Final

Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Malatya Haber -

RTÜK Üyesi Doğan’ın Konferansı..

RTÜK Üyesi Doğan’ın Konferansı..
  • 26.12.2015

Malatya Belerdiyesi’nin 2005 yılı Kültür takvimi kapsamında Türk Dil Bayramı nedeniyle düzenlediği “Türkçe’nin Son Yüzyılı” konulu konferans gerçekleştirildi. Belediye Konferans Salonu’nda düzenlenen konferansın konuşmacısı Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Yazar D. Mehmet Doğan’dı.

Konferansı AKP Malatya Milletvekili Ali Osman Başkurt, İl Müftüsü Bekir Gerek, belediye başkan yardımcıları, bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, vakıf ve dernek başkanları ile vatanrdaşlar izledi.

Konferansın açış konuşmasını yapan Belediye Başkan Yardımcısı Ziya Kesriklioğlu, Malatya Belediyesi olarak Belediye hizmetlerini yol, su kanalizasyon, imar, asfalt gibi fiziki hizmetlerden ibaret saymadıklarını belirterek, sosyal ve kültürel hizmetleri de en az fiziki hizmetler kadar önemsediklerini söyledi.

Dil Birliğinin bir topluluğu millet halinde bütünleştiren faktörlerden biri olduğunu kaydeden Kesriklioğlu, “Türkiye’de yaşıyoruz ve Türkçe konuşuyoruz. Anayasamızın 3. Maddesi resmi dilimizin Türkçe olduğunu beyan ediyor. Ancak her gün muhatap olduğumuz radyo ve televizyonlarda dinlediğimiz dil acaba ne kadar Türkçe. Bu dil ne kadar bizim ve bize ait? Spiker dediğimiz sözde bu işin uzmanı insanlar konuşurken ne kadar bu dilin kurallarına uyuyorlar?” dedi.

Kesriklioğlu’nun konuşmasından sonra konferansa geçildi. “Türkçe’nin Son Yüzyılı” konferansının konuşmacısı D. Mehmet Doğan, konuşmasına bir örnekle başlayarak, “Balık denizin içinde yaşarmış fakat onu bilmezmiş. Biz biraz da öyleyiz. Bir denizin içindeyiz bu deniz dil ve onu bilme konusunda her zaman gereken hassasiyeti göstermiyoruz. Bu dili denize benzetmek rasgele söylenmiş bir söz değil. Gerçekten dil ucu bucağı olmayan bir deniz. Binlerce yılın bize armağanı nereden başladığını bilmediğimiz başlangıç olarak nereden bize geldiğini bilmediğimiz bir varlık. Bizler onu hazır bulmuşuz, elimizin altında, gözümüzün önünde, dilimizin ucunda olan bir şey. İcat edilmemiş, bir şekle sokulmamış ve yüzyıllar içinde gelişmiş oluşmuş ve bir miras olarak hepimize kalmış. Toplum olarak çok zengin bir mirasa sahibiz tarihi mirasımız var, mimari mirasımız var bunların hepsini sıralıyoruz şöyle büyük işler yaptık o miraslar her zaman bizim elimizin altında olmuyor ama dil hepimizin mirası hepimiz o mirastan şöyle veya böyle faydalanıyoruz” dedi.

Türkçe’nin son yüzyılı denilince akla son yüzyıl içinde Türkçe’nin içinde bulunduğu durum, yaşadığı şartlar, geçirdiği değişim, dönüşümün akla geldiğini söyleyen Mehmet Doğan, “Dünyanın hiçbir büyük dili, yüzlerce binlerce yıllık geçmişi olan hiçbir dil Türkçe’nin son yüzyılda yaşadıklarını yaşamadı. Pişmiş tavuğun başına gelmeyen şeyler Türkçe’nin başına geldi” şeklinde konuştu.

Amerika eksenli Anglosakson Planlar’ın Türkiye’de eğitim sistemini değiştirmek için yoğun bir çaba sarfettiklerini, Rusya’nın da Orta Asya’daki Türkler için benzer planlar yaparak Rusça’yı ön plana çıkardıklarını kaydeden Mehmet Doğan, bu planların odağında Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki eğitim dilinin Türkçe olmaktan çıkarılması olduğuna dikkat çekerek, “ Türkçe’nin geçmiş yüzyılı yanında, gelecek yüzyılı üzerinde de ciddi biçimde düşünmek zorundayız” dedi.

20. Yüzyıl’ın aslında soykırımlar yüzyılı olduğunu söyleyen Mehmet Doğan, soykırımlarla hedeflenen şeyin insanların fiziksel varlığını ortadan kaldırmak olmadığını, soykırımın temelindeki asıl hedefin soykırıma uğrayan insanlara farklı kimlik kazandıran kültürel ve manevi unsurlar olduğunu, bu unsurların başında da dilin olduğunu söyledi.

