You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

Malatya Ermenileri ve 1915 Olayları-IV

Malatya Ermenileri ve 1915 Olayları-IV
  • 02.01.2016

Orhan TUĞRULCA

Tarihçi- Yazar

otogrulca@hotmail.com

I. Dünya Savaşında Ermeni Tehcirinin Malatya’daki Yansımaları

Ermenilerin Malatya’daki varlığı ile ilgili olarak daha önceki bölümlerde yeri geldikçe söz etmiştik. 

Burada, bu başlık altında sadece I. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan Ermeni tehciri (zorunlu göçe tabi tutma) ve bu tehcirin Malatya’daki yansımalarını ana hatlarıyla vermeye çalışacağız. Zira meselenin bütün boyutlarıyla ele alınması bu çalışmanın amaçları arasında yer almamaktadır. 

Millet-i Sadıka (sadık millet) olarak hakkında ferman çıkarılan Osmanlı Ermenilerinin şikâyetlerini 1860 yıllarına kadar götürmek mümkündür. Kendilerine neredeyse anayasal nitelikte imtiyazlar verilmiş olan Ermeniler ile ilgili olarak ilk defa 1878 Berlin Antlaşmasıyla uluslar arası bir güvence sağlandı. Ermenilerin yaşadığı bölgelerde yeni bir ıslahat yapacağını vaat eden Osmanlı hükümeti, bu vaatleri çeşitli nedenlerle yerine getirmemesi üzerine Ermeniler çeşitli komiteler ve cemiyetler kurarak hükümeti zorlamaya başladılar. 

Avrupa ve Rusya tarafından desteklenen Ermeniler Erivan’dan Akdeniz’e ulaşan geniş bir coğrafya üzerinde “Büyük Ermenistan” hayaline kapıldılar. 

I. ve II. Meşrutiyet hareketleri ile Osmanlı toplumu içerisinde istedikleri statüyü kazanamadıklarını düşünen Ermeniler, Osmanlı parlamentosunda 12-15 arasında değişen temsilcileri ve Ayan meclisinde 7 üye bulundurmalarına rağmen hızla gizli örgütlenmelere gittiler.

İlk örgütlenmeler Ermeni yardım kuruluşu şeklinde ortaya çıkmıştır. Bunlar:

1- 1860 yılında İstanbul’da “Ermeni Hayırseverler Derneği”,

2- 1870-1880 yıllarında Van’da “Araratlı Cemiyeti”,

3- Yine Van’da 1872 yılında Ermeni ihtilal cemiyeti olan “Kurtuluş Cemiyeti”,

4- Van’da kurulan üçüncü cemiyet 1878’te “Karahaç Cemiyeti”dir,

5- 1878 yılında içinde Malatya’nın da bulunduğu Doğu Anadolu’da kurulan “Anavatan Savunucuları Cemiyeti”,

6- 1882 yılında “Fedakârlar Cemiyeti”,

7- 1885 yılında “Armenakan Partisi”,

8- 1887 yılında İsviçre’de Kafkasya Ermenilerinden Avadis Nazabek ve karısı Maro’nu kurduğu Hınçak Cemiyeti, 1890 yılında İhtilalci Hınçak Partisi adını aldı,

9- Hınçak Partisi’nin 1890’lı yıllarda çeşitli nedenlerle bölünmesi üzerine aynı yıl Tiflis’te kurulan “Daşnaksutyan Cemiyeti.”

Bu son cemiyetin amacı hedefine isyanla ulaşmak, ihtilalci çeteler kurmak, halkı silahlandırmak, hükümet yetkilileri ve kurumlarıyla muhbir ve hainlere karşı hareketler düzenlemekti.

Eğin (Kemaliye) ve Arapkir gibi Malatya bölgesinde de örgütlenen Ermeniler ilk ciddi başkaldırılarını 1890 yılında gerçekleştirdiler. Erzurum’da Anavatan Müdafileri Cemiyeti, İstanbul’da Kumkapı’da Hınçak Cemiyeti’nin hazırladığı isyan girişimi 11. yüzyılda başlayan Ermeni-Müslüman-Türk birlikteliğine büyük bir darbe vurdu. Ardından Van Valisine karşı suikast girişimi (1892), Yozgat hareketi (1893), Sasun İsyanı (1895), Babıâli Nümayişi (yürüyüşü) (1895), Van ve Zeytun ayaklanmaları (1896), İkinci Sasun İsyanı (1903) ve Abdülhamit’e karşı gerçekleşen suikast teşebbüsü (1905) ile Müslüman halk ile Ermenilerin arasını gittikçe açtı. Adana ve çevresinde 1909 yılında meydana gelen Ermeni olaylarında 13. günde 20 bine yakın Müslüman ve Ermeni hayatını kaybetti. Dikkat çekici olan durum Adana olaylarının İstanbul’da ittihatçıların II. Abdülhamit’e karşı tertipledikleri “Otuz bir Mart Vakası”nın hemen ertesi gününe rast gelmiş olmasıdır.

