Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

‘Kanunlaşırsa Her Yer Karagöz!’

‘Kanunlaşırsa Her Yer Karagöz!’
  • 27.12.2015

Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Malatya Şube Başkanı İzzetin Berktaş, önümüzdeki günlerde yasalaşması gündemde olan Biyolojik Çeşitliliği Ve Tabiatı Koruma Kanunu Tasarısı’nın mecliste kabul edilmesi halinde Türkiye’nin her yerinde Malatya Karagöz Köyü’ndeki gibi doğal dengeyi bozacak, su kaynaklarını ve diğer çevresel değerleri tahrip edecek faaliyetlerin yoğunlaşacağını söyledi. 

Malatya Karagöz Köyü’nde işletmeye açılması planlanan ve köy halkının büyük tepkisine yol açan taş ocağının yaratacağı olumsuz etkiler konusunda köy halkı ile görüşmek üzere Karagöz’e giden İzzet Berktaş, ziyaret sonrası yaptığı açıklamada, Karagöz Köyü halkının su kaynaklarını korumak üzere başlattığı mücadelesinin haklı bir mücadele olduğunu belirtti. 

Yakın geçmişte mevzuatta yapılan değişikliklerle genel olarak maden, özel olarak “Taşocakları” izin-ruhsat sürecinde yöre sakinlerinin hassasiyetlerini dikkate alan ve nihai kararın verilmesinde önem teşkil eden maddeler bir bir ayıklanarak ruhsat ve izin süreçlerinin kolaylaştırıldığını vurgulayan TEMA Malatya Şube Başkanı İzzetin Berktaş, bu tür faaliyetlere izin verilmesi sürecinde daha önce bölge halkı ile yapılan ‘Halkın Katılımı Toplantıları’nın yürürlükten kaldırıldığını kaydetti.

TBMM gündeminde olan ‘Biyolojik Çeşitliliği Ve Tabiatı Koruma Kanunu Tasarısı’nın yasalaşması halinde Karagöz Köyü örneğinde olduğu gibi ekolojik dengeyi tahrip edecek faaliyetlere yasal zemin hazırlanmış olacağını vurgulayan TEMA Şube Başkanı İzzetin Berktaş’ın konuyla ilgili açıklaması şöyle: 

TAŞ OCAKLARININ RUHSATLANDIRILMASI ADIM ADIM KOLAYLAŞTIRILDI 

“Son günlerde ilimiz gündemine düşen Karagöz Köyü’nde işletmeye açılmak istenen ‘taşocağı’ vesilesiyle TEMA Vakfı Malatya İl Temsilciliği olarak bazı hususların kamuoyu ile paylaşılmasında yarar görülmüştür. Karagöz Köyünde yaşanmakta olan sorun ilimizle sınırlı olmayan ülke çapında bir sorundur. Madencilik faaliyeti kapsamında olan yaygın deyimle “taşocağı” olarak bilinen yol-altyapı-inşaat işlerinde kullanılan ve ilgili sektörün ihtiyacını karşılamak için üretimi zorunlu olan malzeme, toprak-bitki örtüsü-su kaynakları ve özellikle taşocağından doğrudan veya dolaylı olarak etkilenecek yöre insanının hassasiyetleri (en hafif ifadeyle) yeterince dikkate alınmadan sürdürüldüğü bir gerçektir. Maden ve Çevre başta olmak üzere konu ile ilgili kanun ve yönetmelikleri ve bu tür faaliyetlerin izin-ruhsat sürecini incelemeden sorumluluğu yerel idarelerin üzerine yıkmak hatalı (en azından eksik) bir değerlendirme olacaktır. 

