Final

Örnek Resim


Arion

Malatya Haber -

O Çarşılar Malatya’dır; Ölmemeli

O Çarşılar Malatya’dır; Ölmemeli
  • 27.12.2015

MALATYA’DA BAKIRCILIK VE DEMİRCİLİK

“Bakırcılar, Demirciler Çarşısı, Şire Pazarı ve Merkez Hâl Ölmesin!”

Av. Selami YÜCEL, ANKARA

[email protected]

Demir ile bakırın özellikleri ve tarihteki yeri

Tarih öncesi yıllara gidildiğinde iki madenin önem kazandığına vakıf olabiliriz. Bunlardan bir tanesi demir, diğeri ise bakırdır. Bir de tunç var ha! Tunç, bakır ile kalayın alaşımıdır. Medeniyetin gelişiminde bakır, tunç ve demir sırasıyla çağlara hakim olmuştur. Demir çağının ardından tarih öncesi çağlar sona ermiş ve tarih çağları başlamıştır. Demir devri ile toplum önemli bir aşama kaydetmiştir.

Bakır kimyasal bir elementtir, iletkenliği fazla olan bir metaldir. Kolay şekil verilmesinden dolayı bakır, mutfaklarımıza kadar girmiştir. Bakır kullanımı yerine alüminyum, plastik, çelik, fiber optik, çinko, cam gibi malzemeler kullanılmış ise de bakır bence liderlik yerini korumuştur. 

Bakırın mutfakta kullanılmasını gerektirecek çok büyük meziyetleri vardır. Bakırın iletkenliğinin fazla olması, çabuk ısınması ve çabuk soğuması özelliğinin, yemek yapmakta büyük avantajlarının olduğunu söyleyebiliriz. Yemeğin kıvamına ulaştığını anlarsanız ocaktan veya fırından indirdiğiniz anda o kıvam bakır kaplarda kendisini saklar ve korur. Örnek vermek gerekirse yağda yumurta pişirmeyi ele alalım. Mutlaka bakır tercih edilmelidir. Ben mutlaka bakır tava veya tabakta yemeklerin pişirilmesini arzu ederim. Mesela; bakır kapta pişirilen yağda yumurta ile çelik kapta pişirilen yağda yumurta arasında fark olacaktır. Şöyle ki; çelik geç soğuduğu için yumurta pişmeye devam edecek ve kıvamından daha fazla pişecektir. Oysa bakır kapta pişen yumurta indirildiği andaki durumunu ve kıvamını aynen muhafaza eder. Bu kadar girizgah yeter sanırım.

Demirciler ve Bakırcılar Çarşısı taşınıyor mu?

Geçenlerde gazetelerde bir haber gördüm. Oda başkanı Cemil Çolak Belediye Başkanı Ahmet Çakır’a teşekkür ederek şöyle diyor:  

“Bakırcılar çarşısının üzerinin kapatılması ile birlikte burası açık bir alış veriş merkezi haline gelecek! Ayrıca çarşımız içerisinde demir doğramacılar da bulunmakta. Demir doğramacıların başka bir alana taşınarak işlerini devam ettirmeleri için sayın Başkanımızdan talebimiz olmuştu, sağ olsunlar sayın Başkanımız başka bir yer temin ettiler. İnşallah bir an önce demirci esnafımızın yeni dükkanları yapılarak taşınmaları sağlanacak. Çarşımıza yapılan çalışmalardan dolayı esnafımız adına sayın Belediye Başkanımıza ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum” 

Dedi amma güzel mi dedi? Demircilerin başka alanlara taşınması Malatyalının demircilerin hayrına mıdır? Bunu öncelikle demirci esnafı iyi ölçüp biçmelidir. Bu alanda yirmi civarında geleneksel demircinin bulunduğu ve çarşımıza renk kattığı, dükkanların tek kat olmasından dolayı da çarşının sıkıcı olmadığı da bir gerçektir. 