1912-1913 yıllarında gerçekleşen Balkan Savaşlarında, I. Dünya Savaşında hem Ermenilerin hem de Osmanlı yönetiminin tavrını belirlemiştir. Şöyle ki: 1878 Berlin Antlaşması sonrasında Osmanlı hâkimiyeti altındaki Balkan topraklarında yaşayan nüfusun % 51’i Müslüman’dı. Ancak bu oran 1912-1913 yılında meydana gelen Balkan Savaşı sırasında değişti. Balkan Savaşı sırasında 200 bin Müslüman köylüsü katledildi. Kalanlar göçe zorlandı. Amaç, bölgede Müslüman nüfusu azaltıp ya da yok edip Hıristiyan nüfusun üstünlüğünü sağlamaktı. 

Balkan savaşları öncesi Sırp, Yunan ve Bulgarların eline geçen bölgenin nüfusu 4.695.200’ü Hıristiyan, 2.315.293’ü Müslüman olmak üzere toplam 7.100.493’tür. Söz konusu Müslümanların 1.445.179’u göç ederek 870.114’ü geri kaldı. Bunun 313.922’si Balkan Savaşları esnasında ve sonrasında (1912-1920) Türkiye’ye göç etti. 398.849’u çoğunluğu mübadele kapsamında olmak üzere 1921-1926 tarihlerinde Türkiye’ye gelmek zorunda kaldı. 

Avrupa’dan Anadolu’ya doğru göçe çıkan Müslüman sığınmacılardan 812.771’i ancak sağ kalabildi. Böylece ele geçirilen Osmanlı Avrupa’sının Müslüman nüfusunun % 27’si can verdi.

Nitekim I. Dünya Savaşı başladığında Ermenilerin geliştirdikleri tavır Müslüman halkın Doğu bölgesini terk etmesi yönündedir. 

3. Ordu komutanlığından 23 Ekim’de (1914) gönderilen yazıdan anlaşıldığına göre, Kağızman’da çoğu Osmanlı uyruklu 8 bin Ermeni asker kaçağı toplanmıştı. Rusya bunları çete şeklinde teşkilatlandırarak silahlandırmakta, halk da giydirip beslemekteydi. Kağızman’daki kuvvetlerin 15 bin kadar olduğu Van sınırında da birçok Ermeni gönüllünün silahlandırıldığı ve isyana hazırlandığı tespit ediliyordu. 

Rusya’nın Ekim 1914’te Osmanlı Devleti’ne karşı resmen savaş ilan etmesinden ve ordularına Türk sınırlarını geçme emri vermesinden sonra Ermeniler, bütün imkân ve güçleri ile Rusya’nın ve itilaf devletlerinin emrine girmeye başladılar. 

1 Kasım’da (1914) Doğu Anadolu’da taarruza geçen Rus kuvvetleri ile 10 Kasım’a kadar Horasan – Veli Baba – Tahir Eleşkirt hattına geldi. 11 Kasım’da ise Ermenilerin ihaneti sonucu Köprüköy Rusların eline geçti.

Osmanlı kuvvetlerinin Çanakkale’de ve Irak bölgesinde ölüm-kalım savaşı verdiği bu sırada Van Valisi Cevdet Bey 25 Mart’ta (1915) Rusların Van’ın işgalini kolaylaştırmak için Ermenilerin büyük bir isyan hazırlığı içinde olduklarını haber veriyordu. Van bölgesinde bulunan Osmanlı ordusu ise bu sırada Rusların Kafkaslardan yaptıkları saldırılara karşı savaşmaktaydı. 

Bunu fırsat bilen Ermeniler 15 Nisan 1915 yılında Van bölgesinde, 17 Nisan’da Çatak’ta, 18 Nisan’da Bitlis’te, 20 Nisan’da Van meskende kanlı ayaklanmaları başlattılar. Asker ve jandarmayla da çatışmaya giren Ermeniler Van’ı ele geçirdiler. Bu sırada Van’da 10 bin Ermeni toplanmıştı. Ermeniler, Van’da 2.500 kişiyi hunharca katlettiler. Ve Van’ı 6 Mayıs 1915’te Rus kontrolünde Aram Manokyan başkanlığında bir Ermeni Hükümeti kurdular.

