You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

“Mücadele Sorumluluk Gereği”

“Mücadele Sorumluluk Gereği”
  • 27.12.2015

Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, pancardan şeker üreten Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin nişasta bazlı şeker üretim kotasını sıfır düzeyine çektiğini belirterek, “Türkiye’de zaten çok yüksek olan yüzde 10 düzeyindeki kotanın yüzde 50 oranında arttırılabilmesi dünya gerçeğiyle büyük ölçüde çelişmektedir” dedi.

Şeker-İş Sendikası’nın 50. kuruluş yıldönümü ve “Şekerin Geleceği: Sektörde Yıldız Ülke Olabiliriz” başlıklı sempozyumun ikincisi Büyük Anadolu Termal Otel’de düzenlendi. Sempozyuma, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, Pankobirlik Genel Müdürü Fahrettin Tan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve ziraat odaları yetkilileri ile şeker sektörünün önemli isimleri katıldı.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, “Hedefimiz, ülkemizi ve Türk şeker sektörünü bir basamak daha taşımak iken beklentimiz, sektörümüz adına verilen siyasi kararın oluşturulacak yeni bir kalkınma modeli ile taçlandırılmasıdır” dedi.

Gök, sonuca giden yolda atılacak adımlar ve dünya uygulamalarını referans alan politikalar ışığında Türkiye’de şeker üretiminin sürdürülebilirliğinin garanti altına alınacağını vurguladı. Şeker sanayiinin, hem tarımsal üretimin düzenlenmesine katkı yapan, hem tarımsal endüstrilerin kurulmasını sağlayan, hem de doğrudan doğruya endüstriye değer aktaran bir sektör olduğunu anlatan Gök, “Önümüzde, sağlıklı gıda üretimine olan talebin hızla yükseldiği, gıda üretiminin nispi değerinin arttığı yeni bir dönem bulunmaktadır. Küreselleşme konusunda Türkiye önemli meselelerle karşı karşıyadır. Bu meselelerden ilki, her geçen yıl nişasta bazlı şeker kotasının arttırılarak, piyasadaki kullanım hacminin genişletilmesidir. İkinci mesele ise pancara dayalı şeker üretiminin, yani doğrudan tüketilen sağlıklı şekerin veya gıda endüstrisinin kullandığı pancar şekeri üretiminin tasfiye edilmesi çabasıdır” diye konuştu.

“DÜNYA ÜLKELERİNDE NİŞASTA BAZLI ŞEKER YAPAY TATLANDIRICILARIN SAĞLIK BOYUTU TARTIŞILIYOR”

Günümüzde, dünya ülkelerinin nişasta bazlı şeker yapay tatlandırıcıların sağlık boyutunu tartıştığını vurgulayan Gök, şunları kaydetti: 

“Pancardan şeker üreten Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğu, mesela İngiltere, Fransa, Avusturya, Hollanda, Danimarka, Finlandiya nişasta bazlı şeker üretim kotasını sıfır düzeyine çekmiştir. Ülkemizde ise her yıl Bakanlar Kurulu kararıyla, zaten çok yüksek olan yüzde 10 düzeyindeki kotanın yüzde 50 oranında arttırılabilmesi dünya gerçeğiyle büyük ölçüde çelişmektedir ki bu durum, Türkiye’nin sağlıklı gıda tüketimi için, sağlıklı şeker üretim potansiyelini her geçen yıl daha da daraltması demektir. Meselenin daha büyüğü ise, şeker sanayinin büyük ölçüde tasfiye edilmesine neden olacak olan özelleştirme politikalarıyla ilgilidir. Sendika olarak, özelleştirme girişimlerine karşı verdiğimiz mücadele, sadece biz İşçilerin İşimizi kaybetme mücadelesi değildir. Türkiye Şeker Sanayi İşçileri Sendikası’nın yaptığı mücadele, ülkesine karşı sorumluluğunun gereği olan bir mücadeledir.”