Ben bu çarşımızı gezerken çok büyük zevk alıyorum. Bıçakçılara, demircilere ve bakırcılara uğrar sohbet eder, alışveriş yaparım. Bir defa şehir merkezine ulaşım çok kolaydır. Orada gündüzleri nüfus yoğunluğu çok fazladır. Eğer onlar başka alana taşınacaklar ise vay hallerine. Kendi ayaklarına balta vuruyorlar. Ayak yaralandıktan sonra sağlığına kavuşması çok zor olur. Bu alan boşaltılacak ise yerine ne yapılacak. Dükkanlar yıkılacak mı, iyileştirilecek mi, bu da önemli. Ben bu yöneticilerimizin oranın nostaljisini koruyacaklarına da inanmıyorum. 

Malatyalıların ve Malatya Kültür Müdürlüğünün olaya bakışı

Buraları koruyacak İl Kültür Müdürlüğü yetkililerinin söyledikleri sözler kanımı dondurdu.  Bu yetkililer, Bakırcılar Çarşısı’nın Malatya turizmine ve kültürüne herhangi bir katkı sağlamadığını, yalnızca isminin Bakırcılar Çarşısı olduğunu, demir doğramacıların, bıçak bileyicilerin yer aldığı mekanlardan ibaret olduğunu belirtmişler!

Bu sözleri kim sarf etti nasıl sarf etti. Koca Malatya’da böyle sözleri duyunca hiç üzülmeyecek bir hemşerimiz var mı? Sayın Valimizin bu konulara el atması gerektiğini ve bizim nostaljilerimizi yaşatmasını arzu ediyorum. Bu hiç geçmişine saygı duyan ve kültürüne sahip çıkan Malatyalılığa reva mı? Bu, tarihi koruyan yöneticilik anlayışına sığar mı? Açık açık buraların yıkılması lazım diyorlar. Vay benim Malatya’ma! Bakırcıların, özellikle geleneksel demircilerin, Şire Pazarı’nın, merkez halimizin tarihsel değeri yok ise de kültürel değeri de mi yok, hatırası da mı yok, zanaat değeri de mi yok?

 Malatya’nın çarşı kültürüne ve turizmine bu kadar hizmet eden iki unsurdan biri olan demircilik Malatya’nın dışına taşınacakmış. Merak etmeyin sıra bakırcılığa da gelecek. Çünkü, bakırcılar demircilere göre çok daha az. Hele demircilerin işini bitirsinler bakırcılar kolay. Üflersen uçarlar. Çünkü, Malatya’da bakır üretimini de işte bu zihniyet bitirdi.

Yaşımın alleme-i cihan olmamasına karşın Malatya’nın tarihine, mahalli kültürüne ve de alışveriş mekanlarına ne şekilde kazma vurulduğunu çok iyi hatırlayanlardan biriyim. Kapalı Çarşı’yı yıktınız yerine tüccar pazarını yaptınız! Çınarlı Cami’yi yıktınız yerine Vakıf İş Hanı’nı yaptınız. Taş Mağaza’yı yıktınız yerine park yaptınız, Şirket Hanı’nı yıktınız yerine ucube bir şey yaptınız…Afyon Hanı ve diğer hanlar ise yer ile yeksan oldu. Ayrıca ben gerek merkez hal, gerek bakırcılar çarşısı, tüccar pazarı, Akpınar gibi yerlerin ve çarşıların yapılmasını da hatırlayan, nostaljisini yaşayanlardanım. 

Ben, bir avukat olarak Ankara’da yaşamama rağmen her zaman Malatya’ma uğrar ve memleketimi ziyaret ederim. Tek başıma gezmeyi de çok severim. İşte bu nedenle belki birçok Malatyalının fark edemediği değerleri görebiliyorum. Çünkü hani derler ya deryadaki mâhiler deryayı bilmezler, işte öyle bir durum. 

Cihan-ı arâ cihan içredir arâyı bilmezler

Ol mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Belki bu çarşı, birçok Malatyalı için sıradan bir mekan, belki bir keşmekeş… Ama inanın ki memleketinden biraz uzakta yaşayan bir Malatyalı için burası tarih, burası kültür. Hatta sadece Malatyalılar değil, turistler için de ilk uğrak yeri. Allah aşkına söyleyin; Malatya merkezinde turistlerin gidip, alışveriş yapacağı; Malatya tarihini ve el sanatlarını görebileceği, kendine hatıra ürünler satın alabileceği Bakırcılar Çarşısı gibi kaç yer var?

