You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim
Opel Reklam
Malatya Haber -

Soykırım Yalanıyla Yüzleş!

Soykırım Yalanıyla Yüzleş!
  • 28.12.2015

Eralp YALVAÇ

eralpyalvac@hotmail.com

Memleketim Malatya’da, başta benim anne tarafım olmak üzere, tanıdığım-bildiğim birçok Erzurum kökenli aile bulunuyor. Bunun sebebini az çok tahmin edebilirsiniz ama yine de ben söyleyeyim: 1. Dünya Savaşı yıllarında “Büyük Ermenistan” düşüyle kandırılmış bir kısım Ermeni’nin kurduğu çetelerin, “er kişileri” o sırada savaşta olan Türklere karşı giriştiği mezalim, yağma ve işkence yatıyor. Bizim tarihimizde bu olaylar, “Ermeni Mezalimi” diye bilinir. Son yıllarda varsa yoksa “Ermeni Soykırımı” diye oturup kalkanların, başta medya olmak üzere birçok siyasal- sosyal kurum ve kuruluşta etkin konuma getirilmeleriyle, bilinçli olarak “hiç olmamış gibi” yok sayılan “Ermeni Mezalimi”.  O insanlar başta Erzurum olmak üzere o bölgeden kaçarak daha güvenli buldukları Malatya’ya geliyor ve annemin baba tarafı gibi, kendi öz yurtlarında ‘muhacir’ oluyorlar. Maalesef geride kalanlar o kadar şanslı olamıyor, büyük acılar çekiyor ve önemli bir bölümü canından oluyor. O dönemki Ermeni olaylarının Malatya boyutu da var. Tarihçi Orhan Tuğrulca hocamızın, malatyahaber.com’da bölümler halinde yayınlanan “Malatya Ermenileri ve 1915 Olayları” yazılarından Malatya boyutunu ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz. 

Ben binlerce aileyi, onbinlerce insanı “muhacir” eden “mezalim” üzerinden gideceğim..

“Erzurum, ne alaka? Niye Erzurum’dan Malatya’ya göçmüşler?” diye sormasam, genç kuşak olan ben de bilemez, anlayamazdım. Yaşanan acıdan prim yapılmayacağını bilen Türk insanı, “bize saldırdılar, her şeyimizi geride bırakıp, canımızı kurtarmak için kaçtık” diyerek sürekli bu konuyu gündeme getirmedi, demagoji yapmadı. Belki bu yüzden yaşanan acılar sonraki kuşaklara aktarılmadı. Savaş dolu yılların sadece Türklere ve Ermenilere değil, bölgede yaşayan tüm Anadolu halklarına zarar verdiğini, en çok acıyı da bu iki milletin çektiğini gördü. Türklerin çektiği acılar ve Ermenilerin savaşın karşı tarafıyla işbirliği sonrası yaşadıkları can kayıpları ve bu topraklardan uzaklaşmış olmaları onlar açısından da durumun yeterince dramatik olduğunu gösteriyor. 

Şüphesiz nifak tohumları ekenlerin dışındaki Ermenileri olan-bitenlerden sorumlu tutamayız. Örneğin, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar günümüzde Malatya ile yeniden sıcak bağlar kurmaya, insanıyla kucaklaşmaya çaba gösteren  Malatya Ermenilerini. Kökeni bu şehir olan, burayı memleketi bilmiş, kültür ve gelenekleri neredeyse diğer Malatyalılarla aynı, en az bu şehrin yerlileri kadar Malatyalı bu insanlara diyecek sözümüz yok. O güzel insanlar hep var olsunlar!

Bu noktada soykırım iddialarını kabullenmek mümkün değildir. Art niyeti olmayan, aklı başında her insan için bu yalandan öteye geçemez. Soykırım sözcüğünün tanımına, hukuki yapısına ve elbette o dönem yaşanan olaylara ve koşullara bakmak bu meselenin soykırımla tanımlanamayacağının kanıtlarıdır. Herkes bilir ki savaşlar ölüm getirir. “Ben isyan çıkardım ve bu isyan sırasında savaşırken öldüm” diye bir mağduriyet türünü tarih yazmamıştır. 

Dünyada yaşanan o kadar savaş ve gerçek soykırımlar konuşulmaz, gündeme getirilmezken, Türklerle Ermeniler arasında yaşanan bu mesele yine de “illa konuşulmak” isteniyorsa, bu iki milletin arasındaki tarihi belgeler ve tanıklıklar üzerinden çözülmesi gereken bir meseledir.  Türkiye her zaman konunun tarihi belgeler açısından incelenmesi gerektiğini söylüyor. Belgeler üzerinden insani ve adil bir çözüme ulaşılabilinir. Bir hesaplaşma olacaksa da bu halk nezdinde olmalıdır. Bu noktada unutulmaması gereken şudur: Ermeniler 1915’e üzülürken, Türkler 1915’i kutlamadı, kutlamıyor. Tarihe bakarsak Türklerin 1923 yılına kadar acılar çekmeye devam ettiği görülüyor. 

