Final

Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

Cahit Uçuk’un Malatya Anıları

Cahit Uçuk’un Malatya Anıları
  • 28.12.2015

Melih YILMAZ

“Malatya’daki sabah kahvaltıları Cahit’in çok hoşuna gidiyordu. Bir tabağa beyaz peynir ve taze ekmek koyarak bahçenin bağ bölümüne gidiyordu. Hep cebinde taşıdığı çakısıyla bir koca salkım üzüm kesiyor, bir arık (Harık, suyolu) kenarında toprak tümseğe oturuyordu. Ağaçlardaki meyve hırsızı küçük kuşların cıvıltıları altında, sabah güneşinin ılık dokunuşlarını ellerinde, yüzünde hissederek üzüm, ekmek ve peynirden oluşan kahvaltısını yapıyordu. Sonra ‘Kırk çeşit kayısı var’ dedikleri bahçede, kayısıların lezzetlerine baka baka dolaşıyordu.” (Cahit Uçuk, Bir İmparatorluk Çökerken, YKY, İstanbul, Ocak 2010, 14 Baskı, s.406)

Cahit Uçuk 1909-2004 yılları arasında yaşamış bir kadın yazarımızdır. Asıl adı Cahide Üçok’tur. Romanlar, çocuk romanları, öyküler ve masallar yazmıştır. Yazar, 86 yaşında anılarını yazmaya başlamış ve bunları üç ciltte toplamıştır. Elli civarında kitabı vardır. 59. Hükümetin Milli Eğitim Bakanlığı onun Gümüş Kanat adlı çocuk romanını İlköğretim 100 Temel Eser serisine almıştır.  

Cahit Uçuk’un babası Kaymakam İbrahim Vehbi Bey, 1920’li yılların ilk yarısında üç buçuk yıl süreyle Hekimhan Kaymakamı olarak görev yapar. O tarihlerde on, on üç yaşlarında olan Cahit Uçuk’un birçok yapıtında Hekimhan’dan izler vardır. Hatta doğrudan Malatya, Hekimhan, Cüzüngüt (Günümüzde Hekimhan’a bağlı Güzelyurt beldesi) adları geçer yapıtlarında. Anıları ile yapıtlarını karşılaştırdığımızda bu bilgi doğrulanır. Onun 1958 yılında Uluslara arası Hans Cristian Andersen Yarışması’nda Şeref Armağanı alan; İngilizce, Almanca, Farsça ve Japonca’ya çevrilen Türk İkizleri romanının mekân ve kişileri Hekimhan kaynaklıdır. Ayrıca yapıtlarında Hekimhan coğrafyası, coğrafi adları da geçer. (Hekimhan merkezli bu konu tarafımızdan ayrıca incelenmiştir.)

Cahit Uçuk’un babası İbrahim Vehbi Bey, Hekimhan kaymakamlığı görevini sürdürürken bir süreliğine Malatya’ya vali vekili olarak atanır. Eşi Hadiye Hanım’ın hamile olmasına karşın ailece Malatya’ya gitmeye karar verirler. Yollar tehlikelidir. Bunun için Hekimhan jandarma kumandanı yanlarına iki jandarma verir. Yola çıkıldığında artlarına iki yaylı araba daha düşer. Bunlardan biri Malatya’daki kocasının yanına gitmek için Sivas’tan yola çıkmış bir kadın, diğeri de iki çocuklu bir ailedir. Yazarın belirttiğine göre o zamanlar Hekimhan’dan Malatya’ya iki günde gidiliyordu. Yolda eşkıya tehlikesinden farklı bir başka zorluk da Yazıhan düzü idi. Orası gündüz sıcağında geçilmezdi. Bunun için Yazıhan düzünün hemen girişinde bir han vardır; orada bekler yolcular, akşam serinliği çıkınca yavaş yavaş yola koyulurlar. 

“Gece Yazıhan düzünü ışığa boğan bir mehtap vardı. İki jandarma atlarıyla bir öne geçiyorlar. Bir arkada kalıyorlar, durmadan yer değiştiriyorlardı. 

Düz ovaya uzanan ay ışığı, atların üstündeki jandarmaların gölgelerini büyüterek yere seriyordu. Gerçekten serin bir geceydi. ‘Gündüz geçilse yanılır tutuşulur’ diyen jandarma haklıydı. Güzel, tatlı bir yolculuktu. Hadiye’nin başı yavaş yavaş kocasının omzuna düştü. Cahit’in başı dadısının dizine yaslandı.”   (age, s.401)  

“İnmişlerdi. Hatta içeri girmişlerdi bile. Arabanın içindekileri vali konağının adamları taşıyorlardı. Büyük bir antrenin sağında bir salon, bir oda, solda da mutfak vardı. Salon çok sade hatta fakirce döşenmişti. Ama her taraf derli toplu ve temizdi.” (age, s.402)

Malatya’da yerleştikleri ev beyaz badanalı üç katlı bir konaktır. Arabadan inip eve koştuğunda Cahit Uçuk, alt katta kapısı açık bir odanın tabanına yayılmış kayısı kurularını önce halı sanır; yakından bakınca gerçeği öğrenir. Konağın bahçesinde bir de pınar vardır, pınarın yalağının içinde de kızılcıklar dans etmektedir. Çok sever burayı Cahit Uçuk. Yıllar sonra yazacağı çocuk masalları için Hekimhan’da edindiği düş dünyası birikimlerine Malatya’da da yeni eklemeler yapar.

