You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

“Maşalar Elinizi Yakacak”

“Maşalar Elinizi Yakacak”
  • 28.12.2015

TBMM’nin 25. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan TBMM Genel Kuruluna geldi ve bir konuşma yaptı. 

TBMM 25. Dönem 2. Yasama Yılı açılış töreni başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan TBMM’nin 25. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı için salona girdiğinde Bakanlar Kurulu üyeleri, AK Parti, CHP ve MHP’li milletvekilleri ayağa kalkarken, HDP’li milletvekilleri ise ayağa kalkmadı. İstiklal Marşının okunmasından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasına başlayacağı anda Genel Kurul salonundan dışarıya çıktı.

Açılış törenine Bakarlar Kurulu tam kadro katılırken, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile kuvvet komutanları, yabancı misyon temsilcileri hazır bulundu.

ERDOĞAN KONUŞTU..

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 25. Dönem 2. Yasama Yılı’nın açılışı dolayısıyla Genel Kurul’da konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışını gerçekleştiren ilk Meclis’ten 25. Dönem’e kadar bu aziz çatı altında vazife yapmış olan tüm milletvekillerine şükranlarımı ifade ediyorum. TBMM üyelerinden başta ilk başkan Gazi Mustafa Kemal olmak üzere ahirete irtihal eden herkesi de rahmetle yad ediyorum. Yine bu yasama yılı açılışı vesilesiyle tüm şehitlerimizi rahmetle minnetle anıyor, gazilerimizden vefat edenlere rahmet, hayatta olanlara uzun ömürler niyaz ediyorum. Milletin oyuyla milletimizi temsil etmek maksadıyla bu çatı altında vazife üstlenmiş ancak vazifeleri sırasında çeşitli şekillerde kendilerine kıyılmış Meclis üyelerimizi bugün özellikle anmak istiyorum. Ali Şükrü Bey’i, Gün Sazak, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu ve Meclis üyesiyken katledilmiş diğer tüm isimleri hayatları pahasına demokrasinin yolunu aydınlattıkları için rahmetle yad ediyor, mekanları cennet olsun diyorum” ifadelerini kullandı.

7 Haziran seçimlerinin hiçbir siyasi partinin tek başına iktidarı sağlayamadığı bir tabloyla sonuçlandığını hatırlatan Erdoğan, “TBMM’nin 25. Dönem’i kısa sürmüş olabilir ama milli iradenin üstünlüğü ve çözüm üretme kabiliyetini ortaya koyması bakımından çok büyük anlama sahiptir. Yaşadığımız süreç demokrasi tarihimizde ilk kez şahit olduğumuz bir süreçtir” diye konuştu.

Bir hükümet kurulmamış olmasına rağmen Türkiye’nin, anayasasını harfiyyen uygulamak suretiyle çok büyük bir demokratik olgunluk sergilediğini vurgulayan Erdoğan, “Geçmişte benzeri süreçlerde Türkiye’de ekonominin ve siyasetin karşı karşıya kaldığı badireler hepimizin malumudur. Hükümet kurulamaması, cumhurbaşkanı seçilmemesi gibi durumlarda Türkiye aylarca krizlerin pençesinde kıvranmıştır hatta kimi durumlarda demokrasi dahi askıya alınmıştır. Siyasetin çözüm üretemediği, bu bahaneye sarılan müdahaleciler, vesayetçiler, siyaset kurumunu zayıflatmakla kalmamış, demokrasimizde de derin yaralar açmışlardır. 7 Haziran’dan bugüne kadar olan süreci Türkiye’nin demokrasinin, hukukun, siyasetin, milli iradenin gereklerine uygun şekilde yaşamış olması hepimiz adına büyük bir kazançtır. Ülkemizde siyasetin de devletin de kurumsallaşma sürecinde kat ettiği mesafeyi bu dönem vesilesiyle test ettik, ulaştığımız ileri düzeyi gördük. Siyasi partilerin varoluş gayesi siyasal alanı savunmak ve temsil görevlerini en iyi şekilde yerine getirmektir. Siyaset dışı saiklerle bu alanı boşaltan, görev üstlenmekten kaçınan siyasi partiler kendi varlıklarını inkar ediyor demektir. Kimse siyasal alanda ortaya çıkartılan boşluğun faturasını Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere başka yerlere kesmeye çalışarak sorumluluktan kaçamaz” açıklamasında bulundu.

