You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

‘Keşke Olmasaydı, Ama..’

‘Keşke Olmasaydı, Ama..’
  • 27.12.2015

Türkiye’de rejim bunalımı olmadığını, ancak rejim bunalımına doğru gidildiğini belirten Emekli Orgeneral Dr. Edip Başer, “Samimi inanç sahibi dindar insanlarımızı, eğitmek ve aydınlatmak yerine, dışlamak ve aşağılamak, bölücü etkiler yaratabilecek çok ciddi yanlışlardandır” dedi.

2000- 2002 yılları arasında Malatya’da 2. Ordu Komutanı olarak görev yapan emekli Orgeneral Dr. Edip Başer, İnönü üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Ulusal Güvenlik ve Terör” konulu bir konferans verdi. Konferansa Vali vekili İnci Sezer Becel, Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf İzzettin Cengiz, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ile öğretim üyeleri, davetliler ve öğrenciler katıldılar.

“41 YILIN SON İKİ YILI..”
Konferansına, 41 yıllık askerlik yaşamının son iki yılını geçirdiği Malatya’da bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyleyerek başlayan Başer, ülkenin yaşamakta olduğu tüm sorunların, özellikle de rejime ilişkin sorunların bir şekilde ulusal güvenlikle ilgili olduğunu bildirdi ve ulusal güvenliğin, bir ulusun bireylerinin güven içinde yaşamalarının, özgürlüklerinin, birlik, bütünlük ve bağımsızlığının, cumhuriyetin temelini oluşturan diğer ulusal değer ve tüm ulusal çıkarlarının her türlü iç ve dış tehdit ve tehlikelere karşı korunmasını amaçlayan faaliyetler bütünlüğü olduğunu bildirdi.

“TÜRKİYE FIRSATI KULLANAMADI..”
21. yüzyılın başlarında dünyanın içerisinde bulunduğu konumu özetleyen ve bu süreçte ‘kendisini dünyanın patronu’ olarak gören ABD’nin çıkar ve politikalarına ilişkin saptamaları dile getiren Başer, 11 Eylül saldırısının ABD’nin küresel egemenlik projesinin Ortadoğu ve Avrasya ile ilgili bölümünü uygulamaya koyması fırsatını oluşturduğunu bildirdi, ABD’nin Irak’ı işgaline karşı Türkiye’nin tavrına da değindi. Türkiye’nin bu işgal eylemindeki tavrı, tezkereyi çıkarmaması ile bölgenin yeniden şekillenmesi aşamasında masada bulunarak kendi çıkarlarını etkin biçimde savunma fırsatını kullanamadığını, böylece Irak’ın kuzeyinin bölücü örgüt için güvenli bir üs haline geldiğini belirten Başer, Türkiye’nin bu tavrı nedeniyle özellikle ABD ve AB ülkelerinin, terörle mücadelesinde Türkiye ile işbirliğinden kaçınmalarında haklı konuma getirdiğini, bunun da ulusal güvenlik açısından ciddi sorun yarattığını kaydetti.

“Türkiye’nin bölgede kendi çıkarlarına zarar verebilecek bir güç haline gelmesini istemeyen bu sömürgeci devletler, sürekli olarak ülkemizin iç sorunlarını kaşımış, iyileşmeye yüz tutan yaraları yeniden kanatmaya çalışmışlardır. bugün de egemen güçlerin Türkiye’ye bakışlarında önemli bir değişiklik olduğunu söylemek mümkün değildir. “diyen Başer, hakim güçlerin bu politikaları ve karmaşık ilişkilerin hakim olduğu genel küresel koşulların iç sorunları bir an önce çözmeyi ya da en azından yönetilebilir düzeyde tutmayı bir zorunluluk haline getirdiğini söyledi.

“CEHALET VE KÖTÜ YÖNETİM..”
Temel ulusal sorunlarla ilgili detaylara giren Başer, cehalet ve kötü yönetimin, sorunların temelinde yatan etkenler olduğunu bildirdi ve “Kötü yönetim ve yetersiz liderlere sahip olan toplumların başına gelenleri şöyle sıraladı:

“Yeterli olmayan yönetimler,
+ Toplumu ulusal güvenliğin temel gücünü oluşturacak şekilde eğitemez, yönlendiremez,
+ Gereken toplumsal ve ulusal bilince ve duyarlılığa sahip kılamaz.
+ Aslında bunları yapmak işine de gelmez.