Maalesef bu soruna çözüm ararken katledilen Malatyalı hemşerimiz, demokrat gazeteci rahmetli Hrant Dink’in sözlerine kulak verelim:

“Benim geçmiş tarihimin ya da bugünkü sorunlarımın, Avrupalarda, Amerikalarda, kimi zaman sermaye, çoğu zaman da meze yapılması zoruma gidiyor. Bu öpmelerin ardında bir taciz, bir tecavüz seziyorum. Geleceğimi geçmişimin içinde boğmaya çabalayan emperyalizmin, alçak hakemliğini, kabul etmiyorum artık. O hakemler geçmiş çağlarda arenalarda köle gladyatörleri birbiriyle vuruşturan, onların vuruşmasını büyük bir iştahla seyreden, sonunda da kazanana, yaralanın işini bitirmesi için başparmaklarıyla işaret veren diktatörlerin ta kendileridir.

Bunun için de, bu çağda, ne bir parlamentonun hakemliğe soyunmasını kabul ediyorum, ne de bir devletin. Gerçek hakem halklar ve onların vicdanlarıdır. Benim vicdanımda ise hiçbir devlet erkinin vicdanı, hiçbir halkın vicdanıyla boy ölçüşemez. Benim tek isteğim canım Türkiyeli arkadaşlarımla ortak geçmişimi alabildiğine etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek.”

Hrant Dink’in, çözüme ışık tutacak altın değerindeki görüş ve önerileri, bazıları tarafından bilerek ve kasten yok sayılıyor. İki devlet arasındaki sorunların, zor ve sıkıntılı bir süreç sonrası kolaylıkla çözüme kavuşabileceğine inanıyorum. Ancak çözüm noktasında, kendilerine “Hrant’ın Dostları” da diyebilen – ama gerçekte hiç de öyle olmayan – bir “grup” tarafından bu sorun “sadece ve sadece Türkiye’nin aşağılanacağı ve bedel ödeyeceği şekilde” çözüme kavuşturulmaya (!) gayret ediliyor. 

Bam teli dediğimiz, sıkıntının başladığı yer aslında tam burası…

Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmakla birlikte, kendi devleti ve milletini aşağıladıkça bunun “Batı” nezdinde ödüllendirildiğini gören, ağzından “demokrasi” sözü düşmeyen ve kendilerinden olmayanı faşistlikle suçlayan bu şebeke, sorunun çözümsüzlüğe sürüklenmesinde başrolü oynuyor desek abartmış olmayız. “Soykırımı kabul et. Soykırımla yüzleş” tazyikiyle bilgi kirliliğine yol açan, algıları bozan bu insanların medyadaki temsilcilerine baktığınızda, “demokrasi ve insan hakları” noktasında samimiyet göremezsiniz. 

Nasıl mı? 

Bunlar, savaş yıllarında Türklerin acılarından, yaşadığı travmadan bahsetmez. Sanki tüm bu işler olurken bir tek Türk’ün burnu kanamamıştır. Onlarca Türk diplomatı öldüren, yaralayan, sakat bırakan ASALA terör örgütünün eylemlerinden de bahsetmezler. Sanki Türk diplomatlar yaşanan acıların sorumlusudur ve katledilmeleri meşru bir haktır. Hitler’in faşist olduğunu kabul ederler de (ki öyledir), Stalin’in Kırım Türklerine yaptığı sistematik zulmü görmezden gelirler. Balkan Türklerine yapılan tehcir, Bosnalı Müslümanların, Yukarı Karabağ’daki Azerilerin katli ilgi alanlarına girmez. Ama yine de o büyülü “demokrasi” sözcüğünü ağızlarından düşürmez, kendileri gibi düşünmeyen herkesi “faşist” diye yaftalamaktan geri kalmazlar. 

Aslında bu insanlar soykırım konusunda, Ermenistan’a sözde soykırımdan dolayı taziye veren, yakın tarihin en bilinen soykırımcısı Sırbistan kadar samimi ve dürüsttürler.

Ellerinde tuttukları, ellerine tutuşturulan medya gücü vasıtasıyla sıradan insanların kafasını karıştıran, bu konuda epey başarılı olan ve 100 sene önceki zararlı cemiyetlerden pek farkı olmayan soykırım çığırtkanı bu insanların, faaliyetleri devam ettiği sürece Türkler ve Ermeniler arasında, o özlenen barışın gelmeyeceği açıktır. Tarih, Emperyalizm devreye girene kadar, Türkler ve Ermeniler arasında bir çatışma, kavga olduğunu yazmıyor. Türkleri-Ermenileri bir yana bırakın başka milletlerin de bu tür kavgaları yok. Ne zaman ki dünya politikasına yön veren büyük güçler devreye giriyor, ondan sonra Osmanlı’nın hâkim olduğu coğrafyada acılar yaşanmaya başlıyor. Bizim “demokratlar (!)” ısrarla ve inatla bundan da bahsetmiyor. 

Her iki taraf için bu sorunun çözümünün mümkün olduğunu düşünüyorum. Taraflar belli: Türkler ve Ermeniler. Acıyı çeken onlar oldu; acıyı dindirecek olan da onlar. Türkler ve Ermeniler, geçmişin acılarından nemalanmaya çalışan iç ve dış unsurların etkisi ve baskısını bertaraf ederek masaya oturabilirlerse, ve tarihi belgeler ışığında konuyu aklı-selim tartışabilirlerse, sorunu çözebilirler. 

Aksi halde her yıl Nisan ayında yine aynı teraneleri duyarız ve çözüm değil de “çözümsüzlük süreci” daha on yıllar boyunca varlığını devam ettirir. 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."