You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim
Opel Reklam

Dugun
Malatya Haber -

Savcıdan ‘Gizli Tanık’ Bombası

Savcıdan ‘Gizli Tanık’ Bombası
  • 28.12.2015

Malatya Cumhuriyet Savcısı Kurtuluş Tayanç Çalışır, duruşma savcısı olduğu Tunceli Ovacık Cumhuriyet Başsavcısı Murat Uzun‘un katledilmesi ile ilgili davada verdiği mütalaada, Türkiye’de son yıllarda “kumpas” olarak adlandırılan davaların neredeyse temelini oluşturan “gizli tanıklık” uygulaması konusunda ezber bozan yorumlar yaptı.

Tunceli’nin Ovacık ilçesi Cumhuriyet Başsavcısı Murat Uzun’un, 19 Eylül 2012 tarihinde Kandolar Mahallesi’ndeki adliye lojmanlarındaki evinin bulunduğu binaya girdiği sırada kimliği belirsiz kişi tarafından başına bir el ateş edilerek şehit edilmesi olayına ilişkin davanın 10 tutuklu sanığı, ilk kez geçtiğimiz hafta Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkmış ve sanıklardan 9’u tahliye edilmişti. Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın duruşmasında mütalaa veren Duruşma Savcısı Kurtuluş Tayanç Çalışır,  davadaki gizli tanık ifadelerine dikkat çekerek, Türkiye’de gizli tanıklık uygulamasının kumpas davaları ile anılır olduğunu ve sadece gizli tanık ifadelerinden yola çıkılarak insanlara mahkumiyet uygulanamayacağına işaret etti.

“DEDİKODULARLA MAHKUMİYET OLURSA, ADALET ANLAMINI KAYBEDER”

Cumhuriyet Savcısı Kurtuluş Tayanç Çalışır, Şehit Savcı Murat Uzun’un öldürülmesi dosyasındaki tutuklu sanıkların tutukluluk incelemelerinden yola çıkarak verdiği mütalaasında, “Bilindiği üzere ceza yargılaması hukukunda “kanıt serbestisi” ilkesi geçerlidir. Başka bir deyişle gerçeklik (hukuka aykırı olmamak koşuluyla) her türlü kanıt aracıyla ispatlanabilir. Önemle belirtmeliyim ki, bir kanıt aracının hükme esas alınacak şekilde bir kanıt değeri taşıması için, gerçekliği konusunda hiçbir kuşku bulunmamalıdır. Zira kuşkulu kanıtlardan, kuşkusuz gerçeğe ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bu nedenle bütün kanıtlara, Descartes felsefesindeki gibi kuşkuyla yaklaşmak zorunludur. Bu zorunluluğun gereği yerine getirilmeksizin, kanıtların gerçeklik değeri üzerinde esaslı bir araştırma ve kuşkucu bir düşünce etkinliği gerçekleştirilmemesi halinde, kuşkulu kanıtların gücüne ve insafına terk edilmiş bir karardan bahsedilecektir ki, içinde kuşku öğesi bulunan bir kararın da adaletli olduğunu öne sürmek güçleşecektir. Zira adaletli bir kararın ön koşulu içinde kuşku barındırmamasıdır. Tam da bu nedenle “kuşkudan sanık yararlanır” evrensel ceza hukuku ilkesi kabul edilmiştir. Bu ilkeye uygun şekilde hareket edilerek sanığın cezalandırılması yoluna gidildiğinde, hukuken verilmiş olan karar, aynı zamanda vicdanen de tatmin edici olacaktır. Başka bir deyişle ifade edecek olursam; hukuk, sanığı, vicdanen değil de, yasalar önünde kanıtların dedikodusuyla mahkum eder duruma düşürüldüğü an adalet adına yapılan her şey anlamını kaybetmiş, hukukun içi boşaltılmış demektir. Bu durumda da bir suç karşısında, yurdunda yaşayan bir insana “Suçsuzluğu sabit oluncaya kadar herkes suçludur” ya da “Aksi kanıtlanana kadar hiç kimse masum değildir” mantığıyla yaklaşan bir devletten bahsedilecektir ki, böyle bir devlet de tarih önünde kendini mahkûm eden bir devlet olarak algılanacaktır. Bu algının oluşmaması için, kuşkudan arınmış kanıtların ispatıyla, vicdani kanaatin tam olarak oluşması sağlanmalıdır. Vicdani kanaatin tam olarak oluşması için de, resen araştırma ilkesini yeterince sahiplenilerek etkin bir kanıt araştırması yapılmalıdır. Zira hüküm, sanılarla ve kanılarla değil, en kesin kanıtlarla verilir. Zımni varsayımlara dayanan hayali kanıtlı iddialarla insanlar suçlanamaz. Böyle bir suçlamayı hukukçular hiç yapamaz. Yapmamalıdır” dedi.

