Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

Hasan Süzer ve Malatya’nın Kaybı..

Hasan Süzer ve Malatya’nın Kaybı..
  • 26.12.2015

Süzer ve Malatya’nın Kaybı

Bülent Korkmaz Yazdı

 

Malatya‘nın Akçadağ ilçesi Kürecik Güneşli Köyü’nden işadamı Hasan Süzer’in vefatını “erken ölüm” sayabiliriz. 79 yaşında yaşamını yitiren birisi için ölüm erken sayılmayabilir, hatta rahatsızlığı göz önüne alındığında doğal bulunabilir. Bu “erkenlik” aslında Hasan Bey için değil, Malatya için erken bir ölümdür.

 

Çünkü Süzer’in Malatyalılığı biraz geç kalmış bir Malatyalılıktır. Yaşam öyküsünü, bir göç sonrası Gaziantep’te yaşadıklarını, Malatya’yla tekrar “tanışmasını” ve son dönem Malatya’ya yapmak istediklerini bilenler, bunu size daha iyi anlatacaklardır.

 

New York Times Gazetesi’nin “ölmeden önce dünyada görülmesi gereken yerler” listesinde baş sıraya koyduğu, Hasan Bey’in işlettiği, tarihi Pera Palas Oteli’nden faksla geçilen hayat hikâyesinde merhumun 1926 yılında doğduğu, henüz 2 yaşında bebek iken babası Ali, annesi Cennet, bacısı Zöhre ve kardeşi Haydar ile Gaziantep’e göç ettikleri belirtiliyor. 1931 yılına kadar Malatya güzelim tren düdüğünün sesini duymadığı için, 270 kilometrelik Antep yolculuğu eşek sırtında 14 gün sürüyor. Fakirliğin, diz boyu demek eksik kalır, başı da aşıp kavakla yarıştığı günler… 7–8 yaşında başlayan iş hayatı, seyyar satıcılık, kalaycılık, bakırcılık, fabrika işçiliğiyle devam ediyor. Askerlik dönüşü 1946 yılında İsmet Hanım’la evlenen Hasan Bey, Gaziantep’in en büyük mağazası Cumhuriyet’te tezgâhtar oluyor, oradan ortaklığa geçiyor. “Taşı toprağı altın” İstanbul’a gitmemek olur mu? 1960’larda yükü denk edip bu şehre gidiyor, kolonya imalatından halıcılığa petrol istasyonu işletmeciliğine kadar birçok iş yapıyor. Kuşkusuz hepsinde başarılı oluyor, 1970lerin başında işletmelerin bir kısmını oğlu Mustafa Süzer’e bırakıyor ve 1977 yılında Pera Palas’a ortak olup, ardından yönetim kurulu başkanlığına geliyor. 1981 yılında, Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü anısına, Ata’nın bu otelde kaldığı 101 numaralı odayı müze haline getiriyor. Bu odaya Atatürk’ün fotoğrafçısı Rıdvan Gürarı’dan aldığı 32 parça Atatürk’e ait eşyayı koymayı ihmal etmiyor.

 

Süzer vefat ettiğinde birçok Antep kökenli dernek ve kuruluş gazetelere ölüm ilanı veriyor. Internet arama motorlarına “Hasan Süzer” yazdığınızda öncelikle Antep bağlantılı yazılar karşınıza çıkıyor. Çocukluğu, gençliği, yaşam mücadelesi bu güzel şehrimizde geçmiş. Antep, Süzer ailesini bağrına basmış, ekmek vermiş, aş vermiş. O, karşılığında annesi, eşi ve kendisi adına okullar yaptırmış, çocuklar okutmuş, Etnografya Müzesi kurdurmuş.

 

Süzer’in, 1983–89 yılları arası Turgut Özal’ın başbakanlığı dönemi “yeniden” Malatya ile irtibatı başlıyor, Kayısı Festivali’nin müdavimleri arasındaki yerini alıyor.

 

İşte bu sırada yaşadığı bir olay sonrası, Malatya’ya otel açma fikrini aklına koyuyor. Konuklarla birlikte kaldığı Şeker Fabrikası Tesisleri’nde lavaboda elinden kan aktığını fark ediyor. Bir de bakıyor ki, lavaboda paslı konserve kutusu su kabı olarak kullanılıyor ve elini kesen o olmuş. Birkaç yıl sonra Özel İdare’nin yaptırdığı Altın Kaysı Oteli’nin işletmeciliğini alıyor.