İşte Malatyalıların derya içindeki mahi gibi bu büyük katliama seyirsiz kalması beni çok üzüyor. Zira insanlarımız, hemşerilerimiz karşı çıksaydı  Malatya’mızın çarşı kültürüne el atmaya cesaret edebilirler miydi?

Bizim bir geleneksel kültürümüz var, bir de yeni gelişmekte olan AVM kültürü. Ben her zaman çarşı kültürümüzü ve geleneksel yaşam ve alışveriş alanlarımızı AVM kültürüne tercih etmişimdir. Zaten o AVM lerden içeri girersem ruhun daralıyor, hulkum kapanıyor ve de kendimi dışarı atmak istiyorum. 

Malatya Merkez Çarşısı’nda gezintim

Memleketime, Malatya’ma son gelişimde sabahın erken saatlerinde uyandım ki herkes uyuyor. Uyuyanları rahatsız etmemek için evden sessizce çıktım ve merkezdeki halin karşısındaki  derme çatma, geleneksel bir çay ocağına oturdum. (Bu arada bir çıkıntı yapayım ben bu halin yapılışını da hayal meyal hatırlıyorum). Esnaf geliyor ve çay ocağında selam vererek yerini alıyordu. Herkes birbirini tanıyor, bir ben yabancıyım, dudu kuşu gibi oturuyorum. Bir baktım çay ısmarladılar, ben teşekkür etmeye fırsat bulamadan bir adet de simit geldi. Mecburen kahvaltımı yaptım. İşte gerçek Malatyalılık buralarda. 

Bir anımı daha anlatayım. Meşhur Malatya halini geziyorum. Çeşit çeşit meyveler var. Nektari denilen şeftaliler üç liradan satılıyor. Bizim meşhur Şam Çefdelimizin (şeftali) kilosu bir lira. Hemen kasanın tamamını satın aldım. İsotlar, tamatesler, balcanlar Adıyaman, Antep, Elazığ ve Urfa’dan  geliyormuş. Hayret ettim doğrusu. Noldu bu Malatya’ya Kayısıyı her şeye tercih mi ettiler yoksa. Keşke eskisi gibi lezzetli kayısı da yetiştirebilseler. Yakında Malatya kayısısının da -fazla argo kelime kullanmayayım- cılkını çıkarırlar. Çünkü; geçen sene Malatya Kayısısı bir alışveriş merkezine gelmiş idi. Ben Malatyalıyım demeye utandım. 

Bir de bir şey söyleyeyim, Malatya’ya gelen turistler ve yabancı konuklar ilk önce hal civarına ve de bakırcılar ve demirciler çarşısına, bir de Şire Pazarı’na giderler. Bizler de yabancı şehirlerden gelen özellikle bayan misafirleri geleneksel çarşılarımıza götürürüz.  Bunları modernize etmeye kalkarsanız altında belki sizler kalmazsınız ama Malatya halkı ve Malatya kalır. Düzenlemeye, nostaljik karakterler katmaya, sağlamlaştırmaya, korumaya evet, buraları yıkmaya ve kat ilavesine hayır!

Geleneksel bir bakırcımızın serzenişi

2009 yılında tek başıma bakırcılar çarşısına doğru yola çıktım. Bir baktım ki gariban bir bakırcı bakır dövüyor. Selam verdim, beni buyur etti. Mikrofonu uzattım, bakalım ne söyledi;