“TÜRKİYE’NİN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNÜ SİYASETİN DIŞINDA ARAMAK BU MİLLETE YAPILACAK EN BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜR”

“Türkiye’nin sorunlarının çözümünü siyasetin dışında, siyaset dışı odaklarda aramak bu ülkeye ve bu millete yapılacak en büyük kötülüktür” diyen Erdoğan, şunları söyledi:

“Milletimizin basireti her türlü kilidi açacak marifete sahiptir. Milli irade tek ve yegane çıkış yoludur. Allah’ın izniyle Türkiye 1 Kasım’da bir kez daha demokratik kurallar çerçevesinde seçimini yapacak, milli iradeyi tecelli ettirecektir. 1 Kasım’da millet iradesinin en sağlıklı biçimde sandığa yansıması, parlamento içinde ve dışındaki tüm siyasi partiler için bir namus ve şeref meselesidir. Terörün çirkin yüzünün sandıkları tehdit etmesini engellemek için tüm siyasi partilerin insani ve vicdani bir tavır sergileyeceklerini, kolaylaştırıcı bir yaklaşım içinde olacaklarını umuyorum. Siyasette farklılıklarımız ile ülkenin ve milletin menfaatleri arasındaki ayrımı çok iyi yaparak hep birlikte üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz. Milletimizin birliğinin, ülkemizin bütünlüğünün, bayrağımızın, İstiklal Marşı’mızın, resmi dilimizin hepimizin asgari ortak noktası olduğunu burada özellikle vurgulamak isterim. Bu aziz kürsüde edilen yeminlere, yapılan ahitleşmeye uymak herkes için demokratik bir görevden öte ahlaki bir vazifedir. Türkiye’nin istiklal ve istikbalinin söz konusu olduğu yerde yek vücut olarak hareket edemezsek milletimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz.”

“TÜRKİYE’YE YÖNELEN TÜM SALDIRILAR BU ÜLKENİN ÇELİKTEN İRADESİ KARŞISINDA ERİMEYE MAHKUMDUR”

Siyasi partiler ve siyasi kadroların ülkeye ve millete hizmet konusunda rekabet ve yarış içinde olduğunu belirten Erdoğan, “Şuna hiç kimsenin itirazı olamayacağı düşüncesindeyim; bu rekabetin ülkenin ve milletin aleyhine sonuçlar doğuracak bir zemine kayması kabul edilemez. Milletin dışında güç odaklarına, özellikle de terör örgütlerine, paralel yapılara sırtlarını dayayanlar, bunlar üzerinden algı operasyonlarına girişenler, millete ve hukuka hesap vermekten kurtulamayacaktır. Milletimizin feraset ve basireti, milli ve yerli olanla gayri milli ve yabancılaşmış olanı en iyi şekilde ayıracak hassasiyete sahiptir. 1 Kasım seçimleri bu manada son derece önemli bir sınavdır. Türkiye’nin bu önemli sınavı da başarıyla atlatacağına yürekten inanıyorum. Seçimlerin ardından Türkiye ekonomisi büyümeye, Türkiye demokrasisi emin adımlarla geleceğe ilerlemeye devam edecektir. Türkiye her anlamda emin ellerdedir. Tarih hiç şüpheniz olmasın Türkiye’nin önlemez büyümesi ve güçlenmesine şahitlik etmeyi sürdürecektir. Türkiye’ye yönelen tüm saldırılar bu ülkenin çelikten iradesi karşısında erimeye mahkumdur. Tek bir vatandaşım dahi tedirgin olmasın. Türkiye okun yaydan fırlaması gibi geri dönülemez bir atılım dönemindedir ve İnşallah 2023 hedeflerimize mutlaka ulaşılacaktır” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE GERİYE GİTMEYECEK”

Milli gelirin 230 milyar dolardan 2014 yılı itibariyle 800 milyar dolara çıktığına işaret eden Erdoğan, son 13 yılda yapılan ve yapımı devam eden çalışmaları şöyle sıraladı:

“İhracatımız 36 milyardan 158 milyar dolara yükseldi. Enflasyon ve faizler, bu istikrar ve güven ortamında tarihi seviyelere geriledi. Uluslararası yatırımlar artarken, Türkiye, okulları, hastaneleri, yolları, köprüleri, tünelleri ve diğer altyapı yatırımlarıyla dünyanın parlayan yıldızı oldu. Sadece yüksek hızlı trenlerde bugüne kadar tamamlayıp işletmeye alınan hat uzunluğu bin 213 kilometreyi buldu. Ankara-Eskişehir-İstanbul, Ankara-Konya hatlarında yolcu taşımacılığı halen yapılıyor. Ankara-Sivas, Bursa-Bilecik, Ankara-İzmir, Konya-Karaman hızlı tren hatlarının inşası devam ediyor. Hedefimiz, 2023 yılına kadar, ülkemizdeki hızlı tren hatlarının uzunluğunu 13 bin kilometreye çıkarmaktır. Aynı şekilde hava taşımacılığı konusunda büyük bir atılım gerçekleştirdik ve havayolunu halkın yolu haline getirdik. 2002 yılında 26 olan ülkemizdeki havalimanı sayısı, 13 yılda 29 yeni havalimanı ilavesiyle bugün 55’e ulaştı. Bu güzel tabloyu eğitimde, sağlıkta, enerjide ve diğer tüm alanlarda görmek mümkündür.”

“Türkiye bu büyük kalkınma hamlesinden asla vazgeçemeyecek, geriye gitmeyecektir” diyen Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesine ait olan 2’nci çeyrek büyüme oranının, beklentilerin üzerine çıkarak yüzde 3,8 olarak gerçekleştiğine dikkat çekti. Erdoğan, 2002 sonundan itibaren devam eden istikrar ve güven ortamının, 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarıyla birlikte sorgulanır hale gelmesinin, hiç kuşkusuz bir tedirginlik oluşturduğunu belirtti. Ancak, 13 yıl boyunca gerçekleştirilen yapısal reformların, ekonomide ciddi sarsıntı yaşanmasını engellediğini ifade eden Erdoğan, aylardır süren belirsizlik ortamına rağmen, Türkiye ekonomisinin üstesinden gelinemez bir şoka maruz kalmadığını kaydetti.

