You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

‘Malatya ve Kayısı Kültürü..’

‘Malatya ve Kayısı Kültürü..’
  • 27.12.2015

İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç.Dr. Bayram Murat Asma‘nın “Malatya ve Kayısı Kültürü” başlıklı yazısı BAKIŞ Gazetesi‘nde yayınlandı.
 
Doç.Dr. Asma’nın yazısı şöyle:
 
Malatya ve Kayısı Kültürü
 
Kültür, farklı alanlarda, farklı tanımları olan bir disiplin alanıdır. 
 
Toplumsal düzlemde baktığımızda, kültür, tarih içerisinde oluşan anlam ve değerler bütünüdür.  Sosyolojik bir olgu olarak toplumların, maddi ve manevi bağlamda tarih boyunca ürettiği her değer kültürün bir parçasını oluşturur. Yani kuşaktan kuşağa aktarılan, kuşatıcı bir insanlık mirasıdır. 
 
Antropologlar toplumu oluşturan kurum ve bireylerin temel ortak paydalarını da oluşturan kültürün ortak değerler çatısı oluşturduğunu, en temel iki özelliğinin öğrenilebilir ve semboller üzerine kurulu olmasına vurgu yaparlar. 
 
Kültür evrenseldir, ama evrensel olduğu kadar da yereldir. Bu bir çelişki gibi görünmesine karşın kültürü üreten tohumlar yereldir önemli ölçüde. Evrensel kültürü besleyen kaynaklar toplumların yerel değerleri ve üretimlerinden itibaren gerçekleşir. Yerel kültürler arasındaki etkileşimler ise, kültürün dünyalı bir kimlik özelliği kazanmasının yolunu açar. Yerel bir değer, evrensel kültürün parçası olabilirken, evrensel ölçütteki bir olgu da yerel düzeyde karşılık bulabilmektedir. 
 
Burada bizce en önemli konu ise kültür ile yerel olan arasındaki bağın koparılması, gözden kaçırılması, hatta yerel değerler ya da semboller ile kültür kavramı arasındaki ilişkinin sağlıklı biçimde kurulabilmesi yeteneğinden yoksun olmanın yaratacağı sorunlardır. 
 
Yerel değerlerden koparılmış bir kültür olgusu, kendi toprağından, kökünden koparılmış, köklerini besleyen su kaynaklarından mahrum bırakılmış bir ağaç misali kurumaya, kendini yeniden üretememeye, en hafif deyimi ile zenginliğini kaybetmeye mahkum olacaktır. 
 
Bu teorik çerçevenin ardından, yerel değerler – kültür ilişkisini Malatya’nın ilk bakışta sadece ekonomik ve tarımsal zenginliği olan kayısı üzerinden konuşmak istiyorum. 
 
Kayısı Malatya’nın sembolu, ekonomisinin lokomotifi ve bu şehrin en önemli ihraç ürünüdür. 
 
Ama aynı zamanda belki de Malatya’nın en önemli kültürel değeridir kayısı. 
 
Herşeyden once, kültür kavramının kökenine baktığımızda Latince toprağı ekmek, işlemek, tarım anlamına gelir. Kültürün Latince kökeninin tarımdan geliyor olması tek başına kayısının bir kültürel değer olmasını sağlamaz elbette. 
 
Kayısı, Malatya’nın, Malatya insanının yaşamını geniş, derin ve çarpıcı nitelikte etkileyen bir üründür. Kültür, en öz tanımı ile ‘Yaşama biçimi’ ise, kayısı da 17. yüzyıla dayanan tarihi ile   Malatya insanının yaşam biçimine derinden etki eden en önemli unsurlardan biridir. 
 
Kayısı, Malatya’nın ekonomik, sosyal ve toplumsal kurum dinamikleri bakımından incelendiğinde bu şehrin yaşam biçimine, yaşam kalitesine, insan davranışlarına, toplumsal tutum belirleme yolundaki tercihlerine, kentleşme süreçlerine, beslenme kültürüne, geleneklerini muhafazaya ve beslemesine, eğitim ve çalışma hayatına, tarımsal bilgi birikimine, yerel kültür-sanat zenginliğine derinden nüfuz etmiştir. Kayısıyla ilgili, şiir, türkü, hikaye ve alışkanlıklar başlı başına kültürel değerlerdir.
 
Peki, adına şenlikler, festivaller, bayramlar düzenlenen, vakıflar, dernekler kurulan, kitaplar yazılan kayısı, Malatyalılar için ne ifade eder? Malatyalı için kayısı, elmadan, portakaldan veya muzdan farklı mıdır? “Malatyalıların mişmiş dediği” kayısı, Malatya’nın günlük yaşantısına, kültürüne ne kazandırmıştır? Bir göz atalım..
 
