağının üzerinde hafifçe yaylanarak ve de kolunu sallarken şövalye yüzük taktığı sağ elinin dış yüzünü karşıdan gelenlerin mutlaka göreceği şekilde ön planda tutarak yürümesi en belirgin özelliğiydi. Tabi bu arada dükkân komşusu esnaflara da  “Heyirli işleeer’’ derken yüzük taktığı elini hafifçe başına değdirmesi görülmeye değerdi.

Bir hafta sonunda haftalık ücretini aldı Kadir Ağa. Yolu ırak olduğu için akşam mesaisi gün batımından önce biterdi. Ustasıyla vedalaşıp yola çıktı. Komşu esnafları şövalye yüzüğünü göstererek alışılagelmiş el kol işaretiyle selamlayıp  ‘’Heyirli ahşamlalaaar’’ diyerek Yeni Cami etrafında bir tur attı. İlk rastladığı fakirlere  ‘’Bu benim yerime, bu ustamın yerine, bu da dükkânımızın hakkı yerine” diye üç ayrı sadakayı verdi. Daha sonra kanereden evinin bir hafta yetecek sebzesini alıp, eski Belediye binasının yanındaki taksi durağındaki en son model taksinin yanına gitti. Şoförün açtığı kapıdan arka sağ koltuğa oturduktan sonra şövalye yüzüğün herkes tarafından görünmesi için sağ elini camdan dışarı sarkıtarak şoföre ‘’devam et’’ komutunu verdi. Şoför,  Kadir Ağa’yı çok iyi tanıdığı için nereye gideceğini sormadan hareket ederken havalı kornasına birkaç kez basmayı ihmal etmedi. Taksi şoförü şehir içinden çıkıncaya kadar asgari hızda gitti. Şehir dışı da olsa kalabalık ortamlardan, mesela bir otobüs durağının yanından geçerken yine hız keserek taksiyle gidenin şövalye yüzüklü Kadir Ağa olduğunu herkese göstermek mecburiyetinde olduğunu biliyordu. Evinin bulunduğu semte gelmeden, kasabanın meydanında bir tur atarken şoför yine havalı kornayı sık sık öttürdü. Eve geldiğinde şoför havalı kornayı yine öttürürken Kadir Ağa’nın eşi kapıda görününce taksinin arka sağ kapısını açarak hafifçe eğilip buyur Kadir Ağa’m sözünü özellikle eşine duyurdu.

Böylece Kadir Ağa’nın aldığı haftalık ayni gün bitmiş olsa da ne gam? Öğle yemeği patrondan, günlük ekmeği hanımı evde sacda pişirir. Zaten bir haftalık yeterli sebzeyi de peşin almıştır. Ancak 5 günlük dolmuş parası ile biraz da harçlık bir kenarına ayırmıştır.

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

Kadir Ağa’nın her hafta sonu yarım saatliğine de olsa yaşadığı bu saltanatı düşünürken ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuzbeş Yaş şiirindeki bu dizelerini anımsardım hep.

Patronu bir gün biraz sebze, kavun, karpuz gibi malzemeleri kanereden alıp şimdiki Şire Pazarı’nın olduğu yerdeki evlerine götürmesini söyledi. Kadir Ağa verilen siparişleri aldı ama bunları götürmeleri için sırt sepetli üç ayrı hamal tuttu. Sepetlerin altını eski gazete kâğıtları ile şişirip üstüne sebzeleri, kavun, karpuz vs. sepetlerden dışarı taşarcasına serpiştirdi ve hamallara kendisini takip etmelerini söyledi. Yaz günleri mahalleli kadınlar ya kapı önlerinde ya da pencerelerinden karşılıklı sohbet ederler. Yine öyleydi. Kapı önlerindeki kadınlar ikişer üçer guruplarla ikindi vakti dedikodusu yaparken bir taraftan da yaramazlık yapan çocuklarına bağrışıyorlardı. Bu hengâme içerisindeki mahalleye girerken sesini tüm mahalleye duyuracak şekilde yükselterek bağırdı;

-Hamballaaaar önügüze bahın sepetteki malzemeyi tökmeysiiiz haaa. Soyna ustama ne deriiim.

