Final

Final

Örnek Resim


Arion

Arion

Malatya Haber -

Su Kenti Malatya!. Hani Su, Hani Yeşil?

Su Kenti Malatya!. Hani Su, Hani Yeşil?
  • 12.11.2017

Yeşil Malatya idi hani. Sakın ha şimdi böyle bir cümle kurmayın. Mahcup olursunuz.

Raşit KISACIK Arşivinden
[email protected]

BİR ZAMANLAR MALATYA’YI TARİF EDERKEN “GÜRÜL GÜRÜL SULARI VE EVLERİN ÇATILARININ BİLE GÖZÜKMEDİĞİ YEŞİL MALATYA” DERDİNİZ YA DA DERDİK YA…

Sakın ha sakın şimdi böyle bir cümle kurmayın. Mahcup olursunuz…

Ne suyu kaldı Malatya’nın ne de yeşilliği…

Karakavak, Tecde, Bostanbaşı (Barguzu), Yakınca (Kilayik) Yeşilyurt, Gündüzbey kısacası Malatya’ya “Yeşil Malatya” ismini veren bu yerler artık beton yığını…

Düne kadar birileri “Kernek ya da Beydağı eteklerine 10-15 katlı evler yapılacak” dese “deli saçması” der geçerdik.

60 ve 70’li yıllarda orta dereceli okulların tüm öğrencilerine kazma kürek verilir tatil günlerinde Kernek Dağına çıkarılır ve teraslama yapılırdı. Binlerce fidan dikildi buraların ormanlık alan olması için..

Şimdi Kernek dağ kısmı 10-15 katlı binalardan oluşan sitelerle doldu. Hava sirkülasyonu kesildiği için Çöl sıcakları çöktü Malatya’ya… Sahra çölüne döndü adeta…

Ağacın olmadığı yerde su, suyun olmadığı yerde ağaç olur mu?

Elbette ki olmaz. Yakında Gündüzbey Pınarbaşı suyu da kurursa hiç şaşmayın…

Bunun sorumlusunu sizde çok iyi biliyorsunuz bende!

Kendi payıma söylüyorum şimdi:

MALATYA’YI BU HALE GETİRENLERE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM…

Bu yazıyı da gelecekteki torunlarımın bilmesi için, yani kimlerin sorumlu olduğunu hatırlaması ve hatırlatması için yazıyorum…

Malatya’nın düne kadar durumu nasıldı?

Önce suyun bir kent için ve dinsel açıdan da önemini belirtmek ve şimdi Malatya’nın su konusundaki durumunu anlatmakla başlayalım isterseniz.

Günümüzde su kaynaklarının artan nüfusla birlikte tükenmeye başlaması, içilebilen ve kullanılan temiz suya kavuşmada yaşanan sorunlar, su yoksulluğu olarak tarif edilen bir olguyu ortaya çıkardı. Bu arada, devletin ekonomik işlerinin özel girişimcilerle yürütülmesi politikaların bir yansıması olarak, su “ticari bir meta” olarak görülmeye başlandı. Bu noktada, küreselleşme ve yeni emperyalist politikalar, uluslararası alanda su konusunu, petrol kadar önemli bir sorun haline getirdi. Aynı durum ülkemiz içinde de yeni yeni hissedilir oldu.

Dünyadaki yaşamı sürdürebilmek için su hayati bir öneme sahiptir. İnsanlık ve uygarlık tarihi incelendiğinde, insan yerleşimleri ve üretim ilişkilerinin gelişmesi ile suya erişim ve su kaynaklarının kullanımı arasında doğrudan bir ilişki olduğu görülmektedir. İnsanoğlu, beslenme, barınma, güvenlik ve üretim gibi temel faaliyetlerini sürdürebilmek için suya sahip olmak istemiştir. Bu nedenle, insanların ilk çağlarda yerleşim yerlerini su kaynaklarının kenarında, taşkın alanlarının dışında kurmaları bir tesadüf değildir. Su ekolojik yaşam, içme-kullanma, tarım, enerji ve sanayi için gerekli, sosyal ve ekonomik gelişme için vazgeçilmez bir değerdir. Bu noktada, su politikası ve su yönetimi, gerek küresel ölçekte, gerekse de ulusal ve bölgesel ölçekte büyük önem taşımaktadır.

Küçük derelerin, ırmakların, kaynakların yanı sıra, kutsal sayılan birçok da büyük nehir vardır. Nil, Fırat, Dicle, Ganj, Nil gibi nehirler, gerek efsanelerde, gerekse gerçek hayatta dinsel düşünüşün, duyuşun ve ibadetin vazgeçilmez öğeleri olarak görülmektedirler.

Kısacası su olmadan hayatın devam ettirilmesi olanaksızdır. Bu yaşamsal önemi nedeniyle suya. Çok tanrılı dinlerde olsun, semavi dinlerde olsun tümünde bir şekilde kutsiyet atfedilmesine, yasam kaynağı olarak görülmesine ve ona bir takım sembolik anlamlar yüklenmesine neden olmuştur.

İSLAMİYET’TE SUYUN ÖNEMİ
Kur’an’ın bir çok ayetinde de suyun kutsiyetinden sıkça bahsedilmektedir. De ki: “Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir? (Mülk Suresi, 30) Ant olsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Müminun Suresi, 12-14)İnsan, ‘kendi başına ve sorumsuz’ bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir ‘düzen içinde biçim verdi.’ Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir? (Kıyamet Suresi, 36-40)Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 68-70)Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. (Yasin Suresi, 77)Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur. (TEVBE/72)İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri “selâm!”dır. (İBRAHİM/23)Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur. (BEYYİNE/8) Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu? (MAHAMMED/15)

Suyun, yaşamsal ve dinsel açıdan önemini belirtikten sonra, nehirleri, dereleri, çayları, gölleri, ırmakları ve çeşmeleri ile ünlü Malatya’daki durumuna göz atmak gerek. Hele hele son yıllardı. Tek bir kaynaktan enerjisiz alınan Gündüzbey Pınarbaşı’nda 60-70 yıldır ikinci bir isale hattı yapmayan ya da başkaca kaynak suları ciddi bir şekilde araştırmayan yetkililere seslenerek!

SU KENTİ MALATYA
Malatya yakın tarihe kadar “Gürül gürül akan suları, yemyeşil meyve bahçeleri ve özellikle kayısısı ile ünlüdür” gibi cümlelerle tarif edilirdi.

Malatya, akarsu ve diğer su kaynakları bakımından çok zengin illerimizin başlarında yer almaktadır. Yer aldığı Fırat Havzası, Türkiye’nin en büyük havzasıdır. Su toplama alanı 127.000 km2 olan bu havzanın yıllık ortalama su hacmi 28 milyar metreküptür. Malatya, Tohma ve Tohma’nm kolları olan akarsular ile sulanır. Bütün bu akarsular, Tohma koluyla Fırat Nehri’ne dökülür.

TOHMA ÇAYI: Malatya’nın en büyük suyudur. Yaz ve kış suyu boldur. En uzun kolu, Uzun Yayla’dan doğan Yukarı Tohma’dır (Ayvanlı Tohması). Diğer bir kolu, Tahtalı Dağları’ndan doğan Hacılar Tohması’dır. Bu iki büyük kol, Mığdı Düzü’nde birleşirler. Ovayı batı ve doğu yönünden geçen Tohma’ya, kuzeyden Halavun çayı ile Epreme Çayı; güneyden Dipsiz Çay, Sultansuyu, Beylerderesi, Horata Çayı, Orduzu Çayı karışmaktadır. Bu kollardan gelen su ile büyüyen Tohma, Fırat’a dökülür.

FIRAT NEHRİ: Fırat Nehri, Karakaya Barajı yapılmadan önce Malatya-Elazığ ile Malatya-Diyarbakır sınırını çizen en büyük suydu. Kuruçay ile Tohma Çayı’nın bol suları da bu nehri besliyordu Fırat nehri Malatya, Elazığ, Tunceli, Diyarbakır (Çüngüş), Adıyaman ve Gaziantep il sınırını belirledikten sonra Suriye, daha sonra Irak topraklarına girer. Irak’ta denize uzak olmayan bir noktada Dicle nehri ile birleşerek Şattul-Arab’ı’ı oluşturur ve Basra körfezine’ne dökülür. Nehrin en önemli kolları Murat, Karasu, Tohma, Peri, Çayı ve Munzur Çayları’dır. Toplam uzunluğu 2.800 km ile Türkiye sınırları içinde kalan bölümün uzunluğu ise 1263 km’dir. 720.000 km² su toplama Havzasına sahiptir. Fırat Nehri’nin rejimi Türkiye’deki diğer akarsulara göre daha düzenlidir. Mart ile Haziran ayları arasında yavaş yavaş kabarır, Temmuz ile Ocak ayları arasında çekilmiş olmasına rağmen yine de bol su akışı olur. Fırat nehri ‘nin en önemli kollarından olan Akarsu Sivas Kösedağ’dan doğmaktadır.

Nehir üzerine Türkiye’nin’nin en büyük 4 barajları inşa edilmiştir. Bu barajlardan Keban Barajı (Elazığ), Karakaya Barajı (Malatya-Elazığ), Atatürk Barajı (Adıyaman-Şanlıurfa), Birecik Barajı (Birecik) ve Karkamış Barajı (Kargamış) Barajları tamamlanmıştır. Ayrıca Fırat’ın suyu inşa edilen 2 adet Şanlıurfa Tuneli ile Harran Ovası ve çevresine yıllardan beri suya hasret topraklara suyu ulaştırmıştır.