Sırpların Bosna-Hersek’te Boşnaklara karşı giriştiği etnik temizliği bu anlamda çarpıcı bir örnek olarak gösteren D. Mehmet Doğan, “Sırplar, Boşnaklar’ı ciddi bir etnik temizliğe tabi tuttular. Ama Bosna’da olanlar sadece bedenlerin yok edilmesi değildi. Sırp topçusu doğrudan doğruya o milletin kültürünü simgeleyen cami minaresini, Osmanlıyı hatırlatıyor diye Mostar Köprüsü’nü, o milletin hafızası olan milli kütüphaneyi, milli arşivini yok ettiler” dedi.

Doğan, bu örnekten hareketle, “ Eğer bir toplumun kültürel varlığını ortadan kaldıramazsanız o toplum ne yapar eder, yeniden dirilir ve o kimliğe sahip çıkar. Bunu tersine çevirirsek, bir toplumun kültürel kimliğini, manevi yapısını, dilini, inançlarını ortadan kaldırırsanız o toplumu artık etnik temizliğe tabi tutmanız gerekmez” şeklinde konuştu.

Türk dilinin 19. yüzyılda Batı’da geliştirilmiş oryantalist düşünce ile değişime uğratıldığını belirten Doğan, “ 19. yüzyılda oryantalizm Türk Kimliği’ni tanımlarken İslami Dönem’i dışarıda bıraktı. Bunun üzerine kurulmuş bir milliyetçilik tasavvur edildi ve Türk Kimliği Osmanlı ve İslam dışında tarihsiz toplumlara uygulanan metotlarla oluşturulmak istendi ve suni bir milliyetçilik olarak bize transfer edildi. Türklerin İslam’ı kabulünden sonra sahip olduğumuz değerler dışarıda bırakıldı. Elimizde bulunan dil mirası bu bin yıl içinde öyle bir gelişim gösterdi ki bizim edebiyatımızın şah eserleri bu bin yıl içinde ortaya konuldu. Bütün bu önemli isimler ve eserler Türkçe’nin yüz akı denilen eserler, oryantalist bakış açısıyla dışarıda bırakıldı” dedi.

Son bir yüzyılda Türkçe üzerinde bir kuşku uyandırıldığını vurgulayan Doğan, kuşkunun özünü de şu sözlerle açıkladı : “ Türkçe Osmanlılar devrinde tahrip edildiği, Türkçe olmaktan çıkarıldığı, Osmanlılar’ın sentetik bir dil yaptığı iddiaları ortaya atıldı. Böyle bir mantık çerçevesinde Türkçe’nin en verimli dönemi yok sayıldı. “ dedi.

Kültürel birikimin zayıflatılması için dil tasfiyeciliğine başvurulduğunu kaydeden Doğan, Türkiye’de kültürün asıl taşıyıcısı olan dilin ciddi anlamda tahribata uğradığını ileri sürdü.

Türkçe’nin bir büyük medeniyetin dili olduğunu söyleyen Doğan, “ Medeniyet dili olarak Türkçe benim asıl dilimdir. Biz bugün dil ile ilgili birtakım kanaatlere sahip olacaksak, bu bizim birikimimizden gelen dilin bir bütün olarak korunması olmalıdır. Biz bir tarih yaşadık, bir kelime hazinesine, bir sözlüğe sahip olduk. O sözlükte yer alan kelimeler benim edebiyatçımın, Fuzuli’nin, Baki’nin Karacaoğlan’ın, Şeyh Galib’in, Mehmet Akif’in kullandığı kelimelerdir. O kelimeler benim kelimelerimdir. Bunlarla ilgili asla kıyıcı, kırıcı düşünemem” dedi.

Mehmet Doğan, Türkçe’nin bugün Batı’dan gelen bir saldırı ile karşı karşıya bulunduğunu da belirterek, bu saldırıya karşı teyakkuz halinde bulunmak gerektiğini kaydetti. Günlük hayata giren yabancı kelimelere karşı yeni Türkçe karşılıklar bulunması gerektiğini söyleyen Doğan, “ Bugün yapılması gereken şu anda dilimize giren kelimelere karşı tedbir almaktır. Bunu başarabilirsek sonuç alırız. Başaramazsak dilimiz üzerindeki istilayı asla önleyemeyiz. Tahribata uğramış dilimizi tahrip edilemeyecek şekilde benimsememiz, medeniyet dili olarak kabul etmemiz gerekiyor. Eğer dilimizi bir medeniyet dili olarak kabul edersek, buna inanırsak bugün sokaklarımızı, iletişim araçlarımızı, üniversitelerimizi istila eden yabancı dil taarruzuna karşı kendimizi güvende hissedebiliriz. Bunu yapamazsak Türkçe son yıllarda yabancı dillerden kelimelerin istilasına en fazla maruz kalan dillerden biri olur” dedi.

Doğan, konferansından önce de Belediye Başkanı Cemal Akın’ı ziyaret etti. Akın, ziyaretten memnuniyet duyduğunu belirterek, Doğan’a kristal kayısı ve belediye kültür yayınlarını hediye etti.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."