Tüm mahalle sakinleri dikkat kesilirken pencereden bakmakta olan Kevork Usta’nın hanımına seslenir;

-Yıldız ablaaa, ustam çarşıda bazarda meyva, zebze bırahmadı aldı. Ganereye gıtlıh düştü. Sana zahmet havluya bi teşt endir de malzemeyi boşaldah.

Böylece ustasını yücelttiğini sanan Kadir Ağa’nın bu yaşam tarzına gönül zenginliği mi yoksa gösteriş budalalığı mı demeli acep?

Bir gün Kadir Ağa’nın tek gözü görmeyen karısı Kevork Usta’nın hanımının yanına gelir. Endişeli bir şekilde ‘’ Yıldız abla ben bizim heriften şüpheleniyim, acaba başka bir avratnan ilişiği mi var’’ diye sorunca Yıldız Hanım kahkahayı basar ve ‘’ De get gız, şaşırdın mı ne, senin herifini kim nede’’ der. ‘’Eyle deme Yıldız Abla benim herif tam bir ağa. Âlemin gözü üzerinde’’ cevabını alır. Ne dersiniz, “Kuzguna yavrusu şahin görünür” deyimi ile örtüşmüyor mu bu durum?

***

Değerli okurlar, bir süredir ara verdiğim ‘’ ARASA’’ yazı serisine devam edeceğim. Yalnız fazla uzatmadan yazımı burada noktalıyorum. Bakalım bir sonraki yazımda kalemim ‘’BİR ZAMANLAR MALATYA”dan neler yazıp anlatacak. Saygı ve sevgilerimle. Ertaç ÖNAL

c1

Etiketler: /

Yorumlar
  1. Mahmut Kavukçuoğlu dedi ki:

    Ertaç abi arasa ile ilgili yazılarınızı büyük begeni ile takip ediyorum.o günleri az dahi olsa hatırlayıp yaşamış bir kişi olarak size çok teşekür eder saygılar sunarım.

  2. Garabet Orunöz dedi ki:

    Ertaç abem; yüreğinize sağlık, bir çırpıda Malatyamızı gezdik, eskilerimizi yad ettik. Hele hele Varter halayı okuyunca gözlerim doldu, 1966 yılını hatırladım, dükkanlarının girişinde bulunan çeşmeden duvara asılı bakır tas ile su içmeye gelirdim, yaşım 6 geldiğim yer, İsmetiye sokak, (Halit Ziya Un Fabrikasının sokağı) Varter hala beni her gördüğünde bervaniginin cebinden bir yirmibeş kuruş çıkarır elini öptürür HARACIMI verirdi, bende hamam gazozu OLİMPOS içmeye giderdim, bakkal Dursun’a. Bir gün dalmış herhalde ki; HARACIMI vermedi, dolandım geldim su içtim, dolandım geldim su içtim, Varter hala para vermiyor. Olacak gibi değil, deyip gittim yanına ve PARAMI VER dedim, Okkalı bir küfür, çıktım dışarı bir taş aldım geldim içeri ve KÜPLERİNİ KIRARIM dedim, Varter hala yirmi beş kuruşu ayaklarının dibine attı gel al dedi, gitmedim. bana at dedim, attırdım, sonra bir daha o çeşmeye su içmeye gitmedim. Şimdi orada ne çeşme var, ne de ARASA BAZAR… İşte hatırada kalanlar….

