Final

Örnek Resim


Arion

Malatya Haber -

“O Kafa Halen Yaşamaktadır”

“O Kafa Halen Yaşamaktadır”
  • 07.05.2017

Türk Ocakları Malatya Şubesi’nin haftalık sohbet toplantılarının, bu eğitim ve öğretim dönemindeki sonuncusu yapıldı. İnönü Üniversitesi öğretim üyelerinden ve aynı zamanda Türk Ocakları Malatya Şubesi yöneticilerinden olan Yrd.Doç.Dr. Mustafa Canbolat’ın konuşmacı olduğu sohbet toplantısının konusu “3 Mayıs Türkçülük Günü”ydü.

Canbolat, şunları söyledi:

“Son toplantımızın konuşmacısı yönetim kurulu üyemiz Yrd. Doç. Dr. Mustafa Canbolat’tı. Konuşmasına herkesin 3 Mayıs Türkçülük Bayramını kutlayarak başlayan Canbolat tarihi gelişiminden başlayarak 3 Mayıs’a giden süreci ve nedenlerini anlattı. Mustafa Canbolat özetle şunları söyledi;

“Osmanlı’nın dağılma döneminde devleti ayakta tutmak için ortaya atılan Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının sonuç vermemesi üzerine Osmanlı sınırları içinde yaşayan Türkleri dil ve kültür birliği etrafında birleştirmek isteği ile ortaya çıkan Türkçülük akımı o dönemin mütefekkir ve aydınlarında büyük heycan yaratmış ve karşılık bulmuştur.

Yeni Türk devletinin kurulmasında ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ekibinin uygulamalarında Türkçülük en belirleyici etken olmuştur. Meclisin duvarında bozkurt resmi bulunmaktadır o dönemde. Türk burjuvazisini yaratmak ve gayrimüslimlerin ekonomideki hakimiyetlerini kırmak için varlık vergisi getirilmiştir. Ancak Mustafa Kemal’den sonra günümüze kadar da devam eden devlet kademesinde bir politikasızlık, hedefsizlik, dış etkilere açık olma durumu baş göstermiştir. Bu dönemde tüm yaşananlar Alman-Sovyet çekişmesine göre şekillenir olmuş.

Almanya’nın güçlü olduğu dönemde Türk Milliyetçilerine, Turancılara geniş hareket alanı sağlanmıştır. Milliyetçi rüzgara sahip çıkmak o günün şartlarında Türkiye ile Naziler arasında kurulacak köprü olarak görülüyordu. Ancak ilerleyen yıllarda Almanların savaşı kaybedeceğinin belirmesi üzerine rüzgar tersine dönüyordu. Zaten uzun zamandır devlet kadrolarındaki komünist, sol yapılanma rahatsızlık verici boyutlara ulaşmışken bir de bunun üstüne Sovyetlere hoş görünmek maksadıyla Milliyetçilerin üzerine gidilmeye başlandı. Çünkü milliyetçiler “TURAN” diyorlardı, bütün Türkler birleşmeli diyorlardı. Turan en çok kimi rahatsız edecekti? Tabii ki Türklerin büyük oranda yaşadıkları Sovyetleri rahatsız edecekti. İşte tüm bu gelişmelerin olduğu esnada Atsız Beğ kendi çıkardığı Orhun dergisinde sıkıntılarını ve rahatsızlıklarını anlatan bir açık mektup yazar devrin başbakanına. Bir başka mektubunda da Sabahattin Ali’yi vatan hainliği ile suçlar. Sabahattin Ali bunun üzerine hakaret davası açar Hasan Ali Yücel’in zorlaması ile dava 26 Nisan 1944’de görülür ve 3 Mayıs 1944’e ertelenir.

Ancak varolan durum Türk Milliyetçilerini oldukça rahatsız etmektedir ve bu rahatsızlık artık bir patlama noktasına gelmiştir. 3 Mayıs 1944”te Türk gençliği bir volkan gibi patlar. Türklük ülküsüne ve onun ideolojik lideri, hocası Hüseyin Nihal Atsız’a sahip çıkmak için Ankara Adliyesinin koridorları, salonları, adliyenin önü yüzlerce genç tarafından doldurulur. Kalabalığın bir kısmı adliyede Atsız’ı yalnız bırakmazken diğer binlerle ifade edilen büyük bir topluluk “Kahrolsun komünistler” sloganları atarak Ulus Meydanına doğru yürürler. Tarihe Ankara nümayişi olarak geçecek olay bir süre sonra hükümet karşıtı gösterilere dönüşür.