Tarihte Malatya Kayısıları ile ilgili çok sayıda yazılı kaynağın bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Mevcut tarihi kayıtlar bir elin parmak sayısını geçmez. Günümüzden yaklaşık 350 yıl önce Malatya’ya gelen ünlü Seyyah Evliya Çelebi Seyahatname’sinde 53 bin kişinin yaşadığı şehirde, 7.800 meyve bahçesi  ve yedi kayısı çeşidinin var olduğunu bildirmiştir.   Evliya Çelebi  kitabında “Kırmızı, Sarı, Müşmüş, Beyaz, Bey, Sulu ve Etli adlarında yedi çeşit sulu kayısısı olur ki, bağdan şehre seleler ile güçlükle getirilir. Biraz incinse suyu kalmaz. Her bir kayısı kırk-elli dirhem gelir. Zerdalisinin hesabını Allah bilir. Çokluğundan pestil yapılıp diyar diyar yüklerle taşınır” diye bahseder.
 
Bu ifadeler bize, Malatya’da çok sayıda meyve bahçesi ve kayısı çeşidinin var olduğunu, iri ve güzel kayısların Malatyalılar tarafından ıslah edildiğini, üretilen kayısıların kurutulduğunu veya pestil yapıldığını, elde edilen ürünlerin başka memleketlere satılarak gelir sağlandığını göstermektedir. Tarih, insan, sosyal yaşam ve ticaret ile ilgili bu veriler, meyvecilik ve kayısıcılığın günümüzde olduğu gibi geçmişte de Malatyalıların günlük yaşamında önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. 
 
Buyurun, işte size Malatya ve meyvecilik kültürü..
 
Birçok kaynak Malatya Kayısısı’nın geçmişini Büyük İskender’in Asya seferlerine kadar uzandığını kaydeder. Bazı kaynaklar, Anadolu’da görev yapan Romalı askerlerle, bazıları ise  İpek Yolu’ndan geçen tüccar kervanlarıyla ilişkilendirir. 
 
Yerel bir hikayede ise Malatya’da üç ailenin Hacc’a gittiğini dönerken beraberinde getirdikleri kayısı çekirdeklerini diktiklerini ve büyüyüp meyveye yatan kayısı ağaçlarına kendi isimlerini verdiklerini (Hacıhaliloğlu, Çataloğlu ve Çöloğlu) muhtemelen daha önce duymuşsunuzdur. Yaklaşık 35-40 yıl önce, üst mahalleden komşumuz olan ve 100-110 yaşlarında olduğunu öğrendiğimiz, Fatğan Ana’nın bizlere anlattıkları belleğimde hala tüm tazeliği ile saklıdır.  Fatğan Ana biz çocuklara “Yaşlı bir dervişin Malatya’da dağ bayır demeyip dolaştığını, gitiği her yere, geçtiği her ovaya torbasında taşıdığı kayısı çekirdekleri diktiğini, bunu sadece Allah rızası için yaptığını” anlatmıştı. Anlatılanların ne kadar gerçek, ne kadar hikaye olduğunu bilmiyorum. Ancak benzer bir hikayenin izlerini meyvecilik alanında Türkiye’de ki en eski bilimsel çalışmalardan biri olarak kabul edilen, rahmetli Prof. Dr. Lütfü Ülkümen Hoca’nın 1938 yılında yayınlanan kitabında bulmak mümkün. Sözkonusu kitabın 298. sayfasında Hacıhaliloğlu kayısı çeşidinine ait çekirdeklerinin Malatya’ya bir derviş tarafından getirildiğine dair bir hikayeden bahsedilmektedir.   
 
Malatya Kayısısı, Malatya’nın ilçe ve köylerinde yetiştirilen kayısıların ortak adıdır. Tadı, aroması, rengi,  kurutma şekli ve çeşitleriyle Malatya Kayısısının kendine özgü bir kimliği vardır. Yüksek şeker içerikleriyle dikkat çeken meyveler Temmuz ayında dalından koparıldıktan sonra ya doğrudan güneşte kurutulur veya islim odalarında kükürtleme işlemine tabi tutulur. Çekirdekleri çıkarılıp şekil verildikten sonra kuru kayısılar artık pazarda tüketiciye sunulmaya hazırdır. Kükürtlü altın sarısı kayıslar ile esmer renkli kayısıların rengi gibi, tadı ve depolanma süreleri birbirinden farklıdır. 
 
