You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim
Opel Reklam
Malatya Haber -

“O Baskın Kürecik Sayesinde!.”

“O Baskın Kürecik Sayesinde!.”
  • 28.12.2015

Cumhuriyet Halk Partisi Malatya İl Örgütü ve Gençlik Kolları tarafından düzenlenen ve Halk Eğitim Merkezi eski salonunda yapılan ‘Yolsuzluk, Yoksulluk ve Demokrasi’ başlıklı konferansta, AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yolsuzluk iddiaları üzerinden sert suçlamalar yapıldı. 

CHP Malatya Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in konuşmacı olarak katıldığı konferansta, ihale kanunu, imar düzenlemeleri, özelleştirmeler ve enerji sektörü merkezli yolsuzluk iddiaları istatistiksel verilerle aktarıldı. AKP’nin sosyo-ekonomik politikalarının, önce yolsuzluğu, yolsuzluğun yoksulluğu yarattığını, son aşamada ise her ikisinin demokrasiyi yok ettiği vurgulanan konuşmalarda, “Türkiye AKP iktidarında dünya tarihinde görülmemiş örgütlü yolsuzluk düzeni ile karşı karşıyadır” denildi. Konferansta ilk olarak konuşan CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, ‘2001 krizinde sonra Kamu İhale Kanunu (KİK) çıkarıldı. Devlet neyi nasıl alacağını, nasıl yaptıracağını, bütün dünya nasıl yapıyorsa öyle yapacağını taahhüt etti. Ancak, AKP geldi, rahat yolsuzluk yapabilmek için KİK’i delik deşik etti. KİK’i yolsuzluk yapabilmek için tam 160 defa değiştirdiler” dedi. 

Konferansa yoğun ilgi

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ‘Yolsuzluk-Yoksulluk-Demokrasi’ konferansı partililerin yoğun ilgisi vardı. CHP Hekimhan Belediye Başkanı Aliseydi Millioğulları, Arguvan Belediye Başkanı Mehmet Kızıldaş, eski CHP Malatya Milletvekili Mustafa Yılmaz, belediye meclis üyeleri ve kalabalık bir partili kitlenin takip ettiği konferansın açış konuşmasını CHP Malatya İl Başkanı Enver Kiraz yaptı. Kiraz açış konuşmasında,  AKP’nin Atatürk’ün kurduğu laik, sosyal hukuk devletini yıkmanın mücadelesini verdiğini belirterek, bunun karşısında CHP olarak dimdik durduklarını ve Atatürk Türkiye’sinin AKP’nin yolsuzluk Türkiye’sine dönüştürülmesine izin vermeyeceklerini söyledi. 

Aykut Erdoğdu: ‘İhaleye girmesi yasaklı olan patronlar Türkiye’nin en büyük ihalelerini aldı’

‘Yolsuzluk – Yoksulluk – Demokrasi’ Konferansı’nda ilk konuşmayı, Hazine Müsteşarlığı’nda üst düzey bürokrat iken siyasete giren CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu yaptı. Türkiye ekonomisinin AKP döneminde bir yolsuzluklar ekonomisi haline geldiğini belirten Erdoğdu, daha önce ihaleye fesat karıştırdıkları için kamu ihalelerine girmesi yasaklı olan patronların, aralarında 3. Havaalanı ve 3. Boğaz Köprüsü ihalelerinin de bulunduğu son dönemlerin en büyük devlet ihalelerini aldığını söyledi. Erdoğdu, “İhaleden yasaklı biri ihaleye katılıyorsa ihaleye fesat karıştırma suçu işlenmiştir diyor Türk Ceza Kanunu. Bakın O zamanın başbakanı, ulaştırma bakanı, müsteşarları ihaleye fesat karıştırma suçunu hepimizin gözleri önünde işlediler. Rahat yolsuzluk yapabilmek için de Kamu İhale Kanunu’nu tam 160 defa değiştirdiler” dedi. 