Gök, küresel politik oluşumlara yön veren ülkelerin, stratejik öneminin dünyaca kabul gördüğü ürünlerin üretimlerini garanti altına almak için kararlar aldığı belirterek, “Ülkemiz de kalkınmanın üretmekten; üretmenin ise üretici eksenli yapılanmalar ile gerçekleşeceğinin farkındalığıyla hareket etmek zorundadır. Avrupa’da ve birçok ülkede yaşanan özelleştirme politikalarının yön değiştirerek fabrikaların üretici ve çalışanlara devri ile çizilen yolda; Türkiye’yi seven herkesi, güçlü ve büyük Türkiye idealinden heyecan duyan her kimseyi, hepinizi bu sektöre sahip çıkmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

“ABRAHAM’LARIN DEĞİL İBRAHİM’LERİN PANCAR ÜRETTİĞİ BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ”

Pankobirlik Genel Müdürü Fahrettin Tan ise, Birleşmiş Milletler’in 2012 yılını “kooperatifçilik yılı” ilan ettiğini hatırlatarak, “Ülkemizde ne yazık ki kooperatifçiliğe verilen önem bugüne kadar verilmedi. Kamu sektörü maalesef stabil kaldı. Özel sektörde aşırı kar hırsı var. İşte bu ikisinin ortası olan hem ülke ekonomisi hem de sosyal alanda başarılı olacak model, kooperatifçilik modeli” dedi. Türkiye ekonomisinin şeker sektöründe yıldız ülke olabileceğini belirten Tan, “Çünkü Türkiye gözünü AB’ye çevirdi. Yarın sadece siyasi sınırlarının kaldırıp gümrük duvarlarının yıkıldığı bir ülkede bizim çiftçimiz, Fransızla, İngilizle, Almanla yarışacak” dedi.

Tan, şekerin özelleştirilmesinin herkes için önem taşındığını belirterek, “Üreticisiyle çalışanıyla, nakliyecisiyle hayvancılığıyla, yem sanayiden yan sanayiin toplam 10 milyona yakın insanın geleceği yatıyor, şekerin geleceğinde. Dolayısıyla Türkiye’de şekerdeki özelleştirme bütün sektörlerden daha farklı. Çünkü bu sektörde yanlış bir özelleştirmede geri dönüş söz konusu değil” diye konuştu.

Tan, Türkiye’nin özelleştirmede çok acı tecrübeler yaşadığını vurgulayarak, “Hans’lar değil Hasan’lar şeker üretsin istiyoruz. Abrahamlar’ın değil İbrahim’lerin pancar ürettiği bir Türkiye istiyoruz” dedi.

Meclis’teki 4 parti grubu temsilcileri de sempozyumda birer konuşma yaptı. Bu yıl ikincisi düzenlenen sempozyumda ayrıca, “Tarımsal kalkınma ve şeker sanayii”, “Şekerin geleceğinin yol haritası”, “Gıda sanayiinde tatlandırıcı sorunları ve sağlıklı beslenme” gibi konular ele alınacak. 

MİLLETVEKİLİ ÇALIK..

