Final

Örnek Resim


Arion

Malatya Haber -

‘İtiraf Ediyorum, Örgüt Üyesiyim!’

‘İtiraf Ediyorum, Örgüt Üyesiyim!’
  • 27.12.2015

Malatya’da 1’i Alman 3 kişinin öldürüldüğü Zirve Yayınevi davasının 45’inci duruşması yapıldı. Mahkeme Başkanı, sanık jandarma ekibinin, davanın hakim ve avukatını da dinlediğini söyledi. 
 
Malatya’da 18 Nisan 2007 tarihinde Zirve Yayınevi’nde Alman Tilman Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel adlı 3 misyonerin öldürülmesiyle ilgili davanın 45’inci duruşması Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanıkların savunmaları ve çapraz sorgularının gerçekleştirildiği duruşmaya, sanıklar; Emre Günaydın, Abuzer Yıldırım, Cuma Özdemir, Hamit Çeker, Salih Gürler, Varol Bülent Aral, emekli Kurmay Albay Mehmet Ülger, Binbaşı Haydar Yeşil, Ruhi Abat, Murat Göktürk, Abdullah Atılgan, Adil Akçay, Adem Gedik, Levent Ercan Gelegen, Aykut Saka ve Hüseyin Yelki katıldı.
 
Ek iddianamede 1’inci sırada sanık olarak gösterilen emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile iddianamede itiraflarda bulunan sanık ve tanık İlker Çınar duruşmaya katılmazken, tutuksuz sanıklar Kürşat Kocadağ ve Mehmet Gökçe ise duruşmalara mahkeme kararı gereğince gelmiyor.
 
Olaydan sonra Malatya’dan ayrılmayarak kalan Suzanna Geske ve oğlu Lukas’ın birlikte katıldığı duruşmada, tarafların avukatları ile bazı sanık yakınları da hazır bulundu.
 
Duruşmada dönemin İl Jandarma Komutanlığı’nda görevli İstihbaratçı Astsubay Murat Göktürk, hakkındaki iddiaları kabul etmeyerek kendilerine komplo kurulduğunu aktararak, “İlker Çınar’ın nasıl bir karakter olduğunu anlamadım. Beni tanımadığı halde hakkımda iddialarda bulunuyor. 19 aydır tutukluyum. Huzurunuza çıkıp savunma yapmayı sabırsızlıkla bekliyordum. Ben görev yaparken, Görev Tanım Formu’ndaki görev talimatlarımın dışına çıkmadım. Cezaevini de bir vatan toprağı olarak kabul ettim. Alnım anamın ak sütü gibi aktır. Altıncı his kanaatlerine göre iddianame yazılmış. Malatya’da bulunduğum görev sürem içinde misyonerlikle ilgili bilgi topladım. Görev Tanım Formu’nun dışına çıkmadım” dedi.
 
İddianamede mahkemeyi yanıltmaya yönelik girişimlerin de olduğunu ileri süren Göktürk, telefon kayıtlarına göre, Organize Sanayi Bölgesi’nde yapıldığı ve kendisinin katıldığı iddia edilen toplantıya yönelik savcılığın cep telefonun sanayi bölgesini gösterdiği şeklinde aktarımda bulunduğunu, ancak cep telefonunu gösteren kaydın İlyas Mahallesi’ndeki Sanayi Sitesi’ni gösterdiğini, savcılığın ve özel ekibin bunu Organize Sanayi Bölgesi olarak algılayıp, kendisini bu toplantıya katılmakla suçladığını söyledi.
 
Sanık Göktürk, iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı’na yardım eden özel ekibin dosyadan bilgi sakladığını ileri sürerek, kendisinin Zirve davasının 21’inci duruşmasına tanıklık için Malatya’ya geldiği tarihin, kendisinin Alay komutanıyla görüşmeye geldiği şeklinde dosyaya yansıtıldığını ve cep telefonu kayıtlarının bu iddia ile ilgili olarak tam olarak gösterilmediğini ileri sürdü.
 