“BUNLAR GELİP GEÇİCİ DÖNEMLER”

Türkiye ekonomisinin şuanda Avrupa’da ve içinde bulunulan bölgede, küresel krizin etkilerini en az hisseden ekonomi durumunda olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bankacılık sistemimiz dünyanın en güvenli ve sağlam sistemlerinden biridir. Ekonomik göstergelerde oluşan kısmi durgunluk geçicidir. 1 Kasım sonrası kurulacak güçlü hükümet, umuyorum ki ekonomik göstergelerin yeniden yukarıya doğru seyretmesinin de miladı olacaktır. Bu ortamı kendileri için fırsata çevirmek isteyenlere imkan vermemeliyiz. Özellikle ekonomi bürokrasisi kararlı hareket etmelidir. Finans sektörünün reel sektörü zor durumda bırakacak şekilde davranmasını da asla kabul edemeyiz. Bunlar gelip geçici dönemlerdir. Türkiye ekonomisi, dışa açık yapısıyla, küresel rekabetin şartlarına uygun olarak, üretime dayalı, adil, kapsayıcı büyüme ilkeleriyle yoluna devam edecektir. Tüm saldırılara rağmen Türkiye, ekonomide de 2023 hedeflerine ulaşacak, dünyanın parlayan yıldızı olacaktır.”

1 EKİM’DEN BU YANA YAŞANAN KRİTİK GELİŞMELER

TBMM’nin geçen yıl 1 Ekim’de gerçekleştirilen yasama dönemi açılışından bugüne kadar geçen sürede, Türkiye’nin son derece kritik gelişmeler yaşadığını hatırlatan Erdoğan, “Bilhassa önceki dönemin son haftalarında görüşülen İç Güvenlik Paketinin, terörle mücadele konusunda güvenlik güçlerimize ve adli birimlerimize çok önemli katkısı olduğuna inanıyorum. Geçtiğimiz 1 yıllık süreçte, maalesef pek çok acı hadiseye de şahit olduk. Yanı başımızdaki Suriye ve Irak’ta yaşanan hadiseler giderek tırmanırken, bunların ülkemize de farklı yansımaları oldu. Bir siyasi parti başkanının, büyük sorumsuzluk olarak değerlendirdiğim çağrısıyla başlayan 6-8 Ekim olaylarında 50 vatandaşımız hayatını kaybetti” dedi.

O günlerde, Ayn el-Arab veya Kobani olarak adlandırılan bölgeye yönelik DEAŞ saldırıları konusunda, ABD Başkanı Barack Obama’nın aktardığı bir bilgiyi kamuoyuyla paylaşarak, bölgenin her an düşebileceğini ifade ettiğini anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu sözümü çarpıtan bölücü terör örgütü mensupları ve onlarla aynı çizgide hareket eden bir siyasi partinin mensupları, ülkeyi ateşe ve kana boğan olayların fitilini ateşlediler. Halbuki, söz konusu bölgedeki çatışmalardan kaçan 220 bin kişiye biz sınırlarımızı zaten açmıştık. Bunların önemli bir bölümünü hala da misafir ediyoruz. Yine, bölgenin savunulması için Peşmerge ve Özgür Suriye Ordusu güçlerinin topraklarımızdan geçişine izin veren de biziz. Bölgeye yüzlerce kamyon insani yardım malzemesini gönderen, bu yardımların yerlerine ulaştırılmasına aracılık eden de yine biziz. Yalan ve fitne çarkını durmaksızın işleten bu kesimler, gerçek tüm açıklığıyla ortada olmasına rağmen, hala aynı iftiraları tekrarlamaktan geri durmuyorlar.”

“ZULME MARUZ BIRAKMA HAKKIMIZ YOK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak biz, tıpkı Balkanlar’daki, Orta Asya’daki, Kuzey Afrika’daki, Afrika ve Asya’nın diğer bölgelerindeki kardeşlerimiz gibi Suriye ve Irak’taki kardeşlerimize de gönlümüzü ve kapılarımızı daima açık tuttuk, tutmaya devam edeceğiz” dedi.

“Bizim için asıl olan bu kardeşlerimizle olan tarihi geçmişimiz, kültürel yakınlığımız, medeniyet ortaklığımız ve paylaştığımız insani değerlerdir” diye konuşan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bugün Suriye ve Irak dediğimiz yerler, daha bir asır önce bizim için Mardin’den, Diyarbakır’dan, Gaziantep’ten, Hatay’dan farkı olmayan coğrafyalardı.

