Final

Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

Malatyaspor Ahvali

Malatyaspor  Ahvali
  • 27.12.2015

İsmet YALVAÇ

Malatyaspor, başkanın değiştiği Haziran 2006 kongresinden sonraki dönemde “tek alternatif” olmak için tüm koşulları hazırlayıp, öylece seçilen, sonra da gerçekten “tek alternatif” olduğuna kendisini inandırıp, buna gore “dayatmacı” koşullar yaratan, bir sezonu böylece geçiren yönetiminin yarattığı yeni bir kabusla karşı karşıya..

Önceki sezon sonunda, bizim bildiğimiz, birçoğunun bildiği, ancak bazılarının görmek ve hatırlamak istemediği nedenlerle oluşan koşullarda “Süper Ligden düşürülen” Malatyaspor’da bir yönetim değişikliği o sezonun sonunda gündeme gelmişti. O günkü koşullar, İstanbul ve Malatya’daki bazı grupları, yeni dönemde Lig A’nın şampiyonluğunu kovalayıp tekrar Süper Lige dönebilecek bir yapısı bulunan Malatyaspor’un yönetimini almak, en azından etkileyecekleri isimlerden yönetim oluşturmak gibi bir çabanın içerisine itmişti. Bu ortamda ortaya çıkan ve o dönemde gerçekten samimi duygular taşıyan isimlerden Haşim Karadağ, sonraki her dönemde fırsat buldukça en ağır bir şekilde çattığı, suçladığı Hikmet Tanrıverdi’nin de desteğiyle başkanlığa getirilmişti.

Karadağ, iyi niyetle başlamıştı işe.. Ancak, özellikle yakın çevresinde yeralan biri Malatya’dan, diğeri İstanbul’dan iki ismin, eski başkan Hikmet Tanrıverdi ile ilgili “marazi” boyutlara varan husumetleri, çok kısa sürede Karadağ’ı da etkileyip, aynı yola çekmeleri ve yanlış üzerine yanlış yaptırmalarıyla kendini göstermeye başladı.

Şampiyonluk mücadelesindeki bir takım için esas uğraşılması gereken bir lig, süreçte çoğunu kendileri yarattıkları bir yığın sorun varken, burada her sıkıştıklarında eski başkanı gündeme getirmeye başladılar. Sonra eski başkanın çevresi ya da yakın olduklarını düşündüklerini.. Ardından onlarla da kavga ettirme gayretine girdiler kulüp başkanını..

O kadar yanlış yapılırken, o yanlışların nereden, kimlerden kaynaklandığını göstermemek, görmemek için hayali düşmanlar, hayali muhalifler, hayali olaylar yarattılar. Karadağ farketmediği bu durumu, yönlendirenlerin istediğinden de öte bir boyuta taşıyınca, bu açıdan hedeflerine ulaştılar, bazıları!.. Ama Malatyaspor, hedefinden uzaklaşmıştı.. Onca para harcanmasına, onca çaba gösterilmesine, federasyonun bir önceki sezondan çok farklı (olumlu yönde) yaklaşımına karşın şampiyonluk hedefine ulaşılamamıştı.

Şampiyonluk mücadelesi sürecinde (sezon boyu) ve sonrasında gerçekte nerede yanlış yaptıklarını, neden böyle olduğunu anlamak yerine, hep başkalarını suçladılar. Kendileri dışında herkese fatura çıkartmaya kalkıştılar. Parası pul edilmiş, ağır hasar görmüş, sinirleri darmadağın olmuş, ağzından çıkanı giderek hiç duyamayan, önüne gelen herkese hakaret eden bir kulüp başkanı kaldı vitrinde. Yetmedi bu durum, arada yönetimdeki kimi isimlerden de destek alan “husumet sahipleri”ne.. Dedikodularla, olmadık laflar üretip üzerine senaryo yazmakla Karadağ’ı daha da kışkırttılar.

Bunun farkına varamayan, iki gün salim kafayla düşünse kendisine kimlerin en çok zarar verdiğini, hemen yakınına baktığında görebilecek olan kulüp başkanını, her an patlamaya hazır “bomba” haline getirdiler.

Ve bomba her yerde patlamaya başladı..

İlk kez tanıştırıldığı Futbol Federasyonu Başkanının odasında (Hikayesi ilginçtir).. Protokol tribünlerinde.. Uzatılan mikrofonların önünde, kameraların karşısında.. Kongrelerde..