Harita üzerinde Ermenilerin ayaklandığı bölgelere bakıldığında özellikle Osmanlı ordusunun savaş sırasında kullandığı ikmal yollarının üzerinde olduğu görülecektir. 

Ermeni ihtilalcilerin bu ihanetleri yüzünden Osmanlı ordusunun ikmal yolları kesildi, askere yiyecek ve cephane taşıyan kollar ise Ermeniler tarafından vuruldu. Böylece Ruslar karşısında zor durumda kalan ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Erzurum, Bitlis ve Trabzon işgal edildi.

Her şeye rağmen işgal öncesi Erzurum’a Malatya’dan erzak sevkiyatı yapıldığını Osmanlı arşiv belgelerinden çıkarabiliyoruz. 

11.03.1915 tarihli bir belgede “Erzurum’a erzak sevkiyatı için Malatya’dan gönderilen beş yüz hayvanın kâfi gelmemesi nedeniyle nakliyatın merkeplerle yapılması, satın alınan hayvanların ise merkez vilayete sevkiyle miktarlarının bildirilmesi” şeklinde Malatya Mutasarrıflığına çekilen telgrafta belirtilmektedir.

Yine aynı tarihlerde Malatya Akçadağ kazasına bağlı Kürecik nahiyesinde Alevi Kürtlerle Ermenilerin birlikte kurduğu bir çetenin faaliyette olması da dikkat çekicidir. Cephelerde ölüm-kalım savaşı, içeride Ermeni ayaklanması yaşanırken ortaya çıkan ve ciddi bir asayiş sorununa yol açan bu gelişmeler, içeriden ve dışarıdan imparatorluğa yönelmiş planlı hareketler şeklinde yorumlanmıştır.

Ermeni Tehcir Kararı

Rusların Kafkasya’dan doğudaki Osmanlı şehirlerine Ermenilerin öncülüğünde girmesi, Van’ın düşmesi, Müslüman halkın katledilmesi, Erzurum, Bitlis ve Trabzon gibi yerlerin işgal edilmesi, yöre halkının büyük kitleler halinde iç kesimlere doğru göçmesi, göç eden bu kafilelerin çeteler tarafından vurulması… Bütün bu gelişmeler Osmanlı hükümetinin yeni önlemler almasını kaçınılmaz kılmıştır. İşte akıl tutulmaları tam da bu çöküş döneminde yaşanmıştır. Ermeniler, imparatorluğa son vermek isteyen emperyalist güçlerin saldırılarını fırsat bilip bölgede bağımsız bir devlet kurmak için bütün yol ve yöntemlere başvururken, bölge insanı ve hükümet, dış saldırıları fırsat bilip yüzyıllardır birlikte yaşadığı insanlara ihanet eden Ermenilere karşı bazen ayniyle mukabele ediyor, bazen de orantısız güç kullanıyordu.

Olup-bitenler karşısında çaresiz kalan hükümet bugün dahi tartışılan ve Türkiye’nin dış politikasını zaman zaman bloke eden şu kararları almaya başladılar.

18 Mart 1915 tarihli bu kararlara göre:

1- Ermenilerden 16-55 yaş arasında olanlar dışarıdan içeriye giremeyecek ve içeriden dışarıya çıkamayacaktır.

2- Ermeniler haberleşmelerini Türkçe yapacaklardır. 

3- Yeni okullar açılmayacak ve Ermeni çocukları devletin resmi okullarında okuyacaktır. 

4- İllerde çıkarılan Ermenice gazeteler kapatılacaktır.

Bu önlemleri de yeterli görmeyen İçişleri Bakanlığı 24 Nisan 1915 tarihli bir genelge ile Ermeni komite merkezlerinin kapatılmasını, belgelerine kaybolmayacak şekilde el konulmasını ve komite elebaşlarının ve önde gelenlerinin tutuklanmasını istedi. 