Suriye ve Irak’ta yaşayanları kendi vatandaşlarımızdan ayrı görmek, bizi tarih nezdinde, ecdadımız ve bilhassa şehitlerimiz nazarında mahcup eder. Bizim bu topraklara ve oralarda yaşayan kardeşlerimize bakışımız, asla Batı ülkeleri başta olmak üzere diğer devletlerle aynı olamaz. Kobani’de veya bölgedeki bir başka şehirde yaşayan kardeşlerimizin sıkıntıya düşmesi, en az onlar kadar bizi de ilgilendirir, bizi de harekete geçirir. İşte bu anlayışla, Suriye’den ve Irak’tan ülkemize gelen tüm kardeşlerimize kapılarımızı açtık, açmaya devam ediyoruz. Hala bu ülkelerin topraklarında yaşayan kardeşlerimize de elimizden gelen her türlü yardımı yapmayı sürdürüyoruz. Bizim kimi Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi, bu kardeşlerimizi Akdeniz’de ölüme terk etme, sınır boylarında, tren istasyonlarında zulme maruz bırakma hakkımız asla yoktur.

‘Kardeş’ sözü bizim ağzımızdan bir alışkanlık olarak değil, kalbimizden, yüreğimizden kopup gelen, bin yıllık arka planı olan bir duygunun ifadesi olarak çıkıyor. İmkanlarımız sınırlı olabilir, ama hamdolsun gönlümüz zengin. Gönül zenginliğimizin bereketini de 5 yıldır görüyoruz, inşallah bundan sonra da görmeye devam edeceğiz.”

“BÖYLE BİR İDDİADA BULUNMAK BÖLÜCÜLÜKTÜR”

Türkiye’den imkan olarak katbekat güçlü Avrupa ülkeleri, birkaç yüz bin mültecinin sınırlarına dayanması karşısında paniğe kapılırken, Türkiye’nin milyonlarca sığınmacıyı yıllardır misafir ettiğini hatırlatan Erdoğan, “Elbette sıkıntılar vardır, olacaktır. 2 milyon insan dünyanın neresine giderse gitsin, mutlaka birtakım sıkıntılara yol açar. Ama şunu da kabul etmeliyiz ki, ülkemize gelen milyonlara gösterdiğimiz misafirperverliğin dünyada bir başka örneği yoktur” diye konuştu.

Erdoğan, gerek kamplarda kalan, gerek şehirlerde kendi imkanlarıyla ve yardımlarla barınan misafirlerin durumunun, diğer ülkelerle kıyaslandığında çok iyi düzeyde olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bunu biz söylemiyoruz. Ülkemize gelip durumu kendi gözleriyle gören insaf ve vicdan sahibi tüm yabancılar, bize takdir ve teşekkürlerini ileterek, bu gerçeği teslim ediyorlar. Sınırlarımız dışındaki tüm kardeşlerimize karşı bu duyguları beslerken, ülkemiz içinde herhangi bir bölgeyi, herhangi bir kesimi, herhangi bir grubu dışlamamız mümkün müdür? Böyle bir iddiada bulunmak bölücülüktür; daha önemlisi Türkiye’ye ve milletimize bühtandır. Geçmişte Kırım’dan, Kafkasya’dan, Balkanlar’dan, daha uzaklardaki Afganistan’dan, Türkistan’dan, Orta Asya’nın muhtelif bölgelerinden gelenlere gönlünü açan Türkiye’nin, kapı komşularına karşı farklı bir tavır içinde olmasına, en başta ben karşı çıkarım. Bunları, yaptığımız iyilikleri kimsenin başına kakmak için değil, istismar konusu yapılan bir meseleyi açıklığa kavuşturmak için ifade ediyorum.”

“TÜRKİYE HER ŞEYE RAĞMEN İSTİKRAR ADASI OLMAYA DEVAM EDİYOR”

Her şeye rağmen Türkiye’nin, istikrarsızlık, çatışma ve kaosun giderek arttığı bir bölgede güven ve istikrar adası olarak varlığını muhafaza ettiğini belirten Erdoğan, “Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine hiçbir zaman salt çıkar penceresinden bakmamıştır. Bölge ülkelerindeki olaylara kesinlikle mezhep veya etnik temelli olarak da yaklaşmıyoruz. Kısa dönemli menfaatleri, bizi biz yapan değerlere tercih etmedik, etmeyeceğiz. Günü kurtarmanın değil, ortak bir geleceği, bölgedeki kardeşlerimizle birlikte inşa etmenin çabası içindeyiz. Bu anlayışla, bölgemizde ve dünyada barışın, huzurun, istikrarın ve güven ortamının hakim olması için çalışıyoruz. Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, kökenine, mezhebine, inancına bakmadan tüm mazlumlara, mağdurlara sahip çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Ülkemize gelen misafirlerimiz için bugüne kadar 7,5 milyar doların üzerinde harcama yaptık” diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

“Harcadığımız bu rakamın sadece 417 milyon dolarını diğer ülkelerin yapmış olduğu yardımlar oluşturuyor. Türkiye, 4 yıldır 2 milyonu aşkın Suriyeli ve Iraklı kardeşine sahip çıkarak, komşuluk görevini yapmanın ötesinde tüm insanlığın onurunu kurtarmıştır. Milletimiz, büyük bir özveriyle davranarak, uluslararası topluma insanlık dersi vermiştir. Bu vesileyle, buradan 78 milyon vatandaşımızın her birine gösterdikleri bu insani duruş için şükranlarımı sunuyorum.”

