You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

‘Dinin Temeli Güzel Ahlak Ama..’

‘Dinin Temeli Güzel Ahlak Ama..’
  • 28.12.2015

Malatya’da 2000 – 2002 yılları arasında 2. Ordu Komutanlığı görevinde bulunan emekli Orgeneral Edip Başer, geldiği Malatya’da bölgedeki gelişmelere ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

Malatya’ya gelen emekli Orgeneral Edip Başer, Irak ve Suriye’deki son dönem gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin dış politikasına, ABD’nin bölge politikalarına, BM’nin Suriye’deki gelişmelere karşı takındığı tavıra eleştiriler getirdi. 

“BUGÜNLERİN GELİŞİ ÖNGÖRÜLEMEDİ”

Emekli Orgeneral Edip Başer, “Aslında önceden görülemeyen bir durum değildi bana göre. 2003 yılından sonra, Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra Amerika’nın ilan ettiği Büyük Ortadoğu, daha sonra Geliştirilmiş Ortadoğu, Kuzey Afrika çeşitli isimler altındaki o büyük proje eğer doğru anlaşılabilseydi ve doğru tercüme edilebilseydi, bunun arkasında bu bölgede birçok ülkenin hudutlarının değişeceği, birçok ülkenin çeşitli şekillerde parçalanacağı gerçeği ortaya çıkardı. Çünkü Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini ilan etti Amerika Birleşik Devletleri’nin Dışişleri Bakanı o günlerde.  Dolayısıyla bunlardan giderek biraz öngörü sahibi yönetimlerimiz olabilseydi, bugünlerin gelişini o günlerde görebilmek mümkündü. Ona göre de devlet politikamızı ona göre yönlendirebilmek de mümkündü. Ama maalesef bizim ülkemiz için bu böyle olmadı. Bunu kabul etmek zorundayız.”

“TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA BİR ÇIKMAZIN İÇİNDE”

Emekli Orgeneral Başer değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Böyle olmayınca da işte içinde bulunduğumuz günlerde Türkiye özellikle Ortadoğu’ya yönelik dış politikalarda bir çıkmazın içinde kendisini bulmuş durumda. Tabi Ortadoğu’daki bu şu andaki çatışmalar ve gelişmeler bunun en büyük riski Türkiye’ye sıçrama riski. Türkiye bir yandan bölücü bir terör örgütü ile mücadele içinde. Bölücü terörlü güya bir barış ve çözüm sürecinden söz ediliyor. Artık adı her neyse. Ama terör örgütü ile müzakere ederek bir çözüme veya ulaşmanın mümkün olmadığını biz her zaman söyleyegeldik ve bu sözümüzün arkasındayız. Ama dilerim ki ben yanılmış olayım. Dilerim ki bütün bu çabalar gerçekten Türkiye’yi bölünme tehlikesinin olmadığı bütün vatandaşlarımızın kardeşçe bir arada yaşamayı benimsediği, özümsediği ve hiç bir şekilde ne dini anlayışın ne din ve mezhep farklılıklarının ne de etnik köken farklıklarının artık bu ülkede bölünme nedeni olmayacağı günlere Türkiye ulaşsın.  Bütün arzumuz bu. Ama bütün bunlar nasıl olur? Temelde eğitimle olur. Temelde eğitimle bütün vatandaşlarımızın uyarmakla, onlara doğru olanları doğru şekilde anlatmakla olur. Nedir doğru olanlar? Mesele din konusunu ele alalım. Vatandaşlara bir kere şunu anlatmamız lazım. Din, temeli güzel ahlak olan bir yapıdır. Temeli güzel ahlak ama. Temelinde güzel ahlak yoksa, onun üzerine koyacağınız namaz, niyaz, hacca gitmek, zekat vermek… Bunların bir kıymeti yok.  Bunlar ancak güzel ahlakın üzerine bina ettiğinizde topluca din olur.  Halkımıza bu basit formülü çok basitçe anlatmış olmak gerekir. Bunun dışında tabi ki, demokrasi nedir? Hukuk devleti nedir? Laiklik nedir? Neden laikliğin üzerinde bu kadar duruyor bazı kesimler? Bu adamlar deli mi ki laiklikle yatıp laiklikle kalkıyorlar?  Hayır. Bu adamlar deli değil. Bu adamlar Atatürk’ün söylediğini tekrarlıyorlar.  Atatürk diyordu ki ‘Dinimiz dünyanın en mükemmel dinidir. Bunun için en son din olmuştur.” Dolayısıyla Atatürk’ün İslam ile ilgili hiçbir sorunu yoktu. Bazılarının iddia ettiği gibi dine karşı, Atatürk dine hakaret eden birisi değildi.  Bunu söyleyenler hep yalan söylemiştir. Atatürk’ün derdi şuydu. Siyasetçiler dini kullanarak vatandaşları sömürmesinler. Siyasetçiler, dini kullanarak vatandaşların arasın ayrılık tohumları ekmesinler.  Siyasetçiler mezhep ayrılıklarını bahane ederek insanları birbirine düşman gruplar haline getirmesinler. Siyasetçiler din farkını gözeterek insanlara muamele etmesinler. Devlet dairesine gelen vatandaşlara dinine göre, mezhebine göre muamele edilmesin. Oralarda her insan, insan olarak ele alınsın.  Ama öbür tarafta isteyen insanımız camisine, öteki sinagoguna, öteki kilisesine, öteki kendi tapınağında veya cemevinde ibadetini yapsın. Çünkü o ibadetlerin hangisinin daha makbul olacağına karar verecek tek makam Allah’tır.  Bunu böyle kabul etmiyorsak çıkıp birisi söylesin. Buna başbakan mı karar verecek yoksa cumhurbaşkanı mı veya başka bir makam mı karar verecek? Bunları halkımızın çok iyi bilmesi ve anlaması lazım. Bunları halkımıza anlatamadan Türkiye’nin aydınlık günlere gitmesi, Türkiye’nin dostluğun ve barışın hakim olduğu bir vatan olması biraz uzak bir ihtimal gibi görünüyor.”