Aykut Erdoğdu’dan sonra konuşan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel ise, yolsuzlukların Türkiye’yi yoksullaştırdığını vurguladı. Özgür Özel, “Yolsuzluklar olmasa yoksulluk olmaz. AKP iktidarı paylaşım mücadelesinde kendisi ve yandaşları lehine müdahale ediyor ve bu nedenle yoksulluk oluyor. Bu düzeni kuranlar kendileri yüksek rakımlı tepelerde otursunlar diye onlara kölelik yapacak bir kitlenin de olmasın istiyorlar. Soma’da 300’den fazla madencimizin ölümüne yol açan bu iktidarın o günlerde dizlerinin bağı çözüldü. Çok korktular. Meydana gelebilecek tepkinin önünü alamayacakları korkusuyla acılı madenci yakınlarının ağzını parayla doldurarak susturmaya çalıştılar” dedi. 

Konferansın son konuşmacısı CHP Malatya Milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, AKP Hükümeti’nin İsrail’in Mescid-i Aksa saldırısı karşısındaki tutumunu iki yüzlü politikanın yansıması olduğunu savunarak, “Bugün eğer İsrail askeri Müslümanların kutsal mekanı Mescid-i Aksa’ya girebilme küstahlığını gösterebiliyorsa, bu AKP’nin Kürecik’te kurduğu Radar Üssü’nün İsrail’e verdiği cesaretten kaynaklanmaktadır” diye konuştu. Veli Ağbaba, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na da seslenerek, “AKP’nin tüm hedefleri daha fazla nasıl yolsuzluk yaparım düşüncesi üzerine kurulu. Öyleyse, Sayın Davutoğlu acemilerle hiç zaman harcama. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında istifa eden ve yolsuzluk konularında çok tecrübeli dört eski bakan var,  tekrar hükümete al o bakanları. Acemilerle zaman kaybetme” dedi. 

CHP Malatya İl Örgütü ve Gençlik Kolları’nın düzenlediği ‘Yolsuzluk – Yoksulluk – Demokrasi’ Konferansı’na konuşmacı olarak katılan CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Manisa Milletvekili Özgür Özel, Malatya Milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın konuşmalarında öne çıkan başlıklar şöyle: 

Aykut Erdoğdu: “Yolsuzluklar hakkında konuşmaya başlarsam seneye biter”

“Türkiyenin birçok kazanımı AKP iktidarı döneminde yok edildi. Demokrasi ve hukuk devletine olan inanç da yok edildi. Hükümetin baskı ve otoriterleşme gayretlerine karşı hep birlikte demokrasi ve özgürlükleri mutlaka geliştireceğiz. Yolsuzluk hırsızlık karşılaştığımız en büyük problemlerden birisi. Yolsuzluklar sonucu 4 bakan istifa etti ama örgütün lideri hala yerinde. Türkiye’de yolsuzluk deyince herkesin aklına ihale geliyor. Bir diğeri imar rantları, özelleştirmeler, enerji, toplu konut, ulaştırma. Hemen hemen her sektörde örgütlü bir yolsuzluk düzeni var. İlk kez kamunun tüm yöneticileri, örgütlü bir düzen içerisinde halkı soymaya başladılar. Dünya tarihinde görülmemiş örgütlü yolsuzluk düzeni ile karşı karşıyadır Türkiye.  

