You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim


Opel Reklam
Malatya Haber -

Kılıç, CHP Grubu Adına Konuştu

Kılıç, CHP Grubu Adına Konuştu
  • 26.12.2015

CHP Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı bütçesi TBMM’de görüşülürken, CHP grubu adına söz alarak, iktidar partisini “hukuk devleti anlayışına uygun hareket etmeye, Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uymaya” çağırdı. Kılıç’a AKP Milletvekili Ramazan Toprak yanıt verirken, Anavatan Partisi Grup Başkan Vekili ve Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş da Cumhurbaşkanını halkın seçmesini istedi.

 

KILIÇ’IN KONUŞMASI..

Kılıç, TBMM’de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

 

“Anayasamızın 2.maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.Bu devlet şeklinde ülkede yaşayan kişilere hukuk güvenliği sağlanır ve yöneticiler de hukuka bağlı davranır.Bu devlet sisteminin zıttı ise “polis devletidir.”Buradaki “polis,” zabıtayı değil zorbalığı ve devlet gücünün keyfi ve sınırsız kullanılmasını ifade eder.

 

Hukuk devleti kavramı Anayasamıza 1961 Anayasası ile girmiştir.Hukuk devletinin karşılığı kanun devleti de değildir.Çünkü en baskıcı rejimlerde bile uyulması zorunlu yasalar bulunmaktadır.Hukuk devleti olmak ,bir devlette yürürlükte olan normların yanında evrensel nitelik kazanmış değerlere uygun hareket etmeyi de gerektirir.Bu kavramın 1961 yılında Anayasamıza girmesi de tesadüfü değildir.1960 öncesindeki iktidar TBMM’sindeki çoğunluğuyla muhalefeti ve basını susturmak üzere kurduğu tahkikat komisyonlarıyla;Osman Bölükbaşıyı milletvekili seçen Kırşehir ilini ilçe yaparak ve  benzeri keyfi yönetimiyle rejimi tehdit etmeye başlaması nedeniyle 1961 Anayasasıyla hem Hukuk Devleti kavramı hem de bu Hukuk Devleti sistemine uygunluğu denetlemek üzere Anayasa Mahkemesi kurumu Anayasamıza girmiştir.

 

Anayasamızın 6.maddesinde “Egemenlik,kayıtsız şartsız Milletindir.Türk Milleti,egemenliğini,Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.”denilmektedir.Anayasamızın 7.maddesinde  Yasama Yetkisi,8.maddesinde Yürütme yetkisi ve görevini,9.maddesinde ise yargı yetkisi düzenlenmektedir.Anayasamıza göre Devletimiz kuvvetler ayırımı esasına göre şekillenmiştir.Anayasamızın  başlangıç kısmında bununla ilgili olarak “Kuvvetler ayrımının,Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu”belirtilmektedir..

 

Anayasamızda durum bu kadar açık ve net iken ve seçildikten sonra hepimiz “Anayasaya sadakatten ayrılmayacağımıza”yemin etmiş olmamıza karşın AKP iktidarı ve parti kimliğinden sıyrılamamış Sayın Meclis Başkanı tarafından Hukuk Devleti olgusu,Anayasa Mahkemesi olgusu,Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcılığı olguları benimsenmiş görünmemektedir.

 

Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanının” türbanla” ilgili bir değerlendirmesi,Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç’ın hoşuna gitmemiş olacak ki  bir televizyon programında: “Bu Anayasa Mahkemesini ben Meclisin yapabileceği bir anayasa değişikliğiyle kaldırabilir miyim? Kaldırabilirim.

Üye sayısını değiştirebilir miyiz, değiştirebiliriz. Görev sahasını değiştirebilir miyiz, değiştirebiliriz.

Yüce Divan yetkisini alabilir miyiz, alabiliriz.

Her yasanın Anayasa Mahkemesine gitmesini engelleyebilir miyiz. engelleyebiliriz.

Her şeyi yapabilirim,ben meclisim. Ben yasama organı olarak istediğim yasa değişikliğini yaparım.

İstediğim yasağı koyarım, istediğim yasağı kaldırırım.”demektedir.

Bu değerlendirmeleri eleştirenlere de “Meclisimiz sahipsiz değildir.Meclis kimsenin şamar oğlanı değildir.”diyerek yeni bir özdeyiş yaratmıştır.

 

Bu sözleri Sayın Meclis Başkanının hukukçu kişiliğine yakıştıramadım.Bu beyanlar,meclisi yücelten sözler değildir.Anlaşılıyor ki ya  parlamenter sistemimiz ve Anayasamızın özü ve ruhu yeterince  anlaşılamamış, ya da parlamento diktatörlüğü-çoğunluk diktatörlüğü  özlemi bulunmaktadır.Bu anlayış doğru bir anlayış değildir.Aynı doğrultuda görüş açıklayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını da mı kapatacaksınız? Barolar Birliğini de mi kapatacaksınız? Sayın Arınç,Anayasamızın 174.maddesinde sayılan Atatürk Devrimlerini de Meclis çoğunluğuyla kaydırabilir miyiz?Kadınlarla erkekler aynı işyerinde çalışamaz,kadınların seçme ve seçilme haklarını kaldırıyorum diye bir kanun çıkarabilir miyiz? Meclis çoğunluğunun her istediğini yapabildiği, denetimin yapılmadığı bir rejime demokrasi diyebilir miyiz?