Malatya Milletvekili Öznur Çalık da, “Pancar tarımı ve şeker sanayiini;  tarım ve sanayi entegrasyonunun en verimli örneklerinden biri olarak takdim etmek istiyorum. Bugün en gelişmiş ülkelerin bile sanayilerini tarıma dayalı hale getirdiklerini akılda tutarak; sizlere neden böyle bir takdimi uygun gördüğümü açıklayayım:  Gıda maddeleri her geçen gün çeşitleniyor ve toplumun gıda talebine yetişilemiyor. Tarım, ekolojik dengeye katkı sunan eski bir dost gibi burada imdada yetişiyor ve sanayinin sırtına destek veriyor. İyi ki de yapıyor çünkü tarımın destek verdiği sanayilerin ülkelere sunduğu milli gelir, ihracat ve istihdam katkısı çok daha fazla sürdürülebilir oluyor.  Bu fotoğraf içinde, şeker sanayii ve şeker sanayiini destekleyen pancar tarımı ülkemiz için oldukça stratejik bir sektörü arz ediyor. Türk şeker sektörü, yalnız şeker üretmek için hammadde kullanmakla kalmıyor: Aynı zamanda, yan sektörlere ve istihdama katkılarıyla çiftçiye en fazla geliri sağlayan sektör oluyor. Bu da; yılda yaklaşık 3 milyar dolar katma değer demek. Sadece taşımacılık sektörü için bile 25 milyon ton iş hacmi demek… Tarımda, hayvancılıkta, kimya, alkol, ilaç, yem ve maya sektörlerinde dışa bağımlılığın önüne geçmek demek. Doğrudan ve dolaylı olarak ilişkilendirilen 10 milyon insanımıza iş ve ekmek kapısı demek” şeklinde konuştu.

Çalık şunları söyledi, “1980’li yıllardan itibaren teknolojik gelişmelerle birlikte, dünyanın ekonomik ve siyasi görünümünde de hızlı bir değişim sürecine girildiği hepimizin malumu. Bu sürece; küreselleşme, demokratikleşme ve özelleştirme damgasını vurdu. Özelleştirme; gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülkelerin gündemindeki en önemli konu haline geldi. 

İlk defa 2000 yılında üçlü koalisyonun bulunduğu DSP, MHP, ANAP döneminde Türk-Şeker’in, Tekel ve Sümer’in özelleştirilmesi kararı alındı. Ekonominin temel prensipleri, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de serbest piyasa ekonomisinin gelişmesine imkân vermek üzere, devletin birçok sektörde üretim ve ticaretten çekilmesini zorunlu kıldı.  Kamunun iktisadi hayat içerisinde yerinin sorgulandığı bu yeni dönemde, Türkiye’de de birçok sektörde olduğu gibi şeker sanayi için de özelleştirme süreci başladı. 2002 yılında, başta Adapazarı olmak üzere 7 şeker fabrikasının tasfiye edilmesine karar verildi.  Aynı yıl, Başbakanımız gazetelere verdiği röportajlarda, “Şeker ihracına başlamamız lazım, neden biz dünya pazarlarında yer bulamıyoruz”, diyor ve Adapazarı Şeker Fabrikası’nı kapalı tutmanın kamuya darbe olduğunu söylüyordu.”

Çalık, “Özelleştirme girişimleri 2009 yılında Portföy C ve Portföy B grubu şeker fabrikalarının ihale ilanının yayınlanması ile yeniden gündeme geldi. Şeker-İş Sendikası bu konuyla ilgili hukuki bir süreç başlattı ve Portföy C grubu fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin ihale ilanının ve şartnamesinin yürütmesinin durdurulması kararı verildi.  

2011 yılına gelindiğinde 14 Eylül 2011 tarihinde Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ye ait Portföy B ve Portföy C grubu şeker fabrikaları için yeniden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale kararları yayınlandı. Portföy B ve portföy C şeker fabrikalarının ihalesi 29.11.2011 tarihinde gerçekleştirildi. Ekim 2012‘de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ye ait olan ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca 29 Kasım 2011’de yapılan nihai pazarlık görüşmelerinde satılmasına karar verilen Portföy B Malatya, Erzincan, Elazığ ve Elbistan Şeker Fabrikaları ile Portföy C: Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat, Çorum ve Çarşamba Şeker fabrikalarının ihalelerini iptal eden karara imza attı.  2002 yılından bu yana, AK Parti olarak biz, özelleştirmenin daha rasyonel bir ekonomik yapının oluşması için öneminin farkında olduk.Özelleştirme, ekonomide verimi arttırmayı, devleti tam rekabet ortamını bozabilecek faaliyetlerden uzaklaştırmayı sağlayacak bir uygulamadır, dedik” ifadelerini kaydetti.