“RIZA GÖSTERMEYECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25. Dönem 2. Yasama Yılı’nın açılışı dolayısıyla Genel Kurul’da konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “4 yıldır görmezden gelinen birkaç ülkenin sırtına yüklenen bu ağır sorunla artık Avrupa devletleri de yüzleşmeye başladı. Suriye’de iç savaşın, Libya’da istikrarsızlığın, Afrika’daki, Asya’daki sıkıntıların beslediği sorunlara duvarları yükselterek, sınırları tel örgülerle çevirerek güvenlik tedbirlerini arttırarak çözüm bulunamaz. Sorunun kaynağını inerek, önce katliamlara ‘dur’ demek, bununla birlikte bölgenin gerçeklerine uygun politikalar geliştirmek zorundayız. Suriye halkı kendini katleden, terör örgütleri arasında bir tercih yapmaya zorlanamaz. Türkiye sınırlarının hemen yanı başında ne terörün kök salmasına ne de tek yanlı oldu bittilere izin vermeyecektir. Adı ne olursa olsun terör örgütlerinin ülkemizde ve bölgemizde etkinlik kurmasına rıza göstermeyeceğiz. Son günlerde yaşanan gelişmelerin yaklaşık 5 yıldır devam eden bu sorunun çözümüne vesile olmasını diliyorum. Türkiye bu konuda bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada elinden gelen çabayı göstermeyi sürdürecektir” diye konuştu.

“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE ÜLKEMİZE YÖNELİK İKİRCİKLİ TAVRIN BİR TARAFA BIRAKILARAK OBJEKTİF ESASLARA DAYALI YENİ BİR SAYFA AÇILACAĞINA İNANIYORUM”

“Bölgemizdeki sorunlara çözüm bulunması için mücadele ederken, Avrupa Birliğine tam üyelik konusundaki kararlılığımızı da sürdürüyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye AB ilişkilerini kazan kazan stratejisine dayalı olarak bugünlere getirdik. Aynı anlayışla devam ettirmek istiyoruz. Buna rağmen bazı üye ülkelerce önümüze çıkartılan siyasi engeller nedeniyle müzakere sürecimizde uzunca bir süredir kayda değer ilerleme sağlayamadık. Birlik üyesi bazı ülkelerin Avrupa değerleri ve dayanışmasıyla bağdaşmayan yaklaşımlarının bu duruma yol açtığını biliyoruz. Ukrayna’da ve bölgede yaşanan olaylar Türkiye ile AB ilişkilerinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Önümüzdeki dönemde ülkemize yönelik ikircikli tavrın bir tarafa bırakılarak objektif esaslara dayalı yeni bir sayfa açılacağına inanıyorum. Ekonomik kalkınmasına paralel olarak az gelişmiş ve gelişme yolundaki ülkelere sağladığı kalkınma yardımlarını giderek arttırıyor. Resmi kalkınma yardımlarımızı 2014 yılında 4,5 milyar dolar seviyesine çıkartarak bu alanda dünyada üçüncü ülke haline geldik. Türkiye, gayri safi milli hasılasına oranla dünyada en fazla uluslar arası insani yardım yapan ülke konumundadır. Gelecek sene bu konuda çok önemli bir adım daha atarak ilk defa düzenlenecek olan Dünya İnsani Zirvesine ev sahipliği yapacağız. Bu zirve uluslar arası insanı hukuk, insani müdahale ve yardımlar gibi alanlarda geleceğin gündeminin belirlenmesine önemli katkıda bulunacaktır. Gelişmekte olan ülkelerde büyümenin yavaşladığı, finansal piyasalardaki hareketliliğin tüm ekonomileri etkilediği zorlu bir dönemde Türkiye 1 Aralık 2014 tarihi itibariyle G20’nin dönem başkanlığını üstlendi. 10 aydır sürdürdüğümüz dönem başkanlığımızda platformun meşruiyetinin güçlendirilmesi için gayret gösterdik. Bu doğrultuda güçlü, dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedeflerinin yanı sıra daha demokratik bir G20’nin oluşması için yoğun çaba sarf ettik. İnşallah tüm çabaları 15-16 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek G20 Zirvesiyle taçlandırmış olacağız. İnsan odaklı bir kalkınma anlayışıyla barışı, dayanışmayı, adaleti, hak ve özgürlükleri öne çıkaran politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

İsrail’in Kudüs’te sürdürdüğü baskıya, şiddete, saygısızlığa dayalı uygulamalarının bölgeyle birlikte tüm dünyayı tehlikeli bir yere doğru sürüklediğini bildiren Erdoğan, “İsrail, Müslümanların ilk kıblesi, Haremi Şerifi olan Mescidi Aksa’nın kudsiyetini sürekli ihlal ederek, fevkalade yanlış bir politika izliyor. Türkiye olarak bu konuda diğer ülkelerin liderleriyle görüşmeler yaparak, tepkimizi ortaya koyarak, meselenin çözümüne katkı sağlamaya çalışıyoruz. İsrail’in bu tavrından bir an önce vazgeçmesini, 3 dinin kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Kudüs’te huzurun ve güvenliğin sağlanmasını temenni ediyorum” dedi.

