Miram

Final


Opel Combo

ASlan Temizlik

Fuat
Malatya Haber -

‘Destancı Geldiii.. Destaaan!.’

‘Destancı Geldiii.. Destaaan!.’
  • 24.11.2019

İstanbul’da sahafta Malatya’da yaşanmış iki trajediyi anlatan destanları görünce..

Nezir KIZILKAYA
[email protected]

“Taze dalmış idim tatlı uykuma…
Zalim kocam girdi anam kanıma…
Kıydı göz önünde oğul ile kızıma…
Döktü al kanların insaf etmedi…
Aldı canlarını heder eyledi…”

 “Destancı” deyince sanıyorum 50 yaşın altındaki okurlar, bu kavramın bir meslek dalı olduğunu düşünmeyeceklerdir.

1980’lerden itibaren televizyonun içeriğinin zenginleşip bir de üstüne renklenmesi ile bütün hayatımızı kaplaması sonucunda sessizce ve bir daha gelmemek üzere ortadan kaybolan çoğu meslek gibi destancılar da hafızalarımızda tebessümle hatırladığımız bir anıdan ibaret hale geldi.

Bir halk edebiyatı türü olarak oldukça öne çıkan ve Osmanlı’nın son dönemlerinden 1970’li yılların sonuna kadar meydanlarda, cadde ve sokaklarda, günlük yaşamın bir parçası haline gelen destancı geleneği de bir daha gelmemek üzere terk-i diyar eyledi. Anadolu’nun bu kadim kültürünün son temsilcileri birer birer gündelik hayatımızdan çıktılar.

Hayatımızdan çıksa da aklımızdan çıkmayan bu destan geleneğine olan özlemim birkaç yıl önce İstanbul’da bir sahafta, Malatya’da yaşanmış iki trajediyi anlatan destanları görünce yeniden depreşti. Kişisel geçmişime dair bir belgeyi görsem ancak bu kadar heyecanlanabilirdim herhalde. Çocukluk yaşlarında tam olarak anlamlandıramadığım bir geleneğin somut örneklerini arşivime katmanın keyfi de ayrı bir kazanç oldu benim için.

Malatya’da daha çok Darendeli hemşehrilerimizden oluşan destancıların omuzundan aşağı çapraz bağladığı, heybe-torba karışımı çantasına doldurduğu, 3. sınıf saman kâğıtlara tek yaprak olarak basılmış, yitip giden hayatların dörtlüklere dökülmüş öykülerini önceden kaydettiği boynuna asılı teypten sesli olarak dinletip bazen de teypteki kendi sesine düet yaparak hediyesi 25 kuruştan sattığı, anlatılan öykünün can alıcı kıtalarının da ayrıca acıklı bir tavırla yanık yanık yüksek sesle okunduğu destanlardan iki tanesi elimdeydi artık.

Malatya’da yaşandığı ifade edilen bir olayla ilgili destan

Kaçımız hatırlıyor acaba her biri Yeşilçam filmi kıvamındaki bu destanları? Özellikle genç kuşaklar için daha zor bir konu olacak ve muhtemelen de konuyu destancıların o eski tadıyla anlatamayacağım. Ama şansımı yine de denemek istiyorum.

İletişimin bu kadar yaygın olmadığı yıllarda, sokaklarda destan okuyarak satan ve geçimini bu yolla sağlayan insanlar “destancı” olarak tanınır, radyonun çok sınırlı, televizyonun hiç olmadığı, gazetelerin ise köy ve kasabalara ulaşamadığı zamanlarda dramatik olaylar destancılar aracılığı ile buralara haber olarak taşınırdı. Kasabalar, köyler, mahalleler, meydan ve pazar yerlerinde kentin kalabalıklarının toplandığı her yer onlar için satış mekânı idi.

Bir başka Malatya destanı!

Kaza sonucu yaşanan trajik ölümler, cinayetler, doğal afetler, dermansız hastalıklar sonucunda hayatını kaybedenler, gidip de dönmeyenler, ince hastalığın aldığı bir can, sevdiğine kavuşamadan genç yaşta sona eren bir ömür ve aile içi facia boyutunda yaşanan ibret verici olayları konu alan destanlar,  Anadolu’nun tüm kentlerinde dilden dile dolaşırdı.

Yazılan destan ne kadar acıklı olursa, o kadar çabuk satılır ve tükenirdi.  “Urfa’da beş yüz lira için öz ağabeyini öldüren zalim kardeşin destanı”, “Bafra’da anasını keserken taş olan delikanlının destanı”, “ Allı gelinin ve yeni güveyin destanı” gibi dramatik başlıklar özellikle de en kalabalık talep kitlesi olan kadınlar için seçilirdi.

Destancının sözleri bütün bir mahallenin yüreğini yaksa da, özellikle kadınlar destanları dinleyip konuya hâkim olduktan itibaren hüzünlenir, mutlaka ağlar ve birkaç dörtlük de kendileri eklerdi.