Ben Hazine Müsteşarlığında çalıştım. 2001 krizinin en önemli nedeni yolsuzluktu.  2001 krizinde sonra KİK çıktı. Devlet neyi nasıl alacağını, nasıl yaptıracağını bütün dünya nasıl yapıyorsa öyle yapacağına dair taahhütte bulundu. Bunun için Kamu ihale Kanunu’nu çıkardı.  Mesela Kamu İhalelerinde bütün dünyada şöyle bir şey var: Diyor ki ‘Bir şirketin ortağı eğer ki ihaleye fesat karıştırmaktan veya rüşvetten yargılanıyorsa kamu ihalelerine giremez”  Yargılanan bu insanlar, yarın öbür gün hüküm giyerse, rüşvet yer, ihaleye fesat karıştırır. Yetimin hakkını yedirmeyelim, ihaleden yasaklayalım diyorlar. Kamu İhale Kanunu’nun özelliği şuydu: Ekonomik, etkin ve verimli KİK sistemini kurup yolsuzlukları zorlaştırıyordu. Ama bakın size çok ilginç bir rakam vereceğim: AKP İktidarı KİK Kanunu’nu 160 kez değiştirdiler, yolsuzluğu engellediği için değiştirdiler. Rahat yolsuzluk yapabilmek için değiştirdiler. Çünkü KİK ilk haliyle, yolsuzluğu o kadar çok zorlaştırıyordu ki… Bir şirketin ortağı eğer ki ihaleye fesat karıştırmaktan veya rüşvetten yargılanıyorsa KİK ihalelerine giremez.  Yetimin hakkını buna yedirmemek için ihaleden men ediyorlar, 2007 yılında Hanefi Avcı bir soruşturma yapmıştı, Mavi Akım soruşturması. Türkiye’nin bilinen önemli iş adamlarından birisi hakkında Türkiye’nin en büyük ihalesine fesat karıştırmak ve rüşvet soruşturması nedeniyle hakkında dava açıldı. Çok bildiğimiz öteden beri bilinen adamlar. Adını vereceğim, çünkü yargılama kamuya açık. Adı Nihat Özdemir, Cemil Kazancı, Mansuroğlu gibi Türkiye’nin büyük iş adamları var. Kanun ne diyordu? Eğer yargılanıyorsa ihaleye katılması yasaklanır diyordu. Peki 3. Havalimanı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük miktarlı ihalesinde nasıl oluyor da Nihat Özdemir el kaldırıyor? Hani yasaklıydı? Hani bu ihaleye katılamazdı? 

“Atamızın, dedemizin biriktirdiği bütün varlıkları sattılar”

İhaleden yasaklı biri ihaleye katılıyorsa ihaleye fesat karıştırma suçu işlemiştir diyor ceza kanunu.  Bakın O zamanın Başbakanı, Ulaştırma Bakanı, Müsteşarları ihaleye fesat karıştırma suçunu hepimizin gözleri önünde işlediler. KİK ihalelerinde yapılan değişikliklerin çoğu AKP’ye destek veren yandaş şirketlere kaynak aktarma işlemi olarak kuruldu. Atamızdan dedemizden gelen Türkiye’nin mal varlıklarını kendi üzerlerine geçirdiler. Cumhuriyetin yokluk yıllarında atamızın dedemizin biriktirdiği bütün mal varlıkları satıldı. Özelleştirmeler yoluyla yandaş iş adamlarına peşkeş çekildi. Türkiye’de AKP, satılan malın mülkün değerini halk bilmesin diye değerlemelerini asla kamuoyuna yansıtmadı.  Kanun diyor ki bu değerleme raporları, özelleştirme bitiminden hemen sonra halka açıklanmalıdır diyor. Peki AKP ne yaptı? Bu kanun hükmünü değiştirdi.  Şu an itibariyle satılan malımızın mülkümüzün değerini bilmiyoruz. 

“40 Milyar dolarlık Telekom’u 11,5 Milyar dolara sattılar”