“Adım Ziya Çelik. 1966 yılında biz bu sanayiye Akpınar’dan geldik. Ustalarımız Çarmuzulu Ramazan Dişçi ve Abdullah Kalele’nin yanında yetiştik. Ham maddeyi aşağı sanayiden alıyorduk. Üretime başladık. Bakır bize plaka olarak gelirdi. Bu levhaları toplayarak pilav tavası haline getirirdik. Kulp ta takardık. Şu anda malzeme kıtlığından dolayı Malatya’da üretim bitmiştir. Artık yapamıyoruz. Aradığımız malzemeyi bulamıyoruz. Malzemeyi bulur isek yaparız, yapılmayacak bir şey yok. Ben 1956 doğumluyum, benden önceki nesil bitmiştir. Kimse çıraklığa ve sanata heves etmiyor. Şu anda bu işi yapan on kişi kadar kalmışız, gerisi yok. Levhaları Kahramanmaraş, Antep ve Çorum’dan getiriyoruz. Orada fabrikalar var, bu şekilde işimizi devam ettirmeye çalışıyoruz, aşağıya düşürmemeye çalışıyoruz. Ne yapalım yani. Malatya’da elimizden geldiği ölçüde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Özellikle Malatya’daki büyük kazanları biz yapıyoruz. Sipariş olursa ince işler de yapmaktayız. Malzemeliden biri eksik olursa orada kalıyoruz. Tavaların kulpuna kadar dışarıya muhtaç durumdayız. Ham maddeyi de dışardan getirmek zorundayız. Malzemeleri tonajlarla almak zorundayız. Ona da gücümüz yetmiyor. Diğer yerlerde çıraklık ve geleneksellik devam ettiği gibi, fabrikasyon sisteme de geçilmiş. Bizim en genç çırağımız elli yaşında. İşçi yok. Ne yapalım satış biraz var, dışardan hazır getirip satıyoruz. Çoğu Malatyalılar da bizim bakırcıların imalatı diye inanıyorlar. Halbuki burada bakırcılık bitti.

Demir işine gelince demir işi Malatya’da zirvede. Orak, bel, balta gibi tarım aletleri yapılıyor. Biz de bunları yapıyoruz. Maraş fiyatları ile bizim fiyatlarımız hemen hemen aynı. Biz bir tavayı on sekiz liraya alıyorsak çok az bir getiri ile yirmi liraya satıyoruz.

Devletten bazen kredi alıyoruz ama bu kredileri geri ödemekte zorlanıyoruz, ödeyemiyoruz. Bunun için kredi almaya da korkarak bakıyoruz. Daha önce ham madde imalathaneleri vardı, Dağıstanlılar’ın ve bizim kooperatifin üretimi mevcuttu. Onlar da kapandı. Dağıstanlılar fabrikalarını boya fabrikasına çevirdi, Bakırcılar Kooperatifi de mevcutları ortakları arasında paylaştılar.”

Bazı konularda tereddütte kaldığım için Pirim Aziz Azmi Fenercioğlu’nu aradım. Terpoş’un ne olduğunu sordum. O da kenarları eğri büyük sahan dedi. Bir de önemli bir ipucu verdi. Esas olarak bakırcılığı yaşatan ve üreten sanatçı ve zanaatkârlar Malatya Ermenileri imiş, Bizimkiler sadece kazan ve gazzik (küçük kazan) üretirlerdi dedi. Bakırcıların çoğunun Samanpazarı semtinden Akpınar’a doğru olan yolda kümeleştiğini söyledi. Mikrofonu uzattığım Ziya Çelik de bu durumu Akpınar’dan buraya geldiklerini söylemekle doğruladı. Bir de “kilden”den bahsetti. Kilden bir çeşit küçük kazanmış. Elips şeklinde imiş bakırdan yapılı kapaklı veya kapaksız olurmuş. Kadınlar kildenle birlikte hamama gider ve ondan faydalanırlarmış. Biliyorsunuz kil; Malatyalı kadınlar tarafından kullanılan, saçların sağlamlığı ve güzelliği açısından önemli olan bir maddedir. Kil, kildende hamur haline getirilir ve saçların yıkanmasında kullanılırdı. 