“Bir süre kendini masal dünyasında sanarak, oynayan, kıpırdayan fakat bir türlü suyun akışına kendilerini bırakamayan kızılcıklara baktı. Çeşmenin solu çiçek tarhlarıyla bölünmüştü. Arkası dış duvar boyunca uzayıp giden üzüm bağıydı.” 

“Cahit, en üst kattaki, yemyeşil Malatya şehrini kuşbakışı gören üç pencereli odada artık yalnız yatmak istiyordu. (…) Malatya ne kadar yeşildi. Bu, her evin bahçesindeki uzun boylu kavakların yeşilleriydi.” (age, s.401) 

İlk akşam yemeği karşı komşuları Ahmet Beyler ikram ederler; tepsiler dolusu sebze ve et yemekleri, çorba, börekler ve tatlılar…

İlk günlerde Malatya’nın eşraf ailesi hoşgeldine giderler Hadiye Hanım’a. Bir süre sonra iade-i ziyaretler başlar. Cahit Uçuk, on üç yaşındadır. Çarşıya çıkarlarken, taa İstanbul’da diktirdikleri nohut renkli çarşafı giyer. Hekimhan’da çarşafa gereksinim duymayan Hadiye Hanım da Malatya’da ister istemez çarşaf kullanır.

Böyle bir iade-i ziyaretin sonunda karşı komşuları Ahmet Bey’in eşi Macide Hanım aracılığı ile ilk dünür gelir. Macide Hanım uygun bir dille tek oğlu olan eşraftan birinin Cahit’i oğluna istediğini söyler. Hadiye Hanım da uygun bir dille bu öneriyi geri çevirir. Ama bu geri çeviriş diğer zamanlarda başka görücülerin gelişini engelleyemez.

Malatya’yı çok sever Cahit Uçuk. Özellikle vali konağı çevresindeki üzüm bağları, kayısı bahçeleri onun sabah kahvaltısını yaptığı, akşama kadar eğlendiği yerler olur.

Malatya’daki mutlu günler uzun sürmez. Malatya vali vekili Kaymakam Vehbi Bey yol kontrollerine ve eşkıya yakalamaya jandarma komutanı ile birlikte katılır. Gece şehre aman vermeyen, sabahlara kadar silah sesinden Malatyalıları uyutmayan eşkıyalar valiye haber yollarlar: “Çoluğu çocuğu var.” Bu üstü örtülü tehdit karşısında Vali vekili Vehbi Bey, ailesinin başına bir iş gelecek kaygısıyla onları güvenli bulduğu Hekimhan’a yollamak ister. Hadiye Hanım hem eşini yalnız bırakmamak hem de hamile olduğu için bu yolculuğa karşı çıkar. Oysa Malatya’ya alışmışlar, babalarının Malatyalıların topladığı imza ile buraya vali olacağını, çocukların Hekimhan’a oranla elbette ki daha iyi olan bu şehrin okullarında okuyacağını, Vehbi Bey’in ileride Ankara’ya geçerek daha yüksek mevkilerde bulunacağını düşünmüşlerdi. Bu son düşünceye Vehbi Bey’in verdiği yanıt dikkat çekicidir: 

“Ben Ankara’nın o kargaşasına karışmaktansa Hekimhan’da ebediyen kaymakam olarak kalmayı tercih ederim. Siyaset bulaşıcı bir hastalıktır. Bir kere tutulanlar bir daha kurtulmazlar. Sevmiyorum ben o işleri.” (age, s.408-409) 

Vehbi Bey, ailesini Hekimhan’a yolladıktan sonra Devlet hastanesinin hekimler için tahsis edilen lojmanlarının birinde kalacaktı; burası konağa oranla daha korunaklı idi. Zaten bir hafta kadar sonra Malatya’ya başka bir vali atandığı için Vehbi Bey Hekimhan’a geri döner.

Cahit Uçuk’un anılarında Malatya’ya ayrılan kısımlar hemen hemen bu kadardır. Zaten o, anılarının önemli bir kısmını Hekimhan’a ayırmıştır. Yazarın Hekimhan anıları küçük bir kitap oluşturacak kadar zengindir.

FOTOĞRAF: Malatya Vali Konağı 1930 . Bu Vali Konağı maalesef 1980’li yılların sonlarında yıktırılıp, yerine mevcut Vali Konutu yapıldı. Sağdaki bina, bugün Askerlik Şubesi olarak kullanılan eski kışla karargahı (Fotoğraf Kaynak: Zaman Siyah Beyaz Akarken Malatya, Malatya Kitaplığı Yayınları, İstanbul 2013, s.128)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."