“Cumhuriyet Savcılığı sadece jandarmanın misyonerlik takibinde bulunduğunu yansıtmaya çalışmış. Ancak emniyet ve MİT’in de misyonerlikle ilgili takibi bulunuyordu” diyen Göktürk, “Dosyada haber elemanının açık kimliği deşifre edilerek hayatı tehlikeye atılmıştır. İddianamede, haber elemanlarına yapılan ödeme makbuzlarından 13 tanesi mükerrerdir. Misyonerlik bir suç değil ki çökertelim” şeklinde konuştu.
 
Sanık Göktürk, kendisinin herhangi bir örgüte üye olmadığını, ancak Jandarma Genel Komutanlığı’na üye olduğunu ifade etti.
 
Mahkeme Başkanı Hayrettin Kısa’nın jandarmanın neden emniyetin bölgesinde istihbarat takibi yaptığı ile ilgili soruya ise Göktürk, misyonerlerin katıldığı bir toplantıya, köyde oturan ve dosyada da açık kimliği deşifre edilen haber elemanının davet edilmesi nedeniyle katıldığını ve haber elemanının bu toplantıya katılması yönünde bir talimat verilmediğini belirtti.
 
Mahkeme Başkanı Kısa’nın, jandarmanın misyonerlerin sürekli ensesinde olmasına rağmen cinayeti hissedip hissetmedikleri ile ilgili soruya da, Göktürk böyle bir durum hissetmediklerini kaydetti.
 
Hayrettin Kısa, istihbarat takibiyle ilgili soruları dönemin Alay Komutanı sanık Kurmay Albay Mehmet Ülger ile İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Haydar Yeşil’e de soracağını söyleyerek, “Hakim ile müdahil (mağdur) avukatı dinlemişsiniz. Bunu soracağım” dedi. Göktürk de, bu durumdan bilgisi olmadığını dile getirdi.
 
Sanık Uzman Çavuş Mehmet Çolak da mahkemeye yaptığı savunmasında, “İddia makamı 21 yıl terörle mücadele görevlerinde çalışmış bir şahsa, silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasında bulunuyor. Gerçi Genelkurmay Başkanı’nın terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlandığı bir ülkede, uzman jandarma çavuşun terör örgütü üyeliği ile suçlanmasını yadırgamamak lazım. Sayın Başkan ve üyeler; itiraf ediyorum, ben silahlı bir örgüt üyesiyim. Benim mensubu olduğum silahlı örgüt 1839 yılında kuruldu. Bu örgüt, mevzuatta ‘TC Jandarması, emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan, diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren, silahlı, askeri, bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir’ diye tanımlanan Jandarma Genel Komutanlığı’dır” diye konuştu.
 
Uzman Çavuş Çolak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçlamasıyla ilgili olarak ise, “Bu suçlama hukuki bir suçlama olamaz, bu suçlamanın vebali çok ağırdır. Bu suçlama, yargı tarihimize kara leke olarak geçecek, bu dava kitaplara geçecek, okunacak, bu davanın tarafları ileride çocuklarının ve bu milletin yüzüne nasıl bakacak, ömrümüz yeterse hep beraber göreceğiz. Bu dava ve benzeri İstanbul’da yürütülen davalar ikinci Malta sürgünleri vakasıdır” ifadelerini ileri sürdü.
 
Kendisinin Alay Komutanı sanık Mehmet Ülger ile sık sık görüşmesinin savcılık tarafından Zirve Yayınevi olayına bağlandırılmasına tepki gösteren Mehmet Çolak, “İddia makamı nasıl olur da benim ismini bile ilk defa burada duyduğum TUSHAD isimli bir yapılanmayı benim haberim varmış gibi gösterir. Ben İl Jandarma Komutanım Mehmet Ülger ile içeriği savcı tarafından bilinmeyen telefon görüşmelerimin suç delili olarak karşıma getirileceğini bilmiyordum. Bilseydim hiçbir aramasına cevap vermeyeceğim gibi ben de kesinlikle aramazdım. İddia makamına sormak istiyorum acaba amiri olan Cumhuriyet Başsavcısıyla görüştüğü zaman suç mu işlemiş oluyor? Burada iddia makamının suçlamalarını kabul etmiyorum. Benim ne misyonerlikle ne de Zirve cinayetiyle herhangi bir bilgim ve ilgim yoktur. İddia makamını elinde hiçbir delil olmadan bu olaylarla benim ilgimin ve bilgimin olduğunu söylemesi hayatın olağan akışına aykırı olmaz mı? Zirve Yayınevi cinayetiyle ilgili ve benim bu cinayetle bağlantılı olduğuma dair birçok belgenin birbiriyle bire bir örtüştüğünü söylüyor iddia makamı. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Elinizde benim bu cinayetle ilgili olduğuma dair isimsiz ihbar 
mektubundan başka ne var? Yasalarımıza göre isimsiz, imzasız hiçbir ihbar mektubuna işlem yapılmayacağı açıkça yazmaktadır” şeklinde konuştu.
 
