You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

MUFF ya da Tandoğan Sendromu

MUFF ya da Tandoğan Sendromu
  • 27.12.2015

Niyazi DOĞAN

dogannd@gmail.com

Nevzat Tandoğan, Türkiye’de bürokratik devlet anlayışının ete kemiğe bürünmüş halidir. 

Tek parti döneminde devletin toplumsal yaşamın her alanını kontrol etme istek ve eylemlerinin yılmaz uygulayıcısıdır. 

Tandoğan, 1925-1927 yılları arasında iki yıl süreyle Malatya valisi olarak görev yaptı. 

Çalışmalarını yakın takibe alan Başvekil İsmet İnönü, Malatya karnesini başarılı bulmuş olsa gerek Tandoğan’ı 1929 yılında Ankara Valiliği’ne atadı. 

Nevzat Tandoğan başkent Ankara’da dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay’ın da adının karıştığı bir cinayet soruşturmasında, ‘suçluyu gizleme’ iddiasıyla mahkemece ifade vermeye çağırıldığı 1946 tarihine kadar, yani tam 17 yıl Ankara’nın hem valiliğini hem de belediye başkanlığını yürüttü. 

Tandoğan, söz konusu cinayet soruşturmasına adının karıştırılmasını, hele mahkeme tarafından ifadeye çağırılmasını ‘kabul edilemez’ bularak, 10 Temmuz 1946 tarihinde evinde görevi nedeniyle sahibi olduğu silah (beylik tabancası) ile kafasına sıkarak yaşamına kendi eliyle son verdi.

Tek parti döneminde, Nevzat Tandoğan’ın kişiliği ve yönetim anlayışında somutlaşan buyurgan devlet ideolojisi, her alanı denetleme / gözetim altında tutma ve yukarıdan aşağıya bir yaklaşımla yönlendirme arzusu o kadar güçlüdür ki, toplumsal olan her şeyi kendi eliyle yaratmak ister. 

Dönemin bürokratik anlayışının zihinsel haritasını yansıtan en çarpıcı örnek ise Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın, gösteri yaptığı için polis tarafından yaka-paça gözaltına alınıp huzuruna çıkarılan üniversiteli gençlere “Şayet bu ülkeye komünizm gerekiyorsa, bakar, araştırır onu da biz getiririz. Size ne oluyor?” şeklindeki azarlamasıyla tarihe kayıtlanır.

Artık tek parti döneminde yaşamıyoruz. 

Türkiye’de bugün itibariyle faaliyet gösteren parti sayısı 77. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ise geçtiğimiz günlerde olağanüstü kongre yaparak politik arenada yeni bir sol kulvar açma mücadelesi vereceğini açıklayan HDP ile birlikte tam 5 parti bulunuyor. 

Serbest seçimler yapılıyor, gizli oy açık tasnif usulü uygulanıyor. 

Hatta, varlığına dair herhangi bir emare görmesek de Başbakan Erdoğan ‘İleri demokrasi’ye geçtiğimizi bile rivayet ediyor. 

Vitesli bir demokrasimiz var yani…

Lakin tek parti dönemi de olsa, ‘ileri demokrasi’ de olsa devletin doğası değişmiyor. 

Sadece iktidar değil, rejimin biçimi değişse bile, devletin genlerindeki müdahaleci / buyurgan karakter değişmiyor. 

Değişen, iktidar sahiplerinin ideolojisine göre müdahaleciliğin ve buyurganlığın biçim ve kimlik değiştirmesidir. 

Yani tek parti dönemi de olsa, ‘ileri demokrasi’ de olsa özellikle Türkiye tipi ülkelerde buyurganlık erkini elinde bulunduran değişir ama devletin buyurgan / müdahaleci / toplumsal olanı kontrol altında tutucu / sivil alanı daraltıcı karakteri ve refleksleri değişmez. 

Değişmez, çünkü iktidarların ve bizatihi devletin kendisini yeniden üreterek varlığını sürdürmesi bu değişmezliğe ayarlıdır. 