Ancak 24 Nisan’da alınan bu önlemlerin işe yaramadığı, olayları önleyemediği gerekçesi ile Başkomutanlık 26 Mayıs 1915 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na Ermenilerin Doğu Anadolu illerinden göç ettirilmeleri için yazılı başvuruda bulundu. Aynı gün İçişleri Bakanlığı, Sadrazamlığa (Başbakanlığa) yazı ile başvurup tehlikeyi anlatarak göç için yasa çıkarılmasını ister. Yasa 27 Mayıs 1915’te muvakkat (geçici) kaydıyla çıkarılır. 30 Mayıs 1915’te Meclis-i Vükelâ’da müzakere edilerek kabul edilir. 1 Haziran 1915’te ise Takvim-i Vekayi gazetesinde yayınlanır. 

Üç maddeden oluşan 1 Haziran 1915 tarihli Tehcir Kanunu’na göre;

Madde 1- Sefer zamanında ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ve bağımsız bölge komutanları, halk tarafından herhangi bir şekilde hükümet emirlerine, yurt savunmasına, mevcut düzene ve güvenlik işlerine karşı durum alan ve silaha sarılan ve direnenleri görürlerse hemen askeri kuvvetlerle karşı koyacaklardır. Saldırı ve direnmeyi kökünden yok etmekle yetkili ve yükümlüdürler. 

Madde 2- Ordu ve bağımsız kolordu ve tümen komutanları, askeri nedenlere dayanan, casusluk ve hainliklerini hissettikleri bölge halkını tek tek veya toplu olarak memleketin diğer bölgelerine gönderebilirler ve oralarda oturtabilirler. 

Madde 3- Bu yasa yayımlandığı tarihten itibaren geçerlidir (27 Mayıs 1915).

Kararı hemen uygulamaya sokan Osmanlı hükümeti, Ermenileri hangi güzergâhlar üzerinden Suriye’ye nakledeceğini de belirledi. 

Mart ayı içerisinde Zeytun Ermenilerini Konya bölgesinde toplamakla hata ettiğini anlayan hükümet 26 Nisan 1915 tarihli gizli bir yazı ile Ermenilerin Urfa, Zor ve Musul yöresine sevk edilmesini istedi. 

Hükümet, sevkiyatın güven içerisinde gerçekleşmesi için belirli güzergâhlar ve toplanma yerleri belirledi. Buna göre; Kayseri’den ve Samsun’dan gönderilenler Malatya üzerinden; Sivas, Elazığ ve Erzurum havalisinden gönderilenlerin ise Diyarbakır-Cizre yolundan Musul’a sevk edilmeleri kararlaştırıldı. Batı Anadolu’dan gönderilen kafileler ise Kütahya-Karahisar-Konya-Karaman-Tarsus üzerinden Maraş-Pazarcık yoluyla Zor’a sevk edilmişlerdir. 

Bütün bu güzergâhların seçiminde tren yolları ve nehir nakliye araçlarının bulunduğu yerler tercih ediliştir. Bu sırada en emniyetli yolun tren ve nehir yolculuğu düşüncesi bunda önemli rol oynamıştır. Nitekim Batı Anadolu’dan iskân mahalline gönderilenlerin hemen tamamı trenlerle taşınmıştır. Cizre yolu ile sevk edilenler de tren ve “Şahtur” denilen nehir kayıklarıyla taşınmıştır. Tren ve nehir nakliyatının bulunmadığı yerlerde kafileler hayvan ve arabalarla belli merkezlere toplanmışlar ve buradan trenlere bindirilmişlerdi.

Ermeni kafilelerinin Malatya üzerinden güneye doğru sevk edildiklerini biliyoruz. Ancak Osmanlı arşiv belgelerinden Malatya Ermenilerini tehcire tabi tutulduklarına dair en azından şimdilik herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Ermeni kaynaklarının güncelerinde Malatya’da sürgüne tabi tutulan Ermenilerin durumunu ise son yazımızda vermeye çalışacağız. 

21 Temmuz 1915 ve 25 Ağustos 1915 tarihli iki belgede Malatya’nın bir sevkiyat güzergâhı olarak kullanıldığı açıkça görülmektedir. 21 Temmuz 1915 tarihli bir belgede “Ermeni ailelerini nakleden arabaların Malatya ve daha ileriye sevk edilmeleri, ziraat ve erzak nakliyatını yavaşlatacağından, gelecek kafilelerin vilayet hududunda teslim alınması ve arabaların mahalline iadesi hakkında Emniyet-i Umumiye Müdiriyeti’nden (Emniyet Genel Müdürlüğü’nden) Mamüratülaziz vilayetine çekilen telgraf” şeklinde iken 25.08.1915 tarihli belgede ise “Mamüratülaziz (Elazığ) vilayetinden birçok tebligata rağmen sevk edilmeyen Ermenilerin durumlarının tahkik için Vilayet Polis Müdürü Reşat Bey’in Malatya’ya gönderildiği” şeklindedir. Bu belge, yerel yöneticilerin sevkiyat için çok hevesli olmadıkları şeklinde yorumlanabilir.