KARAKAYA BARAJ GÖLÜ: Büyük bir bölümü Malatya sınırları içinde kalan Karakaya Barajı Göl Alanı’nda, Malatya Valiliğince Kırkgöz Köprü mevkiinde yaptırılan turistik tesisler ve feribot işletmesi çalışmaları ile ilde göl turizmine canlılık katılmıştır. 1993 yılından başlayarak Valilik, mahalli imkânları kullanma suretiyle, Kırkgöz köprüsünden başlamak üzere Kömürhan karayolu köprüsüne kadar devam eden kıyı boyunca bir sahil yolunun yapımı çalışmalarına başlamıştır. Bunun dışında, baraj kıyısında Bakanlıkça Turizm Geliştirme Planları yapılmış olup, arazi mülkiyet tespiti gerçekleştirilmiştir. Barajı’nın bu nehir üzerine yapılmasından sonra nehrin yatağı geniş bir göl haline gelmiştir.

KURUÇAY: Hekimhan ilçesi yakınlarında bulunan Hasançelebi ve Alacahan arasındaki Zorbaba Dağı’nın eteklerinden çıkar, Karakaya Baraj Gölü’ne karışır. Yaz aylarında genellikle kuruduğu için Kuruçay adını almıştır.

SULTANSUYU: Doğanşehir ilçesinin batı sırtlarından doğar. Doğanşehir Ovası’ndan geçerek kuzeye doğru akar, doğudan gelen küçük bir su ile birleşir. Ova boyunca kuzeye doğru giderek Tohma Suyu’na karışır. Bu su üzerinde Sultansuyu Barajı inşa edilmiştir. Ünlü “Sultansuyu pirinci” de bu su ili sulanan topraklarda yetişmektedir. Bu su içerisinde bol miktarda gümüş balığı yaşamaktadır.

BEYLER DERESİ: İlk kollarını Pınarbaşı, Beydağları diplerinden alır. Önemli bir kolu Derme Suyu’dur. Bu kol, ilimizin kuzeyinde dar bir boğazdan, yıkık bir Bizans kilisesinin bulunduğu yerden doğar. İl merkezine 8 km uzaklıkta bulunan Yeşilyurt’an Eskimalatya’ya , Taftan Milli Yazıları’na (düzlüğüne) doğru akmaktadır. Böylece çevrenin kaynak sularından da yararlanılarak büyük bir alanın sulanması sağlanmıştır. Derme Suyundan il elektriğinin bir bölümü elde edilmektedir. Beyler Deresi adıyla anılan bu sudan, bağ ve bahçelerin sulanmasında da yararlanılmaktadır.

SÜRGÜ TAKAS: Doğanşehir ilçesine bağlı Sürgü kasabası yakınlarındaki Takas adı verilen mesire yerinden çıkar. Göksu’nun önemli bir koludur. Sürgü Barajı’na dökülür. Bu suda önemli miktarda alabalık yetişmektedir.

MELET DERESİ: Mendol ile Şahinoğlu arasındaki dağdan çıkar. Suçatı Suyu ile birleştikten sonra Sultansuyu’na karışır. Bu suda sarı sazan balığı bol olarak bulunmaktadır.

ORDUZU ÇAYI (ELMASUYU): Küçük bir sudur. Yöredeki arazilerin sulanması işlerinde kullanılır.

HORATA SUYU (ÇAYI): Yeşilyurt yolu üzerinde bulunan Konak’tan (Banazı)  çıkar. Suyun çıktığı yer ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında önemli bir mesire yeri olarak çok sayıda ziyaretçi çeker. İçimi güzel ve çok soğuk bir sudur. Kasabanın hem içme suyu ihtiyacını, hem de sulama ihtiyacını karşılayacak kapasitede bir sudur.

ELEMENDİK SUYU: Malatya-Kahramanmaraş karayolunun 20. kilometresinden çıkan bu su, biraz ileride Sultansuyu ile birleşir.

ORDUZU SUYU (PINARBAŞI): Malatya-Elazığ karayolunun 5. kilometresinden çıkar. Buraya Orduzu Pınarbaşı denilmektedir. İlin en önemli mesire yerlerinden birisi olan Pınarbaşı’nda Malatyaspor Kulübü’nün spor tesisleri de bulunmaktadır. Suyun önüne bir de gölet yapılmıştır. Kışın burada biriken su ile yazın bağ, bahçe ve ekili alanlar sulanmaktadır.

ŞİRO ÇAYI: Pütürge ilçesinden geçer; ilçenin önemli suyudur. Adıyaman ilinin Kâhta ilçesindeki Kâhta Dağları’ndan çıkan bu su, vadilerdeki bahçelerde yer alan ağaçların sulanmasında kullanılır. Daha sonra Karakaya Barajı’na dökülür. Diğerleri yukarıda kısaca sayılan akarsulara şunları da ekleyebiliriz:

Emır, Mırcan, Göksu, Aksu, Benenyel, Söğütlüdere, Sazlıdere, Sotıkdere, Kozlu Çayı, Yenıce Çayı, Sertrek Çayı, Arapgır Çayı, Davulgan Çayı, Cevızlısu, Kırmehmet Deresi, Şışman Çayı,
Gürpınar Çayı, Balıklağa Suyu, Sakızlı Çay, Yenıce, Balaban, Ayvanlı, Kızılmağara,Kızılhısar,
Karaçayır, Bıyıkboğazı, Valide Deresi, Kerek Çayı, Pereç Suyu…

Günümüzde Anadolu’nun birçok yerinde ziyaret fenomeni çerçevesinde gelişen su kültü büyük önem taşımaktadır. Çünkü ziyaret mekânlarında çoğu zaman türbe, mezar, ağaç ve su bir bütünlük arz etmektedir. Özellikle kutsal mekânla temas genellikle su, ağaç ve toprakla sağlanmaktadır. Su kültüne bağlı olarak kutsalla bütünleşme ve koruma sağlama çoğu zaman içilen veya vücuda sürülen su ile gerçekleştirilir. Söz konusu su kaynakları kutsiyetlerini bazen bir dede, baba, veli veya şehit ile irtibatından, bazen bir ağaç, taş, tepe veya dağ ile irtibatından bazen ve hem mezar hem de ağaç, taş ve tepe unsurları ile birlikte almaktadır. Zaten bazı kutsal suların isminden de bunu çıkarmak mümkündür. Anadolu’daki kutsal suların önemli bir kısmı dilek amacıyla kullanımının yanı sıra şifa verme özelliği ile de ilgi görmektedir. Kutsallığı (1) ile ünlenen sularımızda çoktur. Buna örnek olarak Malatya Somuncu Baba külliyesinde bulunan havuz ve kanaletlerde bulunan balıklar ifade edilebilir. Aynı balıklar Şanlıurfa’daki Balıklı gölde de yer almaktadır. Söz konusu balıkları avlamak kesinlikle yasaktır ve bu yasağa riayet etmeyenlerin cezalandırıldığı inancı çeşitli hikayelerle kulaktan kulağa hala yayılmaktadır. Anadolu’da Kutsiyet atfedilen su ve pınarların bir kısmı veli, şehit gibi kişilerin mezar veya türbesi ile yan yanadır.

Malatya-Darende Somuncu Baba dergâhı yanında kayalıklardan çıkan su da dilek ve şifa için kullanılır. Ayrıca dergâhın yakınında çayın kenarında tamamen doğal bir havuz (Kudret Hamamı) şeklinde olan su sıtma ve vücut ağrıları için şifa amacıyla kullanılır. Bu dergâhta Somuncu Baba’nın çeşmesindeki su da sadece şifa amacıyla içilir, başka bir amaçla kullanılmaz.

Malatya’nın Konak’taki Horata suyundan içen kadınların erkek çocuk doğuracağına inanılır. Yine Konak’ta Çoban Dede deresine geceleri su almaya gelenlerin dua etmeden geçmeleri durumunda Çoban Dede’nin onlara göründüğüne ve çarptığına inanılır.

Yalnızca bazı pınar ve mesirelerdeki sular değil Derme sulama kanalıda bize kutsal olarak tanıtılırdı. Anadolu’da su kültüne bağlı olarak, suyun temiz tutulması inancı bugün de devam etmektedir. Dere ve pınarları kirletmeme, temiz tutma aksi takdirde çarpılacağı şeklinde bir cezalandırma korkusu halen bu kültlerin yaşamasında etkili olmaktadır. Çocukluğumuzda serinlenmek amacıyla girdiğimiz Derme sulama kanalına zaman zaman taş attığımız olurdu. Bu eylemimizi gören büyüklerimiz bizi ikaz eder
“Suya attığın o taşı öbür dünyada kirpiklerinle toplayacaksın. Çok günah” derlerdi.

Bu günah kavramını bizlerde hala çocuklarımıza anlatmaktayız. Bu inanış sudaki kutsallıktan öte farkına varmadan çevreci oluşumuz ve ekolojik dengenin bozulmamasına hizmetmiş meğer. Bunu yıllar içersinde öğrenebildik.