Gerçekte ise bu değişmezlik devletin içten içe çürümesidir aslında…

Tarihsel bağlam ve teorik çerçeveye nokta koymanın zamanıdır. 

Hatta, farkındayım, uzattım bile. 

Gelelim şu ana kadar yazdıklarımız üzerine inşa edeceklerimize: 

Malatya Uluslararası Film Festivali bu yıl 4. yılına giriyor. 

Hangi üstün kabiliyetiyle bilmiyorum, geçtiğimiz yıl MGK toplantılarına bile katılan bir kurumun başına –Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı- getirilen önceki Malatya Valisi Ulvi Saran’ın projelerinden biri olarak ilki 26 Kasım – 2 Aralık 2010 tarihleri arasında yapılan festival, başladığı günden bu yana, madde madde dizildiğinde sayfalar tutacak yanlışlarla devam etmek konusunda kemikleşmiş bir ısrarcılık sergiledi. 

Sinemanın doğasıyla barışık yönetsel bir anlayışı / sahici ve anlamlı amaçları / dünyadaki yaklaşık 5 bin film festivali içinde fark yaratan özgünlüğü ve en önemlisi de adını taşıdığı şehirle aidiyet bağı kurmuş, özetle SİVİL / ÖZGÜR / ÖZGÜN bir festivalin üretilebilmesi yönünde ilk yıldan itibaren, eleştirel yaklaşım içeren çok sayıda yazı yazdım. 

Sadece eleştirmekle, yanlışları örnek olaylar ve bizatihi yerinde gözlemlerle somut biçimde ortaya koymakla, yaklaşık 2 milyon TL bütçesi olan bir organizasyonda kabul edilemez amatörlükleri gündeme taşımakla kalmadım, aynı zamanda öneriler de sundum. 

Bununla da yetinmedim, Vali Vasip Şahin’in davetiyle film festivalinin devam edip etmemesi konusunda Ocak ayında yapılan toplantıya katılarak, defalarca malatyahaber.com’da yazdığım eleştiri ve önerilerimi 20 dakikalık bir konuşmayla Vali Vasip Şahin ve Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın da bulunduğu geniş katılımlı toplantıda bir kez de şifahi formda ifade ettim. 

Az önce madde madde sıralandığında sayfalar tutacağını ifade ettiğim festival yanlışlarını bir kez daha burada tekrarlayıp Obsesif kompulsif bozukluk tanısının muhatabı olmak istemiyorum. 

Meraklısı malatyahaber.com arşivine girerek sözkonusu yazıları okuyabilir ve hafıza tazeleyebilir. 

Bugün ise, konuşmamız gereken asıl konu ise, Ocak ayında Fırat Kalkınma Ajansı’nın toplantı salonunda yapılan “Malatya Uluslararası Film Festivali: Tamam mı Devam mı?” eksenli toplantıda alınan kararların hiçbirinin uygulanmayarak, festivale ilk yıldan itibaren egemen olan devletçi zihniyetin sürdürülmesidir. 

“Tamam mı, devam mı?” toplantısının en önemli çıktısı, festivalin devam ettirilmesi olduğu kadar, bundan sonraki festivallerin organizasyon ve yönetimini üstlenecek / yürütecek sivil karakterli bir kurumsal yapılanmaya gidilmesi, bu yapılanma sağlanıncaya kadar da MUFF 4 için toplantıya katılanlardan, kültür-sanat çevrelerinden ve üniversiteden katılımlarla bir istişari heyet kurulmasıydı. 

Vali Vasip Şahin’in toplantıya katılanların eleştiri ve düşüncelerini dinledikten ve kendi değerlendirmesini de yaptıktan sonra açıkladığı bu kararların hiçbiri hayata geçirilmedi. 

Toplantı kararları sözde kaldığı gibi, hemen herkes tarafından haklı bulunan eleştiriler ışığında düzeltileceği söylenen yanlışlar da düzeltilmedi.