Telekom bizim gözbebeğimiz bir kuruluştu. 40 milyar dolar değeri olduğuna yönelik değerleme raporu olduğu söyleniyor. Kaça satıldı? 11.5 milyar dolar.  Geriye kalan 30 milyar dolar Türkiye’nin kaderini değiştirir.  Tayyibe 15 -20 tane daha saray yaptıracak kadar büyük bir paradır bu para.  Tekelin Rakı fabrikaları vardı. 280 milyon dolara satıldı. Kim aldı?  Nihat Özdemir. 3. Havalimanının müteahhidi. Devletten 280 milyon dolara alıyor fabrikayı,  8 ay sonra 1 milyar dolara satıyor. Mecliste AKP’li bakanlara soruyoruz. ‘Sizde hiç vicdan yok mu diye?  Nasıl oluyor da halktan 280 milyon dolara aldığını 8 ay sonra 1 milyar dolara satıyor? Cevap şu: Diyorlar ki değer kazanmıştır.  Vicdansızlar, Türkiye’de bir yatırım aracı gösterin ki 8 ayda 5 katı para kazansın.  Bütün özelleştirmeler böyle.

“Oymapınar Barajı’nı milletin anasına küfreden işadamına tek kuruş almadan hediye ettiler”

SEKA’ nın tesisleri satıldı, 180 tane lojman, 2 bin dönüm arazi, kasasında 50 milyon dolar para var. Albayraklara 1.5 milyon dolara satıldı. Düşünebiliyor musunuz, kasasında zaten 50 milyon dolar olan SEKA tesislerini Albayraklara 1,5 milyon dolara verdiler. Yağma bu boyutlarda. 

Eta Alüminyumu düşünün. Hani şu milletin anasına küfreden iş adamı var ya. Mehmet Cengiz.  Mehmet Cengiz’e satılan Eta Alüminyum ’un içine yoktan yere Oymapınar barajı da hediye olarak verildi.  Oymapınar Barajı’nın elektrik üretme hakkı Mehmet Cengiz’e yoktan yere verildi.  Mehmet Cengiz’e dediler ki sen buraya 110 milyon dolar yatırım yapacaksın. Tek kuruş yatırım yok.  Mehmet Cengiz’e dediler ki sen buradaki madeni işleyerek satacaksın, Mehmet Cengiz işlemiyor, cevher olarak satıyor.  

“AKP’li işadamlarının yüz milyonlarca liralık vergisini tek kalemde sildiler”

Ben burada anlattıklarımın hepsini mecliste AKP’li bakanların yüzüne anlattım.  Şimdi hepiniz vergi veriyor musunuz? Veriyorsunuz.  Kim vermiyor?  Yandaş işadamı vergi vermiyor.  Maliye Bakanlığında oturmuşlar. Bu Mehmet Cengiz denilen adamın Elektromed şirketi var. Bu Elektromed şirketi kim? Kemal Kılıçdaroğlu hani Melih Gökçek’in balonunu patlatmıştı ya. Bu Melih Gökçek’e sayaçları satan adam.  Hedef Ecza Deposu kim? Ethem Sancaklı. 17 Aralık’ta adı geçmişti. Balkonda millete el sallıyordu.  Bütün bunların yüz milyonlarca lira vergi borcu Maliye Bakanlığı’nda tek kalemde silinmiş. Mehmet Cengiz’in silinen vergi borcu 420 trilyon.  Ve Mehmet Cengiz borcu silindikten sonra kendine 50 milyon dolara uçak almış.  Siz ne yapıyorsunuz?  Emlak vergisi, çöp vergisi, araba vergisi, sigara içiyorsanız onun vergisi, cep telefonunda alo diyorsun devlet senin ortağın. Soygun düzeni.”

Özgür Özel: Demokrasi yolsuzluğun ve yoksulluğun olmadığı yerde kurulabilir

“AKP’nin yaptığı yolsuzlukların milyonda birini CHP beyaz bir kağıt üzerinde nokta kadar yapsaydı Türkiye ne hale gelirdi, düşünebiliyor musunuz? Yolsuzluklar olmasa yoksulluk olmaz. AKP iktidarı paylaşım mücadelesinde kendileri, yakınları ve yandaşları  lehine müdahale ediyor ve bu nedenle yoksulluk oluyor.  Sadece yolsuzluk yapıldığı için yolsuzluk olmuyor. Bu düzeni kuranlar, kendileri yüksek rakımlı tepelerde çok parayla oturabilsinler diye onlara kölelik yapacak birilerini de yoksul bırakmak istiyorlar. Yolsuzluğun olmadığı bir ülkede yoksulluğu ortadan kaldırabilirsiniz, yoksulluğun olmadığı bir ülkede de gerçekten demokrasiyi getirebilirsiniz.