İddianamede dava konusuyla alakası olmadığı halde bir kaçakçılık olayına yer verilerek kendisinin ve ailesinin hedef haline getirildiğini savunan Sanık Uzman Çavuş Mehmet Çolak, “İddianamenin eklerini incelediğimde 10 klasör içerisinde benim 2004 yılı Ocak ayı içerisinde Malatya İl Jandarma Komutanlığı emrinde görevli bulunduğum dönemde Gaziantep ilinde Mustafa Benli isimli şahsın uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptığına dair yapılan istihbarat çalışmaları neticesinde şahıs ile ölüm riski göze alınmak suretiyle yapılan çalışma neticesinde yaklaşık 50 kilogram Afyon sakızının ele geçirilmesi neticesinde amirlerim tarafından Jandarma Genel Komutanlığı’na benimle birlikte faaliyete katılan diğer personelde dahil olmak üzere para ödülü ile ödüllendirilmemiz teklif edilmiştir. Şimdi iddia makamına soruyorum; benim burada katıldığım bu faaliyetteki çalışmalarımın bana isnat edilen suçlamalarla ne alakası vardır? Beni ve aile fertlerimi burada organize suç örgütlerine hedef haline getirmişlerdir? Ben yıllardır başta bölücü terör örgütü olmak üzere birçok görevler nedeniyle takdirnameler aldım. İddia makamı neden bölücü terör örgütüne yönelik yapılan faaliyetlerdeki çalışmalarımı ve takdirnamelerimi buraya yazmamış da, uyuşturucu madde kaçakçılığına yönelik yapmış olduğum faaliyetlerden, özellikle Gaziantepli bir şahsa yönelik yapmış olduğum bir faaliyet karşılığında tarafıma verilen para ödülü yazılmıştır. Eğer benim veya ailemin başına bu şahıs tarafından herhangi bir zarar gelirse, sorumlusu benim bu bilgilerimi buraya yazan ve iddianamenin hazırlanmasına yardım eden polisler ile savcı İsmail Aksoy’dur” dedi.
 
Sanık Çolak, savunmasının son bölümünde de şu ifadeleri aktardı:
 
“Tüm dünyadaki istihbaratçıların da çok iyi bildiği Sun Tzu Harp Sanatı kitabının bir bölümünde şöyle yazıyor; ‘hasım ülkedeki iyi olan her şeyi gözden düşürün. Hasmınızın yönetici kadrolarını cinayet teşebbüslerine bulaştırarak şöhretlerini sarsınız ve zamanı geldiğinde de halkın onları hor görmesini sağlayınız. Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden faydalanınız. Her türlü vasıtadan yararlanarak hükümetlerin çalışmalarını aksatınız, düşman ülkenin vatandaşları arasında uyuşmazlık ve kavgaları yayınız’ diyor. 2500 yıl önce Çin’de yaşamış Sun Tzu’nun kitabındaki gözden düşürmek, cinayet teşebbüsüne bulaştırmak, bunları yaparken adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanmak, isimsiz imzasız ihbar mektupları, hazırlanan sahte belgeler ve dijital veriler ve ses kayıtları düzenleyerek hedef alınan bu vatan için canını seve seve vermeye hazır kahramanları karalamak size neyi hatırlatıyor? Herkes ellerini vicdanına koysun, bu yöntemleri son yıllarda kim ya da kimler kullanıyor? Kimlere karşı psikolojik harekat uygulanıyor? TSK, MİT, yargı, emniyet ve diğer kurumlar üzerindeki psikolojik harekatları hangi gizli servisler sürdürüyor? Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.”
 
6 gün üst üste yapılan duruşma, 12 Kasım gününe ertelendi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."