Malatya Uluslararası Film Festivali’nin 4.’süne ilişkin süreç, Vali Ulvi Saran dönemindeki festivallerde hangi keyfiliklerle yönetiliyorsa yine öyle yönetildi. 

Devlet ve devletle iş tutan sinema tüccarları, geçimlerini Anadolu şehirlerindeki film festivalleri üzerinde sağlayan film festivali lobisi arasında, kapalı devre yürütülen çalışmalar yine ‘pehlül silkeleme operasyonu’ görüntüsü verdi. 

Malatya’ya ait film festivalinin 4. yılında Malatya medyası, festivalle ilgili bilgileri yine ulusal medyada okuyarak öğrendi. 

Tüm bunlardan daha ilginç olan ise, festivalin şehirle aidiyetinin sağlanması için tanıtım / lansman aktivitelerine Malatya’da başlanması, İstanbul’da devam edilmesi yönündeki eleştirilerimize karşılık bu yıl ilk defa yapılan, ancak Vali Vasip Şahin’in, ‘Normalde yapmayacaktık, ancak madem istiyorsunuz sizin de gönlünüz hoş olsun’ şeklinde tefsir edilecek bir açıklama yaptığı Malatya’daki toplantıda, Vali Şahin’in Ocak ayında yapılan toplantıda alınan kararların neden uygulanmadığı yönündeki soruya verdiği cevaptır. 

Vali Şahin, Yeni Malatya Gazetesi’nden Güler Hazar arkadaşımızın, “Geçen yıl FKA’da yapılan toplantıda festivalin yönetim tarzına ve karakterine ilişkin bir dizi önemli karar alındı. Bu karaları da siz açıkladınız. Bu kararlar neden uygulanmadı?” şeklindeki son derece yerinde sorusuna şu cevabı verdi: “O toplantıyı ne amaçla yaptığımızı da biliyorsunuz. O günden bugüne hiç biriniz bir yazı yazmadınız. Şöyle yapalım ya da bu önerilerimiz var demediniz. Sadece bir haber ulusal basında çıkınca siz diyorsunuz ki biz niye duymadık.  İşte bakın duyurmak için böyle bir toplantıyı da ilk defa yapıyoruz. O da zaten sizin talebiniz üzerine yani. Geçen sene denildi ki ilk kez Malatya’da yapılsın sonra İstanbul’da yapılsın denildi ve öyle yapıyoruz.  Ama şunu diyorsanız İstanbul’da yapılmasın sadece Malatya’da yapılsın diyorsanız, o zaman var mı gücünüz İstanbul’daki ulusal medyayı buraya taşıma gücünüz. O zaman siz getirin. Arkadaşlarınız da vardır. Yoksa ben bu kadar adamı İstanbul’a niye taşıyayım? Dolayısıyla arkadaşlar bence bu bölümü geçelim. Olabildiğince size bilgi noktasında cimri davranmamaya çalışıyoruz. Sizinle paylaşmaya çalışıyoruz.  Bilgiyi önce bize verin sonra ulusala verin… Bizi anlayışla karşılayın. İkincisi ben bir yıldır sahip arıyorum. Başından beri söylüyorum. Madem Malatya Film Festivali’nin devam ettirilmesini destekliyorum dedi o zaman buyursunlar, onu da bizden bekliyorsunuz. Diyorsunuz ki vakıf kurun, böyle bir yapı oluşturun biz de içinde yer alalım Buyurun kurun, size her türlü desteği vereyim. Bir tek kişi de şimdiye kadar gelip şöyle önerim var diye ne söyledi ne de yazıp çizdi. Ama arkadaşlar bizim de içinde bulunduğumuz zor durumu da fark etmeye çalışın. Şimdi valiliğin yaptığı film festivali mi olur? Sağ olsun ticaret borsamız, üniversitemiz, belediyemiz destek vermeye çalışıyorlar ama doğrusu valiliğin bu işi yapmamasıdır. Bakıyorum Valilik yaptığı için arkadaşlar daha dikkatli davranmaya çalışıyorlar. Valilik işin tarafı olduğu için. Ama daha bağımsız olmalı”. 