* Kötü yönetimler, toplumun gerçekleri görmesini istemez, onları sürekli gereksiz detaylarla meşgul olmaya yönlendirir, böylece yönetimin hata ve yolsuzluklarını da gizlemeye ve bu yanlışlarına demokratik toplum tepkisi göstermelerini önlemeye çalışır.

* Yetersiz yönetim kadroları ve yeteneksiz liderlerin beceriksiz uygulamaları sonucu kemikleşen sorunların neden olacağı ulusal kaynak ve zaman kayıpları, genel anlamda ulusal gücü zayıflatır. Bu durum devletin, tehlikelerle başa çıkabilme yeteneğini de azaltır.

* Yetersiz yönetimler, tehdit ve tehlikeleri doğru ve zamanında algılamak, uygun önlemleri düşünerek zamanında uygulamak için yeterli öngörüye sahip olamadıklarından, ulusal güvenliğin gerektirdiği politikaları zamanında saptayamazlar.

* Yeteneksiz yönetim kadroları, kendi ideolojik saplantılarından kurtularak toplumu bütünü ile kucaklama, toplumdaki ayırıcı unsurları etkisiz hale getirip ulusal değerler etrafında toplama becerisini gösteremez. Aksine, toplumda var olan ayrışma nedenlerine yenilerini de ekleyerek ulusal birliği tümüyle zayıflatır.”

“NELER OLUYOR?..”
Başer, ülkenin ulusal güvenliğine yönelik “elle tutulur” tehdit ve tehlikeleri de şöyle belirtti:

“Etnik bölücü faaliyetler, bunlara dayalı bölücü terör ve siyasi uzantısı, ulusal birliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü açıkça tehdit etmeyi sürdürmektedir.

• Laik devleti din devletine dönüştürme hevesine bağlı çabalar, cumhuriyetin tüm kazanımlarını ortadan kaldırmayı hedef aldığını göstermiştir. Bu kapsamda köktendinci terörün de her zaman aktif hale gelmeye hazır olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

• İşsizlik, yolsuzluk ve yoksulluk, toplumu ahlaki bir çöküntüye sürüklemektedir. Durumdan yararlanma peşindeki siyaset adamları yüzünden vatandaşın oyu bile, kişisel çıkarlar karşılığı satın alınabilir hale gelmiştir. Bu durum toplumun demokrasiye inancı yanında ulusal özgüveni de önemli biçimde yaralamaktadır.

• Gerçekte cehalet ve sosyo-ekonomik sorunlarla
ahlaki çöküntünün sebep olduğu ve yetersiz yasal düzenlemelerin özendirdiği, suç örgütlerinin faaliyetleri de toplumun huzur ve güvenliğini olumsuz etkileyen, ve sonuçta ulusal güvenliği tehdit eden diğer bir olgudur.

• Ulusal bilinç ile çok yakından ilgili gördüğüm ulusal dilin korunup geliştirilmesi konusunda gerek toplumda ve gerekse yönetimlerde mevcut olan duyarsızlığı, ulusal birliğimize ve sonuç olarak ulusal güvenliğimize yönelik diğer bir ciddi tehlike olarak değerlendiriyorum. öz dilini koruyamayan bir toplumun ulusal birliği başta olmak üzere ortak değerlerini koruyabilme şansı da o ölçüde azalır.

• Ülkemizde hızla yaygınlaşan bilgisayar sistemlerinin, muhtelif yöntemlerle yapılabilecek saldırılara karşı yeterli korunmaya sahip olmadıkları bilinmektedir. Bu sistemlerin kötü amaçla kullanılmaları yanında, bunlara içerden ya da dışardan yöneltilecek sistemli girişimlerin neden olacağı zararlar ulusal güvenliği de olumsuz etkileyecektir.

• Ve nihayet tüm dünyanın ortak olduğu, küresel ısınma ve doğal kaynaklar ile çevrenin tahribinin oluşturduğu tehlikenin, ülkemizde hüküm süren cehalet ve buna bağlı toplumsal duyarsızlık sonucu, daha da büyüdüğünü ve etkinlik kazandığını söyleyebiliriz.