 

Otel işletmeciliği Süzer’in Malatya’ya daha çok gelip gitmesini sağlıyor. Bu yıllardaki geliş-gidişler sırasında, eski Turizm Müdürü, şu an İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü uzmanı ve Malatyaspor yöneticisi Sayın Ali Cengiz’in gayretlerini ve Süzer’i Malatya ile ilgili faaliyetlere çekmedeki başarısını unutmamak lazım.

 

Kış mevsiminde kapanan Malatya-Nemrut yolunun açılması için Altın Kaysı’nın tüm imkânlarını defalarca seferber eden, otelinde “Yöresel Yemek Yarışması” düzenleten o oluyor. Bu yarışmanın Türkiye’de ilk olmak gibi bir özelliği var; Turizm Bakanlığı desteğinde başka yerlerde devamı getiriliyor.

 

Malatyaspor’un borç-harç sebebiyle kebapçıya gidemediği günlerde Pera Palas’ın kapıları sonuna kadar açık. Para pul sormadan Malatyaspor’u ağırlıyor. Malatyaspor, transfer görüşmelerini yaparken bile otelin imkânlarını kullanıyor. Malatya’dan İstanbul’a tanıtım fuarları için giden resmi heyetleri de aynı konukseverlikle ağırlıyor.

 

Malatya adının geçtiği yerde hesap ödenmezken, ortaya çıkan bir espri var. Bildiğiniz gibi otellerde normal olarak oda ve/veya yemek ücreti (kahvaltı, öğlen, akşam yemeklerinden hangisi için anlaşılmışsa) alınır; diğer harcamalar “ekstra” olarak adlandırılır, ayrı ücret alınır. Kalanlar bilir, Pera Palas gibi otellerde harici içecek ve yiyeceklerin fiyatı yüksektir; ya servisi yapan parayı talep eder veya çıkışta ödersiniz. Kuşkusuz çok sayıda insanın girip çıktığı ve çok sayıda personelin çalıştığı otelde kimse kimseyi tanımaz ve görevli hesabı hangi odaya yazacağını sorar. Hasan Süzer’in otelinde “bila bedel” konaklattığı Malatyalıların harcamaları için personele verilen talimat “hesap 101 numaralı odaya” olur. Yani Atatürk’ün kaldığı oda… Bu, “hesap ödemesiz, yani Hasan Ağa’ya” demektir.

 

1970li yılların ortalarında merhum Erhan Kırçuval ve başımızdan nice uzun yıllar eksik olmasın, Osman Çağlı (Mıh Osman) Amcamız gibi renkli isimlerden müteşekkil Malatyaspor Transfer Komitesi’nin öyküsünü anımsamamak elde değil. Görüşme yapılan teknik adam ve futbolcuları etkilemek için Pera Palas mesken tutuluyor. Malatyalı bir işadamından 250 bin lira destek sözü alınmış, o paraya güveniliyor. Ne var ki o para gelmiyor, bizimkilerin parası suyunu çekiyor. Yemek yiyecek paraları bile yok. Erhan Ağabey manavdan domates, biber, hıyar alıyor. Oteldekilerin dikkatini çekmesin diye lüks bir pastanede bunları, bahşiş vererek, fiyakalı bir şekilde paketletip otele sokuyor. Osman Amca’nın su istemek için kat görevlisini zile basıp çağırması ve odaya giren bu görevlinin, “filanca odadakiler hıyar-ekmeğe düşmüşler..Aman dikkat” diye  müdüriyeti haberdar etmesiyle “hesap beyler” baskınını yiyorlar. Bu olay daha önce Malatyahaber.com’da yazılmıştı. Ancak, özellikle belirtmek gerekiyor ki, o dönemde Pera Palas’ın işletmeciliği henüz Hasan Süzer’de değildir. Hasan Bey’in, sonradan sahibi olduğu otelde yaşanmış bu olayı öğrendiğinde çok güldüğünü biliyoruz.