“Bakan, ‘taşeronluk köle ticaretidir’ dedi, ama taşeron sistemini kaldıran önergeyi reddettiler”

SOMA faciası üzerinden, 15 tane söz vermişlerdi bu sözlerden geride kalanlara sahip çıkma ile ilgili verilen sözlerin çoğu tutuldu. Mevcut işçilerin özlük haklarına ilişkin verilen sözlerden bazıları tutuldu, ama iş çilelerin iş güvenliği ve iş sağlığı üzerine verilen hiçbir söz tutulmadı. Kaza olduğunda bütün siyasiler ağladık, sözler verdik bir daha olmamasını sağlayacaktık hep beraber. Tuttuk mu bu sözleri? Maalesef bu sözleri tutamadık:  Samimiyetle iktidar partisi yerine getirmedi, Ölenlerin ailelerine TOKİ’den  ev verdik. AFAD’da biriken paraları verdik, ölenlere iş imkânları sağladık. Peki kimlere? Kazada ölen 301 kişiye. Anaların yüreği dağlanmıştı. Hükümet, o gün Soma’da bütünleşik bir vicdandan rahatsız oldu. Çok korktu. Dizlerinin bağı çözüldü. Örneğin o gün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ne dedi?  ‘Taşeron köle ticaretidir. Derhal taşeron sistemini kaldıracağız, kölelik düzeni emek sömürüsüdür, bu sistemi kaldıracağız’ demişti. Peki kalktı mı? Hayır. Haziran ayının 18’inde kaldırılması için verdiğimiz önerge bizzat bakanın da iştirak ettiği oylama ile reddedildi.

“Madenlerde yaşam odası teklifimizi de reddettiler”

Peki Enerji bakanı ne diyordu? Yer altında neden yaşam odası yok. Maden sahibi yapmadıysa suçtur. Hangi maddeye göre suçtur? Gösterin demiştik. Demişti ki, işveren işçisinin sağlığı ve güvenliği için her türlü tedbiri almaya mecburdur diye suçu işveren atıyordu.  Peki ne oldu? Haziran ayı içinde torba yasası  görüşülürken, yaşam odası yapılsın diye önerge verdik reddedildi.  Çünkü bu toplum olarak çubuk unutuyoruz: İlk üç gün beş gün olması gerektiği gibi davranıyorlar ama daha sonra vahşi  kapitalizmin gerektirdiği düzeni sürdürmek  ve emeği sömürmek için ne yapmaları gerekiyorsa onu yapıyorlar.

“Her 75 günde bir Türkiye’de bir Soma faciası yaşanıyor”

Her gün Türkiye’de 4 kişi iş cinayetleri sonucu ölüyor.  Ama aslında Soma hem her şeydir, hem de hiç bir şey demek değildir. 301 kişinin ölmesi dünyanın en büyük iş cinayetlerinden biridir, ama 75 gün sabrederseniz 300 kişi daha ölüyor Türkiye’de. Geçen sene 1260 kişi, bu sene şu ana kadar 1556 kişi iş kazalarında öldü.  Sadece Soma görünür kılınan bir iş cinayetidir ancak Türkiye’de her 75 günde bir Soma yaşanmaktadır.  İş cinayetlerini önlemek, çalışanlara üretimin unsuru gibi bakmamak, kopan bir serce parmağının makinedeki bir pimden daha değersiz olduğu bir anlayış yerine o serce parmak için bir madeni feda edecek bir anlayışı benimsemek gerekiyor.