Yakın geçmişte mevzuatta yapılan değişikliklerle genel olarak maden özel olarak “Taşocakları” izin-ruhsat sürecinde yöre sakinlerinin hassasiyetlerini dikkate alan ve nihai kararın verilmesinde önem teşkil eden maddeler bir bir ayıklanarak ruhsat ve izin süreçleri “kolaylaştırılmıştır”. Bu durum, Karagöz’de olduğu gibi çok haklı olarak köy sakinlerinin şikâyetlerinin giderek artmasına neden olmaktadır. Bunu örneklemek gerekirse; eski ÇED mevzuatında kapasite ayırımı yapılmaksızın benzer faaliyetler için yöre sakinlerinin görüşlerinin alınmasını sağlayan “Halkın Katılımı Toplantıları’ yapılması zorunluluktu. Böylece yöre insanı köyünde yapılacak faaliyet hakkında bilgi sahibi olur, endişelerini ve gerekçelerini ilgili makamlara bildirme ve süreci etkileme olanağı bulabilirdi. Oysa şimdi (Karagöz Köyü örneğinde olduğu gibi) tüm işlemler bittikten sonra hatta işletme açılması için yol-kazı çalışmaları başladığında durumu öğrenmektedir. 

MERALAR DA MADENCİLİĞİN TEHDİDİ ALTINDA 

Benzer “kolaylaştırma” meraların tahsisinde de uygulanmıştır. Madencilik veya bir başka amaçla kullanımı talep edilen meraların “tahsis amacı değişikliği” işlemleri için eski mevzuatta köy sakinleri ve muhtarın görüşünün alınması yasa gereği idi. Bu değerlendirme nihai kararın verilmesinde etkili olurdu… Örnekleri uzatmaya gerek yok. Karagöz’de yaşanmakta olduğu gibi yürürlükteki mevzuat toprağı-suyu-doğayı-çevreyi ve orada yaşamakta olan insanı ve geçimlerini sağlamak için sürdürmekte oldukları tarım-hayvancılık faaliyetlerini korumayı esas alan bir yaklaşımdan uzaktır. Şimdi daha da kötüsü yoldadır. Tahmin edeceğiniz üzere ‘Biyolojik Çeşitliliği ve Tabiatı Koruma Kanun Tasarısı’ndan söz ediyoruz. Önümüzdeki günlerde TBMM gündemine gelecektir. Tasarının ismine baktığınızda, her şey güllük gülistanlık gibi, ama gerçek tam tersi. TEMA Vakfı İl Temsilciliği olarak bu tasarının bu haliyle yasalaşmaması için ilimiz milletvekilleri başta olmak üzere kamuoyuna açık bir çağırıda bulunuyoruz. Kanun mevcut haliyle TBMM’den geçtiği takdirde;

Ülkemizdeki orman alanları, sulak alanlar, kıyılar ve bütün diğer doğal alanlar geri dönüşü olmayacak tahribatlara karşı savunmasız kalacak. Bugüne kadar ilan edilmiş tüm korunan alanların statüsü yeniden değerlendirilecek, Doğal Sit statüsü tamamen mevzuattan kaldırılacak, ülkemizdeki en güçlü doğa koruma yasalarından Milli Parklar Kanunu yürürlükten kalkacak. Kanun’la birlikte “üstün kamu yararı” gerekçe gösterilerek korunan alanlarda her türlü yatırıma izin verilebilecek. Herhangi bir milli park alanında bir otoyol, maden, toplu konut, sanayi, turizm, enerji yatırımı mümkün olabilecek. Türkiye yüzölçümünün sadece % 4-5 ini kaplayan ve diğer ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar az olan korunan alanlarımızın daha da artması beklenirken bu Kanun’la birlikte söz konusu alanların korumasız kalması büyük endişe yaratıyor. Ayrıca Kanun, bugüne kadar ilan edilmiş 1000’in üzerinde doğal sit statüsünü de tümüyle iptal edecektir. Yukarıda bazı maddelerini özetlemiş olduğum, TEMA Vakfı olarak içinde yer aldığımız Tabiat Kanunu İzleme Girişimi adı altında bir araya gelen 84 kurum adına hazırlanmış olan ortak bülten bilgi ve ilginiz için ayrıca ekte sunulmuştur.