Destanları mahalle aralarında alan kadınlar çoğunlukla okuma yazma bilmediklerinden destanları okumak da bizlere kalırdı. Mahallenin bütün kadınları başımıza toplanır, biz de destancının tavırlarını taklit etmeye çalışır, konuyu elimizden geldiği kadar dramatik bir atmosfere taşımaya çabalardık. Hemen oracıkta destanın katil kahramanına beddualar edilir, vefat edenlere dualar okunurdu. Okunan dizelerle herkesin yüreği buz keser, bütün yüzlere bir üzüntü çökerdi. Destanların, olayın kurbanlarının ağzından yazılması da konuyu daha trajik bir hale getirir, zaten ağlamaya hazır gözleri yaş ile doldururdu.

1967 yılında meydana gelen bir kaza sonucunda hayatını kaybeden Mehmet Dursun’a yazılan bir destandan aldığım birkaç dize bize bu olguyu daha iyi ifade edecek kanaatindeyim.

Malatya Karanlıkdere Köyünde Kaza ile Vurulan Mehmet Dursun’un Destanı

Askerden izinli geldim ben eve
Günlerim bitmedi duyan oldu mu?
Kardeşim beraber gittik biz ava
Kara haberimi duyan oldu mu?

Kader seni kara taşa yazsınlar
Destan yazıp öldüğümü duysunlar
Sultansuyu kenarında desinler
Şu ölen askeri duyan oldu mu?

Kardeşim geldi de ağlar başımda
Ben bilmedim ecel döner peşimde
Kader böyleymiş şu genç yaşımda
Kara haberimi duyan oldu mu?

Köyümü sorarsan Karanlıkdere
Kurşunlar yüreğime eylemiş pare
Benim bu halime bulunmaz çare
Dünyama son verdim duyan oldu mu?

Her destancı, en acıklının en fazla sattığı bu pazarda, kendine bir yer bulmaya çalışırdı. İnsanları en fazla duygulandıran, ağlatan, en başarılı olarak kabul edilir, müstakbel müşteriyi etkilemek için ne gerekiyorsa yapılırdı.

Zor işti destancılık ama yazarın da dediği gibi “destan olmak daha zordu.”

FOTOĞRAF: Destancı Yusuf (Adana Arşivinden)

Etiketler: / / /

Yorumlar
  1. Ramazan Kara dedi ki:

    Nezir bey ellerine sağlık.Biz de 50 li yaşlar üstü olduğumuzdan bu tür destanları satan kişileri hatırlıyoruz.Dilek kasabasına destancı geldiği zaman bizler bu destancının peşinde dolaşır okudukları destanı zaman zaman ağlayarak dinlerdik.bu destandan alıp eve götürür anamıza,babamıza okur hep birlikte duygulanırdık.Sağolun bu hatıralar bizi duygulandırdı.

  2. Mert MALATYALI dedi ki:

    keşke paylaşılan fotoğraflardaki yazılar daha okunaklı olsaydı

  3. Levent AKSOY dedi ki:

    Çocukluğumuzda mahallede yaşlı teyzelerimizin çoğunun okuma yazması olmadığı için destanları bize okuttururlardı.Biz de teyzeler ağlasınlar diye destanları duygulu bir şekilde okurduk.

  4. osman şahin Eskişehir dedi ki:

    Nezir sizi tebrik ediyorum. Geçmişte kalmış önemli değerleri günümüze getirdiğiniz için araştırmacı özelliğinizden dolayı kutluyorum. Ayrıca Mehmet Dursun destanı kendi köyümdeki bir olaydı, onu da tekrar yad ettiniz başarılar dilerim

  5. Mehmet Zeki Dinçarslan dedi ki:

    Nezir Kızılkaya yine Malatya kültürünün unutulmuş hazinelerinden birisini gün yüzüne çıkarmışsınız. Harika bir çalışma olmuş. O dönemleri yaşayanlar için çok güzel bir hatırlatma, yaşamayanlar için ilginç bir kültür mirası. Ellerinize sağlık.

  6. Serap Karlıdağ dedi ki:

    Hatıralar gözümde canlandı Mahallede destan derleyenler yanık yanık okuduklarındaı büyüklerimiz ağlamaları kaçınılmaz olurdu güzel günlerdi

  7. Kemal Duruhan dedi ki:

    Harika bir irdeleme,
    kutlarım

  8. Bilge HAN dedi ki:

    Pazar günü dimağlara bu yazıyla közde demlenmiş kahve kıvamında bir tad bırakan öncelikle yazara sonra malatyahaber.com gazetesine teşekkür ederim. Destancıların hikayesini okurken büyük keyif aldım. “Yazılan destan ne kadar acıklı olursa, o kadar çabuk satılır ve tükenirdi. Hemen oracıkta destanın katil kahramanına beddualar edilir, vefat edenlere dualar okunurdu.” Akılda kalan bu iki cümlenin çağrıştırdığı duygusallık ve samimiyete bakılırsa yıllar bu toprakların vicdanını bayağı törpülemiş. Eski, vicdanın ve insanlığın güzel günleriymiş.

  9. Kadir dedi ki:

    Nezir Bey ne kadar teşekkür etsem azdır. Yüreğim titredi, boğazım düğumlendi, gözlerim nemlendi. Yüreğinize ve kaleminize sağlıj

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."