“Alman madencisi neden ölmüyor? Çünkü…”

Devrin başbakanı diyordu ya Türkiye’nin madencisinin fıtratında ölüm var. Doğru olduğunu kabul edelim.  Peki kardeşim Alman madencinin fıtratında neden ölüm yok.  Demek ki fıtratta olan ölüm meslekle ilgili bir şey değil. Öyle olsa Alman madenci de ölür.  Almanya ile Türkiye arasında ne fark var? 2 tane fark var.  Bir tanesi birinin başında sen varsın, öbürünün başında Angela Merkel var. Birinin ülkesinde insanın kıymeti var, 500 sayfa kömür mevzuatı, 5 bin sayfa maden mevzuatı var, bizde 18 sayfa maden mevzuatı var, 2 sayfası kömürle ilgili. İnsan hayatının hiçbir değeri yok. Bu felsefe üzerine kurmuş sistemi.  Peki niye bunun üzerine kurmuş? Çünkü AKP’nin yoksulluğu ortadan kaldırmak gibi bir derdi yok. Öyle olsa AKP her gün kömür yardımı, makarna yardımı yapmak yerine CHP’nin önerdiği gibi bütün dünyada uygulanan aile sigortası kavramını hayata geçirir.  Ama bu sistem devam ettiği takdirde AKP yoksulluğu ortadan kaldırır. Fakat AKP yoksulluğu yok etmek değil yönetmek istiyor. 

“Sadece eleştirmekle görevimizi yapmış olamayız”

Bu ülkede trafik kazaları değil ama onun dışında kontrol edemediğimiz her türlü iş kazalarında yoksul ailelerin çocukları ölüyor.  Sadece eleştirmekle görevimizi yerine getiremeyiz. Bu işlerde AKP kadar sorumluyuz. Hastalıktan mikrop sorumlu tutulmaz. Mikrobun görevi mikropluktur, hastalık yaratmaktır. AKP’nin görevi iş güvenliğini sağlamak değil. AKP de görevini yapıyor ve sömürü düzenini sürdürüyorken, işçiden, halktan, haklıdan yana bir halk iktidarı kuramıyoruz diye kendimize kızalım. Mikrop, mikropluğunu yapacak. Bizim görevimizi bu hastalığa yol açan mikrobu yok etmek.” 

Veli Ağbaba: Bugün Mescid-i Aksa basılıyorsa, AKP’nin Kürecik’te kurduğu radar sayesindedir”

 “Benim çok genç iki arkadaşım, çok iyi birer hatip olma özelliği ile çok güzel şeyler anlattılar. Bir kere bu açıdan onların karşısında yenik başlıyorum konuşmama. Bir de Aykut Erdoğdu ve Özgür Özel, Türkiye’de olan iki şeyi yoksulluk ve yolsuzluğu anlattılar. Ben olmayan şeyi demokrasiyi anlatacağım. Benim için bu açıdan da çok zor.

Bizim herhalde 3.5 yılda yaptıklarımız AKP’nin yaptıklarını anlatıyor. Yeni milletvekili olmuştuk, kucağımızda füze kalkanını bulduk.  Hep beraber bu füze kalkanının AKP’nin en büyük yalanı olduğunu hep birlikte hem Türkiye hem dünya kamuoyuna anlattık.  Oranın İsrail’i korumaya yönelik bir füze kalkanı olduğunu anlattık. Eğer bugün Mescid-i Aksa basılıyorsa,  eğer bugün Gazze’de insanlar öldürülüyorsa bilin ki bu Kürecik’te kurulan füze kalkanının sayesindedir.  AKP’nin gerçek yüzünü orada izledik. Yeni milletvekiliyiz, herkesin yüreğini dağlaya, bizi şoke eden bir durumla karşılaştık. Pozantı cezaevinde 12-13 yaşındaki çocukların devletin gözetiminde tecavüze uğradığını öğrendik ve bu olayı ortaya çıkardık. Hemen ardından Uludere olayı, ardından Türkiye’deki cezaevleri, Tortum, Batman, Trabzon,  Çaycuma’da çöken köprü, Erzurum’da gündüz gözüne donan TEDAŞ işçisi.

