You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim
Opel Reklam
Malatya Haber -

Öz Malatya Öyküleri

Öz Malatya Öyküleri
  • 28.06.2002

Bülent KORKMAZ

Derler ki, şiir başka dile çevrilemez. Bırakın başka dili, şiir bazen kendi yazıldığı dile çevrilemez!

Doğrudur. Dil, mekanik bir olgu değildir. İçinde kültürü, sevinci, hüznü, acıyı, coğrafyayı, yenilen yemeği, içilen suyu barındıran, doğan, yaşayan, gelişen ve hatta ölen bir kavramdır. Dil, temsil ettiği insan topluluğunun ta kendisidir. Şiir (şiirin başkalaşmış hali olan türkü de diyebilirsiniz) dile eşitlenen insanın en üst düzeyde ifadesi olduğundan çevirisi, imkansız olmasa bile, çok ama çok güçtür. O duyguları tam olarak verebilmek, alabilmek ancak o kültürün bir öğesi olmakla mümkündür.

Aynı şeyleri küfür için de söyleyebiliriz.
Hoş bir şey değildir, çoğu zaman çirkindir, pistir, kötüdür, toplumca benimsenmez; ama küfür de insanlığın bir gerçeğidir, vardır. Çok küfür ediyor diye kadının huzuruna çıkarılıp mahkeme edilirken, içeriye alelacele giren bir şahsın “kadı efendi, kadı efendi! Babam öldü, analığımın bana nikahı düşer mi?” demesi üzerine, “Kadı efendi işte ben böyle annesi güzellere küfrediyorum” diyen Bektaşi misali bazen gereklidir de…

Ana dillerinin yanı sıra başka dil veya dillerini konuşan ve yazanlar bilirler ki; küfür de şiir gibidir, çevirisi, imkansız değilse de, güçtür. Çevrilse de, şiir gibi, çevrildiği dilde yakışık almaz, tat vermez. Yaşamın içerisinde hoyratça kullanılan küfür, şiir, sinema, tiyatro, hikaye karikatür ve sinemada kullanıldığında çoğunlukla tepki görür, dışlanır, yok sayılır veya sansürlenip yasaklanır. Anadolu topraklarının gördüğü en güzel insanlardan Nasrettin Hocanın küfrü bol ‘müstehcen neşriyat’ fıkraları Türk halk kültürünün araştırmacısı Pertev Naili Boratav tarafından derlenip basıma hazır hale getirildiğinde, kitabın basımını yapmayı üstlenen bankanın vazgeçmesi bu ikiyüzlülüğün en taze örneği değil midir?

Bu konu uzatılabilir, karşıt fikirler ortaya atılabilir, başka boyutlarıyla ele alınabilir. Daha fazla dallandırıp budaklandırmadan sizlerle, bir kısmına tanıklık etme şansını bulduğumuz, en öz, küfür ve argo ifadeler de içeren en hakiki Malatya öykülerinden – fıkra, hikaye değil, tamamen gerçektir – birkaçını paylaşmak istiyoruz. Yinede bu paylaşım esnasında, kimsenin ar ve haya duygularını incitmek istemediğimizden, öykülerde kahramanların en sansürsüz haliyle kullandığı malum sözcükler yumuşatılarak verilecektir. Ar ve haya deyip geçmeyin; bir incindi mi kolay kolay iyileşmez.

***

Gündüzbeyli Mevlüt Dayı ve Malatyalı olmayan bir ortağı nakliye işi yapmakta, il il dolaşıp nerede iş bulurlarsa oradan yollarına devam etmektedirler. Ortak, şakayı seven, ama bazen tadını kaçırıp boşboğazlık eden bir tiptir. Bitlis’te yoldan geçen bir şahsı durdurup Erzurum yolunu sorarlar. Yolu tarif eden şahıs şaştır ve koluyla bir yönü gösterirken gözüyle aksi yöne bakmaktadır. Boşboğaz şakacı, “Gardaş elinin gösterdiği yere mi gideceyik, kolunun gösterdiği yere mi?” diye sorunca hiddetlenen şahıstan tumturaklı bir sesle cevabı alır: “Golumun gösterdiği yere giderseniz Erzurum’u bulursunuz, gözümün gösterdiği yere giderseniz toynağımın başını bulursunuz”

****
Merhum gazeteci Erhan Kırçuval’ı ismen bilenler onu sadece gazeteci olarak bilirler. Ancak, Erhan Kırçuval ağabeyi yakından tanıyanlar onun ve arkadaşlarının ne kadar özgün öykülerin kahramanı olduklarını da bilirler. Bunlardan biri şöyle: Merhum Abidin Gebeş, İzmir Fuarı’nda arkadaşları Hasan için “kişiye özel” bir gazete bastırır. Bu “gazete”nin manşetindeki haber ve devamı özetle şöyledir: Hasen’in anası İmmihan Dünya Güzeli Seçildi. İmmihan çağdaş Türk kadınını temsil etmekten onur duyduğunu söyledi. Gazete Hasan’ın görebileceği her yere bırakılır. Doğal olarak Hasan sinirlenir, çevreden gaz ve duman verilir, artık kan akmalı, namus temizlenmelidir. Bir gün Hasan, Gebeş’in oturduğu kahveye hışımla dalar. Gebeş, oyun oynamaktadır; Hasan sağ elini beline atmış, çıh dışarı seninle görülecek hesabım var anlamında, kötü kötü bakmaktadır. Kahvede hava buz kesmiştir, Gebeş’in rengi atar. Ortam, kovboy filmlerindeki düello sahnesi gerginliğindedir. Geri planda olanları süzen Kırçuval, Hasan’a bakıp “Ula, sen solak değil miydin?” der demez Hasan’ın blöf yaptığı anlaşılır, kahve kahkahayı basar; olayın mağdur tarafı küfrederek kahveyi terk eder ve mesele de tatlıya bağlanır.