Malatya ve çevresinde su kültü ile ilgili verilerde, daha çok şifa unsuru ön plana çıkmaktadır. Bazı pınar ve su kaynakları mezar ve türbelerin yanlarında bulunmaktadır. Ancak tamamen bağımsız olan şifalı sular da bir hayli fazladır. Yine suların bazıları atalar kültü çerçevesinde efsanevi veya tarihi kişilikle bağlantılı, bazıları da gizli yatırlarla ilişkilendirilir. Tedavi amaçlarının yanı sıra bazı sular için dilek ön plandadır. Anadolu’nun birçok yerinde hıdrellez günü insanların Tanrıya dilekçe yazıp suya attıkları görülmüştür.. Nitekim günümüzde Malatya merkez de bulunan kanal (Derme Suyu), dağdan akıp şehrin içinden geçen ve temiz olmayan bir sudur. Ancak bu kanaldaki suyun şifa ve benzeri hiçbir kullanımı olmadığı halde, hıdrellez günü gece yarısına kadar su kanalını boydan boya iki taraflı kuşatan kadın, kız ve erkeklerin dileklerini yazıp bıraktıkları çok görmüşüzdür.

Çocukluğumuzda Kasım’ın Değirmeni denilen İnönü Stadının karşısında Ucbağlar (şimdi bazılarının söyleyip yazdığı gibi Üçbağlar değil!) mahallesi 1. sokağın girişinde o dönemde  su değirmeninin önünde bekler, su da topladığımız kağıtlardaki genç kızların kendileri, annelerin ise kızları için dualarla başlayıp dualarla biten evlilik isteklerini (iyi bir kısmet) okurduk.

DOĞAL GÜZELLİKLERİYLE KAYNAK SULAR
ORDUZU PINARBAŞI: Orduzu Pınarbaşı, Malatya merkezinde adı en çok bilinen piknik alanıdır. Malatya-Elazığ karayolu üzerinde, merkeze 5 km. mesafede Bahçebaşı (Orduzu) semtinde kaynak sularının önüne set çekilerek bir gölet oluşturulmuştur. Yamaçları çam ağaçlarıyla çevrili olan bu yer yaz aylarında şehir halkının dinlenme yeridir. Yazın sıcak günleri Malatyalılar ve zaman zaman da dışarıdan gelenler Pınarbaşı’na akın eder ve göl kenarında piknik yapıp dinlenirler. Yazlık gazinolar, Malatya Belediyesi tarafından göl kenarında yaptırılan dinlenme tesisleri ve Mişmiş Park’ta inşa edilen Kayısı Fuarı alanı Orduzu Pınarbaşı’nı, kentimizin en gözde dinlenme alanı haline getirmiştir. Ayrıca, yörenin güzelliği ve sakinliği göz önüne alınarak, buraya Malatyaspor Kulübü, Spor Kompleksi ve yüzme havuzu yaptırmıştır. Önce futbolda kentimizi temsil etmekte olan  ‘eski’ Malatyaspor, şimdilerde Belediyespor’dan devşirilen Yeni Malatyaspor yıl boyunca söz konusu tesislerden yararlanır. Kompleksteki çim saha, Malatyaspor tarafından antrenman alanı olarak kullanılırken, toprak saha amatör takımların hizmetindedir. Ek olarak, açık yüzme havuzu yaz aylarında yüzme müsabakalarına sahne olduğu gibi, halkın kullanımına da sunulur.

HORATA: İl merkezine 5 km. mesafedeki Konak’ta, Beydağ’ının eteklerinde çıkan Horata suyunun çevresinde bir mesire yeridir. Yaz aylarında kent merkezinden Horata’ya akın eden Malatya halkı, durgun, temiz ve soğuk suların yanında dinlenme fırsatı bulmaktadır.

GÜNDÜZBEY: Malatya’ya 8 km. uzaklıktaki Yeşilyurt İlçesi’ne bağlı Gündüzbey, Derme Deresi’nin kaynak yeridir. Yeşile bezeli doğal güzellik, suyun bolluğu ve kasabanın sakinliği halkın ilgisini çeker ve yaz aylarında ziyaretçi akınına uğrar. Kasaba içindeki ve yakınındaki parkların yanı sıra, Kapılık adıyla bilinen mevki görülmeye ve dinlenmeye değer yerler arasındadır.

DAVULLU PINAR: Yeşilyurt ilçe merkezine 2 km. mesafedeki Taftacık mevkiinde kaynak sularının kayaların arasından çıkıp dereye karıştığı bir dinlenme yeridir.

İNEK PINARI: Yeşilyurt İlçesindeki İnek Çayı’nın kaynağındadır. İlçeye 5 km. mesafede, Kadir Uşağı köyüne giden yol üzerindeki, Atmalı mevkiindedir. Doğal güzelliği, sakinliği ve yöredeki meyve bahçelerinin bolluğu, İnek Pınarı’nı görülmeye değer kılar. İnek Pınarı, yaz aylarında ilçedeki vazgeçilmez piknik yerlerinden biridir.

SÜRGÜ TAKAS: Doğanşehir llçesi’nin, Sürgü mahallesi kaynak sularının çıktığı Sürgü Vadisinde yer alır. Malatya’ya 70 km. mesafededir. Asfalt yol ile ulaşılan mesire yeri bol, temiz ve soğuk sulu Takaz kaynağının oluşturduğu doğal bir akvaryum görünümünde olup, alabalık üretme tesisleri de bulunmaktadır. Sürgü Takaz, halkın, piknik için ilgisini çekerken, yöreyi ziyaret edenler, lezzetli alabalıkların tadına bakmaktan geri kalmazlar.

SÜRGÜ ÇAYI: İlin güneybatı ucunu oluşturan Sürgü yöresinin sularını toplayan bu çay, Malatya yöresinin batı kesimlerinde yer alan Karakaya tepesinin güney yamaçlarından doğar. Sürgü çayı, Göksu ırmağının önemli bir koludur. Sürgü kasabasından sonra, Kapıdere’ye kadar batı yönünden akan çay sonra güneye döner. Burada, Göksu ile birleşen ve Göksu adını alan akarsu, doğuya dönerek Adıyaman il sınırına girerek Adıyaman il topraklarından Fırat’a katılır. Sürgü çayı üzerinde Sürgü barajı kurulmuş olup, bu barajdan geniş bir alan sulanmaktadır.

GÜNPINAR ŞELALESİ: Darende İlçesi’nin 10 km. batısındadır. Günpınar Çayı, kaynağından çıktıktan sonra kayalar arasında oldukça yüksek bir düşüş yapar. Şelalenin çıkardığı ses, toz halinde çevreye yayılan su zerreciklerinin kayalar üzerinde akışı izlenmeye değer görüntüler ortaya çıkarır. Şelalenin çevresini kaplayan ağaçlar, Günpınar’ın görünümünü daha da muhteşem hale getirir. Şelale, her yıl çok sayıda ziyaretçinin akınına uğramaktadır. Günpınar’ın çevre düzenlemesi Özel İdarece yaptırıldıktan sonra, şelalenin cazibesi daha da artmış bulunmaktadır.

Yukarıda sayılanların dışında, Arguvan ilçe merkezine 10 km. uzaklıktaki Kızık Köyü’nde bulunan, Balıklı Çeşme ile Bemara Çayı’nın geçtiği yeşilliklerle örtülü vadi, ilçenin 3 km. uzağındaki Dolaylı Mahallesi’nde…

DUTLUPINAR: Aliyakası civarında, Yeşilyurt-İkizce Köyü yolu üzerindedir. Dutlupınar mevkiinde yaz-kış suyu kurumayan bir pınardır. Soğuk suyu, çevresindeki yeşilliği sakin ortamı ile halkın büyük ilgisini çeken bu mesire yeri ile ilgili çeşitli efsanevi şeyler söylenmiştir. İşte Dutlupınar ismi ile ilgili bir rivayet: Önceleri pınarın olduğu yerde bir dut ağacı varmış. Yıldırım düşmesi sonucu dut ağacı ikiye bölünmüş ve yerden su kaynamaya başlamış. Bu suyun adı “Dutlupınar” olmuş.

ŞABANDEDE PINARI: Atmalı mevkiinde merkeze 3 km uzaklıkta bir bahçe içindedir. İnek pınarına giden yol üzerinde olan bir pınardır. Bahar ve yaz aylarında özellikle hafta sonları halkın rağbet gösterdiği bir piknik alanıdır.Adını çevresinde sevilen ve saygı duyulan “Şaban” adında bir kişiden alındığı sanılmaktadır.

GÜVERCİN PINARI: Kadiruşağı-Atalar köyleri arasında merkeze 8 km mesafededir. Koruderesinin doğusunda yüksek bir yerde, meşeliklerin arasından çıkan bir su kaynağıdır. Pınarın çevresinde çok miktarda güvercin vardır. Güvercinler, su ihtiyaçlarını bu pınardan giderdikleri için bu ad verilmiştir. Çok güzel bir mesire yeridir.

BUZAĞI PINARI(DANA PINARI): Kadiruşağı Köyü yolu üzerinde küçük bir su kaynağıdır. İnek pınarından yaklaşık 50m yukarısında bulunmaktadır. Yaz aylarında suyu tamamen kuruyan bir mesire yeridir.