Malatya Film Festivali konusunda Malatya medyasında en çok yazan ve ta ilk günden itibaren somut olaylar ve sinemanın özgürlükçü karakteri ve saygınlığı ile ünlü dünya film festivalleri üzerinden eleştiri getiren ve bu eleştirilerini de Ocak ayındaki toplantıda tüm ayrıntıları ile sözel olarak aktaran biri olarak Vali Vasip Şahin’in ‘Eleştiriye eleştiri’ niteliğindeki cevabı için söyleyeceklerimi uzatmamak için madde madde yazmak istiyorum: 

1-  Ocak ayındaki film festivali toplantısında festivalin yönetim süreçlerine ve devletçi karakterine eleştiri getiren hiç kimse ‘Bir vakıf kurun biz de içinde yer alalım’ şeklinde bir talepte bulunmadı. 

2- Toplantıda önerilen model Antalya Altın Portakal Film Festivali’ni yöneten Antalya Kültür-Sanat Vakfı (AKSAV) benzeri sivil bir yapılanmaydı. 

3- Önerilen bu modeli kurmak, içinde birçok yanlış ve sorun barındıran bugünkü modeli eleştiren gazetecilerin görevi değildir. 

4- Ocak ayındaki toplantıdan sonra toplantıda konuşulan / tartışılan konularda yazı yazılmamasını eleştirmek anlaşılmaz bir durumdur. Defalarca yazılmış, kayıtlara geçmiş, ilgilisi tarafından okunduğunu, hak verildiğini bildiğimiz, Ocak toplantıda da tartışılmış, eleştirilmiş konuları neden yeniden yazalım? Kendimizi 3-5 ayda bir neden tekrar edelim? 

5- Hiçbir zaman festivalin lansman toplantılarını sadece Malatya’da yapın diye yazmadık. Şunu söyledik: Şayet bu festival Malatya’nın festivali ise, tanıtıma Malatya’dan başlayın. Daha sonra İstanbul, gerekirse Ankara’da da toplantılar düzenleyin. Ama Malatya medyasını, taşımalı eğitim öğrencileri gibi basın toplantısı için İstanbul’a taşımak gibi absürdlüğe son verin. Festivali Malatya halkıyla buluşturmak, sinemayı halka taşımak, festival filmlerine seyirci çekmek istiyorsanız festival ile şehrin aidiyet bağlarını kurun. Şayet bunu yapmazsanız, festivalde gösterime giren yaklaşık 150 filmden ancak 3-5 popüler film seyirci çeker, diğerleri 10-15 hatta 3 kişiye oynar. Bunun somut örneğini bile vermiştik: Amerikan Bağımsız Sineması’nın önemli temsilcisi John Sayles’in Tatlı Dilli adlı filmi 10 kişiye oynamış, filmin yapımcısı olan yönetmenin eşi düzenlediği basın toplantısında bu durumu hayal kırıklığı olarak nitelendirmişti. 

6- MUFF, Antalya Altın Portakal’da danışman iken Altın Portakal’ı yere göğe sığdıramayan, ancak danışmanlık görevinden ayrıldıktan sonra geçtiğimiz yıl Malatya’da Altın Portakal’a bir sinema eleştirmeni dili ile değil, sokak jargonu ile ağır eleştiriler getiren Alin Taşçıyan’ın, işin daha çok maddi yönünün belirlediği köpürtülmüş övgüleri ile mi yol almaya devam edecek yoksa John Sayles örneğindeki gerçekleri yorumlayıp gerçekçi bir rota mı çizecek? Cevabı verilmesi gereken soru budur. Aksi takdirde MUFF 4’de Balkanların ve uluslararası bağımsız sinemanın önemli isimlerinden Rade Serbedzija’yı Malatya’ya getirmenizin halkta karşılığını bulan bir anlamı olmayacaktır. 