Kayısı meyvesi yaş ve kuru olarak tüketilmesinin dışında reçel, marmelat, pekmez, nektar, tatlı, döner ve çikolata gibi değişik ürün gruplarıyla beslenmemize büyük katkı sağlar.  Diğer taraftan ilkbahar mevsiminden sonbahara kadar kayısı Malatyalıların günlük yaşantısının bir parçası haline gelmiş, değişik kültürel değerlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yukarıda da vurguladığımız gibi kayısıyla ilgili, şiir, türkü, hikaye ve alışkanlıklar başlı başına kültürel ürünlerdir. Mişmiş, mişmiş rengi, mişmiş zamanı, mişmiş parası, mişmiş balı, mişmiş alacası, mişmiş sarı, mişmiş bastığı, mişmiş odunu, sarı erik, acı çekirdek, tatlı çekirdek, islim damı, sarat, patik, zerdali, hüdai, aşı kayısı, kabuk, kabuk kavurması, şire pazarı, çir, çir aşı, şekerpare, bademli şekerapare ve daha birçok kelime ve deyimlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 
 
Malatya Kayısısı onlarca yazar ve şaire ilham kaynağı olmuştur. Araştırmacı-yazar rahmetli Ahmet Şentürk Beyin “Kendi ününe Malatya’yı ortak eden kayısı, kimbilir belki bir gün adını Malatya’ya armağan edecektir” sözü Malatya ile kayısının özdeş hale geldiğini güzel bir şekilde ifade etmektedir. 
 
Değerli Şair Mehmet H.Öcal Bey “Malatya Kayısıları” isimli bir şiirinde duygularını “Varlığı hayır- bereket, yokluğu derin bir size / Sabr’ın en tatlı cüz’idir Malatya Kayısıları” şeklinde tarif etmiştir. Malatya Lisesi’nin unutulmaz Edebiyat Öğretmeni Melahat Sezener 1940’lı yıllarda kalem aldığı ‘Malatya’ başlıklı şiirinde “Malatya’yı baştan başa çiçek bürüdü / Tanrı takmış alnına yeşil zümrüdü / Kayısı gibi al al olmuş benekli misin? / Derme gibi akışın var Kernekli misin?” dizleri her Malatyalının gururunu okşar, okudukça keyf alır, mutlu olur. 
 
Malatya Kayısı’ndan övgüyle bahseden çok sayıda şiir yazılmıştır. Arşivimizde olan kayısı konulu şiirlerden birkaçına daha göz atacak olursak; Şair-Yazar rahmetli Hüseyin Çolak Bey Malatya ve Mişmiş isimli bir şiirinde duygularını “Yiyen bulur dertlerine dermanı / Sarı sergen sanki altın harmanı / Dünya yesin, Lokman Hekim fermanı / Bal reçelin, şekerparem mişmişim” şeklinde ifade etmiştir. Eskimalatya/Battalgazi İlçesi’nin terk edildikten sonraki durumunu anlatmak için Hacı Ömer Efendi tarafından 1850’li yıllarda yazıldığı tahmin edilen “Malatya Şehrinin Destanı” isimli eserde yer alan “Poyraz” isimli şiirde kayısının ve kayısıya umut bağlamış Malatyalı’nın çaresizliği bakın nasıl anlatılmış: “İptida bahar olanda, yine esti zalim poyraz / Çiçekler temam  açıldı, yine esti zalim poyraz / Meyvenin bir yanın aldı, bir yanı geriye kaldı / Herkes A’na razı oldu, razı olmaz deli poyraz”. Hasan Basri Tuncel tarafından kaleme alınan “Mişmiş” isimli şiirde “Beydağı’nda seyran mişmiş / Oldum sana hayran mişmiş / Malatya’nın sembolüsün / Yaradana gurban mişmiş” denilmiştir. 
 
Malatya Kayısısı geçmişte ülkemizde yapılan birçok fuara katılmış, yarışmalardan ödüller kazanmıştır. Konu ile ilgili tarihi bilgiye Malatya Ticaret ve Sanayi Odası tarafından 1930 yılında yayınlanan bir bültende rastlıyoruz. Sözkonusu bültende, özetle “Malatya’da halkın geçimini sağladığı birçok sanat dalı bulunmaktadır. Bu sanatlar arasında en iyi durumda olanı çirciliktir (çekirdeği çıkarılmamış kuru kayısı).  Her sene yaklaşık yüz bin kilo çir İstanbul’a ihracat edilmektedir. 1929 senesinde de İzmir sergisinde sergilenmek amacıyla gönderilen Malatya Kayısısı sergi heyeti tarafından altun madalya ile ödüllendirilmiştir”  denilmiştir. 
 