28.09.1915 tarihli bir belgede ise Ermeni sevkiyatının doruk noktaya ulaştığını göstermektedir. Söz konusu bu belgede, Yukarıda ifade ettiğimiz üzere Kayseri ve Samsun’dan gönderilen Ermeni kafilelerinin Malatya üzerinden Musul’a gönderilmesini öngörmekte idi. Ancak bu belgede “Malatya-Urfa güzergâhındaki izdiham sebebiyle Ermeni muhacirlerinin Diyarbakır üzerinden Musul’a sevk edilmeleri” belirtilmektedir. 30.05.1917 tarihli bir belgede ise Ermeni sevkiyatının 1917 yılı ortalarında hala devam ettiğini göstermektedir. Söz konusu bu belgede “Mamüratülaziz’den (Elazığ’dan) Malatya’ya gönderilen Ermenilerin sevk sebepleri ile nere ahalisinden oldukları ve Malatya’da kalmalarında mahzur olup olmadığının bildirilmesine dair Mamüratülaziz Vilayetine çekilen telgraf”tan anlıyoruz.

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Ermenilerin Malatya üzerinden güneye sevk edilmesi ile ilgili olarak elimizde birtakım bilgiler mevcuttur. Resmi kayıtlarda Malatya Ermenilerine yönelik bir kıyımın yapıldığına yönelik de herhangi bir belgeye şimdiye kadar rastlamadık. Tersine belgelerde Malatya’da “İslam hanelerine” sığınmış Ermeniler olduğu görülmektedir. 28.03.1919 tarihli bir belgede “Malatya’da İslam hanelerinde bulunan Ermeni mültecilerin kendi cemaatlerine teslim edilmesi” istenmektedir. Ayrıca 17.04.1917 tarihli belgede “Malatya’da vaki Surp Antonyon Kilisesi’nin tamiri için ruhsat” verilmesi ile yine aynı günlü bir başka belgede “Malatya’da vaki Münhedim Ermeni Murahhashanesinin yeniden inşasına ruhsat ifası” şeklindeki olumlu veriler, Malatya’da Ermenilere yönelik olumlu izler olarak görülebilir. Ancak bu olumlu izlere rağmen Malatya’da Ermenilerin baskıya maruz kalmadıkları anlamına gelmemektedir. 

Ermeni kaynakları özellikle dönemin yaşayan isimlerinden derledikleri anlatımlara bakılacak olursa, Malatya bölgesinde de Ermenilerin katledildiğini hatta o kadar abartılı anlatımlar verilmektedir ki bunları doğru kabul edebilmek mümkün görülmemektedir. Örneğin, bir Ermeni kaynağı 1915 olaylarını şu cümlelerle vermektedir: “Açık alanlarda dev ateşler yakılır ve binlerce çocuk içine atılır. Eski devirlerden miras diri diri çukurlara gömme, kuyulara doldurma gibi yöntemler de eksik edilmez. Genç kızlar ve çocuklardan oluşan kurbanlar bazen katliam öncesi toplu tecavüze maruz bırakılır. Toplu zehirleme, tifo aşılama gibi…”

Görüldüğü gibi bu ürpertici ifadeler 1915 Ermeni olayları aktarılırken verilmektedir. İfadeler ilkçağda tanrılara yapılan toplu sunuların betimlemelerinden alınmış gibidir. 

Bunların yanında Malatya’da halk arasında söylenegelen anlatımlarda, Ermeniler sürgün edilirken yaşanan öldürmeler, abartılar içermekle beraber ortaya çıkan talihsizliklerle yüzleşilmesi gerektiğini göstermektedir. 

Ermenilerin Van’da yaptıkları katliamlarla, karşılıklı intikam saldırılarına dönüşen söz konusu bu kaos dönemi abartısız verilere dayalı olarak ayrıca incelenmelidir.