 

Aynı hukuk dışı anlayışı sık sık hükümette de görüyoruz.Kanun tasarı ve tekliflerinin hazırlık aşamalarında,Komisyon ve Meclis çalışmalarında ve yeterli özen gösterilmemekte,Anayasamız,Anayasa Mahkemesi Kararları ve hukukun genel ilkeleri göz ardı edilmektedir.Bu nedenledir ki bu iktidar döneminde  çıkarılan kanunlardan  41 Kanun,Hukuk Devleti ilkelerine özel önem veren Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından veto edilerek geri iade edilmiş; 67 Kanun hakkında , Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine dava açılmış;bu davalardan 12 davayla ilgili iptal kararı verilmiş,5 dava hakkında Yürürlüğün Durdurulması karar verilmiştir.Bunlar da AKP İktidarını uyarmaya yetmemektedir.Sayın Cumhurbaşkanının vetosundan sonra,çoğunlukla veto gerekçeleri dikkate alınmadan kanun aynen Meclisten geçilmeye çalışılmakta,Anayasa Mahkemesince Kanun iptal edilinceye kadar da icraat sürdürülmektedir.Sağlık Hizmetleri ve Sağlık Bakanlığı Teşkilat Kanununda da aynı uygulamayı somut olarak gördük.Cumhurbaşkanımızın vetosundan sonra kanun aynı mahiyette yeniden çıkarıldı.Anayasa Mahkemesince Yürürlüğün Durdurulması kararı verilinceye kadar da Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerindeki şef ve şef yardımcılıkları siyasi kadrolaşma anlayışıyla dolduruldu.

 

Hukuk Devleti anlayışına uzak yöntemler AKP iktidarı için olağan bir durum haline gelmiştir.Bu da Anayasa Mahkemesine açılan dava sayısını çoğaltmaktadır.Bir de Yüce Divan olarak baktığı kapsamlı dosyaları dikkate alacak olursak   Anayasa Mahkemesinin iş yükü giderek artmaktadır

 

2005 Mali Yılına göre 2006 Mali Yılı bütçesiyle Anayasa Mahkemesi başkanlığının bütçesi önemli ölçüde artmıştır.Anayasa Mahkememizin iş yoğunluğu ve Hukuk Devletinin gerçekleşmesi noktasındaki önemi dikkate alındığında bu artışın az bile olduğu ortadadır.Anayasa Mahkemesi dışında genel olarak Adalet Sistemimizi ilgilendiren Adalet Bakanlığı bütçesi ise  ne yazık ki yüzde birin altındadır.Hükümet Adalet teşkilatını ve Yargıyı sorunlarıyla baş başa bırakmıştır.

 

Hukuk devletinin olmazsa olmaz koşullarından birisi de bağımsız yargıdır.Bağımsız yargı,hem birey için hem de devlet için bir güvencedir.Ancak ülkemizde yargı tam anlamıyla bağımsız değildir.Yargı,yürütmenin baskısı altındadır.Adalet bakanı ve müsteşarı Hakimler Savcılar Yüksek kurulunun başkanı ve üyesidir.Hakim ve savcıların mesleğe alımları Adalet Bakanlığınca yapılmaktadır.Teftiş ve denetim,disiplin işleri Adalet Bakanlığınca yapılmaktadır.Yüksek Hakimler ve Savcılar kurulunun binası ve ayrı sekreteryası olmadığından kurul üyesi olan Bakan ve Müsteşar,kurulda büyük etkinlik içindedir.Bu koşullarda görev yapan bir kurumda hakim ve savcıların etki altında kalmadan bağımsız biçimde karar vermeleri zorlaşmaktadır.Hakim ve savcılar giderek bürokratlaşmaktadırlar.İktidarların hoşuna gidecek kararlar vermeleri ve uygulamalar yapmaları durumunda ödüllendirileceklerini düşünür olmuşlardır.Anayasa Mahkemesinin 14.12.1995 gün ve E:1995/19,K:1995/64 sayılı kararında hakim savcı alımlının Adalet Bakanlığınca alımının sakıncaları belirtildiği halde Anayasa suçu işlenerek bu kararın gereği yerine getirilmemiş,hakim ve savcı alımları Adalet Bakanlığınca yapılmaya devam edilmektedir.

 

Hükümetin,bundan böyle yapacağı çalışmalarda Hukuk Devleti olmanın gereğini yerine getirmesini;Anayasamızı,Anayasa Mahkemesi Kararlarını,Cumhurbaşkanımızın veto gerekçelerini,muhalefetin ve sivil kitle örgütlerinin önerilerini dikkate alarak hareket etmesini dilerim.”

 

AKP MİLLETVEKİLİNİN YANITI..

AK Parti Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak, AK Parti’yi yıpratmak için söylenen sözlerin, devleti yıpratacak şekilde de söylenmemesi gerektiğini ifade etti. Toprak, ”İleride pişman olacağımız sözlerden, davranışlardan bugün hepimiz kaçınmalıyız” dedi. CHP Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç’ın, konuşmasında yargı bağımsızlığından ve yargıya müdahaleden söz ettiğini anımsatan Can, ”Sayın Kılıç’a soruyorum: Eğer bu düşüncelerinde gerçekten samimiyse, CHP’nin duruşma sırasında Van’da ne işi var?” diye sordu.

 

SARIBAŞ’IN KONUŞMASI..

Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ve Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş ise konuşmasında Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini istedi. “Cumhurbaşkanı’nı halk seçerse ne olur? İyi olur. Cumhurbaşkanı’nı, Cumhurun başını halk seçmelidir. Yetkileri aynı kalsın. Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin. Sayın Cumhurbaşkanı bugün yargıyı atıyor. Üniversitelerinizi atıyor. Üniversiteler bugün 30-40 milyon insanımızı ilgilendiriyor. Bu kadar geniş bir alanda tek kişinin iradesine teslim olmak parlamenter demokrasinin ruhuna uygun mu? Bu yetkileri ya kısıtlayalım ya da Cumhurbaşkanı’nı halka seçtirelim” dedi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."