Salt Malatyaspor sevgisi ve tutkusuyla ortaya saçtığı paraları heder oldukça, asabı daha da bozuldu..

“Zararın neresinden dönersek..” diye hesap yapamadı, belki de yaptırmadılar, güya en yakınında olanlar..

Dedikodularla bunu şişirip ortaya saldılar.. Vali, belediye başkanı, mebus, işadamı, eski yönetici, beraber çalıştığı yönetici, rakip takım, federasyon, hakem, gazeteciye karşı..

Kulübü sağlam (!) bir yapıya bağlamak gerekiyordu, bazılarının stratejisine gore.. Hayatında İnönü Stadı’nı görmemiş, Malatyaspor’un forma rengini dahi bilmeyenlerin de bulunduğu bir üye tablosu yarattılar (Son kongreden 3 gün once 525 diye bilinen rakam, kongre günü 602 olmuştu, Mart kongresi sağlama alınmış, Ağustos’ta 602’yle perçinlenmişti. İddiaya gore, bu ‘bindirme’ üyelerin bir bölümünün giriş aidatları da İstanbul’daki bir destek gecesinin ardından kulüp hesaplarına girmişti!..) Sayı yeter hale geldi ki herhalde, aslında yasal yönü çok tartışmalı son kongrede bir tüzük değişikliğiyle, 1000 dolar olan üyelik giriş aidatını 5 bin dolara çıkardılar.. Kulüp, üye yapısıyla tamamen kontrol altına alınmıştı.. Bunların “okey” demeyeceği bir başka ismin herhangi bir kongrede çıkıp yönetimi alması sözkonusu bile olamazdı. Öyle ki, kriz dönemlerinde adı gündeme gelenler, bu durumu bildikleri için “Başka aday çıkmazsa ben çıkarım.. Karadağ aday olursa ben olmam..” dediler, halen de demekteler.. Bunu bilmeyenler de hala, başka aday çıkmıyor der dururlar.

Aslında, “7 ecdat” değil de adı “Halil İbrahim” olan bir devlet memuru gelse, bir el atsa herşey değişebilecek durumdaydı. Üye yapısının durumu dahil..

İşte bu üye yapısının verdiği güç nedeniyle, olaylar çoğu zaman kamuoyunun pek bilmediği koşullarda devam etti..

Örneğin, Dr. Tuğrul Karaaslan ortaya çıktı başkan adayı olarak. Temmuz ayı içerisindeydi.. Şampiyonluğu kaybetmiş ve yönetimi de epeyce yıpranmış Malatyaspor’un yönetimini alabilmek için nabız yoklamaya başladı. Maddi kaynaklar konusunda tükenmenin yaşandığı bilinen, Belediye başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlardan da destek alamayacağı ortada olan yönetimin, bu alternatife sıcak yaklaşması beklenirken, öyle olmadı. Borç alacak hesapları için araya “hakem” konumunda girip “borç silme” değil de “kabul edilebilecek miktarın uygun koşullarda ödenmesi”ni sağlayacak bir il yöneticisi de olmayınca bunlar için “kendi başının çaresine bakma” durumu ortaya çıktı. Tanrıverdi’nin kabul ettikleri alacağını ödememek için ipe un serenler, kendi yöntemlerinin kendilerine uygulanmaması için “garanticiliği” yeğlediler. 4 Ağustos’taki kongreden yaklaşık 10 gün once İstanbul’da Dr. Karaaslan ve 2 danışmanının, Haşim Karadağ’ı ziyaret edip görüştükleri, bu görüşmenin ardından Dr. Karaaslan’ın yönetime talip olmaktan vazgeçtiği duyuldu. O görüşmede, Karadağ’ın kulübü devretmek için Dr. Karaaslan’ın önüne 3 trilyon 800 milyar liralık bir fatura çıkardığı, bunun 2 trilyon 850 milyarını hemen kongreden once ödenmesi, kalan miktarı için de 6 aylık çek vermesi gerektiğini söylediği bir kulis bilgisi olarak kaldı. Karadağ, “makul koşullarda” yönetimi devredebileceği bu alternatifin önüne, onca başarısızlığın ardından, çoğu peşin ödeme koşullu bir fatura çıkarmıştı.