TAŞ OCAKLARI TÜM TÜRKİYE’NİN SORUNU 

Tekrar vurgulamak gerekirse; ‘Taşocakları Sorunu’ yerel, ilimize özgü bir sorun değildir. Ülkemizin her tarafında yaşanmakta olan bir sorundur. Son yıllarda Mevzuatta yapılan değişikliklerle ruhsat ve izin süreçlerinin “kolaylaştırılması” çevre köy sakinlerinin yukarıda belirtilen şikâyetlerinin haklı olarak giderek artmasına neden olmakla birlikte sektörlerin kırmataş (mıcır) ihtiyaçlarının karşılanması ile çevre-tarım-toplum sağlığı arasında kurulması zorunlu koruma-kullanım dengesini kullanım yönünde sektör ihtiyacının karşılanması daha açık ifade ile ‘rant’ yönünde bozulmasına neden olmuştur. Nitekim yukarıda belirttiğimiz İmza kampanyasına öncülük eden Nasuh Mahruki çağrısını şu cümlelerle dile getirmiştir. “Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu, ne yazık ki yine ülkemizin bir klasiği olarak, rantı merkeze alan, tümüyle korumadan uzak bir anlayışla düzenlenmiştir.”TEMA Vakfı İl Temsilciliği olarak yaşanmakta olan durumu objektif olarak yansıtmaya çalıştık. İtirazlarımızı ve gerekçelerini anlattık. 

KARAGÖZ KÖYÜ’NDEKİ SORUN NASIL ÇÖZÜLÜR? 

Bu tür durumların ortaya çıkmasını engelleyecek yasa düzenleme ihtiyacına tekrar tekrar vurgu yaparak; Karagöz’de çözüm nasıl sağlanabilir? Sorusunun çengeli aklımızda asılı kalmasın diye önerilerimizi da kısaca ifade etmekte yarar görmekteyiz.

İşletmecinin planladığı yatırımdan yani Karagöz’de Taşocağı açmaktan vazgeçmesi. Ruhsat sahası içinde yeniden belirlenecek çalışma sahası ile sınırlı olmak üzere; İşletmeci ile Köy muhtarlığı arasında Köy sakinlerinin endişelerinin giderileceğini temin eden bir protokolün ilgili idare koordinasyonunda hazırlanarak işletmecinin çalışmasına ve tesis kurmasına olanak sağlanması. İşletmecinin planladığı tesis ve ocak yerlerinin daha basit bir ifade ile işletme sahasının köy sakinlerinin istek ve görüşleri doğrultusunda (İçme suyu kaynağı ve muhtemel proje isale hattına hiçbir zarar verilmeyeceğinin noter onaylı taahhüde bağlanması kayıt ve şartı ile) değiştirilerek bunun bir tutanağa bağlanarak işletmeciye tesis kurma ve çalışma olanağının sağlanması. Çözüme yönelik muhtemel seçenekler olarak değerlendirilmiştir. Köy sakinlerinin arzusu hilafına tesis kurmak işletmek yasal olarak mümkün olmakla birlikte Anayasamızın 56. Maddesinde yazılı “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” Hükmü gereği Karagöz Köyü Muhtarlığı ve köylülerin taleplerini de bu kapsamda değerlendirmek gerekmektedir. Karagöz’de yaşanan durumu yerinde görmek için gittiğimizde Köy sakinlerinden Abuzer Aksu’nun doğaçlama olarak söylediği;“Adam dünyayı tutmuş ama aç, Servetine servet katmaktır amaç,Hastayı öldürüyor ilaç, Meyve vermiyor ağaç’ diyor ve hemen arkasından soruyor;“Çünkü dallar sahte ey kardeşim, öyle mi değil mi?” Sonuç olarak; Yerel düzeyde Karagöz Köyü sakinlerinin isteklerinin değerlendirilmemesi ve TBMM Gündemine gelecek olan ‘Biyolojik Çeşitliliğin ve Tabiatın Korunması Kanun Tasarısı’ yasalaşması halinde Sayın Abuzer Aksu’ya ne cevap vereceğiz?”

ARŞİV FOTO: Akçadağ Şed Yaylası’ndaki doğal yaşamı alt üst eden mermer ocağı..

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."