You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

“Lozan Siyasal Zaferdir”

“Lozan Siyasal Zaferdir”
  • 26.12.2015

 
Lozan Antlaşması’nın 88’inci yıl dönümü nedeniyle bir basın açıklaması yapan  CHP Milletvekili Veli Ağbaba Ulu önder Mustafa Kemal’in  19 Mayıs 1919’da başlattığı  bağımsızlık mücadelesinin, Mudanya Mütarekesi ile askeri alanda zaferle sonuçlandığını, 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile de Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü sınırlarını dünyaya kabul ettirdiğini belirtti. 
 
Ağbaba açıklamasının devamında “İsmet Paşa’nın anlaşmanın imzalanmasın aşamasında -her alanda tam bağımsızlık- ilkesinden hareket etmiş ve hiçbir taviz vermeden masadan büyük bir zaferle kalkmıştır.Ulu Önder anlaşmanın imzalanmasının ardından  “Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir ve tarihte eşi benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır.”diyerek anlaşmanın önemini bir kez daha ifade etmiştir” dedi. 
 
Ağbaba Lozan Barış Antlaşmasının ülkemizi parçalamak isteyen Emperyalist güçlere karşı  dünya tarihine  geçen Ulusal Kurtuluş Savaşını ortaya koyarak zaferin  tüm dünya tarafından kabul edilmesinin eşsiz örneklerinden bir olduğunu belirtti.
 
CHP Milletvekili Veli Ağbaba “İsviçre’nin Lozan kentinde yürütülen barış görüşmeleri, 24 Temmuz 1923 tarihinde daha sonraya bırakılan birkaç madde dışında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm taleplerinin kabul edilmesi ile sonuçlandırılmıştır. Bu antlaşma yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin  bağımsızlık şartlarını tüm dünyaya kabul ettirdiği bir antlaşmadır. Lozan Barış Antlaşması aynı zamanda Cumhuriyetimizin her alanda tam bağımsızlık  ilkesinin de kabulüdür. Başta kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Lozan müzakerelerini yürüten ve başarı ile sonuçlandıran ikinci Cumhurbaşkanı ve partimizin onursal başkanı İsmet İnönü olmak üzere emeği geçen tüm heyet üyelerini saygıyla ve minnetle anıyorum” ifadelerine yer verdi.
 
TUNÇDEMİR’İN AÇIKLAMASI..

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu Üyesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Sorumlusu Ali Ekber Tunçdemir de, Lozan Antlaşması’nın yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada şöyle dedi:
 
“Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923); Ulusal Kurtuluş Savaşımı sonucunda, “YURDUN HER KÖŞESİNİ SULAYAN KANLARIN KARŞILIĞI” olarak elde edilen bağımsızlık, egemenlik, özgürlük belgesidir.
 
Emperyalist güçlerin imzalamak zorunda kaldığı bu antlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti varlığını tüm dünyaya duyurmuştur. Ezilen, sömürülen dünya halklarına da sömürgeciliğin kaçınılmaz bir yazgı olmadığını, o günlerde “Düveli Muazzama” denilen emperyalist güçleri yenerek somut olarak göstermiştir. Bu anlamda dünya tarihinde bağımsızlık ve özgürlük savaşımlarına ivme kazandırmıştır.
 
Lozan Antlaşması’nın 88. yıldönümünde; emperyalist güçler ve işbirlikçileri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk Ulusu’na yeni Sevr’ler dayatmak üzere harekete geçmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve bağımsızlığı tehlikededir.
 
Türk Devrimi’nin “eşsiz önderi” M. Kemal Atatürk, Lozan Antlaşması’nı, Söylev’de tarih bilinci çerçevesinde bilimsel yöntemle gerçekçi biçimde değerlendirir:
 
“Lozan Antlaşması, Türk Ulusu’na karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr anlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin çökertilişini anlatan belgedir.”
 
Türk Ulusu’nu “yüzyıllardan beri hazırlanan yok etme eylemi”; Sanayileşme ve Aydınlanma Devrimlerini, Avrupa Devletleri ile eş zamanlı olarak gerçekleştiremeyen Osmanlı Devleti’nin yarı sömürge duruma getirilme süreciyle ivme kazanmıştır. 
 
Osmanlı Devleti; önce İngiltere daha sonra da diğer Avrupa devletleri ile kapitülasyon niteliğinde serbest ticaret ayrıcalıkları sağlayan ve özel haklar tanıyan 1838 Balta Limanı Antlaşmasıyla AÇIK PAZAR durumuna getirilmiştir. Böylece gelişmekte olan sanayisini çökertmiş, yatırım ve üretim yapmayan dışa bağımlı, asalak bir ekonomik model ortaya çıkmıştır.
 
