Final

Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

Onlar da Yürümüştü, O Gün!..

Onlar da Yürümüştü, O Gün!..
  • 27.12.2015

Türkiye bir süredir, CHP’nin “çarşaf açılımı”nı konuşuyor.. Bu ülkenin insanları değil de, sanki “uzaydan gelmiş” grupların tartışması gibi bu.. Anadolu’nun kimi gerçeklerinden bihaber, örfünü, geleneğini, adetini unutmuşlar sanki.. Yandaki fotoğraf, Malatya’da, Malatya’ya özgü “kareli çarşaflarıyla” yürüyen, hem de hak için yürüyen kadınları gösteriyor. 1960’lı yıllarda güçlenen sendikal hareketin ardından, 1965’de Malatya Belediyesi’nde greve başlayan Genel- İş Sendikası işçilerini desteklemek için yapılan bir işçi yürüyüşünden çekilmiş fotoğraf. Erkeklerin yalınayak katıldıkları o yürüyüşte; şimdi artık olmayan Mensucatın (Sümerbank), Reci’nin (Tekel) bayan işçileri, kareli çarşaflarıyla yerlerini almışlar. Sıtmapınarı’nda başlayıp, Atatürk Anıtı önünde biten yürüyüşün en önünde, Atatürk portresi taşıyan 2 belediye işçisi, arkalarında grevdeki işçilere destek veren ve bugün artık varlığı, yokluğu tartışılan, sadece üst düzey yöneticilerinin servetleriyle ilgili tartışmalarda gündeme gelen sendikacılık faaliyetini destekleyen döviz ve pankartlar taşıyan kadınlar var..

Biraz da bugünkü “çarşaf” gündemine atıf yapan görüntüleriyle güncelleşen fotoğrafları, Malatya’da 1950’li yıllarda sendikacılığı öğrenen, uygulayan ve 1965’deki o grevi organize eden grubun başkanı Alaeddin Elek’in (en üstteki fotoğrafta) albümünden aldığımızı belirtelim.

Ve işte, YORUM Gazetesi’ne konuşan Elek’in ağzından Malatya’da, o günün ve bugün varlığı ya da yokluğu belli olmayan sendikacılığın, işçi örgütlülüğünün geçmişini sunuyoruz.

* * *

1950’li yılların Malatya’sındayız. Yasa, hak, emek gibi kavramların anlamlarının bilinmediği yıllar. Kapital düzenin tam olarak yayılmaya başladığı ve zenginin fakiri ezdiği, güçlü güçsüz oyunlarının oynandığı yıllar. Bir şey yapılmalıydı, yapılmalıydı çünkü durum giderek kötüleşiyor insanlar sınıflara ayrılıyordu. 1950’lerden sonra Türkiye’de yeni gelişmeler başlıyor ve emeğin özgürlüğün savunuculuğunu yapacak sendikalar kurulmaya başlıyordu. Türk-İş’in kuruluşu artık işçiler için emekçiler için bir kurtuluş yolu olmuş ve daha rahat bir çalışma ortamının yanında hak ettikleri parayı alma umutlarını doğurmuştu. Peki, bu süreçte Malatya’da neler oluyordu? 2 cumhurbaşkanı çıkarmış ve Türkiye’nin gelişimiyle ilgili stratejik bir il olan Malatya’da işçiler, emekçiler neler yaşıyordu?

Konuyu Malatya’nın sendikal hayatını başlatan Alâeddin Elek’le konuştuk. Hazmedemediği haksızlıklara başkaldırmak için çıktığı yolda büyük işler başaran, hatta Türkiye’nin ilk resmi grevini Malatya’da başlatan kişi olarak tarihe geçti. O dönemde “yasa nedir kimse bilmiyordu” diyen Elek, kimsenin siyasi bir davası olmadığını ve herkesin tek bir amacı olduğunu ve bununda “hak” olduğunu söyledi. İşte Alâeddin Elek’le yaptığımız söyleşi.

SORU: Malatya’da sendikalardan önce işçilerin nasıl bir çalışma sistemi vardı?