“50 Milletvekili günlerce Gezi’deydik”

50 milletvekili ile birlikte günlerce Gezi olaylarındaydık.   Ali İsmail Korkmazların, Berkin Elvanların, Ethem Sarısülüklerin, hepsinin ölümüne maalesef şahit olduk.  Türkiye’nin her yanında en ön saflarda CHP’li milletvekilleri olarak halkımızla birlikte olduk. CHP sayesinde ölümlerin sayısı bu seviyede kaldı. 

Bu memleket çok sayıda siyasetçi, çok sayıda cumhurbaşkanı çok sayıda başbakan gördü. Ama hiç bu dönemdeki gibi ne bir hükümet ne bir yönetici gördük.

“Maden ruhsatlarının tamamının altında Erdoğan’ın imzası var”

O, sadece başbakan veya bir cumhurbaşkanı değil, onun birçok özelliği var. O aslında kadınların kaç çocuk doğuracağına ve nasıl doğuracağına karar veren bir jinekolog. Kadın doğum uzmanı.  Bununla kalsa iyi. Doğurduğumuz çocuğu nasıl besleyeceğimize, sütle mi veya başka bir şeyle mi besleyeceğimize karar veren bir beslenme uzmanı. O, üçüncü köprüyü nereye kuracağımızı bilen şehir plancısı aslında.  Şehir plancılığının yanında hangi AVM’nin nereye, kim tarafından yapılacağına karar veren bir mimar. Bir özelliğini unuttuk. O, iyi bir senarist. Hangi dizi filmde kimin kiminle öpüşeceğine, kimin kiminle kaç dakika öpüşeceğine karar veren bir senarist.  Tabi O, aynı zamanda 8 gazeteye aynı manşeti attıran iyi bir genel yayın yönetmeni.  Hatırlayın 8 gazete aynı manşetle çıkmıştı. Utanmadan bu basın ‘Gazeteyiz, gazeteciyiz’ diye de dolaşıyor. Unuttuk. O, Türkiye’nin en büyük emlakçısı. Niye? Türkiye’de 1 metre hazine arazisi satılacaksa tek bir kişinin imzası olmadan satılamıyor. Recep Tayyip Erdoğan imzasının atılmadığı 1 metre hazine arazisi satılamıyor.  Dilimize yeni bir deyim girdi. Kupon arazi.  En iyi kupon araziyi bilen Recep Tayyip Erdoğan. Sadece emlakçı olsa, iyi.  Türkiye’nin en çok maden ruhsatını veren başbakan. Maden ruhsatlarının tamamının altında Recep Tayyip Erdoğan imzası var.  17 Aralık’tan sonra öğrendik ki o bir meşhur tv yöneticisi. Fas’tan arıyor ‘Alo Fatih, o alt yazıları kes’ diyor. Kimin canlı yayına çıkacağına, ne kadar çıkacağına karar veren bir başkan. Ne diyordu? ‘Ben TBMM TV’yi kapattım ki CHP’liler konuşmasın, sen tutup adamı canlı yayına çıkarmışsın.’ O aslında bir teknik direktör. Niye? Gezi eylemlerine destek veren bir basketbolcuyu Milli Takım’dan atan bir teknik direktör.  Kimin teknik direktör olacağına karar veren bir başbakan. Fatih Terim’e aylık ne kadar para verileceğini belirleyen bir başbakan.  Abdullah Avcı’nın görevine son verip Fatih Terim’i getiren bir isim.  Bitmedi. Federasyon Başkanı’nın da kimin olacağına karar veren bir kulüp yöneticisi. Geçen hafta bir özelliğini daha öğrendik. O, aynı zamanda iyi bir zabıta.  İkinci kattan genç çocukların sigara içtiğini gören, onlara fırça atan, elinden gelse onları cezaevine attıracak kindar bir isim.   