Ayrıca; bu bölgede bulunan irili ufaklı pınarlar ise şunlardır:

FAZLININ PINARI, ÇATALKAYA (KAMIŞLI) PINARI, HASTANIN PINARI, DEĞIRMEN PINARI, SÖĞÜTLÜ PINAR, FATMA PINARI, AŞIK PINARI (GANİPINARI), KORUDERE’NİN GÖZE PINARI, GÜNDÜZBEY’E PORGALIPINAR, AHMETÇE PINAR. SÜLÜMEKKEPINAR, AĞCAPINAR, SÜLÜKLÜPINAR, YAKINCA KARGA PINARI, HER HASTALIĞA BİR PINAR…

1960’lı yıllara kadar Malatya’da özellikle çocukların hastalığa yakalandığı zaman götürüldüğü çok sayıda pınar vardı. Bu pınarların her birinin bir hastalığa iyi geldiğine inanılırdı. Bu pınarlara her mevsim kar, yağmur, tipi demeden çocuklar götürülür ve pınarın suyu ile yıkandıktan sonra evlere götürülürdü. İşte belirlemediğimiz kadarıyla ünlü bazı pınarlar şunlardı.

İSPENDERE: Malatya-Elazığ yolu üzerinde Malatya’nın 28 km. Doğusunda İspendere köyündedir. Üç ayrı pınardan su çıkmaktadır. Bu pınarlardan çıkan su hem içme hem de banyo yapma amaçlı kullanılmaktadır. Suyu; sindirim sistemi, idrar yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi gelmektedir, il Özel idaresince yaptırılan bir motel ve gazinosu mevcuttur. Buraya özellikle İspendere içmeleri denilir.

BALABAN: Darende- Balaban’a 1 km. uzaklıktadır. Birkaç kaynaktan çıkan su Mide, böbrek rahatsızlıkları ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir. Sindirim sistemi hastalıklarına iyi geldiği için iç turizm açısından yörenin ekonomisine de katkı sağlamaktadır.

ROTÜKAN PINARI: Merkeze bağlı Rotükan köyündedir. Bu kaynaktaki suyun Hiperstenik mide rahatsızlıkları ile karaciğer safra yolları ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir.

HARAP ŞEHİR: Doğanşehir ilçesindeki bu kaynak Harap Şehir içmesi ismiyle tanınır. Bu kaynaktaki suyun, idrar yolları hastalıkları ve böbrek rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

SITMAPINARI: Malatya bölgesinde çeşitli hastalıklara iyi geldiğine inanılan çok sayıda pınar bulunmaktadır. 1960’lı yıllara kadar görülen ve bugün Malatya’nın en büyük semtlerinden biri olan Sıtmapınarı’na ismini veren pınar gibi. Bugünkü Sıtmapınarı Camisi’nin ön batı köşesin, (Rahmetli babam Hüseyin Kısacık’ın 2002’de sebil yaptırdığı yerde) bir pınar verdi. Toprak bir çukurda taşlardan yapılmış küçük bir şadırvanı vardı. Önündeki havuza bu pınardan su dolardı. Sıtma hastası olan büyükler burada yıkandıkları gibi sıtma olan çocuklarını da buraya getirir, yaz-kış demeden soyarak suya daldırırlardı. Bu suyun Sıtma hastalığına çok iyi geldiğine inanılırdı. Sıtma olan çocuk doktora götürülmez doğrudan buraya getirilirdi.

BEŞPINAR: Malatya-Akçadağ-Başpınar mahallesinde bulunan bir çeşmenin suyu romatizma ve sıtma hastalıkları için içmek, vücuda sürmek ve yıkanmak suretiyle kullanılır ve Cuma akşamları burada mum yakılır.

YENİDAMLAR SITMAPINARI: Kale ilçesi Yenidamlar köyünde de sıtma pınarı bulunmaktadır. Sıtma hastalığına yakalananlar su suyla yakınır. Sıtma hastalığına tek çare olduğuna inanılır.

ESKİPINAR: Arapkir Eskişehir mevkiinde de Eskipınar olarak bilinen pınarda aynı amaçla kullanılır. Sıtma hastalığına yakalananlar yaz kış demeden burada yıkanır ve suyundan da içerler.

DEDEKÖY’ PINARI: Yine Kale İlçesi’ni Dedeköy’ün hemen üstünde bir hendekte akan şifalı pınarın suyu böbrek hastalıkları için içilir ve vücuttaki yaralara çamuru ile beraber sürülür.

DABAZPINARI-Orduzu (Bahçebaşı)  ile Eskimalatya yol kavşağında bulunuyordu. Eski Milletvekillerinden Ahmet Fırat’ın arazisi içerisinde kalıyordu. Eski ismiyle HOŞİRİK denilen bu pınara halk arasında Dabaz denilen cilt ve deri hastalıklarına yakalananlar gelirdi. Özellikle Alerjik hastalıklar olanların bu sudan içtiklerinde sorunlarından kurtulduğuna inanılırdı.

ÇARMUZU-Dabazpınar- Yine Alerjik hastalığı olanların bu buradaki pınardarn su içtiklerinde sıkıntılarından kurtulduklarına inanılırdı. Allerjik deri hastalığı, halk arasındaki deyimi ile Dabaz olanların adreslerinden biriydi.

ONARPINARI (AKDAŞ PINARI) Arapgir-Onar Aktaş köyleri arasında bir mevkide dere içinde bir su kaynağından çıktıktan kısa bir mesafeden sonra kaybolur. Bu su, mantar ve yara gibi deri hastalıklarında çamuruyla vücuda sürme ve yıkanmak suretiyle kullanılır.

KARAPINAR (Karasarılık): Bahçebaşı (Orduzu) Mahallesi’nin mesire yeri Çınar mevkiine çok yakın yerde bulunan halk arasında adına KARA SARILIK PINARI denilen bu pınara sarılık hastalığı ağır seyredenler getirilir. Çünkü kara sarılık’ın diğer adı olan gizli sarılık tehlikeliydi. Burada yıkanan ve suyunu içenlerin sarılıktan kurtulduğuna inanılırdı. Yakın tarihlerde Kara sarılık’ın ne olduğunu anlaşılmıştı ama yine pınara Kara Sarılık denmeye devam edildi. B, C, D Tipi viral hepatitler halkımızın, “ gizli sarılık “ ya da “kara sarılık” olarak bildiği hastalıktır. Gizli sarılık mikrobunu alan kişilerin bir kısmı bu mikrobu vücutlarında taşırlar ve başkalarına bulaştırırlar. Bu kişilere “taşıyıcı” denir. Taşıyıcı olmak ileride siroz ve karaciğer kanseri riski taşımaktadır. Üstelik taşıyıcı kişilerin virüsü başka kişilere de bulaştırması toplumun geleceği açısından büyük bir sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle Sarılık kuşkusu taşıyanlar bu bu pınarı mutlaka ziyaret ederler.

SARI SARILIK:Eskimalatya (Aşşağışeher) merkezinde bulunan bu pınarın esas ismi Sarılık’tır. Sarılık hastalığının her çeşidine yakalananlar buraya getirilip suyundan içtikleri gibi yıkanırlardı da. Sarı Sarılık denilen Kara sarılık’ dışındaki sarılık hastalıklarına iyi geldiğine inanılır.

SÜT PINARI: Eskimalatya’da “süt pınarı” olarak isimlendirilen bir çeşmenin suyu, sütü az olan kadınlar içer. Loğusa kadınların sütünün çoğalması amacıyla içilir. Bu su aynı amaçla sütü bol olsun diye ineklere içirilir.

FARAŞPINARI: Malatya Hekimhan Güzelyurt Faraşlı mevkiinde aynı bir su kaynağı bulunmaktadır. Burada bir evliyanın gizli yatırı olduğuna inanılır. Çocuğu olmayan kadınlar, kırklı kadın ve çocuklar, gelişmeyen çocuklar bu suyla yıkanır. Mesire olarak da kullanılan bu yere gelenler adak kurbanı da burada keserler. En çok Kırk basması ile ilgili olan kadınlar 40’ı çıkmamış çocuklarını getirirlerdi. (1)

ŞEYHPINARI: Darende Balaban’ın kuzeyinde bulunan ve gizli bir yatırında olduğu yerde bulunan Şeyh Pınarına ziyaretçiler mide ve Böbrek hastalıkları için gelir. Bu sudan içerek çeşitli dileklerde de bulunurlar..

ALTINPINAR (Altınışık): Tecde Mahallesi’nde (Firdevs mahallesi) bir çınar ağacının yanından çıkan bir pınardı. Altınışık yine 1960lara kadar bu bu pınar piknik alanı olarak kullanılıyordu. Bu pınar da ishal olanların ve 40 basması denilen kadınların uğrak yeriydi. 40 basması ve ishal vakalarına bu suyun birebir olduğu söylenirdi. Tecde Mahallesi zaten, 1560 dan sonra bağ bahçe tarımı daha da büyük önem kazanıp, yemyeşil, uçsuz bucaksız alanlarıyla adeta bir cennete dönüşen,  yakın zamana kadar pınarları ile de ünlü bir bölgeydi. Bu pınarlardan akan su sebze ve meyve bahçelerini sulayan Altınışık deresinin de ana kaynaklarını oluşturuyordu. Tecde günümüzdeki yapılaşmalar nedeniyle eski görünümünü kaybetmekte ve giderek beton yığınına dönmektedir.