  3. Fuat Kutsal dedi ki:

    Sağolasın Ertaç abi.Nostalji yaşattın bize kaleminle sağlıklı ve uzun yaşa

  4. Taner ÇALIŞKAN dedi ki:

    Ertaç Bey bu yazınızla bizleri adeta çocukluğumuza götürüp o günleri yaşattınız emeğinize sağlık tşk.ler

  5. CENGİZ BİLGİLİ dedi ki:

    Ertaç bey
    sağolasın MALATYA ‘ mızla her zaman övünen biriyim oradan gelecek her
    haber her bilgi her resim beni çok mutlu eder ve heyecanlandırır.Teşekkürler
    İyiki Malatya’lıyız.

  6. LeventAksoy dedi ki:

    Ertaç abi,sizi kutluyorum.Yazınızı hiç sıkılmadan okudum ve büyük keyf aldım.Ayrıca hem güldüm , hem hüzünlendim.Ellerinize sağlık değerli ağabeyim. Kiraz zamanı sizi Gündüzbey’e bekliyoruz.

  7. İbrahim KALI dedi ki:

    Geçen gün gün Av.Faik DEMEZ ” Ertaç bey Arasa 7 yi ne zaman yazacak” diye sordu.Merak edip okudum.yorum yapanların çokluğu hoşuma gitti.

  8. janya cakir dedi ki:

    Insan bu kadarmi guzel nostalji yasar yureginize kaleminize saglik tesekkurler

  9. nubar taşı dedi ki:

    Ertaç Abi gönlüne sağlık eskiler gözümüzün önünden akıp geçti sağolasın .Usta ellerin det görmesin. İyi ki varsın.

  10. Bayram Murat Asma dedi ki:

    Ertaç Abi, yazıyı büyük bir mutlulukla okudum. Tıpkı diğer yazılarınız gibi. Tebrik ediyor, devamını bekliyoruz.

  11. Ahmet Fahir Barış dedi ki:

    Sevgili Ertaç aklına eline canına sağlık mükemmel bir anlatım ile canım memleketimi yazmışsın …Okurken bir film gibi gözümün önünden geçti herşey…Olağanüstü …Tebrikler…

  12. Ayhan Apaydın dedi ki:

    Ellerine saglık zevkle okuduk sagolsın sevgiler.

  13. Orhan Apaydın dedi ki:

    Adana’da olup da Malatya’yı unutamayanlar için bir müjdemiz var. 3,4,5 Haziran’da Adana Doğalpark’ta Malatyalılar Derneği’nin kuracağı stantda buluşalım, Arasa’yı konuşalım… Başkanımız Gazi Yılmaz sözünde dururse, kağıt kebabı da getirtecekmiş…

  14. Orhan Apaydın dedi ki:

    Sevgili Ertaç’ın emeğine, ben de Adnan Işık abimizin bir şiirinin ilk dörtlüğü ile teşekkür edeyim;

    Şimdi nerde o şehir, o yeşillik, o bahçe?
    Gölgelere aşina ergi bürgü sokaklar
    Hani nerde gaysıya mişmiş diyen ihtiyar
    Samud, anuh nerede, şimdi nerde o bahçe?

    M.Y. Bilgin’in hatırı kalmasın. O’nun şiirinden de dem vuralım;

    Venk’te, Orduzu’da sevda bir sihir
    Derme akışıyla ince bir şiir
    Ve, kernek bir türkü söyler gibidir
    (Anom,anom, anom
    Kernekli misin?)

  15. A.Turan DEVECEL dedi ki:

    Ertaç bey ağzına ve kalemine sağlık. Allah razı olsun okurları o günlere götürüp yaşattığınız için.Malatya nın ünlüler kervanın da Musto yu unuttunuz galiba…

  16. Mehmet Nabi Şavata dedi ki:

    Ertan kardeşim. Çocukluğumuzun. O güzel günlerini çok güzel anlatmışsın. Ağzına ve kalemine sağlık. Hem duygulandım. Hem hüzünlendim o insanlar ve o günler geri gelmeyecek. Unutacağımız o günleri hatırlatınca, Mutlu oldum. Yaşamında. Sağlık ve huzur dolu günlerdiliyorum. Sevgilerimle

  17. Mehmet doğan dedi ki:

    Ertac hocam yüreğinize kaleminize sağlık malatya,mızız geçmişini çok güzel özetlemişşsiniz

  18. Müslüm ÖZEN dedi ki:

    Ertaç Abi Sen Malatyalıların Kralısın Sizi Bakan Görmekten Gurur Duyarız.