7- Vali Şahin, gazetecilere “Sizinle bilgi paylaşmak konusunda cimri davranmamaya çalışıyorum”. Şaşırtıcı bir açıklama. Bir an şöyle düşündüm: ‘Gazeteciler borsada oynuyor da borsa içinden yasa dışı ‘Insider trading’ yapılmasını mı istiyor acaba?’. Gazeteciler kendi şehirleri adına yapıldığı iddia edilen bir film festivaline ilişkin bilgi almak istiyor, hepsi bu. Burada cimrilik ya da cömertliğin yeri nedir? Sonra siz bu bilgiyi vermeseniz – ki vermiyorsunuz ve ulusal basına servis ediliyor tüm bilgiler – gazeteci aç mı kalacak, işinden mi olacak? Teşekkür mü etmeliyiz cimri davranmadığınız için? 

8- “Tanıtım toplantısını Malatya’da yapın, diyorsunuz ama İstanbul’dan gazeteci getiremiyoruz. Gücünüz varsa siz getirin” diyor Vali Şahin. Malatya’da açılan bir otel İstanbul’dan, Ankara’dan 15-20 gazeteci getirebiliyor Malatya Valiliği övünçle uluslar arası olduğunu vurguladığı ve hatırı sayılır bütçesi olan bir festival için İstanbul’dan gazeteci davet edip getirtemiyorsa, dükkana kilit vurun, bitsin bu iş. Hem Vali Yardımcısı Murat Çağrı Erdinç değil miydi MUFF 3’le 50 milyon TL değerinde reklam yaptıklarını söyleyen. Madem bu kadar etkileyici gücü var festivalin, İstanbul medyası bu gücü takdir edecektir. Yeri gelmişken soralım: MUFF 3, 50 milyon TL değerinde reklam ve tanıtıma karşılık geliyorsa şayet, Malatya’ya gelen yabancı turist sayısı neden 1000 ( yazı ile bin) bile değildir? Neden Malatya ilçesi olan Darende kadar bile yerli turist çekememiştir? 

9- Sayın Vali “Valilik bu işi yapmamalı” diyerek eleştirilerimize katıldığını belirtiyor ama, Malatya Vali Yardımcısı Murat Çağrı Erdinç yönetimindeki festival tümüyle valilik, yani devlet kontrolündedir. O kadar ki, Ocak ayındaki festival toplantısında, festivalin evrensel ilkeler bazında bir düzeye ulaşması bağlamında yaşamsal öneriler ve ilk üç festivaldeki yanlışlara yönelik çok önemli, yapıcı eleştiriler getiren İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı ve MUFF 3 Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Turan Sağer MUFF 4 Yürütme Kurulu dışında bırakılmıştır. Anlaşılan o ki, bir bilim adamı ve sanatçı olarak Prof. Dr. Turan Sağer’in eleştirileri yapıcı bile olsa karar vericilerin tahammül sınırlarını aşmıştır. 

10- Devlet, Malatya’da, ilgili tüm mevzuatın çiğnenerek üniversite yolundaki bir akaryakıt istasyonu içine sağlık meslek lisesi kurulması ve onlarca öğrencinin hayatının tehlikeye atılması karşısında uykuda, sanatın, sanatçıların kontrol edilmesi konusunda ise her daim uyanıktır. 

Sonuç olarak: 

‘İleri demokrasi’ Türkiye’sinde devlet buyurganlığı / müdahaleciliği / sivil alanı daraltıcı karakterinin değişmezliği, Nevzat Tandoğan sendromu bu defa, Tandoğan’ın 2 yıl valilik yaptığı Malatya’da kayıtlara geçmiştir: “Bir film festivali yapılacaksa, bu festivalin nasıl yapılacağına biz karar veririz. Devlet karar verir. Size ne oluyor?”. 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."