Dr. Karaaslan alternatifi çekilince, “özel tertibat (!) alınmış” 4 Ağustos kongresine Karadağ tek aday olarak girdi. Mart kongresinde “şampiyonluk payesi” yaşamak için yönetime giren, ancak işler kötü gidince Ağustos kongresinde yönetimin içinde “direkt” olmayan kimilerinin etkisiyle ve “Bizi beğenmediniz mi? Alın size yönetim” mantığıyla hazırlandığı, işlerin iyi gitmesi halinde bunların hemen yönetime girebilmelerini sağlayacak bir şekilde formüle edildiği öne sürülen bir listenin ortaya çıktığı bu son kongrede; ne kaybedilen şampiyonluğun hesabı verilmiş, ne ayrıntılı hesap, ne de faaliyet raporu okunmuştu.. Malum konuşmalara bu kez malzeme Tanrıverdi değildi? Karaaslan’ın adı bile geçmedi. Oysa en uygun hedef oydu. Kongreye sebep oydu. Ama, “aramızda kalsın” görüşmesinden sonra o da hedefe konulmadı. Aralarında bizim de bulunduğumuz bazı gazeteciler, birazcık Vali vardı bu kez hedefte..

Bizim Bülent Yalvaç biraderin Karadağ’a anlattığı, bunun yamultup, eğip büküp kendisine gore yorumlayıp tamamen yalan yanlış bir şekilde aktardığı olay nedeniyle, bunun yerine biraderimize kızdık. “Doğru laf doğru adama anlatılır. Bunlarla ne konuşursun?!..” diye.. O olayın gerçek tarafını, daha sonra televizyondaki programında birader, “en anlamazın” anlayacağı şekilde anlattı, burada detaya girmiyoruz.

Bir de “kod” meselesi vardı oradaki konuşmasında. “Dedikodu dolduruşu” ile dağdaki bir eşkiya bağlantısını kendince birileriyle eşleştirdi. Bu benzetmeyi yaptığı mevzuyla ilgili “çok özel” bir hassasiyeti bulunan bu satırların yazarı tarafından bir cevap yazıldı. Bingöl dağlarındaki örneğine Hakkari dağlarından cevaptı bu.. Ancak, o sırada ne kadar “boş beleş” konuşsa da adının yanında “Malatyaspor Başkanı” ünvanı taşımakta olan birinin böyle bir yazıya muhatap olması, geride kalacak “Malatyaspor” adı açısından en hafif ifadeyle “yakışık” almayacağı düşünüldüğünden, “yayına konulmadı” ve donduruldu.

“Malatyaspor” hassasiyetleri nedeniyle, birçok konu yazılmadı, yazılmıyor.. Tüm tahriklere rağmen yazılmıyor.. Yazılamıyor değil, yazılmıyor.. Neyin, hangi olayların yazılmadığını da bilen biliyor. (Kulübe ve camiaya verdiği onca zarara karşın, parasal katkısının 75 milyar olduğu öğrenilen, bunun 20 milyarının da kesilme zorunluluğu nedeniyle 55 milyar civarında para verip kulübün sahipliğine soyunan, ‘başkan yöneten’, basında da zayıf halkalara yanaşıp karıştırıcılığı sürdüren biri bu hassasiyetin dışında kalmak üzere.)

4 Ağustos kongresinde ortaya çıkan yönetimin devam etmeyeceği çok açıktı. Hatta, bu kulüp başkanının bizlere yönelik sözlerinin ardından, bizim “şiddetli” bir yanıt vereceğimizi düşünen kimi dostlardan, “Yazarsınız, bunu bahane edip bırakırlar, iş üstünüze kalır.. Sakin olun” telkinleri aldığımızı söylemeliyiz.

Yazmadık..