ELEK: O dönemde Malatya’da kimse yasa kelimesinin anlamını bile biliyorduk. Kaldı ki sendikayı bilecek. İş kanunu yoktu, kimsenin iş güvencesi bile yoktu. O zamanlar Malatya Belediyesi’ndeki işçiler amirlerinin özel elemanıymış gibi çalıştırılıyordu. Hiç unutmama belediye başkanları temizlik işçilerine yün yıkatırdı. Ben bu durumları gördüğümde üzülüyordum çünkü işçilerin yaptığı işler yapmaları gereken işler değildi. İtfaiye işçileri 15 günde bir eve gidiyordu. Yani işçi dediğiniz zaman o dönemde, hiçbir hakkı olmayan, hakkını savunamayan, parasını alamayan insanlardı.

SORU: Peki, sendika aklınıza nasıl geldi?

ELEK: O dönemlerde Hüseyin Kapıkıran adından biri Adana’dan Malatya’ya gelmişti. Orada Türk-İş’te görevliymiş. Bana buradaki durumu sordu ve bu durumdan memnun olup olmadığımı sordu. Aslında benim hiçbir sorunum yoktu. Çünkü belediyede durumum çok rahattı. Elektrikçiydim ben ve diğer işçilerden 2-3 kat daha fazla para alıyordum. Ama dediğim gibi durumdan memnun değildim ve bu konuda bir şeylerin yapılmasını gerektiğini düşünüyorum. Hüseyin Kapıkıran bana sendika kurmamı ve bu yolla işçilerin haklarını savunabileceğimi söyledi. O dönemde Sivas’ta Türk-İş kurulmuştu orayla irtibat kurdum Malatya’ya geldiler. Burada çalışmaları ve yapılması gerekenleri bana anlattılar. Bende zaman kaybetmeyip sendika çalışmalarına başladım. İlk sendika binasını Can Sinemasının 2. katında bir odada kurdum. O dönemde orası İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak’ın babasının yeriydi kiraları Mesut Parlak toplardı. Biz Genel-İş adı altında çalışmalarımıza başladık. Ben kurulduktan sonra yaklaşık 300 kişiyi üye topladım. Belediye teşkilatı, bekçiler, itfaiye görevlileri ve diğer meslek kuruluşlarından üyelerimiz vardı. Genel-İş Türkiye genelinde bir genel kurul yapmamıştı. Vilayetlerden şube açılmasını istemişler. Bizde doğu illeri olarak Adana’da toplanıp Ankara’ya gittik. Ulus’ta genel kurul yaptık ve ben o genel kurulda icra ve denetim kurulu üyeliklerine seçildim. Çalışmalarımız devam etti. Tüm Türkiye’de ki sendikalarla irtibat içindeydik. Bunun yanında diğer meslek kuruluşlarının da sendikalarını kuruyor ve faal bir çalışma sistemi oluşturuyorduk.

25 KURUŞ İÇİN GREV

SORU: Türkiye’nin ilk resmi grevi olarak tanımlanan Malatya grevini anlatır mısınız?

ELEK: İşçiler dönemin belediye başkanı Turgut Temelli’den maaşlarına 25 kuruş zam istediler. Turgut Temelli bu kararı reddedince bizlerde grev kararı aldık. Bu eylem Türkiye’de ilk resmi eylem olma özelliği taşıyor. Yani bizden önce grevler eylemler yapıldı ancak resmi anlamda ilk grev Malatya’da yapıldı. Grevin yapılacağı gün Malatya’da sanki olağanüstü hal vardı. Dedim ya yasayı bilmeyen hakkını arayamayan insanlar bugün kalkmış grev yapıyorlar hem de kadınlı erkekli. İstasyon virajından Atatürk anıtına kadar yürüyüş düzenledik. Yol boyunca bir yanımızda askerler bir yanımızda polisler bizi takip ediyordu. Gözaltılar çoktu ama bizimkiler polis arabasının bir kapısından giriyor diğer kapısından geri çıkıyorlardı. Öyle ki polis arabasını havaya kaldırıyorduk. Çok büyük bir eylemdi. Neyse ki kimsenin canı yanmamıştı. Grevimize İsmet İnönü, Bülent Ecevit, dönemin bakanları bürokratları da gelmişti. Grevimiz 20 gün sürmüştü. Grev boyunca sendika olarak tek kuruş para harcamadık. Bütün işçi temsilcileri bizlere destek vermişlerdi. Yani düşünün ki bir paket sigara bile almıyorduk. Hükümet bizimle baş edememişti, asker ve polis azmimizi kıramamıştı. Sonunda belediye talebimize karşılık verdi ve işçiler zammı aldılar grevi sona erdirdik. Grev Türkiye’de ve yurt dışında büyük yankı uyandırmıştı. Hatta Almanya’da işçi temsilcisi olarak katıldığım bir toplantıda duvarlarda Malatya grevinin bulunduğu fotoğraflar vardı. Grevde özellikle çarşaflı kadınlarında oluşu bir başka anlam ifade ediyordu. Çünkü kadınlar o dönemde hep ikinci plandaydı ama bizim grevimizde erkeklerle yan yana haklarını aradılar. Grev süresince tek bir işçi tek bir tokat bile yemedi, yani bugünkü gibi işçiler dayak yemiyordu.