***
1983-84 sezonunda Malatyaspor Gaziantepspor’la deplasmanda önemli bir karşılaşma oynayacaktır. Bu sezon Malatyaspor’un yenilgisiz şampiyon olup 1. Lige çıktığı sezondur. Dolayısıyla taraftarlar takımlarını yalnız bırakmamaktadırlar. Yeşilyurt’tan bir grup maça gider. Başlarında ilçede sebebiyet verdiği sayısız inanılması güç olayla iyi tanınan Birol Turgut vardır. Malatyaspor taraftarları polis kontrolünde ayrı bir yere oturtulur. Karşılaşma öncesi kurban kesmekle görevlendirilmiş Antep’li iri kıyım (zayıf kasap tanıyan var mı?) ve beyaz önlüklü (başka renk mümkün mü?) tel örgülerin berisinde Malatyaspor taraftarlarının önünden geçerken üreme, işeme ve düşünme (!) organını bizimkilere gösterir. Herkes hışımla tel örgülere doğru saldırıya geçerken, Birol doğallıkla ön saflardadır. Olayı bir polis memuru baştan sona görmüştür; geriden koşarak emniyet amiri de gelir. Ne oldu diye sorar. Birol kimseye meydan bırakmadan hem kasabı rezil eden, hem ortamı yumuşatıp kahkahaya boğan cevabı Richter hesabıyla ölçülebilen sesiyle, üstelik yeminler ederek, verir: “Gomserim, bu adam bize poposunu gösterdi. Şikayetçiyim, tutuklayın”. Taraftar tempo tutar “poposunu gördüm, poposunu gördüm” Taraftarlarla birlikte kahkahaya boğulan polis memuru “komserim öyle olmadı, böyle oldu” diye düzeltmeye çalışsa da, Birol “Vallaha ben öyle gördüm, bana öyle göründü” demektedir. Kasabın karizması boydan boya çizilmiş, ortam süt liman olmuştur. Bugün halen Çırmıhtı topraklarında bu olayı bilenler bir konu işlerine gelmediğinde tersini söylemekte ve “Ben öyle gördüm” demektedirler.

***
Bir Malatyalı genç ilk gençlik yıllarında, yüzde 110’umuzun yaptığı gibi, rahmetli Can Sinemasına gitmek istemektedir. Ancak, bu eylemi yalnız yapmak istemediğinden bir arkadaşını (isimleri bende saklı; siyasi gelecekleri var, ellemeyelim!) da yanına katmak niyetindedir. Yalnız, Ramazan olduğundan ikinci şahıs gitmek istememekte, ısrarla “orucum fesat olur, bayramdan sonra gidelim” demektedir. Birinci şahıs oruçlu değildir. Normal zamanda her ikisi Can’a kombine biletlidir. Üç aşağı beş yukarı tartışılır ve oruç olmayan şu cümleyle ikinciyi ikna eder: “Olum, eline almayacan ya, oruç bozulmaz”. Sonuç? Yaşar Nuri Öztürk’e pes dedirtecek yorum işe yarar ve ikisi de sinemaya gider.

****
1954 yılından beri Malatya futboluna hizmet veren emektar İnönü Stadı 1976 yılında çimlendirilmiştir. Gazeteci ağabey Raşit Kısacık yazdığı haberle Gençlik Spor İl Müdürü Osman Çağlı’nın (Mıh Osman) sahanın içinde koyun gezdirip otlattığını yazar. Osman Ağabeyin cevabı şu olur: “Yav ben kırh yıllıh avradı gezmeye götürmüyüm. Goyunları mı gezdirecem? Olur mu öyle şey?”

***
Yine Osman Çağlı’dan bir öykü. Rafet Küçüktiryaki’nin valilik dönemi, Sümer havuz başında sofra kurulur, mevsim yaz ve inanılmaz sıcak. Rakının içine buzu koyuyorlar ama ne fayda! Yer gök yanıyor. Vali, ya bu nasıl sıcaktır, buz bile fayda etmiyor der demez Osman Amca atılır: “Sayın Valim, nerde o eski buzlar!”

***
1950li yıllar Malatya’sında harbi mi harbi mi bir İbalı Dayı vardır. İbali Dayının, belediye görevlisi olarak, sırtında teliyle tıkanmış kanalizasyonu açmak. İbalıyı asıl meşhur eden yaptığı iş değil, tok sözlülüğüdür. Hangi koşulda ve kim olursa olsun lafını esirgemez. Siyasetin içinde Halk Partili olarak yer aldığından Demokrat Partililerle bol bol kapışır. O yıllarda pek sevilmeyen, Nemrut mu Nemrut birisi ölmüştür. Merhum Teze Caminin musalla taşına konmuş, imam dini vecibeleri yerine getirmektedir. İmam en sonda “Merhumu nasıl bilirdiniz?” sorusunu yöneltir. Cenaze törenine katılmayıp uzaktan olanları izleyen İbalı, cemaate laf bırakmadan, diyeceğini der: “Buna da eyi denki hepinizin anasını arvadını öpeyim”

(28 Haziran 2002’de malatyahaber.com’da yayınlanmıştır)

Etiketler: /

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."