Geçtiğimiz hafta Cuma günü kulüp tesislerinde, Celil’e verilen ve bu futbolcunun da kullandığı çek nedeniyle, toplam 435 milyar lirayı bulan bir borç için Samsun’dan gelen avukatın icra memuru ve polisler eşliğinde giriştiği haciz işleminde yaşananlar da bu yönetim yapısının durumunu ortaya koydu. İcra memuru ve polis kapıya dayandığında, futbolcu odalarına girip eşya tespiti yaptığında, futbolcunun dizüstü bilgisayarını bile yazmaya çalışıp şahsi mal olduğu söylendiğinde Samsun’dan gelen avukatın ‘faturasını getirin” diye sesini yükselttiğinde, kulüpte İrfan Özaslan dışında bir tek yöneticinin olmadığını, o sırada arandığında aslen Malatyalı olmayan başkan vekili zatın, kendi ilinin valisiyle görüşmede olduğu gerekçesiyle çok sonra geldiğini, “telefonu kulağından düşmeyen” ve başkanın hemen en yakınında, sözünü en çok dinleyip en çok yanlış yaptığı “cep telefonuyla özdeş” eski yöneticinin, “sürekli açık” olan ve hacizden haberdar edildikten hemen sonra artık cep telefonunun yanıt vermediğini, iş hallolduktan sonra faaliyete geçtiğini bilen biliyor. 40-50 milyar paranın verilmesi halinde hacizi durduracağı anlaşılan avukata, bu parayı verebilecek bir yönetici ortaya çıkmayınca, o sırada Ankara Şekerspor’a transferi gerçekleştiği için tesislerde bavulunu toplamakta olan futbolcu Eray’ın bir idari görevliye “Abi bende biraz para var. İşinize yararsa vereyim” diyerek 20-30 milyar verebileceğini söylediğini, yine takım kaptanı Taner’in gördüğü manzara karşısında yanındaki 10 milyarı verebileceğini ifade ettiğini, bu durum haciz manzarasından daha çok ağırına giden idari görevlinin ağlamaya başladığını, bu iki futbolcuya teşekkür edip sorunun çözümü için “yönetici” aramayı sürdürdüğünü yine bilen biliyor. Malatyaspor’un adının geçtiği her ortamda en önde giden eski-yeni yönetici birçoğu ortaya çıkmazken, telefon kapatırken, “geçici” de olsa bu sorunu çözmek yine kulüp başkanın gönderdiği 60 milyar lirayla sağlanıyor. Malatyaspor’un ve başkanının “kimyasını” bozanlar ise o sırada ortada gözükmüyor. Tesislere polisle gelip, sonra takviye isteyen avukatın, daha 3 ay once İnönü Stadı’nda maç sonrası, Malatyaspor’un kimi yöneticilerinin de aralarında bulunduğu bir gruptan saha ortasında dayak yiyen Samsunspor’un memleketinden gelmesi işin bir başka tarafı. O maçta sahada tekmeyle oyuncu kovalayan sonranın “telefon aracısı” yiğit (!) de, haciz yapılırken ortada yoktur. Bu da geçen Cuma günü yaşananların bir özetidir.

Malatyaspor’da Cuma günü durum buydu. Cumartesi günkü sezon açılışı, herkesin malumu.. Çok uzun zamandır görülmemiş sönüklükte bir sezon açılışı..

Detayları yazıldığı için burada ayrıntısına girmeyeceğimiz, futbolculara para ödenmediği için sözleşme yapılamaması, Teknik Direktöre verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle istifa edeceğini açıklayacağı basın toplantısından hemen once istifa edilmesi..

Ama öyle bir zamanlama ki, en büyük bomba da bu sonuncusu oldu. Ligin başlamasına 4-5 gün kala, 15 futbolcunun lisansı çıkarılamamışken “belirsiz” bir ortam yarattılar.

İstifa ettiklerini söylediler, kongre kararı aldılar!.. Hangisi ne kadar geçerli belli değil. Vali ve belediye başkanı Malatya’da olmadığından net bir durum yok. Ancak, daha önceki bir istifa girişimi ve ardından yaşananlar, destek çabalarına sonradan tavır koymalar, destek verenlerin pişman edilmesi görüldüğünden, istifanın kabul edilmemesi gibi bir durum beklenmiyor. Zaten, devam etseler de destek verecek kimse yok, görüldüğü kadarıyla. Ara formüllerin ardından yönetimi devralacakların olduğu anlaşılıyor.

Malatyaspor, şöyle ya da böyle bugünleri aşacak. Hatta Pazar akşamı maça “geçici” de olsa lisans sorunu çözülmüş olarak çıkacak. Futbolcunun, teknik heyetin “moral motivasyonu” mu? O başka birşey. Sebep olanlar ortada..

Ancak, son gelişmelerden ortaya çıkan; ili, şehri yönetenlerin, konuyla ilgili olması gerekenlerin, artık Malatyaspor konusuna daha duyarlı yaklaşmaları, aylar onceden geleceği görülen bugünleri göremeyenlerin işin eninde sonunda kendilerinin üstüne kalacağını görerek, zamanında tavırlı olmaları gerektiğidir.

Hele bazı meseleler birleştiren- bütünleştiren bir sportif mevzu olmaktan çıkıp artık “asayiş” sorunu haline gelmişse..

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."