Evimizde bulunan Malatya üretimi bakır eşyalarımızdan bazılarının tanıtımı 

Malatya’da üretilen bakır kapların, sinilerin, kazanların, sahanların geleneksel yapıları vardı. Onun için bir asır öncesinden kalan Malatya üretimi bakırların resimlerini eklemek için iki üç gün köşe bucak aradım. Kömürlük mömürlük derken epeyisini bir araya getirdim ve resimlerini çektim. Bir de mutfakta dolabın gözünde bir yer ayarladım. Kullanmaya önem vermeye başladık.Yeni nesil Malatyalılar ve de bakırcılar bunları görür ve birebir elle yeniden imal ederler belki. Malatyalılar da makine ile üretilen bakır kap ve kacaklara değil paraya kıyarak Malatya’da el ile üretilen bu nadide eşyalardan almalıdırlar. (RESİMLER yazının üst tarafındadır)

a) Kayık tabak:

Bu misafir tabağının -hilaf olmasın- ortalama yüz seneden fazla bir mazisi vardır. Özellikle bizde misafir gelir ise ya kaburga, ya tiritli dolma küfde yapılırdı. Bir de olmaz ise olmaz pirinç pilavı pişirilir yanına kulak çorbası ve tatlı olarak da fışfış yapılırdı. Önce siniye erkekler ve erkek misafirler oturur yemeğe başlarlardı. Erkek çocuk olarak bizler de bu avantajdan faydalanırdık. Bu tabağımız hem tiritli dolma küfde, hem de pirinç pilavı için elverişlidir. Şu anda ben bu sahanı ilaç kutusu olarak kullanıyorum. 

b) Dilikli sahan ve ayaklı tabak:

Bu kaplar da özellikle misafir geldiğinde kullanılırdı. Sağda gördüğünüzün ayağı da vardır. Ayaklı olan bakır kabımız tiritli dolma küfde için, kısa olan dilikli de pirinç pilavı içindir. 

c) En çok kullandığımız yemek tenceresi:

Bu tencere en çok kullanılan yemek tenceresidir. Her türlü yemeğin pişirilmesine elverişlidir.

d) Çeşitli Malatya tabakları

Bu tabaklarımız küçük ebatta olup, bir veya iki kişilik yemek yapımı, özellikle de yağda yumurta ve biz batırma derdik (biber kızartması) yapımı için çok elverişlidir. Zamansız gelen ev külfeti ve misafir için çok pratik tabaklarımızdandır. Özellikle kavurmalı yumurta çok nefis olur. Hem pişirilip hem piştiği tabakta yemek yendiğinden çok pratiktir. Böylece lezzet kaybolmadan sıcak sıcak servise hazır hale getirilir.Malatya kadınlarına ve sosyetesine sunulur.

e) Ayaklı çorba ve ayran tası

Bu tas özellikle tarafımızdan yoğurtlu çorba, kulak çorbası veya ayran tası olarak kullanılırdı. Ayaklı olduğundan sofraya büyük bir ihtişam verirdi. Hele işlemeli bakır sininin üzerinde güzel bir uyum sağlardı.

f) Yoğurt sitili (kova)

Özellikle ineği olan veya yoğurt çalan Malatyalılar tarafından kullanılırdı. Yoğurt aynı zamanda bu sitilden tüketilirdi. Çiçek falan da konulabilir bu durum da sosyetemize duyurulur. Bu cümleyi biraz da sitemkâr kullanıyorum. Çünkü eş ve çocuklarımız sosyete oldu. Bunları kullanmayı bıraktılar.Önemini anlayamadılar. Bakırı en sağlıklı maden olduğu için tekrar mutfağımıza sokmalıyız. Bunu yapmayanlar dekor olarak kullansınlar, evlerindeki bakırları ortaya çıkarsınlar, zamanla belki kullanırlar.

g) İşlemeli küçük bakır sini

Birkaç kişi için yemek yemeye uygun bir sinimizdir. El işlemelerine dikkat edelim. Bu siniyi ortaya çıkardığımda eşim “ Ay bu evde mi idi?  Ben bunu misafirlere kahve ikram ederken kullanayım” dedi. Bu tür sinileri biz sulu olmayan et yemeklerinde özellikle de kaburga hizmetinde kullanırdık. Şu sininin üzerideki kaburgayı hayal edebiliyor musunuz?