Ermeni Tehcirinde Kürtlerin Rolü

Bu bölümü toparlarken, bir hususu burada ifade etmekte yarar görüyoruz. 1915 yılında yaşanan Ermeni olaylarında, Kürtlerin rolünün ne olduğu konusunda sağlıklı bir araştırma yapılmış değildir. İmparatorluğu savaşa sürükleyen İttihat ve Terakki yönetiminin yönetim becerisi dikkate alınmadan Müslüman-Kürt topluluğunun bu olaydaki rolünü öne çıkarmak meselenin anlaşılmasını zorlaştırır. Zira Ermeni meselesi 1894-95 yıllarından itibaren Doğu Anadolu’da bir Ermeni-Kürt meselesi olmanın ötesinde Ermeni-Müslüman ahali bağlamında ele alınması gerekir. 

Ermeni Komitacıların 1894-95 yılından itibaren imparatorluğu tasfiye etmek için anlaşan büyük güçlerin vaatlerine uyarak çoğunluğu oluşturmadıkları bir coğrafya üzerinde bir devlet kurmaya kalkışmaları ve bunu yaparken Müslüman halkı korku ve endişeye sevk edecek şekilde hareket etmeleri, Müslüman ahali ile Ermenilerin arasını açmıştır. Hele Ermeni komitelerin Ruslarla işbirliği yaparak Van’ı ele geçirmeleri, burada katliam ve terör estirmeleri çoğunluğu oluşturan Müslüman-Kürtlerin endişelerini haklı çıkarmıştır. 

İttihatçı yönetimin Doğu cephesinde savaşı kaybetme telaşı ile bölgede Ermenilerin uzaklaştırılması halinde Ermeni mallarına el koymaya hazırlanan beylerin menfaati bir noktada birleşmiştir. 

Akıl tutulmalarının yaşandığı bu dönemde ittihatçılarla işbirliği yaparak Ermenileri katleden Kürt aşiret Bey’leri olduğu gibi Ermenileri tehcirden kurtaran, hatta bundan dolayı hükümet tarafından cezalandırılan aşiret beyleri de olmuştur.

Burada bu bahsi açmamızın nedeni 1915 yılı Ermeni tehcirinde Kürtlerin rolünün spekülasyondan uzak, kaynaklı araştırmaların önemini vurgulamaktır.

Ortak Acılar

1915-1917 yılları hangi açıdan bakılırsa bakılsın felaket yıllarıdır. 

Osmanlı İmparatorluğunu yok oluşa doğru sürükleyen I. Dünya Savaşı (1914-1918) Çanakkale direnişi dışarıda tutulursa hemen bütün cephelerde ağır yenilgiler alındı. Enver Paşa’nın bizzat yönettiği Sarıkamış harekâtı tam bir trajediye dönüştü. 90 bin Osmanlı askeri karların içinde donarak yaşamını yitirdi. 

Rus işgali ve Ermeni komitacıların korkusundan yurtlarını terk eden yüz binlerce Müslüman ahali Elazığ-Erzincan-Malatya ve Maraş yöresinde toplanmaya başladı. Yalnızca Malatya ve civarında toplanan mültecilerin sayısı 80 bin civarında idi. Açlık, hastalık ve evsiz bir şekilde buralarda perişan olan mülteciler zaman zaman evleri ve dükkânları yağmalamakta ciddi boyutlarda bir güvenlik sorunu haline geliyorlardı. 

19.10.1917 ve 21.10.1917 tarihli iki belge Malatya’daki durumu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Söz konusu belgelerden birinde “Sefalet içinde oldukları bildirilen Malatya’daki mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına dair Aşair ve Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesinden gönderilen bir telgraf”. Bir diğer belgede ise “Malatya Mebusu Kâşif ve Haşim Beylerin Malatya’da asayişin temini yönünde tedbir alınmasını istedikleri telgrafları üzerine buraya gerekli miktarda kuvvet gönderilerek asayişin sağlandığı” yönündedir.

Bütün bunların yanında 1915 Mart ve Nisan aylarından itibaren yerlerini terk eden Ermeniler ile hükümetin aldığı tehcir kararı doğrultusunda Urfa, Zor, Halep ve Musul taraflarına büyük kitleler şeklinde yapılan Ermeni Sevkiyatı, bilhassa Malatya’nın da içinde bulunduğu bölgeyi adeta kaosa sürüklemişti. Rus saldırıların da bütün şiddeti ile sürdüğü bu coğrafyada büyük acılar yaşanıyordu. Bu acıyı yalnızca Ermeniler değil, Müslüman ahali de benzer trajediyi yaşıyordu. Binlerce Ermeni ve Müslüman çocuğu “Darül Eytamlar” da (yetimhanelerde) bir araya getirilmişti. Birbirlerini kaybeden aile üyeleri ve yakınların bir kısmı, bir daha asla birbirlerini göremeyecek şekilde ayrılmışlardı. 