  19. Erhan Çorak dedi ki:

    Malatyanın tarihinde kaybolmak Malatyayı Daha İyi Anlamımıza Olanak Sağlamaktadır.

  20. Mehmet Dinçarslan dedi ki:

    Kardeşim, kalemine sağlık, ancak eksikler var. Örneğin eski bakırcılar pazarı, Recep Ağa’yı, dişçi Abit’in önünde, Gül palas oteli karşısında,yerde harman düveni tamir eden güççük çocuğu(yanime beni) yazmamışsın….

  21. MUSTAFA OĞUZ dedi ki:

    ERTAÇ ABİ YAZINIZ NEFİS BANADA ÇOCUKLUĞUMDAN KALAN HATIRALARI YENİDEN CANLANDIRDIĞINIZ İÇİN TEŞEKÜRLER.SAYGILAR

  22. kenan aydoğan dedi ki:

    ertaç abi sen malatyalı degil malatyalıların hasısın

    1. orhan apaydın dedi ki:

      Aynen öyle……….

  23. celal dedi ki:

    çok güzel anlatmıssın kasap paşa dayıyı çok güzel anlatmıssın bedri kalaycıyı sağolun varolun

  24. celal dedi ki:

    Ertaç bey bu güzel yazınızdan dolayı sizi çook teşekkür ediyorum memleketin tarihi anlarını yeniden bize hatırlattığın için yürekten kutluyorum…

  25. Oğuz tunçay dedi ki:

    Ertaç abi ,abelerimi saymışsın beni de unutmuşsun,😀 size daha önce arasa,paylaşımızında,mail adresinize ,attığım eskimaltya,karahanlı komşumuz,gazonun cumali uslu için celel abeme ,radyoda ki isteği mahkemeye versem seni asarları da anılarınız içinde mevzusu iie kaleme dökmenizi rica eder,ellerinizden öperim,bu arada arasanın paylaşımınızdaki resminin her iki köşesi,ve ortası bizim işgaliye verdiğimiz yer,resme göre sol ikinci kısmı tükanımızın karşısı,resme göre,görülmeyen,arkası bizim kantarın olduğu yer,çekem osman dayının bir önü kavukçu nun bitişiği ,bende o kantarda ,tartım yapıp,at arabacılara,telisi zimmetleyip,boşaldığında,geri alıyordum,inşaallah tecdeli at arabacı ramazan dayıyı da hatırlarsın,koca arasada favorim at arabacı tecdeli ramazan dayı ve atı şahindi

  26. Sayın Cesamin Özkan ;siz,biz ve diğerleri kod isimli kahramanlar kadar Malatya’yı bilebilirmiyiz ki yav?!!!!!Adam müthiş dilbilgisiyle konuyu özetliyor ne olur saygı duyalım

    1. Cesamin ÖZKAN dedi ki:

      Elbette Malatyayı bildiğimiz için bu yazıyı su gibi okuduk. Okuyuncada benim aklıma arasanın etrafı geldi o duygularımı ve o manzarayı o an için nakletmek içimden geldi.Bunda abes yada saygı anlamında eleştirilecek ne varki. Yazıyı aleme alan arkadaşa zaten teşekkür ve minnet duygularımızı dile getiriyoruz. Sizin düşünceniz gerçekten tipik ve ilginç. Size göre biz burada yorum yaparken yarış içinde olduğumuzu mu düşündünüz. Kardeşim burada bir iki satır fikir beyan ediyorsak bu Malatya için Ülkemiz ve milletimizin mutluluğu için ve kendimizi mutlu kılma adına oluyor. Sizin algıladığınız gibi sorun kendi egomuz değil, biz egoları ile okuyan ve egolarıyla düşünen kişiler değiliz. Sizde öyle olun. Benim yorumum uzun olabiliyor bu sizin algıladığınız gibi saygısızlık anlamına gelmez. Kaldı ki sayın editör arkadaşlar bu konuda gereken birikime ve hassasiyete sahiplerdir. Sizde böyle güzel yazılara katkı anlamında eklentiler yaparsanız zevkle okuruz, sadece okuyup bakan değil birazda okuduğunu yansıtan kişi olursanız daha etkili ve yararlı olursunuz düşüncesindeyim.