h) Leğen

Daha ziyade hamur yoğururken ve de çiğ köfte yapılırken kullanılırdı. Misafirin çok olduğu zamanlarda yemek yapımında da kullanmaya elverişlidir. Bu leğende dün etsiz çiğ köfte yaptım.

i- İşlemeli bir sini 

Bu sini de pek büyük bir sini olmadığından genelde günlük olarak kullanılırdı

j) En büyük sinimiz (misafir sinisi)

Misafir geldiğinde ortaya çıkardığımız sini olup, ne kadar eski zamandan kalmış ki hep ergi bürgü(eğri büğrü) olmuş.

k) Gıldik sitilimiz (küçük kovamız)

Bu sitilimiz (kovamız) benim çağalığımdan beri (küçüklüğümden beri) çok sevdiğim bir sitildir. Boyu ortalama olarak bir karıştır. Çok güzel de estetiği vardır. Bu kovanın bende anısı çoktur. Buna sebep ise bana Malatya hamam kültürünü hatırlatmasıdır. Bu küçük kova bizim hamam kovamızdır. Şimdi; Malatya Hamam kültürünü anlatmaz isem olur mu? Bu kovaya zaman zaman çiçek koyarız. 

Malatya Hamam Kültürü:  Bu güçcük (küçük) sitilin bizim aile kültürü açısından önemli bir yeri vardır. Oğlum Cemallerde bulunan  sitilin resminin çekip göndermesi konusunda oğluma  rica ettim. Sağ olsun çekip gönderdi. Ben de sahifeye yükledim. Ancak; diğerleri gibi bu resmi büyütemedim, adı gibi kendisi de gıldik kaldı. 

Malatyalıların birkaç özelliğinden birisi genellikle erkeklerinin çok yakışıklı olmasıdır. Battal Gazi’nin soyundan gelenlerin hem bilekleri güçlüdür, hem onlar çok yakışıklıdır, Bizans Prenseslerinin dahi gönlünü feth edebilirler, bir de mangal gibi yürekleri vardır. Kızları için bir şey diyemem(!). Amcam onları beğenmezdi; “skoda bacaklılar” derdi. Ben günahsızım bu yargıyı da tam olarak paylaşmamış olsam da aynı yargıya şu an için şüphe ile bakıyorum. Evliya Çelebi’yi kınamak mı lazım? Ne diyem nasıl edem? Şimdi Malatya’nın kızları da gümrahlaştı, boyları uzadı ve de güzelleşti. Eskisi gibi değil vesselam.

İkincisi Malatya’lılar çok güzel giyinirdi. 

Üçüncüsü de Malatya’lılar temizliğe çok dikkat ederlerdi. Malatyalıların evlerinde banyo, konaklarında hamam olmasına rağmen illa ki hamama giderlerdi. Çünkü; evde yapılan çimmeler insanı yeteri kadar temizleyemezdi. İllaki hamamda onlar kese yaptıracaklardı. Bizimkiler oğullarına gelin bulmak için hamamda kız beğendiklerine göre bu işin önemini anlayın derim. 

Ne ise işi uzatmayalım 1947’lerde bu sitil bizim hamam sitilimizdi. O zamanlarda hamam kültürümüz revaçta idi. Şimdikiler gibi bir lif vurmakla onlar pırıl pırıl oldum demezlerdi. Hele hamamda dellekler (tellak) insanları keselemezler ise Malatyalı çimdim demezdi.

Malatya’nın hamamlarını anlatmayayım, sadece Yıldız Hamamından bahsedeyim. Biz o yıllarda Leblebici Sokağı’nda oturduğumuz için bize en yakın hamam Yıldız Hamamı idi. Ancak yıldız hamamı bu günkü gibi değildi, külhanı da vardı. 