Malatya Kayısısı yabancı uzmanların da dikkatini çekmiş, yazılan kitap ve makalelerde çokca övgüler almıştır. 1935 yılının Temmuz ayında Bursa Ziraat Okulu öğretmenlerinden Mustafa Dutipeği ile birlikte Malatya’ya gelen meyvecilik uzmanı Alman Prof. Dr. Gleisberg kayısının kurutma yöntemleri üzerine çalışmalar yapmıştır. Prof. Dr. Gleisberg ile yapılan röportaj Malatya’nın ilk yerel gazetelerinden biri olan Fırat Gazetesi’nde 3 Ağustos 1935 tarihinde “Malatya’nın meyveciliği yurt için bir altın kaynağıdır” başlığıyla yayınlanmıştır. Sözkonusu röportajda, gözlemlerini “Malatya’daki araştırma ve incelemelerin sonuçlarından memnunum. Bölgede meyvacılık için fevkalade uygun tabii şartlar vardır ve bu şartlar Türkiye için bir altın kaynağıdır. Fakat yalnız, Malatya’nın bu tabii kabiliyetine güvenerek kalınamaz, bilakis tarım ve meyvacılık işleri ile uğraşmak mevkiinde bulunan bütün resmi kurullar bu altın kaynağın yüksek gelirli bir memleket kapitali haline geçirmek işinde çalışma ve elbirliği yapmalıdır. Fidan yetiştirme, ağaç büyütme ve kayısı kurutma sırasındaki teknik noksanlar bölge meyvacılığının gelişimi konusunda pek az çalışma yapıldığını göstermektedir” şeklinde ifade etmiştir. 
 
Yaptığı çalışmalarla ülkemiz meyveciliğinin gelişmesine önemli katkılar sunan ve Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nden Dr. Lütfü Ülkümen’in Malatya’ya gönderilmesini sağlayan Prof. Dr. Gleisberg 1936 ve 1938 yıllarında Türkiye meyveciliği üzerine yazdığı kitaplarda Malatya Meyveciliğine ve özellikle kayısıya geniş yer vermiştir. Prof. Dr. Gleisberg kitabında “Malatya’da kayısının üretim yöntemi ve kurutma şekli ıslah edilmelidir. Ancak bu suretle cihan piyasasında büyük bir mevkii alan Kaliforniya meyveleri ile rekabet edebilir. Çünkü lezzet cihetinde bizim kuru meyvelerimiz onlardan yüksektir” şeklinde belirtmiştir. 
 
Aradan geçen 75 yılda Malatya’da kuru kayısının üretim ve kurutma şekillerinin geliştirildiği, yaklaşık yüz ülkeye yüz bin ton kuru kayısı ihracatının yapıldığı, en büyük pazarımızın ise ABD olduğunu yaşayıp görseydi Prof. Gleisberg’in en az bir Malatyalı  kadar sevineceğini düşünüyorum. Zira kendisi Alman olmasına rağmen ülkemize ait meyvelerden ‘bizim kuru meyvelerimiz’ şeklinde bahsetmesi Glesiberg’in Türkiye’yi sevgisini ne kadar içselleştirdiğinin ve ülkemize dair samimi duygularının önemli bir göstergesidir. 
 
Geriye dönüp baktığımızda, kayısının Malatya’da kültürel bir değer olduğuna dair çok önemli delillere sahip olduğumuzu görürüz. Kayısıcılıkta bugün geldiğimiz nokta yeterli midir, değil midir? Elbette bu tartışılmalıdır. 
 
Ancak tartışılmaması gereken tek konu, kayısının Malatya’nın kültürel zenginliğinin en önemli parçası ve en parlak rengi olduğudur. 
 
Bu gerçeklik apaçık ortada iken Malatya Belediyesi tarafından ilki bu yıl düzenlenen Malatya Ulusal Kültür-Sanat Sempozyumu’nda kayısıya ya da kayısının Malatya için taşıdığı derin ve kuşatıcı anlama dair tek bir tebliğin, sunumun olmaması üzücüdür. Üzücü olduğu kadar da kayısıyı anlama yolunda henüz çok işimiz olduğunu göstermektedir.
 
Ne diyelim, Malatya’da yaşayıp da kayısının ekonomik olduğu kadar kültürel bir değer olduğunu hala göremiyorsak, Allah kayısının yardımcısı olsun…”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."