Kırım Savaşı (1854) sırasında, ekonomik zorlamalar nedeniyle ilk dış borçlanmasını yapmak zorunda kalan Osmanlı Devleti, borçlanma sürecini kesintisiz ve artarak sürdürmek zorunda kalmıştır. Kısa bir süre sonra da, borçlarını ödemek için yeniden borçlanmak gereği doğmuş ve 1875 yılında da iflas ettiğini açıklamıştır.
 
Rus Çarı’nın 1853 yılında, İngiltere Büyükelçisine “hasta adam” olarak nitelendirdiği Osmanlı Devleti’nin başına, dış borçların ödenmesine karşılık olarak 1881 yılında, kaçınılmaz biçimde getirilen “Duyunu Umumiye belası” ile de yalnız ekonomi de değil, siyasal yönetimde de yabancılar söz sahibi olmuşlardır.
 
Emperyalist devletlerin masalarında bölüşüm hesapları yapılan Osmanlı Devleti’nin mirası; Birinci Dünya Paylaşım Savaşı’nın ardından, İstanbul hükümetiyle yapılan ve ölüm belgesi demek olan Sevr anlaşmasıyla (10 Ağustos 1920) paylaşılmıştır.
Ankara’daki M. Kemal başkanlığındaki Ulusal Hükümetin hiçbir zaman kabul etmediği bu ölüm belgesi, 3 yılı aşkın bir süre sürdürülen Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı’nın sonunda tarihin çöplüğüne atılmıştır. 
 
Temel ilkeyi Türk Ulusunun onurlu yaşaması olarak gören bunun da bağımsız yaşamakla olanaklı olacağına inanan Atatürk, “Türk’ün onuru ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Öyleyse YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM!”, diyerek çıkılan kurtuluş yolunda, “Uçurumun kıyısına getirilmiş” parçalanmış, orduları dağıtılmış, yetişmiş insan gücü kalmamış, yoksul, yıkıntı bir ülkeden ulusal egemenliğe dayalı tam bağımsız onurlu, çağdaş bir devlet yaratmıştır.
 
ABD’nin Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Tunus, Libya, Mısır, Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerinde uygulamaya konmuştur. 
 
Bu projenin Türkiye ayağı Kürt etnik topluluğu üzerinden açılımlarla yürütülmektedir. Aynı kapsamda mezhep ayrılıkları da etnik farklılıklar gibi öne çıkartılmaktadır. Ülkelerde ayrılıklar körüklenerek iç çatışma çıkarma, kardeşi kardeşe kırdırma hesapları emperyalizmin sömüreceği her ülkede her zaman uyguladığı şaşmaz bir yöntemdir.
 
Bunlardan başka ülkemizde ekonomik ve sosyal durumlarda da olumsuzluklar, gerilemeler sürmektedir.
 
IMF ve Dünya Bankası’nın önerileri doğrultusunda uygulamaya sokulan özelleştirmeler, devleti küçültme operasyonları, Küreselleşen Yeni Dünya Düzeninin dayattığı neoliberal, serbest piyasa düzeni, ülke ekonomisini çökertmiştir. Oysa “ekonomik egemenlik sağlanmadan siyasal egemenlik de sağlanmaz.”. 
 
Bugün yaşanan tüm bu ağır, çok tehlikeli, acıklı durum karşısında, Kurtuluş Savaşı tarihimiz bize çıkış yolunu gösteriyor. 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde yok olmanın eşiğinde, yoksunluklar içerisinde, varoluş savaşımı vererek örnek çağdaş bir devlet kuran Türk Ulusu, günümüzde dayatılan yeni Sevr’in planlarını boşa çıkartacak güç ve kararlılığındadır.
 
“ATATÜRK GİBİ DÜŞÜNEREK”, Onun yolundan giderek, ATATÜRK DEVRİMİNİ ve ilkelerini KUVAYI MİLLİYE ruhuyla yeniden yaşama geçirerek bugünkü sorunlarımızı aşabileceğimize güvenimiz tamdır. Türkiye saptırıldığı ATATÜRK DEVRİMİ rotasından, tarihinin gösterdiği bu doğru yöne yeniden yönelecektir. Bu doğrultuda tüm engeller çiğnenip aşılacaktır. 
 
Atatürk’ümüzün gösterdiği hedefler ve koyduğu ilkeler namus ve şerefimiz, kazandırdığı Lozan vazgeçilmez ilke ve ONURUMUZDUR”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."