DOĞANYOL KOLDERE SÜLÜKLÜ GÖL: 1980 SONRASI Pütürge’den ayrılıp ilçe olan Doğanyol’a bağlı Koldere (Mamaş) köyünde bulunan Sülüklü Göl, adı gibi içersinde bulunan kan emici sülükleri ile ünlüdür. Haziran ayının bir veya ikinci haftasında göl çevresinde bölgeden gelen çok sayıda insanın katıldığı şenlikler düzenlenir. Eskiden bir hafta kadar kutlanılan Koldere Sülük bayramında, çok uzaktan insanlarında geldiği olurdu. Genellikle şenliklere gelen ve çeşitli hastalıklardan kurtulmak isteyen insanlar buradaki sülükleri vücutlarının hastalıklı bölgelerine yapıştırırlar ve sülük kanı emdikçe o hastalıktan kurtulduklarına inanırlardı. Bu inancın hala sürdüğü dikkati çekmektedir. Sülüklerin haziran ayında daha çok gölde görülmesi nedeniyle, köylüler bunu çeşitli etkinliklerle kutlamaya başlamışlar. Hafta boyunca gerek köylüler ve gerekse bölge illerinden gelen hasta ve hasta yakınları geleneksel halk oyunları oynar ve düzenlenen çeşitli yarışmalara katılırlardı. İlkbahar aylarında tamamen dolan göl suları Haziran ayından itibaren çekildiğinden sülüklerde ortaya çıkmaktaydı. Bölge insanının yılda bir kez de olsa buluşup görüştüğü, delikanlıların genç kızların birbirini tanıyabildiği, yöre halkının alışveriş yaptığı, yarış izleyip gönlünce eğlendiği Sülük Gölü bayramının hala yarışmalar, yetişkinlerin olgunluklarının zirvesindeki marifetlerini sergiledikleri gösteriler yapılırdı. (Kaynak: Rivayet değil gerçek. Bu da Sülük Bayramı. Röportaj_ Raşit Kısacık. 1978- Cumhuriyet gazetesi. BYEGM Röportaj dalı birinciliği)

GÖLLER
Malatya’da önemli bir tabii göl yoktur. Yalnızca dağlık kesimlerden akan suların kaynak alanlarında ve düşük yükseltiri plato basamaklarında yüzeye çıkan suların oluşturduğu küçük göller vardır. Bunlar dışında sulama amaçlı 5 gölet vardır. Bunlardan; Orduzu Sulama Göleti, Orduzu Zorbalı Sulama Göleti ve Hançayı II. Sulama Göleti, Malatya Merkezde, İsaköy sulama göleti Arguvan ilçemizde; bir sulama göleti de Darende ilçemizde bulunmaktadır.

MALATYA’NIN ÇEŞMELERİ
Malatya’da yine 1970’lere kadar hemen her mahallede bir ya da birkaç çeşme bulunurdu. Belediyeye ait bu çeşmeler pik demirden yapılmıştı. Emme basma tulumba sistemi ile çalışır, kolunu aşağı yukarı indirdikçe gürül gürül temiz su akardı. Henüz evlere su şebekesi çekilmediğinden tüm mahalleli kovalarla evlerine buradan su taşır, bazı kadınlar çamaşırlarını ve bulaşıklarını bu çeşmenin çevresindeki düz taşlar üzerinde yıkarlardı.

En kalabalık çeşmeler ise, Tahtalı Minare, Kernek, Dörtyol, Sıtmapınarı, Koyunoğlu, Çukurdere, Dabakhane, Çavuşoğlu Kilisesi yakını ve Çarmuzu, Hüseyin Bey Köprüsü ve Istasyon garında bulunurdu.

Eski Halep Caddesi, şimdilerde PTT arkası, Yeni Cami arkası ve iş hanlarının avlularında da havuzlu çeşmeler vardı. Bu havuzlu çeşmelerdeki su taştan yapılmış Aslan heykelciklerinin ağızlarından akıtılırdı. Hatta bazı hamamların içinde de benzeri aslanlı çeşmeler bulunurdu.

Bu Aslanlı çeşmeler genellikle Arslantepe’de çıkan Arslan heykellerine benzetilmişti nedense…

Mahalle çeşmelerinin en sonuncusu Kernek Meydanı’ndan Derme Ana kanalına çıkan yokuşun orta bölümünde bulunurdu. 1975’lerde (tüm ısrarlarımıza rağmen) belediye tarafından kaldırıldı.

Çeşmelerin kaldırılma nedeni ise şehirdeki su şebekesinin tamamlanması ve arkasından evlere borularla suyun götürülmesiydi.

Bu çeşmelerin birkaç musluklu ve geniş yalakları olanlarda hemen her köyde vardı. Hatta bazı köylerde iki-üç yalaklı çeşme bulunurdu.

Köylüler her türlü su ihtiyacını bu çeşmelerden karşılar, yalakların bur bölümünde ise hayvanlarını sularlardı.

Yani Malatya’nın neresine giderseniz gidin su sıkıntısından bahsedilemezdi.

MORAL DEPOSU ÇEŞMELER (1)
“Çocukluğumuzda köyümüzde evlerde su yoktu. Köyün tüm yaşayanlarının ortak bir-iki çeşmesi vardı.. Köylü kadınlar su için köy meydanındaki çeşmeden evlerine su taşırlardı. 1970’lerin ortalarında köye su şebekesi çekildi. Aynı yıl Elektrik şebekesi de geldi. Elektrik direğinin üzerindeki trafonun yanına gaz lambasını koydular, düzenlenen törenle Vali Lambaya “Püf” diyip söndürerek elektrik şalterini indirerek köyün aydınlatmasını sağladı.

Bir kaç gün sonra da evlere su taşınmaya başlandı. Her eve köylüler kendi olanakları ile su çektiler. Evlerdeki musluklardan sular akmaya başladı.

Herkesin sevinmesi ve yalağı çamur deryası olan çeşme başına gidip gelme çilesi bitecek ve kadınlar sevinecek sanırdık. Hiçte öyle olmadı..

Köylü kadınlar arasında bir huzursuzluktur aldı yürüdü. Tümünün ortak şikayeti Evlerdeki musluklardan akan suyun Köy çeşmesindeki akan suyun tadını vermemesiydi!

Oysa ikisi de Gündüzbey Pınırbaşı’ndan gelen suydu. Yani köy çeşmesinden ve evlerin musluklarından akan su aynı kaynaktan geliyordu.

Bir süre sonra Köylü kadınlar evlerinde tertemiz sular akmasına karşın köyün çeşmesinin başına tekrardan toplanmaya başladılar.. Sularını eskisi gibi buradan getirmeye başladılar. Çamaşırlarını da bazıları burada yıkama alışkanlığına tekrar döndüler.

Önce evlerde akan suyun paralı olması nedeniyle bu yola başvurduklarını sandım. Görenlerde öyle sanıyordu.
Oysa işin aslı hiçte öyle değildi…

Sonunda şu kanıya vardım. Köylü kadınların kendi aralarındaki samimi iletişimi yalnız ve yalnız çeşme başında kurduklarını anladım. Annem de yıllar sonra bana kendi genç kızlığını anlatırken “Gelin olduğum zamanlar bende aynısını yapardım. Çeşme başına inmek için günde 2-3 kez evdeki suyu boş boş harcardım. Çeşme başında köyde olup biten tüm dedikoduları öğrenirdim. Sudan çok o sohbetlere bayılırdım” demişti.

Yani evlere gelen şebeke suyu köy kadınlarının hayatını adeta cehenneme çevirmiş ve yalnızlığa itmişti.. Çünkü artık diğer kadınlarla olan iletişimlerini kaybetmişlerdi. Zaten sabahın köründen akşamın ilk saatlerine kadar çalışan kadınların iki çift laflayabileceği, köyde olan biteni öğrenebileceği hiçbir fırsatı kalmamıştı.

Bu nedenle köy meydanındaki çeşme işlevini yitirmedi ve kullanılmaya devam etti.

Gerçi günümüzde bu çeşmelerde iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla işlevselliğini yitirmişti.

Şimdi kadınlar arasında iletişim sağlanması için ortak yerler aranıyor. Ama çeşme başı gibi yerler çok güçlükle bulunuyor. Bu çoklu iletişim kurma yerleri kadınlar arasında sınıf farklılıklarını yanı sıra sosyal, kültürel ve dinsel gruplaşmalarda yaratıyor.

Yani kadınlarımız yine bunalımda. Depresyonun en çok kadınlar arasında olmasının nedenlerinin başında da bu geliyor sanırım.. Çünkü çeşme başı sohbetlerinin verdiği lezzeti hiçbir ortamda tam olarak bulamıyorlar. …Ve o nedenle sık sık “Nerede o eski çeşmeler” diye hayıflanıyorlar.

NE OLDU BU SULARIMIZA?

NEDEN ÜST KATLARA İÇME SUYU ÇIKMIYOR ZAMAN ZAMAN?

MALATYA İL MERKEZİNDE AKAN ONLARCA DERE VE ARK’IN SUYU NEREYE GİTTİ?

GÜNDÜZBEY’DEN İL MERKEZİNE 60-70 YILLARDIR NEDEN BİR İKİNCİ İSALE HATTI YAPILMADI?