“KÜRT AYRIDIR, TERÖRİST AYRIDIR”

95 yıl önce, 23 Nisan 1920’de, Meclis’in, Türkiye’nin tüm renklerini kucaklayan bir anlayışla kurulduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bugün de 78 milyon vatandaşımızın her biri, bu Meclisin, bu devletin ve elbette bu vatanın eşit ölçüde sahibidir, her biri birinci sınıf vatandaşıdır. 95 yıllık süreçte, kimi dönemlerde, farklı etnik kökenlere, inançlara, mezheplere baskı yapıldığı, tabii ki inkar edilemez bir gerçektir. Bu manada, inançlı kesime de, farklı düşünenlere de, Kürtlere de, başka kesimlere de haksızlıklar yapılmıştır, hatta zaman zaman bu haksızlıklar zulme dönüşmüştür. Biz, ilk gençlik yıllarımızdan itibaren bu haksızlıkları bizzat yaşamış, bunlara bizzat şahit olmuş kişileriz. Bu haksızlıkları inkar etmediğimiz, tam tersine bu haksızlıkları yüksek sesle ifade ettiğimiz, tarihin kayıtlarında mevcuttur. Tüm siyasi hayatım boyunca olduğu gibi bugün de, hiçbir şahsi çıkarın, rütbenin, payenin peşinde değilim. Milletim beni rütbelerin en büyüğüne, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı makamına layık gördü. Ben, Büyük Türkiye, Yeni Türkiye, Güçlü Türkiye, 78 milyonun bir, beraber ve kardeş olduğu bir Türkiye mücadelesi veriyorum. Buradan Kürt kardeşlerime özellikle seslenmek isterim: Biz Kürt kardeşlerimizle her zaman gönül diliyle konuştuk. Bir şeyi birbirinden iyi ayırmak lazım. Kürt sorunuyla terör sorunu farklıdır siz bunu ayırt edemediniz. Bugün de gönül diliyle konuşuyoruz. İstiyoruz ki, yarın da, öbür gün de, ebediyen aramızdaki gönül köprüsü sapasağlam muhafaza edilsin. Her bir Kürt kardeşim elini vicdanına koysun ve Türkiye’nin nereden nereye geldiğini görsün. Bizleri birbirimizden koparma çabası, birbirimize düşman etme oyunu, aslında her ikimizi de hedef alıyor. Bunun için diyorum ki, Kürt ayrıdır, terörist ayrıdır. Terör örgütü, Kürt kardeşlerimin temsilcisi değildir. Kürt kardeşimin inancı, değerleri, ahlakı, onuru böyle bir örgütle yol yürümeye zaten uygun değildir. Mücadelemiz, bir etnik kökenle değil, altını çizerek ifade ediyorum, terörledir, terör örgütüyledir, teröristledir. Terörden en büyük zararı gören de yine Kürt kardeşlerimizdir. Elif Şimşek’i, Yasin Börü’yü, Fırat Simpil’i katleden; bununla da kalmayıp cansız çocuk bedenleri üzerinden alçakça algı operasyonları yürüten bir zihniyetin Kürt kardeşlerimle hiçbir ortak noktası olamaz. Biz, Kürt kardeşlerimizle yine gönül diliyle konuşacağız. Bugün, evet, teröre karşı amansız bir mücadele veriyoruz. Ama bin yıllık kardeşliği bozmamak, özgürlüklerden taviz vermemek için de son derece hassas davranıyoruz.”

“TUTTUĞUNUZ MAŞALAR GÜN GELECEK, SİZİN ELİNİZİ DE YAKACAKTIR”