 

Malatyaspor, bu sezona başlarken Finlandiya’ya kampa gitmişti. Süzer, hemen Helsinki’de yeğenleri Hüseyin ve Haydar Aydın’ı defalarca telefonla arıyor, “ne olur ne olmaz” diye babalarına da telefon ettiriyor ve “Malatyaspor’la ilgilenin. Ne ihtiyaçları varsa, görün” diye tembihliyor. Malatyaspor’un kuşkusuz herhangi bir gereksinimi yok; ama bu bir incelik! Aydın kardeşler kilometrelerce uzaktaki kamp yerine de başka şehirlerdeki maçlara da gelip takımın etrafında dört dönüyorlar; lokantalarında yemek ikram ediyorlar.

 

Vefat ettiği gün Malatyaspor-Süzer bağlantılı ilginç bir olay yaşanıyor.

 

Süzer, Sultansuyu Piknik Alanı Projesine destek olma ve proje kapsamında 1000 adet Japon kavağı dikme sözü vermiş. Bu ağaçlar yılda 5 metre büyüyormuş. Ağaçların getirilip dikilme işini ise Ali Cengiz’e havale etmiş.  Saat 11.00’de telefon edip “Ne oldu bu kavaklar Ali?” diye soruyor. Cengiz, o sırada İnönü Stadı’nda olduğunu ve Beşiktaş maçını beklediğini söyleyince, Süzer, çok iyi dostlukları bulunan Şeker Camisinin imamı Celal Tilgen’i kast ederek, “Celal Hoca fazla magazin oldu. Duaları tutmuyor. Dur ki ben Malatyaspor’a bir Dede duası yapayım” diyor. Bilmeyenler için Süzer’in Alevi kökenli olduğunu belirtelim.

 

Yakın çevresi Süzer’in doğa ve hayvan sevgisinden, okumaya düşkünlüğünden söz ediyor. Birçok yerde hatıra ormana ağaç diktirmiş. İstanbul’da ayı oynatılan yıllarda ayıları 2 katı fiyata sahibinden satın alıp ormana bırakırmış. Kendisi ilkokula dahi gitmemiş, okuma yazmayı askerde Ali Okulu’nda öğrenmiş ama Malatya ve Gaziantep kökenli birçok eğitim vakfının üyesi olmuş, burs desteğinde bulunmuş. Bir ameliyat öncesi narkozun etkisiyle elinde olmadan kurduğu cümleler arasında “Okumak en büyük ibadettir” geliyormuş.

 

Eylül’de Malatya’ya son kez gelmiş, Akçadağ Kültür ve Sanat Şenlikleri’nin sponsoru olmuş, merhum oğlunun anısına Ören’de yaptırılan yolun açılışına katılmıştı. O dönem kendisiyle sohbet imkânımız oldu. Bundan sonra, ömrü yettiğince, her şeyini Malatya için harcamak istediğini söylüyordu. Beş Konaklardan birini alıp Etnografya Müzesi yapmak en büyük düşlerinden biriydi. Akçadağ’ı tanıtacak bir kitabın hazırlanması siparişini vermişti bile! Malatyalılar, verdiği sözleri tutmakla tanınan merhumun çocuklarının bunları vasiyet olarak kabul edeceğini ve yerine getireceğini düşünüyor.

 

Aynı dönem verdiği bir demeçte yurtdışına yatırım yapan Türk işadamlarına kızıyor, Türkiye’yi gerçekten seven bir insanın bunu yapmaması gerektiğini söylüyor ve “Bizim insanımızın işe güce ihtiyacı var” diyordu.

 

Malatya’da çektirdiği son fotoğraflar bir veda havası içeriyor. Geçtiğimiz Eylül ayının son günleri.. Cengiz ile Valilikte ziyaretlerde bulunuyor, çıkışta Vilayet önündeki İnönü Heykeli’ne bakıp “Ali, o kadar Malatya’ya gelip gittim. Bu heykelin önünde bir tek fotoğrafım yok. Şimdi fotoğraf çektirebilir miyiz?” diyor. Cengiz, bizi buluyor ve Süzer’in Paşa’yla son Malatya fotoğraflarını çekiyoruz. Süzer, ardından karayolu ile Gaziantep’e gidiyor.

 

Yakın çevresi ilginç denebilecek bir yaşamöyküsü bulunan Süzer’in “Bizi muasır medeniyet seviyesine yükseltmeye çalışan Atatürk’ün tarif ettiği Türkiye’ye ulaşamamamız beni kahrediyor” dediğini aktarıyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."