  27. Elinize sağlık teşekkürler,ayrıca yazınızın içeriğinden anlayan üst düzey Türkçe bilgisine ve zekaya sahip kod isimli kahramanlara da kendini ifade imkanı verdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim.Saygılarımla selamlıyor ellerinizden öpüyorum

  28. halil tuncay dedi ki:

    Ertaç abi kalemine,yüreğine saglık 45 sene evveli yaşattın bana Allahım uzn ömürler versinki bu güzel yazıları hep kaleme alasın.

  29. Mesut Parlak dedi ki:

    Yegenım Ertac benı yıllar önceye götürdün okurken gecmisi anıp gözlerim yaşardı elini yüreğine saglık.Arasa ancak bu kadar güzel dile getirilebilirdi.Adı geçenlerin tümü bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.Yürekten kutluyorum Sen Malatya nın ve Malatyalıların övündüğü bir evladısın.Selam ve gözlerinden öpüyorum Allah’a emanet ol.

  30. mehmet dedi ki:

    Çok güzel bir yazı. Malatyamiz her haliyle guzel

  31. Vahap Karataş dedi ki:

    Helal olsun kaleminize yüreğinize. Ne güzel anlatmışsınız 50 yıl önceki Malatyayı. Lütfen bu yazıların devam gelsin. Malatryahaber.com sitesine teşekkürler.

  32. M.Sinan ÖZTAN dedi ki:

    Sayın Ertaö Önal bizi geçmişe götürdü.O yıllarım Malatyası bambaşka idi,insan sevgisi,saygısı ve,komşuluk ilişkileri ön planda idi.Eline sağlık.Teşekkür eder,saygılar sunarım.

  33. alper karakurt dedi ki:

    ertaç abim ,çok güzel bir yazı olmuş kaleminize yüreğinize sağlık

  34. yusuf ziya gültekin dedi ki:

    evet ertaç beyin yazısına bir göz gezdirdim.çocukluğumu hatırladım..rahmetli babam ciftciydi.babamla arasaya gelirdik bugday satardık.arasanın o hali gözler önüme geliyor.hey gidi günler.güzel günlerdi.ama onlar şimdi yoklar.