Gıldik sitil ne işe yarardı?: Malatyalılar üç beş saat hamamda çimerler ve kuş gibi hamamdan çıkarlardı. Onun için ne yapmak gerek. Hamamda ne yenip ne içilecek ise ayarlamak gerekirdi. Hamamda yenilecek en güzel yiyecekler nedir derseniz, Malatyalılar bunu bilir. Patates öfelemesi (patates salatası), portakal ve ayva. İşte annem Zehra Yücel (Ucuzcu) bu sitili patates öfelemesi (salatası) ile doldururdu. Hamama sabah gider öğlen saatlerinde çıkardık. Acıktığımız zaman yiyeceklerimizi çıkarır yer ve sıcağa karşı direnç kazanırdık. Yanlış anlaşılmasın o zamanlar kadınlar hamamına gittiğim zaman üç dört yaşlarındaydım. En sonunda belki altı yaşında annem beni  hamama  götürdüğünde Dellek ”Babasını da getirseydin!” dedi. Annem beni gene de beni hamama soktu. Ondan sonra da kadınlar hamamının yüzünü görmedim.

Hamam parası (Bir lira):Bu sitil bizim hamam kültürümüzün simgesi olmuştur. Buna biz hamam sitili derdik. Bir de hamam parası denilen bir nesne vardı. O da bir lira. Hamamlar o zamanlar çok kalabalık olurdu, hele kadınlar hamamı. Gündüzden hamam tasları hamama gönderilir, hangi kurna kimlere ait onu dellekler(Kadın tellaklar dedik ya) belirlerdi. Her kurnanın başında üç dört tas olurdu. Bu da üç dört aile demekti. Gel de kavga etme. 

Bir gün gene annem beni hamama götürdü. Hamam ana baba günü. Bir kurna da üç beş aile çimiyor. Bir kurnada ise saçı ve başı boyalı sadece bir kişi çimmekte. Yavaş ve aheste olarak suları başından aşağıya akıtmakta, edalı ve cilveli bir bayan, Malatya’lılara benzememekte. Sordular soruşturdular bu kim diye. Pavyon kadını çıkmadı mı. Dellege fazla bahşiş vermiş, bir kurnayı kapatmış. Ondan sonra itirazlar başladı. Dellege rağmen iki üç aile orayı fuzuli şagil olarak işgal etti. Onun saltanatı sona erdi.

Hamam parası dedik ya. Biz üç çocuk ve bir ana hamama giderdik. Bu Yıldız Hamamının maliyeti sadece bir lira idi. Paranın yetmiş kuruş kadarı hamam ücretine gider, on beş kuruş kadarı delleke bahşiş olarak sunulur, geriye kalan ise bizim Payton paramızdı. Yıldız hamamından çıkar, Aksoğanoğullarının evinin önündeki paytonlara biner, parke taşlarının tıkırtısı ile eve gelirdik. İşte beyle sayın seyirciler.

l) Kazan

Şu anda Malatya’da halen üretilen türdür. Çeşitli boyutlarda üretilir. Bulgur kaynatmakta, düğünlerde yemek yapmakta, ve diğer hizmetlerde kullanılırdı. Şu anda bağ köylerinde halen kullanılmaktadır.Eskiden her mahallede birçok evde kullanılırdı. Özellikle bulgur kaynatmak isteyen Malatyalılar kazanları birbirlerinden ödünç alırlardı. Bu kazanın bir küçüğüne Gazzik denirdi. Gazzik daha ziyade çamaşır yıkamada, düğünlerde ve diğer hizmetlerde kullanılırdı. (Bu resim oğlum Cemal Ökmen tarafından Malatya Bakırcılar Çarşı’sında 1998 yılında çekilmiştir.) 

m) Teşt (Büyük bakır leğen)

En çok kullanılan bakır kaplardandı. Çamaşır yıkamadan tutun da yemek yapımına kadar değişik alanlarda kullanılırdı. El ile çamaşır yıkamada Malatyalı kadınlar iki üç teşti bir sıraya dizerler. Birinci suyu yani yıkamayı birinci bayan gerçekleştirir; sırada bekleyen ikinci bayana verir, o bayan da ikinci yıkmayı gerçekleştirir. Üçüncü bayan ise son yıkamayı ve sıkma işini gerçekleştirerek yıkamaya son verirdi.  Zor açılan iç çamaşırlar kazan veya gazziklerde kaynatmaya bırakılır, bunlar daha  sonra çivitli kaynamış su içerisinde kaynatılarak çamaşıra yeni bir renk ve güzellik katılırdı. Çivit: Mavi renkli tebeşire benzeyen paketler içerisinde satılan bir madde idi.  Öküz baş marka çivitler çok meşhurdu.