YEREL YÖNETİMLER YENİ KAYNAK ARAYIŞINDA MI ACABA? VS..

Biliyorum yine bana cevap vermeyecekler eskisi gibi…

Çünkü HER ŞEYİ KENDİLERİ BİLİYOR YA!

___________

(1)Raşit Kısacık Malatya’nın Yöresel Tarihi 2009, Malatya

Etiketler: / /

Yorumlar
  1. yunus dedi ki:

    unıversıtelerde tez konusu olacak bır calışma sonsuz teşekurler

  2. 44malatya dedi ki:

    Allah.su.vermis..yonetici.isi.bilen.anlayis.vermemis

  3. Halil dedi ki:

    Hani kablo, Hani saat.

  4. yücel yıldırım dedi ki:

    Malatya yeşil malatya bundan sonra da dermiyiz bilemem ama:
    yeşil için çalışır orman ağaçları yetiştirirsek uygun yerlerde önümüzdeki 50 yıldan sonra da malatya ya yeşil malatya deriz.Ama bu iş için gönüllülük esas yetkililerin çok çalışiması gerekir yatırım gerekir emek gerekir her platformda konuşmka projeler üretmek gerekir.
    Örneğin her çocugu olan her evlenen için uygun yerlerde herkes kendısı gıdıp fidan dikse gitmeyecek ise o işin maddi karşılğını ilgili yerlere verseler olur
    Örnek mezarlığımıza her ölen için bir fidan dikiliyor rahmetliklerin yüzü suyu hürmetine bir ufak ta olsa ormanlık agaaclık yerimiz oluşmuş durumda…….
    yüreğine sağlık reşit abi çok güzel bir yazı ile gönlümüze su serptin.

    1. Raşit kısacık dedi ki:

      Teşekkürler…haklısın kardeşim.
      Geçmişte Malatya belediye meclis üyeliği yaptım. 1980 darbesi öncesi. Siyaseti o zamanlar tam bıraktım.
      En cahil dediğimiz belediye başkanlığı döneminde bina önüne, hatta bahçeli olupta en az 7 ağaç dikmeyen evlere oturma ruhsatı vermeme kararı almıştık. Soradan bu kararda unutuldu gitti tabi… Saygılar

  5. mista dedi ki:

    Malatya, kentin katiline aşık olmuş durumda. Raşit Bey’i tebrik ederim. Birde ulaşım konusunda yazı bekleriz. Gerçekten bu kadar devlet parası harcayıp ulaşımı bu kadar rezil hale getirmek büyük beceri(!) gerektirir.

  6. Abuzer dedi ki:

    Çok güzel bir yazı tebrik ederim.

  7. Yerelli dedi ki:

    Feodal ve zübük yönetimlerde, hep bana çoğu bana ben zengin olayım en büyük ben olayım hep bana sene heç yoğ anlayışı hâkimdir. Fakat diğer yanda bindiği dalı kestiğinin farkında değildir. Çünkü kapasite bu kadardır. Kapasitesi olan ehliyetli Liyakatli ise bu tipler kadar namusuz ve cesur olmadığı için meydan bunlara kalmaktadır. İşi bilenin kenarda durup işi bilmeyeni seyretmesi yanlışla karşısında sus pos olması onun doğru yaptığını göstermez. Bilim adamları sağlıklı bir yaşam için büyükşehirlerde kişi başına 14 metreküp yeşil alana ihtiyaç olduğunu bu sağlanamadığı takdirde orada sağlıklı bir yaşam olmayacağını haykırmaktadırlar. Hepimizin nefes alarak yaşadığı o YEŞİL MALATYA artık yok. İkamet ettiğim sokakta yetkililer-Belediye bir tek ağaç bile dikmemiştir. Vatandaş kendi evinin, binasının ve sitesinin çevresine ağaç dikmiş ve yeşillendirmeye çalışmaktadır. Yani belediyenin yapamadığını kendisi yapıyor. Bunun için de her ay gidip belediyeye bir de su ücreti ödüyor. Sorumlu belediye ise habire bu suya da zam yapıyor. Malatyalı ise birçok konuda olduğu gibi hala uyuyor. Böyle saça böyle tarak. Ne diyelim Allah, akıl fikir versin.

  8. Mustafa dedi ki:

    YEŞİL KİMİN UMURUNDA, SU KİMİN UMURUNDA.
    Türkiye de son yıllarda yapılan uygulamalara bakılırsa DOĞANIN YEŞİLİNDEN ÇOK DOLARIN YEŞİLİ ÖNEMLİDİR.

  9. malatyalı dedi ki:

    Yine mükemmel bir yazı ve araştırma Sevgili Raşit Kısacık.Ayrıca paylaşımlarıyla katkıda bulunan yorumcu arkadaşlarada teşekkür ederim.Sıtmapınarı yazınızda yaptığımız bende dahil bazı yorumlara birileri neredeyse geri kafalılık veya çağdaşlaşmaya karşıymışız gibi yaklaştılar.Bu mükemmel yazınında bir anlamda cevap olduğunu düşünüyorum ve tekrar ediyorum.Ben bir Malatyalı olarak çeşmelerden akan buz gibi suları,yemyeşil bahçeleri,acıyıda sevincide paylaştığımız komşularımızı özlüyorum.

  10. Özgur dedi ki:

    MALATYAYI ARTIK GECELERI GEZİYORUM.ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILLARIMDA DOYA DAYA YAŞADIĞIM MALATYA GÜNDÜZLERİ BENIM İÇİN İŞKENCE OLUYOR.KÜFÜRLER.YERLERE TÜKÜRENLER..SAYGISIZCA DAVRANANLAR…
    YAZIK ETTİLER GÜZELİM MALATYAMA…

  11. mehmet YILDIRIM dedi ki:

    Malatyadaki yeşili kim katletti bunca olumsuzluğun bunca kötü gidişin sebebi ne suyu heslere kim sattıda malatyadaki kalan 3-5 ağaç ta bu sene kurutuldu çok uzağa gitmeyin herkes her şeyi biliyor sadece cumhur reisimiz bilmiyor birileri ölmüşlerinin hatrına bu konuyu cumhur başkanımıza etraflıca anlatsın nolur yani.

  12. Abdulkadir dedi ki:

    Raşit Beye bu güzel yazısından ve çok önemli bir konuyu gündeme getirmesinden dolayı teşekkür ediyorum. Ama benim en çok yararlandığım okuyucu katkılarından Garabet Orunöz ün yazısı. Bu zamana kadar kafama takılan ve cevabını bulamadığım pek çok sorunun cevabını buldum. Kendisinde teşekkür ediyorum. Anladığım kadarıyla Ermeniceyi iyi biliyor. Kerneğin, Elemendiğin, Babuktu’nun ve Derme’nin anlamını verdiği gibi Çarmuzu, Orduzu, Barguzu, Kilayik, Çöşnük, Şivanlı gibi bazı yer isimlerinin ve kelimelerin de anlamını verse çok memnun olurum. Saygılar…

  13. Konak Arçelik dedi ki:

    Yazanın yüreğine emeğine sağlık. Tüm hemşehrilerime selam olsun.

  14. cafer canbay dedi ki:

    Gardaş Kirli siyaset yolsuzluk keşmekeşlik elbirliğiye Çıkarları rantlar için yeşili yok ettiler ,şimdide suları yok ettiler zaman gelecek kendiler yok olacak rantlarda elde ettikleri paralar işe yaramayacak.