“SADECE TANIK BEYANI, TEK BAŞINA CEZALANDIRMAYA YETERLİ BİR KANIT OLARAK GÖRÜLEMEZ”

Cumhuriyet Savcısı Tayanç şöyle devam etti: 

“Diğer kanıt araçları için değindiğim bu husus, tanık beyanları için de geçerlidir. Hatta kanıt değeri bakımından nispeten zayıf olan tanık beyanı bakımından öncelikle geçerlidir. Çünkü sadece tanık beyanı, tek başına cezalandırmaya yeterli bir kanıt olarak görülemez. Diğer yan kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiği gibi, somut olayla örtüşmesi de aranır. Tanık beyanının kaynağının, duygulardan ve sinirlerden oluşan, her biri farklı karakterdeki, çıkar gözeten akıllı yaratıklar olan insanlar olması nedeniyle ayrı bir özellik göstermektedir. Yapılan psikolojik araştırmalar da göstermiştir ki, tanıklıkların yarısının doğru, diğer yarısının ise, yalan ya da hata şeklinde bir yanlışlığı içermektedir, işte bu nedenlerle yargıç, insan türünün bu özelliklerini göz önünde bulundurmaksızın tanık beyanına kanıt değeri yüklememeli ve varsa tanık beyanını destekleyen diğer kanıt unsurlarını da mutlaka göz önünde bulundurmalı ve hatta bu konuda re’sen araştırma da yapmalıdır. Başka bir deyişle tanıkların, bilerek ya da bilmeyerek insan yaşamına, özgürlüğüne, sağlığına, mutsuzluğuna neden olmaması için bütün bunlara dikkat ederek, adeta kılı kırk yarmalıdır. Gizli tanık beyanının, yasal dayanağı 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nda bulan ve yaygın uygulamasına da ülkemize, kumpas iddialarının merkezindeki Ergenekon soruşturma ve kovuşturmaları devamı süresince kavuşan gizli tanıklık kurumu ve gizli tanıklar söz konusu olduğunda daha da dikkatle göz önünde bulundurulması yaşamın gerçekliği karşısında zorunludur. Zira “Tanıkla yüz yüze olma” ilkesi, adil yargılamanın vazgeçilmezidir.”

“GİZLİ TANIK KONUŞSUN, SANIK İSPATLASIN DİYE BİR UYGULAMA OLAMAZ”

Sanıklara gizli tanık beyanlarının aksini ispat yükümlülüğünün yüklenemeyeceğini belirten Cumhuriyet Savcısı Kurtuluş Tayanç Çalışır, mütalaasını şöyle sürdürdü: 

“Burada önemle vurgulanmalıdır ki, gizli tanığın verdiği bilgilerin hukuken geçerli olması başka, bunun mahkumiyet hükmüne esas olması başkadır. Mahkûmiyete esas oluşturabilmesi için, başka delillerle desteklenmesi gereklidir. Başka bir deyişle tek başına hükme esas bir kanıt değildir. Zaten 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nun 9/8. madde fıkrasında, gizli tanık beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir. 20 Kasım 1989 tarihli Kostovski ve 27 Mart 1996 tarihli Doorson kararlarına göre, AIHM, gizli tanığın beyanlarının farklı kanıtlarla desteklenmesi, tek başına tanık ifadesiyle mahkûmiyet kararı verilmemesi, tanık beyanlarının mahkûmiyet kararında ağırlıklı rol bile oynamaması, ölçütlerini aramaktadır. Bu durumda özetle söylemek gerekirse, yalnızca, kimliği gizlenen tanıkların beyanlarından hareketle (birden fazla gizli tanık olsa da) mahkumiyet kararı verilmesi hukuken olanaklı değildir. Bunun yanında iddianın, gizli tanık beyanlarının yanında başka inandırıcı, somut ve pekiştirici delillerle desteklenip kanıtlanması gerekir. Bunun yanında bir tek gizli tanık beyanı ile hakkında suçlama yöneltilen sanıklara, aleyhlerine olan ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9/8. madde bendine göre tek başına hükme esas alınmayacağı belirtilen gizli tanık beyanlarının aksini ispat yükümlülüğü yüklenemez. Böyle bir yükümlülüğün varlığı sonucunu doğuracak her türlü mahkeme kararı masumiyet karinesinin (suçluluğu ispatlanana kadar herkes suçsuz kabul edilir şeklindeki ceza yargılaması ilkesinin) ihlali olacaktır.

Bütün bu açıklamalardaki gerekçe ve gerek doktrinde ve gerekse de kamuoyunda gizli tanıklık ceza yargılaması kurumunun, siyasi davalarda ulaşılmak istenilen siyasi amaca hizmet saikinin ve devlet çıkarlarının ön planda tutulduğu yargısının “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözünü anımsattığı da göz önünde bulundurulduğunda, gizli tanıkların beyanlarının kanıt değeri üzerinde daha titiz durulması ve kuşkuyla yaklaşılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu anlatımlar ışığında ve dolayısıyla gizli tanıkların beyanlarının, birden fazla gizli tanık olsa da, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut kanıt olarak değerlendirilmesi de düşünülemez.”

Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6 ve 7 Ocak günleri yapılan Tunceli’nin Ovacık ilçesi Cumhuriyet Başsavcısı Murat Uzun’un şehit edilmesi davasında 14 ay sonra hakim karşısına çıkan tutuklu 10 sanıktan 9’u Cumhuriyet Savcısı kurtuluş Tayanç Çalışır’ın verdiği mütalaa doğrultusunda tahliye edilirken, 1 sanık hakkındaki tutukluluk halinin devamına karar verilmişti. 

HABER: Burhan KARADUMAN, Yeni Malatya Gazetesi- malatyahaber.com

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."