• Medyanın bir bölümünün sorumsuzluğu ve ulusal bilinci zayıflatıcı, birlik duygusunu zedeleyici, eğitici olmaktan uzak, cumhuriyete dost olmayan kimi ideolojik odaklara hizmet sunan yayın anlayışı da elbette ulusal güvenliğe zarar veren çok önemli bir tehdit unsurudur. “

“NELER YAPILMALI?”
Bu tehditler karşısında yapılacaklarla ilgili de Başer, şöyle devam etti:

“Çok kısa ifadesi ile yapmamız gereken en önemli ve öncelikli iş, kendimizi ve çevremizde ulaşabileceğimiz insanları eğitmek, doğru bilgilerle donanmak ve donatmaktır.

• Ulusal birlik ve ülke bütünlüğümüze, cumhuriyetin temelini oluşturan ilke ve inkılaplara düşman tüm unsurların, demokrasi, insan hakları ve bireysel temel özgürlükler gibi evrensel değerleri, kendi çirkin amaçları için her fırsatta kullandığını hiçbir zaman unutmamalı ve unutturmamalıyız.

• Bu hain çabaların, ülkemizin sadece bugününü değil, çocuklarımızın geleceğini de karartacağını bilmeli ve bilmeyenlere anlatmanın yollarını bulmalıyız.

* Bölücülerin sistemli çalışmalarını dikkatle izlemeli ;

ulusu ve ülkeyi bölme hedeflerine doğru ilerleme için kurguladıkları aldatma, kışkırtma, korkutma ve sindirme planlarına karşı uyanık olmalı, ulaşabildiğimiz kadar insanımızı uyarmalıyız.

* Kutsal dinimizi siyasi amaçlarına alet eden grupların ;

– özellikle eğitim alanında olmak üzere sinsi çabalarını yoğunlaştırmalarını ;
– Türk geleneklerine uymayan çeşitli giyim biçimlerine ve sakal bıyık şekli gibi detaylara,temel islam öğretisinde yer almayan dinsel anlamlar yükleyerek, toplumda dindar olan ve olmayan gibi tehlikeli ayırımlar yarattıklarını, bu tavır ve eylemlerle, sistemli bir biçimde bölücülük yaptıklarını gözden kaçırmamalıyız.

* Atatürk ideallerinin takipçileri olduklarını ileri sürenler, ulusal varlığımıza ve cumhuriyetin temellerine yönelik saldırıların karşısında, yasaların sınırları içinde kalmak koşulu ile güç birliği yapmanın, ortak duruş sergilemenin yolunu mutlaka bulmalıdırlar.

Bugün, sözünü ettiğim konularda yeterli ve etkili politikalar üretilemeyişi nedeniyle, tüm bu tehdit konularında geriye dönülmesi çok güç görünen noktalara geldiğimiz doğrudur. ancak, durum ne kadar endişe verici olursa olsun, umutsuzluğa kapılma hakkımız olmadığını da bilmeliyiz. ve bu konuda şunları unutmamalıyız ;

Türk ulusunun, etnik köken ya da dini inanç ayırımı yapmadan, bir bütün olarak hangi koşulların içinden geçip bağımsız bir cumhuriyet kurma noktasına gelebildiğini çok iyi anlamak ve öncelikle yetişen nesiller olmak üzere, tüm vatandaşlarımıza çok iyi anlatmak zorunluğu vardır.

Unutmamalı ki iç ihanet odakları o zaman da oldu. hem de o günlerin koşullarında daha da yıkıcı olanakları ile var oldular.

Evet, bugün bir Atatürk’ümüz yok fakat o’nun bu ulus ile başardıkları önümüzde. O’nun, geçerliliğini hep koruyan ilkeleri, yol gösterici beyanları kitaplarımızda, okunmayı ve ders alınmayı bekliyor.”

Emekli Orgeneral Dr. Edip Başer, “Hemen hemen bir rejim bunalımı olduğundan bazıları söz ederken, bu tam olarak doğru olmazsa bile, bir rejim bunalımına doğru gidildiği konusunda hemen hemen tüm aklı başında insanların hemfikir olduğu bir dönemde, acaba ben burada sizlere neden Ulusal Güvenlik konusunda konuşmayı planladım. Takdir edersiniz ulusal güvenlik bir ülkenin tüm sorunlarıyla, tüm yaşam boyutlarıyla, bire bir boyutlarıyla ilişkili olan bir alandır” dedi.