  15. KIŞ dedi ki:

    RAŞİT ARKADAŞIM SENDE NE BİÇİM BİR YAZI YAZIYORSUN; SANKİ BU MEMLEKETİN DERTLERİ BİTMİŞ BİR TEK SU PROBLEMİ,YEŞİLLİK PROBLEMİ VARMIŞ GİBİ….HANGİ DEVİRDE YAŞIYORSUN…BAK ESKİDEN TEK KATLI KERPİÇ EVLERDE OTURURDUNUZ, ŞİMDİ ÖYLE Mİ…MODERN BİNALARDA OTURUYORSUNUZ….AĞACA NEDEN BU KADAR KAFAYI TAKIYORSUN Kİ…BU KADAR EVİN MUSLUKLARINDAN SU AKITMAYI KOLAY MI SANIYORSUN….APARTMANLARDA YAŞAYAN İNSANLARA SUYU NASIL YETİŞTİRİRİZ…DAHA FAZLA NASIL KAZANIRIZ DİYE DÜŞÜNMEK VARKEN BİRDE BU AĞAÇLARI SULAMAK VAR .. HEM ZAMAN …HEM PERSONEL…HEMDE SUYU TOPRAĞA GERİ VERMEK DEĞİL Mİ…BAK MEMLEKETTE HERŞEY VAR…ÜZÜM ELAZIĞDAN…NAR ADIYAMANDAN.. İNCİR MANİSADAN..YAKINDA KAYSIDAN DA KURTULURUZ …HER SENE KAYSIYI SULAYAMIYORUZ DİYE KÖYLÜ KARDEŞLERİMİZ FEVARAN EDİYOR…BAK IĞDIRDAN…MERSİNDEN…HATTA İRANDAN…YAKINDA ÇİNDEN KAYSIDA GELİR…AMA NE YALAN SÖYLEYEYİM…TAHANEBİ VE KUREYŞ ÜZÜMÜNÜ ÇOK ÖZLEDİM….YETİŞTİREN BİRİ VARSA SÖYLE ALAYIM …VALLAHİ FİYATINI DA SORMAYACAĞIM….
    SAHİ BİR KERNEK VARDI BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA SENDE BİLİRSİN ORASI KAYNAKTI….KÜÇÜK BİR GÖLDÜ…SUYUN HIZIYLA ZEMİNDEKİ KUMLAR DANS EDERDİ…O KERNEĞİN SUYU NEREYE GİTTİ ….ALLAH(CC)AŞKINA SÖYLE…HAA BİRDE BU KANALBOYUNUN KAPALI SPOR SALONUNUN KARŞISINDAKİ DÖNÜŞ YERİNDE KANALIN ALTINDAN BÜYÜK BİR BORU İLE KIŞ YAZ SU AKIYOR…BU SU NEREDEN GELİYOR…NEDEN KANALIN ÜSTÜNDEN DEĞİLDE ALTINDAN BORUYLA GELMİŞ….NE OLURSUN BİR SOR ÖĞREN…BEN ÇÖZEMEDİM…
    NE KADAR AĞAÇ KESERSEN O KADAR KÂRDASIN DEMEKTİR…NE ÖYLE ASIRLIK ÇINARLAR ,AT KESTANELERİ,AKASYALAR…BİRAZ MODERN OLMAK LAZIM…BUNLARA NE SU YETİŞİR ,NE TEMİZLİK…GÜZ MEVSİMİNDE…HER TARAF YAPRAK…İŞİN YOKSA TERTEMİZ CADDELERİ HERGÜN TEMİZLE…NE GEREĞİ VAR…BUNLARI KESECEKSİN…YERİNE FAZLA BÜYÜMEYEN…MALATYAYI HİÇ TANIMAYAN AĞAÇ FİDANLARINI ALACAKSIN…İYİ MALIN FİYATI DA YÜKSEK OLUR…FİYATINA BAKMAYACAKSIN…HER YERE BUNLARDAN DİKECEKSİN…
    SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR AMMA ANLAYAN İÇİN BUNLAR YETER….BUNLARI YAZMIŞKEN BİR KONUYA DA DEĞİNMEDEN GEÇEMEM…BATTALGAZİDE BİR ÇINAR AĞACI VARDI EN AZ ALTIYÜZ YILLIK…BEN HER ZAMAN O ÇINARI ZİYARET EDERDİM….ÇÖPLÜĞÜN İÇİN DE DİBİNDE DE BİR PINAR VARDI…SUYU AĞUSTOS AYINDA BİLE BUZ GİBİ ….BAZEN GİDER KANA KANA İÇER GERİ ŞEHRE DÖNERDİM…ZATEN ÇOK YAKIN BİR YER…ARKADAŞLAR BANA ÇINARI GÖRDÜN MÜ GİT GÖR DİYE SÖYLÜYORLARDI….GİTTİM …HAYRET…ÇINAR YERİNDE DURUYOR…KESMEMİŞLER …SU DÜZENLİ PINAR HALİNE GELMİŞ…ŞELALELİ HAVUZLAR VAR ….ÇOCUK OYUN BAHÇELERİ…LOKANTA…ÇAYI DA FENA DEĞİL VALLAHİ…BEN ŞOK OLDUM…TAM KESİLECEK YAŞA GELMİŞ ÇINAR GENÇLEŞMİŞ…AYNİ BATTALGAZİ GİBİ DİMDİK AYAKTA …MALATYANIN İFTİHARI OLMUŞ…GAYRİ İHTİYARÎ DÜŞÜNDÜM BİZİM GÜZELİM KERNEĞİMİZE NE OLDU…BİR ” DONKİŞOT ”U EKSİK… YEL DEĞİRMENİ TAMAM…MEYDAN KAYMAK GİBİ…SANIRIM İSPANYOLLAR GÖRSE BUNU YAPAN BİZDEN DİYEREK MADALYA VERİRLER…KERNEKTE NE GÜZEL KAYNAK SUYUMUZ VARDI….ZALİMİN… BİRİ SU DÜŞMANI… ÇINAR AKASYA..BÜYÜK AĞAÇLARI GÖRÜNCE DAYANAMAYIP KESİYOR….SES ÇIKARAN DA YOK….ÇINARI VE O GÜZELİM SUYU MALATYAYA KAZANDIRAN BAŞKAN SELAHATTİN GÜRKANA GÖNÜLDEN TEŞEKKÜRLER….AMA BİZDEN KERNEĞİ KOPARIP ÇÖPLÜĞE ÇEVİREN ZALİME DE BU ŞEHİR LANET OKUYACAK….AMA BEN İNANIYORUM Kİ BİRGÜN GELECEK…BU ŞEHİRDE YEŞİLE…SUYA…HAVAYA…İNSANA DEĞER VEREN YÖNETİCİLER KERNEĞİ DE ÇINARDAN DAHA GÜZEL YAPACAK….BU ŞEHİR İÇİN BÜYÜK HAYALLERİ OLANLARA….PERSPEKTİFLERİ GENİŞ OLANLARA…ÇALIŞMA VE GAYRETİ ALLAH(CC)İÇİN… BU MAZLUM…BU MASUM MİLLET İÇİN… OLANLARA SELAM OLSUN……TEŞEKKÜRLER RAŞİT KISACIK……..

    1. Raşit Kısacık dedi ki:

      KIŞ rumuzlu arkadaşıma yanıt.
      İlginize teşekkürler.. Yalnızca yazı ile yorum yapanlardan çok çok fazlası telefonla bilgi almaya , bizde bildiklerimizi paylaşmaya çalışıyoruz. Bildiğimiz bizimle gitmesin istiyoruz.
      Sizin söylediğiniz Asırlık Çınar(Eskimalatya’da- Battalgazi ilçesi de olduğunu söylediğiniz) mesire, Benim bildiğim kadarıyla Orduzu Çarşıbaşı mahallesindeydi. Çok güzel havuzlarla süslenen bu mesire hala çınar ismiyle anılır.
      Selahattin Başkan çok sayıda eser gibi burayı da Malatyalılara kazandırdı.. O çınarın dibindeki su kaynak suyuydu. Pınarbaşı’ndan gelen suyla birleşip Köşebaşı ve Taşpınar mahallelerinden geçip Eskimalatya’ya doğru akardı. Hatta Eskimalatya’daki Yer ise ÇATLAK olarak anılırdı. Kanaletlerin içerisindeki Küçük şelalelere ise o yörede HORHOR denilirdi. Onun altında az serinleyip yüzmedik…
      Saygı ve sevgiler..

  16. ömer dedi ki:

    Raşit abi, Allah sana sağlıklı uzun ömürler versin… Bu memlekette doğru söz para etmiyor artık be abi. Öyle bir hale geldik ki doğruyu sadece birileri söylüyor sanki. Basın sektörü de bu duruma çanak tutup, destek verdiği için söylenen doğru söz sadece sahibi tarafından duyuluyor…

  17. M.Küçük dedi ki:

    İnsanların müteahhitlik yapma, arsalarına ev yapma hakları vardır. Ama burada yanlış olan tabiatın dengesini bozmaktır.
    Bence arsasına ev yaptıracak arsa sahipleri ve ev yapacak müteahhitlerin ayrı ayrı olarak ağaç dikmeleri ve bunların bakımlarını üstlenmeleri.
    Yapanın yanına kar kalmayacak çözümler bulmak lazım
    Senin arsan var. Ben de iyi müteahhitim diyerek arazileri mahvetmek doğal bir hak olmamalı. 100 daire 50 si sana 50 si bana diyerek yeşil alan bırakmadık.
    Arazilerin sahipleri de müteahhitler de belediyeler de sorumluluk almalı. Olacaksa herkes elini taşın altına koysun.
    Hatta öncesi yeşil alan olan yerlerde ev almak isteyenlerde bir yerlerde yeşilliğe katkıda bulunması zorunlu olmalı.
    Ancak bu şekilde değil Malatya Türkiye kurtulur.

  18. MALATYALI dedi ki:

    MALATYA’NIN TEK YEŞİLİ BEYLER DERESİYDİ ORADAKİ AĞAÇLARIDA KESİP GÖLET YAPIYORLAR ŞİMDİ , CADDELERDE Kİ ASIRLIK ÇINARLARI GÖZÜNÜ KIRPMADAN KESTİLER , MARİFETMİŞ GİBİ HERYERE BETON DÖKTÜLER ,BETON DÖKEMEDİKLERİ YERLERE PARKE TAŞI İLE KAPATTILAR , ADAMLAR PARK YAPIYOR ADI PARK BİR TANE ÇOCUK OYUN ALANI YAPIYORLAR KALAN HER YERİ PARKE TAŞIYLA KAPLIYORLAR ADI PARK GİTSEN BİR METRE TOPRAK GÖREMEZSİN , BELEDİYELERİ MÜTEAHHİT ZİHNİYETİ İLE YÖNETİRSEN OLACAĞI BUDUR İŞTE , MALATYA YA KİM İHANET ETTİ ACABA….. ???