“Çözüm Süreci, 78 milyonun kardeşliğini tesis etme noktasında bir son aşamaydı” diyen Erdoğan, “Biz bunun zor olduğunu biliyorduk, ama başarmak için denemek, mücadele etmek zorundaydık. Bu süreçte nihai aşama olarak, kardeşlik adına, huzur adına, Yeni ve Büyük Türkiye adına silahların bırakılması gerekiyordu. Türkiye düşmanı odaklara taşeronluk yapan örgüt maalesef bunu yapmadı. Terör örgütü alçakça, canice saldırılarına yeniden girişti. Türkiye Cumhuriyeti devleti de terör örgütüne hangi dilden anlıyorsa, o dilden cevap veriyor, vermeye devam edecek. Bu örgüt ülkemiz ve milletimiz için tehdit olmaktan çıkartılana, silahlar gömülüp üzerine beton dökülene kadar, bu mücadele sürecektir. Kimi siyasiler, kimi medya kuruluşları, kimi hain ve harici odaklar terör örgütünü desteklese de, Türkiye, istiklal ve istikbal mücadelesinden kesinlikle taviz vermeyecektir. Milletimiz, kimin gerçekten teröre karşı mücadele verdiğini, kimin de terörün yanında, arkasında durduğunu, terörü perdelediğini görmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin askerini, polisini, korucusunu, A şahsının, B şahsının askeri, polisi, korucusu gibi göstermek, teröriste alenen sahip çıkmaktır. Teröristler her gün güvenlik güçlerimize saldırırken, bunlarla mücadele edenleri itham etmek, teröre destek vermektir. Terörden siyasi rant ummak, aynı şekilde terörü desteklemektir. Terör örgütünün siyasetin üzerinde vesayet kurmasına rıza gösterilmesi ise, terörle mücadeledeki en büyük zaaftır. Siyasi partiler, terör karşısında tek yürek, yekvücut olmadıkları sürece, şehitlerimizin aziz hatırası önünde, millet önünde mahcup olacaklardır. Buradan, terörü ve terör örgütlerini destekleyen ülkelere de sesleniyorum. Ne yaptığınızı çok iyi biliyoruz, çok yakından takip ediyoruz. Tuttuğunuz maşalar gün gelecek, sizin elinizi de yakacaktır. DEAŞ, PKK, DHKP-C… Adı ne olursa olsun, sırf Türkiye’ye zarar veriyor diye terör örgütlerini destekleyenler bilsinler ki, gün gelecek, bu namlular onlara da dönecektir. Çünkü terörün karakteri böyledir; akrep gibi, eninde sonunda kendisini taşıyanları da sokar. Bunun için terörü, terör örgütlerini doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen tüm ülkelerin bu tavırlarından vazgeçmelerini bekliyoruz” şeklinde konuştu.

“ASIL OLAN TERÖRLE MÜCADELEDİR, YANİ SORUNUN KAYNAĞINA İNMEKTİR, BİR BAŞKA İFADEYLE BATAKLIĞI KURUTMAKTIR”

Teröristle mücadelenin önemli olduğunu ama yeterli olmadığını kaydeden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Asıl olan terörle mücadeledir, yani sorunun kaynağına inmektir, bir başka ifadeyle bataklığı kurutmaktır. Biz, işte bu anlayışla, bir yandan sürekli istismar konusu yapılan bölgenin geri kalmışlığı sorununu çözecek adımları atarken, bir yandan da hak ve özgürlükleri genişletecek reformları hayata geçirdik. Demokratik Açılım olarak ilk adımlarını attığımız çalışmaları, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesine dönüştürdük, nihai sonucu almak için de Çözüm Sürecini başlattık. Amacımız, terörü tüm boyutlarıyla ortadan kaldırmak, teröristlerin ülkemiz içindeki faaliyetlerini sıfıra indirmekti. Tek bir askerimizin, polisimizin, korucumuzun, vatandaşımızın canı yanmasın, kanı akmasın, evlerine ateş düşmesin, çocuklar yetim, eşler dul, anne-babalar boynu bükük kalmasın diye mücadele ettik, uğraştık. Milletimiz de, samimiyetimizi gördüğü için bu sürece destek verdi, bizi teşvik etti. 6-7-8 Ekim olayları, terörün yeni yöntemleri, yeni yüzü konusunda ilk önemli tecrübemiz oldu. Geçmişte kendi amaçları uğruna onlarca masum insanı gözünü kırpmadan öldüren bu yapının hala aynı yöntemlerde ısrar ettiğini gördük ve açıkçası ürperdik. Biz akan kanı tümüyle durdurmak isterken, birilerinin kan akıtmak için adeta sabırsızlandığına, el ovuşturduğuna şahit olduk. 7 Haziran seçimleri öncesinde, milletimizin iradesine tehditle, baskıyla, şiddetle ipotek koymaya çalışanların kurdukları tezgahları, ziyaret ettiğim illerimizde bizzat tespit ettim. Buna rağmen, seçim sonrasında sürecin demokrasinin, hukukun, vicdanın, ahlakın, izanın sınırları içinde yürüyeceğine olan inancımızı muhafaza etmeye çalıştık. Ancak terör örgütü ilk fırsatta silahlarını, bombalarını, tuzaklarını harekete geçirmekten geri durmadı. Bununla da kalmayıp, ‘hadiseleri şahsımın ve hükümetin başlattığı’ propagandasını yaparak, gerçeği örtme, hedef şaşırtma çabası içine girdiler. Maalesef aynı propagandaya, medya başta olmak üzere, çeşitli kesimlerden de destek verenler olduğunu görüyoruz. Biz bu toprakları kendimize vatan yapmak için bin yıldır mücadele ediyoruz. Eğer bu coğrafyada yaşamaya devam edeceksek ki gidecek başka bir vatanımız olmadığına göre elbette devam edeceğiz… Bin yıldır verdiğimiz mücadeleyi bugün de gelecekte de devam ettireceğiz demektir. Buradan terörle mücadelede görev alan tüm güvenlik görevlilerimize ve diğer kamu personeline başarılar diliyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifalar temenni ediyorum. Şehitlerimizin ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.”