“TÜRKİYE’NİN SURİYE’DE TARAF OLMASI YANLIŞ POLİTİKAYDI”

Türkiye’nin Suriye politikasını eleştiren Emekli Orgeneral Edip Başer, Türkiye’nin Suriye’de çatışan taraflardan birini desteklemek yerine, arabuluculuk yapmış olması gerektiğini söyledi. Başer şöyle konuştu: “Başlangıçtan itibaren eğer Türkiye, Suriye’deki grupların çatışmasında çatışan taraflardan birini destelemek yerine iki tarafın arasında arabulucu, onların üstünde bir arabulucu, her ikisine de çatışmaları durdurmalarını telkin eden bir güç olarak kalabilseydi Türkiye, çok daha doğru bir politika izlemiş olabilirdi bana göre.  Taraflardan birini desteklediğiniz anda siz o ülkenin iç çatışmasında taraf olarak yerini almış olursunuz. Ondan sonra da işte Amerika’nın ‘Yok efendim Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulsun’ gibi çözümlerinde etkin bir rolü olması beklenemez. Çünkü en baştan yanlış bir adım atılmış ve çatışan taraflardan bir tanesinin yanında çok açık ve net olarak yer alınmıştır. Bu iş eğer desteklemek ülkenin çıkarlarınaysa onu gizli yollardan uygun biçimde yaparsınız. Amerika, İngiltere ve diğer ülkeler bunu yapıyor. Sizde aynı şekilde yapabilirsiniz. Ama bunu açıktan, göstere göstere, bağıra bağıra bu çatışan taraflardan birinin yanında yer aldığını söylediğiniz zaman ondan sonraki süreçte çözümde katkısı olan bir taraf olamazsınız”.