  35. Cesamin ÖZKAN dedi ki:

    Bu Malatya manzarasında vakur mağrur yüklü insanların vasıflarının mührünü vurduğu asalet var. O zamanlar kimliğine sahip çıkan kimliğini yaşayan Malatya vardı. O zaman arasada Malatya’nın güzel buğdayları, hemen yanında kendine özgü kadayıf dökenleri, don stili ile imanlı imansız yoğurt satanlar, az yanında yonca demeti satanları, bezini üreten Sümerbankı, Tekel tütünü, şeker fabrikası, girdiğinizde o çeşit çeşit doğal kokusunu duyduğunuz muhteşem sebzelerin ve meyvelerin satıldığı hal pazarını, hemen çıkınca kokusunun çarşıyı kapladığı lezzet isimli lahmacun kebap yapan muhteşem küçük lokantalarını, o kadarki yarım ekmek arası iki lahmacun söylerdik ve lahmacunu yarım ekmek arasına katık yapacak kadar lezzetli lahmacunlarını öyle değerli kılardık, hemen yanında şıra pazarını, kasap pazarını, girdiğinizde muhteşem ama birazda doğallığından kaynaklı ağır tereyağı kokan ayakkabıcılar pazarının yanındaki peynirciler pazarını ve daha nelerini şimdi hatırlayınca valla o zamanın bizim delilerimizi hükumet yönetme adına görev vermiş olsaydınız şu anki ülkenin içinde bulunduğu kötülükleri yaşıyor olmazdık. O zaman yerli malı yurdun malı derdik , şimdi yerli mallarımızın yanından geçemeyecek ne idüğü belirsiz gıdalara boğulduk. İşin özü ne idüğü belirsiz kişiler siyaset sahnesini işgal ettiler ne zaman işte o zaman bizde bozulmaya başladık. İşte ne idüğü belli olan bizim öz malımız öz insanımız deli dediklerimiz bile bu ne idüğü belli olmayanlar onların eline inanın su bile dökemezler. O günleri keşke yeniden inşa edebilsek keşke özümüze dönebilsek . Malatya Pınarbaşında tahminen 1970 gibi bir orkestra hatırlıyorum, tıpkı Alman Jameslast, karavela gibi Avrupanın ünlü orkestrasını çağrıştıran orkestrayı hatırlıyorum, Sadullah Verel gibi bir Valiyi hatırlıyorum ve o valinin kızının öncülüğünde kurulan MAYÖD yani Malatya Yüksek Öğrenim Öğrencileri Derneğini. Bu derneğin o zamanki Malatyalı Üniversite sınavına hazırlanan lise son sınıf öğrencilerine ücretsiz kurs verdikleri günleri hatırlıyorum. İşte o zamanların Malatyalı gençleri bu günün etkili devlet adamları oldular. Şimdi bakıyorum şimdinin valileri amacı hiçte Kuran öğretmek olmayan kuran kurslarına, gençlerin benliklerinden kopmaları adına ne iş varsa onu yapıyorlar. Malatya anlattığınız o yılları hakkınca devam ettirseydi bu gün Avrupa normlarında bir kenttik. Yani kültürüyle ekonomisiyle elit bir kent idik. Bunu engellemiş olanları Allah’a havale ediyorum…

    1. SON OSMANLI dedi ki:

      malatyayı anlatmak, gecmısı anlatıp nostaljı yasamak guzel bırsey, buda yaslandıkca gecmıstekı dostlukları arkadaslıkları, daha dogrusu genclıgımızı ozlemek gıbı bırsey buda gayet dogal,yalnız benım anlayamadıgım sızın hala o gunlerde yasamı ozlemenız dostluktan arkadaslıktan yanı manevıyattan zıyade o donemkı malatyanın duzen ve konum ıtıbarını bugunkunden daha ıyı oldugunu soylemenız komık olmus, benım babamında arasada dukkanı vardı, cok ıyı hatırlıyorum anlattıgınız yerlerı, karanlık, fakırlık, duzensızlık, toz toprak, camurdan ve pıslıkten gecılmezdı, gıdasızlıktan, fakırlıkten yanakları bırbırıne gecmıs ınsanlarımız, gozlerde bır umutsuzluk, yarından umıtsız bezgın bır halktan baska ne vardı, neresı avrupa normalarında bır sehırdı allah askına,, yıllar sonra bır kapalı carsı yapıldı, cevre yolunun altı zaten baska bır alemdı. ust tarafında bır kanal boyu vardı ondada lagım akardı daha sonra temızlenıp duzenlendı,,,,rahmetlı ozal donemınde gelısme oldu ondan sonra yerınde saydı yıllarca sımdı zaten buyuk bır sanayı sehrı olmus ıs ımkanları cogaltılmıs kayısıyla bırlıkte halkın buyuk bır kesmı zengınlesmıs, textılle bırlıkte ucmus malatyamız, sehır merkezı tertemız, bayaa bır park ve gezı alanları yapılmıs, bırcok calısmadada pılot bolge secılmıs,,, 40 yıl oncekı malatyayı anlatırken bugunden daha ıyı demek mantıksızlıktır…
      yanı dostum sız kısacası bıt pazarını ozler olmussunuz,gelısmıslıkten bahsederken valının kızının verdıgı kursları anlatıyorsunuz:))) ama bugun yapılanları kuran kurslarına ındırgeyecek kadar art nıyetlı oldugunuzuda belırtmıssınız,,