“AMACIMIZ, BU MÜCADELEYİ MUTLAKA BAŞARIYA ULAŞTIRARAK, ŞEHİTLERİMİZİN DÖKÜLEN TEK BİR DAMLA KANININ DAHİ BOŞA GİTMEMESİNİ SAĞLAMAKTIR”

“Amacımız, bu mücadeleyi mutlaka başarıya ulaştırarak, şehitlerimizin dökülen tek bir damla kanının dahi boşa gitmemesini sağlamaktır” ifadesini kullanan Erdoğan, “Terörle mücadele; cumhurbaşkanıyla, hükümetle, devletin ilgili kurumlarıyla birlikte Meclis’in, burada temsil edilen siyasi partilerimizin tamamının ortak görevidir. Bunun için, diğer tüm farklılıklarımızı bir kenara bırakarak terör karşısında birlik, beraberlik, dayanışma, iş birliği içinde olmalıyız. Bu safta en küçük bir zafiyete izin vermemeliyiz. Yerli ve milli duruşa en çok ihtiyacımızın olduğu konu, işte bu meseledir. Küresel sistemde süren değişim ve bölgemizde yaşanan çalkantılar karşısında çelik gibi bir iradeyle, tek yürek, tek vücut olarak hareket etmek mecburiyetindeyiz. Çocuklarımıza güvenli, huzurlu ve müreffeh bir gelecek bırakmak için başka bir yolumuz, başka bir çaremiz yok. İşte bunun için biz ‘tek millet’ diyoruz, ‘tek bayrak’ diyoruz, ‘tek vatan’ diyoruz, ‘tek devlet’ diyoruz. Türkiye’nin geleceğini işte bu dört sütun üzerinde inşa etmek durumundayız. Bu dört sütundan hiç kimse rahatsız olmasın. Bu dört sütun, 78 milyonu aynı çatı altında buluşturan sütunlardır. Selçuklu Atabeyi Nurettin Zengi ve Eyyubi Sultanı Selahattin Eyyubi’nin torunları olarak, bu 4 sütunu biz asırlar içinde birlikte inşa ettik, istikbale de birlikte taşıyacağız” dedi.

“TÜRKİYE’NİN KAZANIMLARINA VE HEDEFLERİNE HEP BİRLİKTE SAHİP ÇIKALIM”

Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Küresel sistem bir hareketlenme, bir yeniden yapılanma sürecindeyken, gelin bu fırsatı iyi değerlendirelim. Türkiye’nin kazanımlarına ve hedeflerine hep birlikte sahip çıkalım. Bugün geriye doğru baktığımızda nasıl heba edilen imkanları hayıflanarak hatırlıyorsak, bizden sonraki nesillerin de bizi benzer duygularla yad etmesine izin vermeyelim. Güçlü, Büyük, Yeni Türkiye’nin inşasını birlikte gerçekleştirerek, tarihe hep birlikte hayırla yad edileceğimiz bir iz bırakalım. 25’inci Dönem Meclisinde bu imkanı yakalayamadık. 1 Kasım seçimlerinde belirlenecek 26’ncı Dönem Meclisinin, bu tarihi fırsatı değerlendireceğine inanıyorum. Bu düşüncelerle, kısa çalışma döneminde ülkemize önemli bir demokratik tecrübe kazandıran 25’inci dönem Meclisimizin kıymetli üyelerini bir kez daha kutluyorum. 1 Kasım seçimlerinin ülkemiz, milletimiz, tüm siyasi partilerimiz, tüm milletvekillerimiz ve milletvekili adaylarımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”

MHP’LİLERE TEPKİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşması esnasında MHP sıralarından gelen eleştirilere, “Siz bu kürsülere çok acemisiniz. Ben nereye hitap edeceğimi iyi bilirim. Siz daha öğreneceksiniz” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM’nin 25. Dönem 2. Yasama Yılı Açılış toplantısı konuşmasında terörle ilgili açıklamaları esnasında MHP sıralarından gelen itirazları şöyle eleştirdi:

“Rahatsız mı oldun? Terörün karakteri böyledir. Akrep gibi eninde sonunda kendisini taşıyanları da sokar. Siz bu kürsülere çok acemisiniz. Ben nereye hitap edeceğimi iyi bilirim. Siz daha öğreneceksiniz. Bunun için terörü, terör örgütlerini doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen tüm ülkelerin bu tavırlarından vazgeçmelerini bekliyoruz. Teröristle mücadele önemlidir ama yeterli değildir. Asıl olan terörle mücadeledir, yani sorunun kaynağına inmektir, bir başka ifadeyle bataklığı kurutmaktır.”

“Eğer bu coğrafyada yaşamaya devam edeceksek ki gidecek başka bir vatanımız olmadığına göre elbette devam edeceğiz” sözü üzerine laf atan MHP’lilere Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz o bölgelere çok gittik. Siz kaç kere gittiniz onu söyleyin. O bölgelerde teşkilat bile kuramadınız, kuramıyorsunuz. Gidin o bölgelerde çalışma yapın. Hiçbir zaman bunu yapmadınız, yapmıyorsunuz. Ben Cumhurbaşkanı olarak gitmediğim il yok. İlçeleri bile dolaşıyorum. Bin yıldır verdiğimiz mücadeleyi bugün de gelecekte de devam ettireceğiz” karşılığını verdi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."