Ermenilerin Geri Dönüşleri

1915 Haziran başlarında zorunlu göçe (tehcir) tabi tutulan Ermeniler üç yıllık bir sürecin ardından 18 Aralık 1918 tarihinde alınan bir kararla memleketlerine geri dönmelerine izin verilmiştir. Bu kararla birlikte 1918-1920 yılları arasında Suriye ve Irak’tan yaklaşık 300.000 Ermeni geri döndü. 

Ancak tehcirin ardından mal ve mülklerine Müslümanlar tarafından el konulduğundan geri dönüşlerde ciddi sorunlarla karşılaşılmıştır.

Mart 1916’da oluşturulan “Aşayir ve Muhacirin Müdiriyeti Umumiyesi”nin amacı “Geri dönen tebaaya güvenli bir şekilde yerleşecek yer bulmak, su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak olmuştur. Fakat özellikle savaşın yenilgiyle sonuçlandığı ve Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı (30 Ekim 1918) zaman da geri dönüşler oldukça zor olmuştur.

Tehcir sırasında kadın ve çocukların çoğunlukla tehcirin dışında tutulduğu bilinmektedir. Tehcir dışında tutulan kadın ve çocukların kendi iradeleriyle ve zorla Müslüman kimseler tarafından tutuluyordu. 

30 Nisan 1916’da İçişleri Bakanlığı tarafından alınan kararlarda, erkekleri tehcire uğramış ya da orduya alınmış kadın ve çocuklar Ermenilerin ya da yabancıların yaşamadığı köylere ve bölgelere rastgele dağıtılacağı belirtilmişti. Bunların yiyecek ve içecekleri hükümet tarafından karşılanacak ve geleneklere uyması (?) sağlanacaktı. Genç kadınlar ve dullar yeniden evlendirilecekti. 12 yaşın altındaki çocuklar yetimhanelere yerleştirilecekti, yetimhanelerin yetmediği zamanlarda ise Müslüman ailelere bırakılacaktı. 

Geri dönüş kararı alındıktan sonra isteyenler iade edilmiş, istemeyenler ise yeni hayatlarına devam etmişlerdi. Fakat tüm bunlar kolay olmamıştır. Bazı kadınlar dönmek istemiş, ancak bazıları akrabalarının yaşadıklarından emin olamadıklarından 3-4 yıldır birlikte yaşadıkları kimselerle kalmayı tercih etmişlerdir.

Osmanlı Arşiv Belgelerinde 1917 yılı ile 1920 yılları arasında Malatya’da Ermeni kadın ve çocukların ailelerine teslim edilmesi ve Ermenilerin dönüşü ile ortaya çıkan mülkiyet soruruna dikkat çeken bilgilere rastlanmaktadır. 25.07.1917 tarihli belgede; “Sivas Emraz-ı Hariciye Hastanesi hastabakıcısı Vartohi’nin Malatya’da kimsesiz kalan kız kardeşi Haykatus’un yanına gelmesine müsaade edildiği”

17.12.1917 tarihli belgede; “Agup Sasunyan’ın hemşiresi Arakri’nin daha önce Malatya’ya sevk edilmesine rağmen firaren Mamürat-ülaziz’e dönüp, Zor’a sürgün edilen muhtedi (din değiştiren) Tahsin’in yanında kaldığı”

21.12.1917 tarihli belgede; “Yoginik adlı bir kızın Malatya’dan Dersaadet’te bulunan babasının yanına gitmesine izin verildiği” 

15.04.1918 tarihli belgede; “Malatya’da bulunan Erzurumlu Ağavni Panbukyan’ın çocuklarıyla birlikte, Halep’te bulunan validesinin yanına gitmesine müsaade edilmesine…”

15.11.1918 tarihli belgede; “Davud Şükrü’nün Malatya’da Saray Mahallesinde Ayvazzade Mehmet Efendi’ni himayesinde olan kerimesi (kız çocuk) muhtediye (din değiştiren – Müslüman olan) Naciye’nin yanına getirilmesi talebi…”

31.03.1919 tarihli belgede; “Şarkikarağaç’ın Kürtler karyesinden (köyünde) Gökmen namında birinin Malatyalı iki Ermeni kızı zorla alıkoyduğu iddiasının tetkiki…”

Tehcir yıllarında yaşanan hikâyeleri çoğaltabiliriz. Yüz binlerce insanın yerinden-yurdundan olduğu, ailelerin parçalandığı, annelerin çocuğundan, evladından, babasından ayrıldığı bu acı dolu yıllarda yaşanan gerçek hikâyeleri yazmaya kalkışırsak eminim ki ayrı bir kitap projesi ortaya çıkar. 