“Daha düne kadar cemaatin Malatya’daki sofrasına oturmak için yarışacak kadar alçalan  siyasilere söylüyorum…”

Bunlarla kalmadı. En büyük manipülasyon ustası. Bir gece yarısı Türkan Saylanların, İlhan Selçukların evleri basıldı.  Kalktı ne dedi? ‘ Ben bu davaların savcısıyım’ dedi. ‘Milli İradeye darbe girişimi var’ dedi. Ardından 17 Aralık’tan sonra ne dedi?  Kol kola girdiği,  beraber yürüdüğü, cemaat dediği, ‘Ne istediniz de vermedim’ dediği, ellerinde kanların birlikte damladığı insanlar için ‘Ben yapmadım, o yaptı’ dedi.  Düne kadar Pensilvanya’da el etek öpmek için sıra bekleyen, el etek öpüp de bugün CHP ile cemaati yan yana getirmeye çalışan yüzsüzlere, daha düne kadar Malatya’da cemaatin sofrasına oturmak için birbirini itip kakan utanmazlara söylüyorum,  Malatya’da cemaatin okullarını açmak için o sofrada yer bulabilmek için alçalanlara söylüyorum, Recep Tayyip Erdoğan küfrediyor  diye Malatya sokaklarında gezip, düne kadar elini eteğini öptükleri cemaate küfreden yüzsüzlere, kişiliksizlere söylüyorum. Biriniz işverendiniz, biriniz taşerondunuz.  Adamın bacanağı  hırsızlıktan yakalanmış, ne diyor ‘zamanlama manidar.’  Adamın bacanağı hırsızlıktan yakalanmış. Evden para kutusu, elbise torbası çıkıyor, ayakkabı kutuları çıkıyor. Ne diyor? ‘Milli iradeye darbe.’  Bu söylediklerim kendilerinin konuşmalarından aldım. Jet ile umreye gittikleri ortaya çıkıyor.  Ne diyorlar? ‘Dış güçlerin komplosu.’  Sizi dış güçler mi bindirdi o uçağa?  Adamın kolunda 700 bin dolarlık saat var. Ne diyor? ‘İsrail oyunu’ diyor.  Adamın evinde ayakkabı kutularında 4.5 milyon dolar para çıkıyor, adamın evinde hiç birinizin, bütün Malatya’nın hayal edemeyeceği miktar olan 1 milyar dolar para çıkıyor, ne diyor? ‘Vaiz lobisi’, ‘Faiz lobisi’ diyor. Biz de diyoruz ki ‘Hırsız lobisi.’ Bir yakını 52 kilo esrarla yakalandı? Ne diyor?  ‘İçiciyim’ diyor. 52 kilo esrar içen yakını. 

“Ergenekon’dan yıllarca yatıp, bugün AKP ile işbirliği yapanlar var”

17 Aralık oldu. 4 bakan istifa etti. HSYK seçimlerinden sonra 17 Aralık aklandı. Hiç düşündünüz mü? Ayakkabı kutuları, elbise torbaları, çikolata kutuları yalan mı diye? Hepsi doğru. Peki bugüne kadar gerek başbakandan gerekse AKP’lilerden ‘Bu para kutuları evden çıkmadı, ayakkabı kutuları yalan, 700 bin dolarlık saat yok’ dediler mi? Demediler. İyi de bu 4 bakan niye istifa etti o zaman?  Başbakan’a burada öneriyorum. Bunları tekrar bakan yap. Ne de olsa tecrübeli ve yetişmişler. 4 yıl önce Ergenekon, Balyoz, Odatv, KCK, Devrimci Karargah davası çıktığında ne dediysek bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Bugün sadece cemaati suçlayan, cezaevinde çıktıktan sonra AKP ile işbirliği yapanlar var.”

HABER-FOTO: Güler HAZAR, Ferdi DURDU- Yeni Malatya Gazetesi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."