Grubun Çankaya’ya yönelmesinden korkan İsmet Paşa, Muhafız Alayına Köşk’ün önünde hazır kıta diker. 21 yıllık Cumhuriyet tarihi ilk defa böyle bir olaya şahit oluyordu. Bir süredir Türkçülere karşı bir sindirme operasyonu planlayan Hükümet için bu iyi bir fırsattı. Ve operasyona kısa süre içinde başlattılar. İsmet Paşa 19 Mayıs 1944 nutku ile Türk milliyetçilerini potansiyel suçlu ilan etmiştir. Türk milliyetçilerini Türk milletini bütün komşuları ile onarılmaz bir surette derhal düşman yapmak için uğraşan şuursuz ve vicdansız fesatçılar olarak suçlamıştır. Mahkeme Atsız Beğ’in “vatan haini” sözünü hakaret saymaz sövme olarak sayar oan göre ceza verir, o cezada da indirim yapar ve erteler. Ancak dediğimiz gibi hüküm çoktan verilmiştir. Başta Türkçü mütefekkir Nihâl Atsız ve o zaman üsteğmen olan Başbuğ Alparslan Türkeş olmak üzere çeşitli milliyetçi aydınlar ve genç kurbanlar, aylar boyunca en ağır zulümlere tâbî tutuldukları tabutluklara, işkence odalarına, zindanlara gönderilmişler ve hayali suçlamalarla eziyet çektirilmişlerdir. Aralarında üniversite profesörü, öğretmen, subay, doktor ve üniversite öğrencileri bulunan 34 sanık, sorgulama adı altında çeşitli işkencelere maruz bırakıldıktan sonra, 7 Eylül 1944 günü yargılanmaya başlanmıştır.

“IRKÇILIK-TURANCILIK DAVASI”” adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanmış ve Atsız 6,5 yıl hapse mahkûm olmuştur. Atsız, bu kararı temyiz etmiş ve Askerî Yargıtay, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi”nin kararı esastan bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmiştir. İşte bu 3 Mayıs günü Atsız Beğ’in talebi ile 3 Mayıs 1954’ten sonra Türkçüler Günü olarak anılmaya başlamıştır. 3 Mayıs Türk’ün Türklüğün yok edilme çabaları karşısında bir duruş, bir karşı duruş, bir itirazdır.

Ruhunda bir şeylerin sıkıntısını hissetme meselesidir. Bir ruh meselesidir. Biz sık sık 3 Mayıslar yaşamaktayız. Türlüğe yönelik tehditler sürekli karşımızda bulunmaktadır. Dolayısı ile 3 Mayıs ruhu her daim diri tutulmalıdır. Bu gün de durum çok farklı değil. 100 yıl önce çizilen haritalarla bugün geldiğimiz nokta maalesef birebir uyuşmaktadır. Güneyimizde bir tezgahın olduğu apaçıktır. Geçmişte bunları dile getirdiğimizde bizleri komploculukla, hayalperestlikle suçlayanlar bugün bu gerçekliğin buz gibi yüzüyle karşı karşıyadırlar. Wilson’un çizdiği haritalar,

Irak’ın işgali, 36. paralelin kuzeyinin uçuşa yasaklanması ve Barzani’nin orada rahat bırkılması, Barzani ve Talabani’nin aşiret reisliğinden devlet başkanı seviyesine yükseltilmesi, oradaki 5000 peşmergenin uçaklarla Guam adasına götürülüp eğitilmesi, ABD dışişleri bakanı Condoleeza Rice’ın 2003 yılında “Ortadoğuyu Yeniden Şekillendirmek” başlıklı makalesi, ülkemizde yaşanan BOP tartışmaları, Ergenekon süreci ile konuya hakim askeri ve bürokratik kadroların tasviyesi, güney sınıımızdaki mayınlı arazilerin temizlenmek ve sonrasında işletilmek üzere İsrail’e verilme girişimleri, Musul ve Kerkük’e girilerek ilk olarak nüfus ve tapu dairelerinin yakılıp yıkılması, taş atan çocuklar yasası ile hendek kazıp arkasından polisimize askerimize ateş eden terörist haline getirilen çocuklar, çözüm süreci ile içerideki ayrılıkçıların iyice azgınlaştırılması, Suriye’nin destabilizasyonu, Salih Müslim’in güney sınırımızı yavaş yavaş nakış işler gibi kuşatması, IŞİD denen gurubun tezgahın kurulacağı bölgede gerçekleştirdiği nüfus hareketi, hem ABD’nin hem de alternatif olarak yanına koştuğumuz Rusya’nın tüm uyarılara rağmen PYD’nin yanında yer alması olaylarını birlikte düşündüğümüz zaman Türk milliyetçilerinin hiç de komplo teorisi yapmadıklarını ve bir planın adım adım uygulandığını bugün net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bizleri kan sevici, katil, faşist diye yaftalayanlar ile 19 Mayıs 1944 nutkunda Türk milliyetçilerini şuursuz ve fesatçı ilan eden kafa aynıdır. Ve o kafa halen yaşamaktadır.

Ancak bilinmelidir ki 3 Mayıs ruhu da yaşamaktadır. Rabbim Türk Milletini korusun.”

Bülten

 

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."