SORU: Sendika çalışmalarınızı anlatır mısınız?

ELEK: Sendikayı kurduktan sonra üye kayıtlarına başladım. Belediye teşkilatı, bekçiler, itfaiye çalışanlarını üye yaptım. Herkes elinden geldiğince bir şeyler yapıyordu. Çünkü o zamanlar ben değil biz vardık. Ayrıca aramızda kimsenin siyasi bir davası yoktu herkes kendi hakkı için mücadelesi için hizmet veriyordu. Türkiye’nin çeşitli yörelerinde ki grevlere katılıp işçi kardeşlerimize destek veriyorduk. Bunun yanında yurt dışında işçi temsilcileri olarak katıldık ve haklarımızla ilgili bilmediklerimizi öğrendik. Hatta Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı’nın babası Tahsin Fındıklı’yla çok sayıda gezimiz oldu. Şaban Taçyıldız’ın babasıyla birlikte İmar-İş Sendikasını kurduk. Malatya artık bilinçlenmişti. Yani hak kavramı kimsenin dilinde değildi artık. Sendikalaşmanın Türkiye’de en hızlı yayıldığı il Malatya’dır. Ama son dönemlerde işler istediğimiz gibi yürümedi ve çeşitli sorunlarımızda oldu. Sendika çalışmalarımız döneminde Belediye Başkanı Turgut Temelli bana çok şeyler vaat etti. Yani bırakmama için her şeyi vereceğini söyledi kabul etmedim. Temelli’yle güzel bir dostluğumuz vardı ama sendikadan dolayı aramız bozuldu.

SORU: Son olarak neler söylemek istersiz?

ELEK: Bu uğurda çok büyük işler başardığımızı düşünüyorum. Dedim ya yasa nedir, hak nedir, mücadele nedir bunların bilinmediği yıllarda biz bu işleri başardık. İnsanlar artık insan olduklarını anlamışlardı. Ama kapitalizm bizi birbirimize düşürdü. İşveren her zaman olduğu gibi yine parasının gücüyle satın aldı çok insanı. Sendika görevimin sonlarına doğru üzerime çok gelmeye başlamışlardı. Zaten artık eskisi gibi kimse işçiler için değil de kendisi için mücadele etmeye başlamıştı. Yani bizcilikten çok bencilik başladı. Beni sindirmek ve sendikadan uzaklaştırmak için son dönemde çalışmalar yaptılar. Öyle ki yaptığım son kongrede kardeşimi karşıma aday olarak çıkardılar bende ondan sonra bıraktım zaten. Ben işçilerin, emekçilerin hak ettiklerini almalarını istedim. Benim buna ihtiyacım yoktu zaten ben belediyede usta başıydım ve diğer işçilerden 2-3 kat daha fazla maaş alıyordum. Ama ben bu insanların ne kadar zor imkanlar altında çalıştıklarını ve haklarını alamadıklarını düşünerek böyle bir iş girdim ve iyi ki de girmişim. Sendikada ilk yıllar para almadan çalıştım. Bir dönem maaş aldım ardından ihtilal çıktı ve hala sendika bana borçlu ben bunun bile peşine düşmedim, düşmemde.

HABER: Yorum Gazetesi
FOTOĞRAFLAR: Alaeddin ELEK Arşivi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."