FASULYENİN NİMETLERİNE SIRA GELDİ: 

Şimdi ne diyelim, Kültür Müdürlüğü’nü mü suçlayalım? Malatya Valisi’nin çarşı kültürü konusundaki suskunluğuna mı yanalım? Yoksa demirciler çarşısının taşınmasının yanlışlığına mı ağlayalım? Bakırcıların bitmesine mi sızlanalım, kelle paça üten, balta, bel, orak, tırpan gibi parçaları üreten demircileri mi arayalım? 

Her yazımda Malatya olarak gelenekselliğimize ve kültürümüze fazla değer vermediğimizi ve de bilinçsiz olduğumuzu söyleyip dururum. Bütün kültür ataklarımız bürokrasiye takılıyor ve sonuca çok zor gidiliyor. Bir önceki valimiz bir takım kültürel ve doğal projeler başlattı. O projeleri yeni Valimize devretti. Ancak; Ağır giden bu projelerin iyice yavaşladığını düşünenlerdenim. Yüz kitap projesinin basımı ve dağıtımı yılan hikâyesine döndü. Kitaplar aha bugün çıkacak, aha bugün dağıtılacak diye bakıyoruz. Zaten kurulan komisyon ayrı bir alemdi. Kültür Müdürlüğümüz de ayrı bir alem. Kaplumbağa misali yürüyorlar. Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın. Bu gidişle dışardan gıdıklanma olmaz ise işlerimizin ve Malatya Kültürünün acı sonunu görüyorum.

SONUÇ:  Çarşı kültürümüze ve de dükkanlarımıza dokunmayın! İki kattan fazla bina olmasın. Onları ne kadar beğenmez iseniz beğenmeyin; iyileştirmeler hariç onları olduğu gibi muhafaza edin. Demirciler, bakırcılar, lokantacılar, sebzeciler, şirecilerle birlikte çarşımıza, çarşı kültürümüze ve çarşı alışverişimize her açıdan destek verin, onlara dokunmayın. Binaları yükseltmeyin. İşi bilmiyorsanız gelin Ankara’nın en eski bölgesinin belediyesi olan Altındağ Belediyesi’nde staj yapın ve onlardan örnek alın. Altındağ Belediyesi son zamanlarda ne yapıyor biliyor musunuz? Çarşı kültürü olan yerlerde iki kat üzerindeki binaları sünnetliyor ve iki kata indiriyor! 

Malatya Belediyesi dikkat: Kaş yapayım derken göz çıkarıyorsun, demirciyi de bakırcıyı da ailesi ile birlikte açlığa ve susuzluğa terk ediyorsun. Onlara çırak yetiştirmek için kurs açıp eleman kazandıracağına, destek vereceğine,  demircilik ve bakırcılığı yeniden diriltme yoluna gideceğine, araştırma yapacağına, yeni alanlara bu hizmetleri kaydırmaya çalışman hayra alamet değil. Yer değiştirmeye harcayacağınız para belki onları yeniden diriltebilir. Valilik, Kültür Müdürlüğü ve belediyenin Malatya Kültürünü geliştirmek ve korumak adına yeni projeler geliştirmesi gerektiğini söylüyorum. Zaman su gibi akıp gidiyor. Islahat-ı maslahatla bir yere varılamaz.

Şimdiye kadar bir çok konuda yazdım çizdim. Hiçbir devlet kurumu veya yetkilisi sen ne diyorsun kardeşim demedi. Şimdi de onlar, sinekler vızıldıyor diyebilirler. Ancak o sineklere kulak kabartmaz iseniz bir gün onlar kulağınıza veya burnunuza kaçabilirler. 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."