Emekli Orgeneral Dr. Edip Başer şunları söyledi:

“İç tehdit unsurlarından etnik ve dinsel bağnazlıklara dayalı bölücü faaliyetler, en önemli toplumsal kırılganlık noktaları olmaları nedeniyle de ciddi ve öncelikli ulusal güvenlik sorunları olarak algılanmalıdırlar. Bu arada unutmamak gerekir ki din ve inanç konusu, yeterli eğitime dayalı ve iyi niyetle kullanılması halinde, ulusal birliğin güçlü olarak oluşturulup korunmasında önemli rol oynar. Öte yandan, laiklik ilkesini ve çağdaşlaşmayı yanlış değerlendirip, samimi inanç sahibi dindar insanlarımızı, eğitmek ve aydınlatmak yerine, kendi hataları olmayan dinsel cehaletlerine bağlı bazı davranışları nedeniyle dışlamak, aşağılamak da, bölücü etkiler yaratabilecek çok ciddi yanlışlardandır. Kötü siyasetçilerin dini siyasete alet etme oyunlarına düşmemenin tek yolu ise, laik eğitimdir. eğitim sistemini kayıtsız şartsız laiklik ilkesine dayalı düzenlemek ve ödünsüz olarak böyle uygulamaktır.”

“KEŞKE OLMASAYDI AMA..”
Emekli Orgeneral Edip Başer, “Ülkemizde yapılan darbeler, demokrasiyi nasıl etkilemiştir? Demokrasiyi geliştirmiş midir, yoksa gerilemiştir?” sorusuna verdiği yanıtta, “Şimdi benim bir asker olarak darbeler demokrasiyi geliştirmiştir savunmasını yapsam tabi ki yakışık almaz. Darbelerin demokrasiyi geliştirmesini iddia etmek güç. Darbeler elbette, demokratik bir toplumda, demokratik bir yaşamda, darbelerden söz etmek abestir. Bu dahi yanlış. Ama, size tavsiyem şu; tarihde ki her olayı kendi koşulları içerisinde önce değerlendirmekte fayda var. Şimdi 1980 darbesi, 1980 darbesini 1980’in koşulları içerisinde öncelikle değerlendirmek lazım. Ancak ben size şu soruyu sormak istiyorum; bunu ciddi olarak düşünmenizi istirham ediyorum; o günlerde, o tarihlerde ve hatta günümüzde Türkiye’de yaşanan rejimin adına demokrasi demek, gönül rahatlığı ile demokrasi demek mümkün müdür, değil midir?

Ben kesinlikle darbe savunmasını yapıyor değilim. Asker emeklisi olmam hiçbir şeyi değiştirmez. Elbet darbeler keşke hiç olmasaydı. Keşke Türkiye o darbelere gerek kalmadan kendi siyasi dinamiklerini, kendi iç dinamikleri ile o sorunların üstesinde gelebilseydi. Keşke Beyazıt Meydanı’nda her gün 8-10 tane üniversiteli genci cesedi toplanıp, anne ve babalarına birer sandık içerisinde teslim edilmeseydi. Keşke, üniversitelerimizde kızıl bayraklar dalgalandırmaya, Galata Kulesinde kızıl bayrak sallandırmaya başlamasaydı. Veya bunların başlamasını hazmedebilir bir duruma, bunların olmasını önemsemeyecek bir duruma gelmiş olsaydı toplumumuzda o darbeler olmasaydı. Elbette gönlün arzu ettiği bu. Ama darbeler olmuştur. O darbeler demokrasiye katkı mı olmuştur, yoksa demokrasinin önünde engel mi olmuştur? Bununda cevabını yine kendiniz rahatlıkla bulabilirsiniz. Şöyle bir ülkenin siyasi tarihine bir bakın” ifadelerini kaydetti.

1980 Anayasası’nın aradan 25 yıl geçmesine rağmen halen değiştirilmemiş olmasından hükümetlerin sorumlu olduğunu vurgulayan Emekli Orgeneral Başer, konuşmasında bir cep telefonu dinleme meselesini de anlatarak, “Genelkurmay Başkanından da yukarıdaki makamdan oturan kişilerden de duydum. Bizzat kendilerinden duyduğumu söylüyorum, ‘Benim telefonlarım dahi dinleniyor’ diyor. Bunları önleyecek tedbirlerde maalesef yeterli olamıyoruz” dedi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."