“ORDU ZAYIFLADI DİYORLAR, TSK’DE HERKES YEMİNİNE SADIKTIR”

Ordu ile ilgili tüm gelişmelere karşın TSK’da halen en üst kademeden, en alt kademeye kadar herkesin yeminine sadık olduğunu belirten Başer şunları söyledi, “Ama Ortadoğu’daki gelişmelerin ardından Halep kuşatması veya yaşanan diğer gelişmelerde Türkiye’nin olası bir savaş durumu olacaksa TBMM karar alır ve Türk Silahlı Kuvvetleri bunun için her zaman hazırdır. Benim de içinden geldiğim, o büyük ordu, bu kutsal güç her zaman vatan savunmasına hazırdır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.  İşte Balyoz, Ergenekon gibi davalar, ordu zayıflatıldı gibi söylemler. Tabi bu olaylar oldu. Ama herkes şundan emin olsun ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst tepedeki komutanından en alt kademedeki erine kadar ettikleri yemine sadık insanlardır.”

“AMERİKA İÇİN KAÇ MÜSLÜMANIN ÖLDÜĞÜ ÖNEMLİ DEĞİLDİR”

Suriye’deki olayların analiz edilmesi açısından iyi bir okuma yapılamadığını belirten Başer bu duruma Türkiye’nin mülteci politikasını gösterdi. Başer, Amerika için kaç Müslümanın önemli olmadığına da dikkat çekerek, Amerika için önemli olanın baştan itibaren belirlediği amaçlarına ulaşmak olduğunu kaydetti. Başer şöyle konuştu: “Eğer başlangıçta, Suriye’deki iç çatışmaların ilk başladığı günlerde BM harekete geçirilebilseydi, Suriye topraklarında, Birleşmiş Milletler ’in kontrolünde bir güvenli bölge oluşturulabilseydi göç dalgaları bizim topraklarımıza girmeden, mülteciler o bölgede barındırılabilir, yedirilebilir, içirilebilirdi. İhtiyaçları karşılanabilirdi. Ama bu yapılamadığı için, bunda Türkiye’nin hatası vardır ya da yoktur diyemiyorum, bilmiyorum çünkü ama Birleşmiş Milletler burada çok büyük bir acz ve beceriksizlik göstermiştir.  Başka birçok konuda olduğu gibi hemen hemen Suriye’de olanlara arkasını dönmüştür. Dolayısıyla bu iş Türkiye’nin başına yıkılmıştır. Bugün belki 2 milyona yakın bir mülteci yığılması Türkiye topraklarında oluşmuştur. Türkiye bu insanları barındırmak zorunda hissediyor ve bu tabii ki çok doğal olarak insani bir durumdur.  Ama özellikle Avrupa Birliği başta olmak üzere dünyanın buna seyirci kalması, dünyanın buna sessiz kalması dünyanın bir ayıbıdır.  Amerika’nın Ortadoğu’da bir planı varsa ve kafasında stratejik plan yapmışsa, burada kaç tane Arap ölmüş, kaç tane Müslüman birbirini öldürmüş Amerika için pek bir şey ifade etmez. Amerika için alınacak sonuç önemlidir.  Bakınız Irak’ı bölmek, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıydı. Irak, bugün tam resmen olmasa da 3’e bölünmüş durumdadır. Suriye için de aynı şey geçerli. Yarın öbür gün onun da gerçekleşeceğini göreceğiz. “

“ABD, İNGİLTERE, İSRAİL  HİÇ Mİ IŞİD’İN FARKINA VARMADI?

IŞİD örgütünün durup dururken birden ortaya çıkmasının mümkün olmadığını vurgulayan Emekli Orgeneral Edip Başer, “IŞİD denen bela bir bakıyorsunuz ki bir günde ortaya çıkıverdi. Herkes IŞİD’dan bahsediyor.  Yani ABD’nin CIA’i, İsrail’in MOSSAD’ı, İngiltere’nin MI5’i bu IŞİD’ın hiç mi farkına varamadı da bu oluşum ortaya çıktı? Hayır. Bana göre değil. Bana göre değil, ama ortada belge de olmayınca kesin şeyler söylemek doğru değil” ifadelerini kullandı.

HABER-FOTO: Burhan KARADUMAN, Güler HAZAR, Yeni Malatya Gazetesi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."