_________________

BÖLÜMÜN İLGİLİ KAYNAKLARI

1-Zeki Arıkan, Muhittin Birgen ve Ermenilerin İsyanı (Farklı Yönleriyle Ermeni Sorunu, Gaston Gaillard – Zeki Arıkan – Muhittin Birgen – Justin Mc Carthy – Tunca Kartantamer – Sedat İşçi – Nuri Bilgin, Nergiz Y., İstanbul 2005)

2-Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri, bky. 13. Baskı, 2008

3-Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara 1983

4-Nedim İpek, İmparatorluktan Ulus Devlete Göçler, Serander Y., 2006

5-Mc Carthy, Ölüm ve Sürgün, Osmanlı Müslümanlarına Karşı Yürütülen Ulus Olarak Temizleme İşlemi 1821-1922, Çev. Bilge Umar, İstanbul, 1982 

6-Başbakanlık Osmanlı Arşivleri(B.O.A.), Dosya No: 50, Gömlek No: 239, DH.ŞFR

7 Başbakanlık Osmanlı Arşivleri(B.O.A.), Dosya No: 51, Gömlek No: 130, DH.ŞFR, 25.03.1915 tarihli tegraf; B.O.A., 40/6, DH.EUM.2.Şb;B.O.A., 46/14, DH.EUM.2.Şb;

B.O.A. 56/26, DH.EUM.SSM;B.O.A., 86/128, DH.ŞFR;B.O.A., 65/41, DH.EUM.2.Şb; B.O.A., 50/1-63, DH.KMS

8- Başbakanlık Osmanlı Arşivleri(B.O.A.), Dosya No: 54/A, Gömlek No: 59, DH.ŞFR, 21.07.1915

9- Başbakanlık Osmanlı Arşivleri(B.O.A.), Dosya No: 10, Gömlek No: 44, DH.EUM, 2.şb

10- Başbakanlık Osmanlı Arşivleri(B.O.A.), 56/168, DH.ŞFR; B.O.A., 76/245, DH.ŞFR; B.O.A., 97/308, DH.ŞFR; B.O.A., 1486/26, ŞD; B.O.A., 1490/7, ŞD

11-http://www.kozuz.org/kitap/ersoykir.pdf – Kaynak: Çarsancak Ermenileri Tarihi, Kevork Yerevanyan, 1954, Beyrut ve Çemişgezek ve Köyleri, Hampartsum Kasparyan, 1969 – Erivan

12-M. Kalman, Batı-Ermenistan (Kürt İlişkileri) ve Jenasid, Zel Y., 1994

13-Ahmet Kemal Mahzar, Kürdistan ve Ermeni Soykırımı, Çev. Mustafa Düzgün, Kürdistan Y., Stocholm, 1986

14-Garo Sasuni, Kürt Ulusal Hareketleri ve 15. yy.dan Günümüze Ermeni-Kürt İlişkileri, Çev. Bedras Zartaryan, Memo Yetkin, Med Y., 1992

15-İsmail Beşikçi, Resmi Tarih: Kürt Sorununda Temel Sorunlar, Resmi Tarih Araştırmaları 6 – Resmi Tarihte Kürtler, Özgür Üniversite Y., 2008

16-İhsan Süreyya Sırma, Belgelerle II. Abdülhamit Dönemi, Bayan Y., İstanbul, Ocak 2000

17-Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İmge Y., Ankara, 2002

18-Oliver Abel, Yaralı Bellek, Türkler Doğu ve Batı, İslam ve Laiklik, Yayına Haz. Stephane Yerasimas, Doruk Y., Ankara, 2002

19-Erol Kaya, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’de Türk Mültecileri, Vilayet-i Şarkıyye ve Aydın Vilayeti Mültecileri (1915-1923), Elabil Y., Ankara, 2007

20-Başbakanlık Osmanlı Arşivleri(B.O.A.), 80/200, DH.ŞFR; B.O.A., 52/19, H.EUM.6.şb

21-Hacer Çelik, Ermeni Tehciri ve Tehcirden Dönen Ermenilerin İskan Sorunu, ÇTTAD, VII/16-17 (2008/Bahar-Güz)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."