Çalık konuşmasını şöyle sürdürdü; “ Bütün bu gerçeklerin yanında, biz özelleştirme yapılırken hem ilgili bölgenin hem kurumun hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak menfaatlerinin bir paydada düşünülmesi gerektiğine inandık. Kritik sektörlerdeki özelleştirmeler söz konusuysa; önce, ulusal stratejik tercihlerimizi, vatandaşımızın sürece duyduğu güveni özelleştirmenin şeffaf denetimini göz önünde tutacağımızı söyledik.  Malatya Şeker Fabrikası’nın durumu da bu anlamda özeldi. Bazı fabrikalar vardır; kurulu olduğu bölgedeki tüm farkları siler; herkes için iş, aş ve refah üretir.  Türkiye’nin az gelişmiş bölgeleri olan Doğu ve Güneydoğuda bulunan fabrikalarımız,  bu bölgelerde hem istihdam yaratmakta; hem toplumun refahına büyük katkı sağlamaktadır. 

347.790 metrekarelik alanda kurulu olan ve bugün 346 kişinin istihdam edildiği Malatya Şeker fabrikamız böyle bir misyon ve motivasyonla çalışır. Fabrikamız, bölgemizden 1.027 çiftçimizin pancar ekimi yaptığı ve 167 bin ton pancarın işlenerek 21 bin 850 ton şeker ile birlikte 6 bin 800 ton melas üretiminin gerçekleştiği bir yaşam ve üretim alanıdır.  İşte böylesi eşsiz bir tesis olan Malatya Şeker Fabrikasının kapanması ihale sürecinde özellikle birtakım hukuki boşluklardan dolayı elverişli hale gelmişti. Biz fabrikamızın kapanırsa çiftçimiz ve esnafımız açısından büyük olumsuz etkiler yaratacağını gördük ve özelleştirme ihalesinin ertesi, süreci yakın takibe aldık.  Bu süreci yaşarken AK Parti iktidarı olarak büyük bir açıklık ve samimiyetle,  özelleştirmeye karşı olmadığımızı söyledik. Fakat şunu da ekledik: Bu özelleştirme gerçekleşecekse, bir satış olacaksa; vicdanen en ufak bir tereddüt bile duymamalıyız. Yüreklerimiz bunun haklı ve doğru bir satış olduğu konusunda hemfikir olmalı. Böyle bir karar alabilmek için de iki şart öne sürdük: Bir, arsa uygun fiyata satılmalı; iki, fabrika özelleştikten sonra en az iki yıl çalıştırılmalı. Sayın Şeker-İş Genel Başkanımız, Sayın Maliye Bakanımız, Sayın Özelleştirme İdaresi Başkanımız ve son aşamada Sayın Başbakanımızla yaptığımız istişare ve görüşmeler neticesinde Malatya’nın hassasiyetleri göz önünde bulunduruldu ve Başbakanımız Malatya Şeker Fabrikası özelleştirme ihalesinin altına imza atmadı. Bu iptal kararı inşallah hayırlı olmuştur. Sayın Başbakanımıza tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz. Biz siyasileri aydınlatan ve bilgilendiren çalışmalarıyla, bir sivil toplum örgütünün üstlenmesi gereken sorumluluğu büyük bir özveriyle gerçekleştiren Şeker-İş Sendikasının “Kazanan Ülkemiz Olsun” ideali, inanıyorum ki yerini bulacaktır.

Sektörün dinamiklerini ve önceliklerini dikkate aldığı,  Kanunla yetkilendirilmiş kurumların satış fiyatlarındaki dengeleyici ve belirleyici rolüne sahip çıkılan üretime köstek olmayan ihracatçılara yönelik destekleyici politikaları destekleyen bir özelleştirme süreci bizi ancak tatmin edebilir. Ve AK Parti, hükümetimiz ancak böyle bir özelleştirme sürecinin arkasında durabilir.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."