      1. Cesamin ÖZKAN dedi ki:

        Keşke yazdıklarımızı anlayanların çoğaldığı bir ülke olabilsek. Ben o yıllarının kendi koşullarındaki mutluluktan bahsederken sizin anladıklarınıza bakın. Elli yıl öncesini anlatıyoruz heralde elli yıl bir ülke yerinde durmaz. Taş bile elli yılda gelişir değişir. Bizim anlattıklarımız öz ekonomik gücümüzle öz kültürümüzü geleneklerimizi tıpkı Japonlar gibi koruyarak zenginleşmektir. Biz ne anlatıyoruz siz ne anlıyorsunuz. Yazdıklarımın sonuna bir bakın orda ne yazmışım. İşte o öz benliğimizle davranmaya devam etseydik Avrupa kentleri düzeyinde ve birde kültürümüzün geleneklerimizin ananelerimizin onurumuzun gururumuzun pazarlanmadığı bir ülke il olurdukki bu kısmı adam olan için çok daha önemli. Yani fuhuşu kumarı kadın cinayetleri tecavüz olayları, tacizlerin hırsızlığın hainliğin alçaklığın artmadığı bir ülke olurduk. Hem mal zengini hemde insanlık zengini. Son Osmanlı bu düşüncelerle yeniden hatta başka yazılarıda bu alanda yazılmış bir kaç kitabıda okursan daha iyi anlarsın. O yılların avurdu çökmüş insanları bir zamanların Almanyasındada vardı Japonyasındada dön bir onlara şimdi bak birde bize.

  36. necdet savaş dedi ki:

    Sayın Önal ”ARASA” başlıklı yazınızı her zaman olduğu gibi zevkle okudum. Bizlere unutulmaya yüz tutmuş mazimizi yeniden canlandırıp yaşattığınız için size ve malatyahaber. com yönetimine binlerce teşekkürler.

  37. Miraç Akdoğan dedi ki:

    Sayın önal daha önceki yazılarınızda olduğu gibi arasa yazınızı büyük zevkle okudum ve çok gerilere gittim anılarımızı tazelediniz tebrikler ve teşekkürler Miraç Akdoğan.

  38. Cengiz ALTAŞ dedi ki:

    Malatya’ya ait değerleri çok güzel ifade ettiğiniz yazılarınızı ilgi ile takip ediyoruz . Kaleminize sağlık.

  39. turan yorulmaz dedi ki:

    Üstad elinize sağlık ömrün uzun olsun.

  40. İbrahim Kömür dedi ki:

    Onyedili onyedili onyedilii:))))) Çocuktuk bilmiyorduk adamı çok kızdırıyorduk. Allah bizi affetsin onu da cennetine almıştır inşallah…

  41. Muharrem Korkmaz dedi ki:

    Ertaç abi Orduzulu Mamılo da da ileriki yazılarızdan bahsetmeniz dileğiyle,saygılarımla

  42. harun dedi ki:

    unuturmuyum hiç bu yazdıklarınızı o malatyamki yaşıyacaksın neler yoktiki yeni caminin arksında fotoğraf çeken of of ne diyeyim o günlere götürdünüz

    http://www.izmirboschservis.com/

  43. Mahmut DAĞDELEN dedi ki:

    Ertaç bey yazını begendigimi söylerken beni çocukluguma götürdünüz gerci 60 yılları bilmem ama 70 li yılları bilirim 17 li tanırım lütfen yazın….

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."