  19. Garabet Orunöz dedi ki:

    1300 sayfalık Malatya ile ilgili Ermenice bir kitaptan TERCÜME ettiğim SULAR ile ilgili bölüm, RAŞİT KISACIK abim iyi ki HATIRLATTINIZ, Dağlarını da BİTKİ ÖRTÜSÜNÜ de, ÜRETTİKLERİNİ de yazalım, Malatyamızın NELER KAYBETTİKLERİNİ DE YAZALIM… saygılarımla
    V. BÖLÜM
    . Bu derenin üzerine iki heybetli köprü inşa edilmiştir. Biri Meledi köprüsü Malatya’yı Antep yoluna; diğeri Malatya- Arğa yolunun üzerindedir. Sultan Suyun da lezzetli balıkları eksik olmasınlar. Bu derenin sınırbaşı da Malatya ve Akçadağı birbirinden ayırır.
    19.uncu yüzyılın ilk yarısında Sabri Mustafa Paşa ovalarının sulanması fikriyle
    ortaya çıkan ; buradan bir kol ayırma işi, istenilen yerlere suyun götürülememesinden dolayı, olduğu gibi terk edilir. Fakat Akçadağ’a, yakın köylülerin; aşırı rahatsızlığından dolayı, Akçadağ köylüleri arasında sert tartışmalara neden olur. Köylüler tarafından ayrılması istenen dere kolu da tamamen tahrip edilir. 1866’da Rahmi bey adında bir Binbaşı gelerek; buradaki Kürtlere boyun eğdirerek, eski dere kaynağını yenileyip iyileştirerek 18 saatlik yere su indirerek, başka-başka yerlerden insanlar getirerek burada birçok köyler oluşturmuştur. Rahmi bey bir de; oldukça geniş yeraltı karakolu kurmuştur. Şehrin altı saat batısına doğru uzaklıktadır. Osmanlı sınırlarının yayınlandığı zaman, dördüncü Ordunun emrindedir ve Çiflig-i Hümayun, yada Harrayi- Hümayun adıyla Padişahlık Çifliği veya Sığınma yeri olarak adlandırılmıştı.
    SULARI
    Dağların çokluğu suların bolluğuna sebeptirBu yüzden Malatya ve etrafı sulak bir şehir olmuştur. Malatya’nın başlıca suyunu Fırat teşkil eder. Malatya’nın kuzeydoğu köşesinden girer, Malatya ovasını yılan gibi kıvrılarak ve sulayarak sıradağların eteklerinden geçerek güneydoğuya doğru akar gider.
    Bu ana suya, Akçadağın içinden geçen bir şerit doğuya doğru giderek Fırata dökülüp birleşir,ovayı ikiye bölerek ilerler.
    Darende ve Gürün taraflarından çıkarak gelen Tohma çayı Fıratı; başlıca destekleyen sulardandır. Kuzeydoğu köşesinden Hekimhan yakınlarından kaynayan Kuruçay ise Tohmanın ağzına yakın biryerden Fıratla birleşir. Suyunun azlığından yazları kuruduğundan adını almıştır. Ovanın güney kısmında, bütün sular Tohmaya doğru eğilmiştir ve oraya akarlar. Böylece; güneyin dağlarının batısından başlayarak sırasıyla; eşit mesafede Sultan Su, Elementig, Beyler Deresi, Hatun Su ve Pınarbaşı dereleri Tohma’yla birleşirler.
    Beylerderesi ve Pınarbaşının arasına, dağların eteğine kurulmuştur Malatya şehri.
    Elementig’ten Akçadağ arasındaki alanda Sultan Hamid’in çiftliği bulunurdu. Sultan Su bu çiftliğin tam ortasından geçer. Tam karşısında; Akçadağın zirvesinde bulunan Arga; Akçadağ kazasının merkezidir. Tohma ve Fırat’ın birleştiği yerden güneybatıya doğru, şehre yaklaşmadan görünen kale, eski şehrin yerini işaret eder.(Vorperyan’a göre)
    Vorperyan’ın değinmelerinden de anlaşılacağı gibi; Malatya çevresi ve Vadileri oldukça bol suya sahiptir.
    III.cü Melidineli KIRIMLAR (1915-1918) kitabında Malatya Sularına ilişkin geniş bilgi vermiştir.(s18-22) Çok basit ve anlaşılır biçimde izah etmiştir.
    Malatyanın en önemli ve faydalandığı suyu Fırat’tır. Basit hesapla sekiz saatlik bir akıntıyla kuzey sınırı çizerek Malatya’yı Harput’tan ayırır. Sulamadan başka da bir faydası yoktur. İkinci önemli suyu ise Tohma çayıdır. Elbistan kayalıklarından çıkarak şehrin kuzeyinden itibaren üç saatlik mesafeyi zig-zaglarla katederek, sırasıyla Sultan Su ve bazı önemli derelerle birlikte; Koran köyüne yarım saatlik mesafede Fırat nehriyle birleşir.Tohma çayı Fırat’ın önemli kollarından biridir. Coğrafyasında Alis adıylada anılır.
    Dermes’i kendi sınıfında önemli bir çay sayabiliriz. Şehrin güneybatısını saran Beydağının kayalıklarından çıkarak, küçük bir alanda çıkan birçok kaynak suyuyla birleşerek çoğalır ve ikiye bölünür. Bunlardan birincisi Aşağı Banaz’ı, Çırmıhtı’yı, Bargüz’ü ve civarının verimli topraklarını sulayarak Sultan Suyla birleşir. Daha sonra Tohma’ya dökülür. İkincisinin durumundan dolayı; Kündübey’i, Yukarı Banaz’ı, Tecde, Adafi’yi, Çeknüge’nin verimli arazilerinin ve ormanlarının arasından geçerek, Karnag’ın önünden kuzeye kıvrılarak, Hüseyin bey, Körpe Su, Cingenlik, Köprü Ağzı, Alma Su, Aşağı Şehir’i de dolanarak Tohma’ya dökülür. Şehrin içine dağılmış birçok kolları vasıtasıyla, temizlik ve sulama görevlerini bir uçtan diğer uca büyük bir gururla tamamlarlar.
    Eski ve yeni Malatya’nın gelişmesinde çok önemli rol oynamıştır, Dermes’in suyunun Malatya için ayrı bir önemi vardır. Adeta Malatya’nın kalbi konumundadır. Buradan çıkan binlerce kolu, adeta bir vücudun kılcal damarları gibi bütün Malatya’yı dolaşarak hayat ve canlılık verir. Gereksiz tüm elementleri toplayarak, merkeze döner, birtek farklılıkla; sanki Dermes merkezkaççı, fakat kalbi merkeziyetçiymiş gibi. Birincisi bitmeyen bir geri dönüş arzusu, ikincisi ise; kapalı sınırdan geriye merkeze dönüş. Yoluna kaldığı yerden tekrar devam etmek için. Dermes’in suyu; doğaya hayat veren bütün katmanlara bir lütuf, adeta ayrıcalıksız bir bağıştır. Dermes, Malatya’yı cennete çevirmiştir.
    Aşağı ve Yukarı Babukti suyunu tekrar hatırlamakta fayda var. Bu sular; şehrin kuzey kısmına yayılmış geniş bağların bulunduğu yerden kaynıyor. Buradan çıkarak, birçok bağ-bahçeleri sulayarak, özellikle kış aylarında diğer derelerle birleşerek Tohma’ya dökülür. İkiz Babuktilerin kendi özel durumlarının güzelliğinden, yeşillikler içerisindeki bahçelerin artısıyla, yazları epeyce kalabalık ziyaretçileri olur. Şehrin aşırı sıcağından kaçanlar, sık yapraklı ağaçların gölgelediği, şarıldayan suyun serinlettiği, çayın kenarına sığınırlar.
    Karnag: Bu kaynak suyuda şehrin güneydoğusundan yükselen dağların tepelerinden çıkarak, bir değirmen çevirecek bolluğa erişerek sadece dört ay (Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz) boyunca akar ve kurur. Karnag’ın suyu; dağlardaki karın yoğunluğuna bağlı olarak azalır veya çoğalır.
    İndere: Adıyla anılan dağların kaynak suyudur, geçen zaman sürecinde İndere suyunun kaynak ağzı, kendine beş adım derinliğinde bir mağara yaratmıştır. Ziyaretçilerin mağara ağzına geldiklerinde; kayalıkların arasından ve derinden, bu suyun şiddetle çağlayarak çıktığını görür, gırtlaklarında ise suyun soğukluğunu hissettiklerini söylerler. İndere suyundan biraz doğuya doğru yükselen kayalıklarda; Kıl Köprü denen ziyaret yerinin hikayesi ise; ‘’ Krikor Lusavoriç’’ sürgün döneminde buraya sığınmıştır. Büyük Tehcir döneminde Türk Hükümet yetkililer; bedava çalıştırdıkları, Ermeni usta ve işçilerinin gayretleriyle, bu suyu toprak kanallar vasıtasıyla şehrin çeşmelerine kadar getirmiştir
    Pınar Başı: Bu kaynak suyuda güneydoğu dağlarının tepelerinden çıkarak, beş dakikalık bir alanda birçok akıntıyla birleşerek, ufak bir dere dönüşür. Orduzu’yu, Aşağı şehri, Boran’ın tepelerinden bazı yerleri sulayarak, Fırat’la birleşmeye kadar gider. Horata: Şehrin güneyinden yükselen Beydağı’nın tepelerinden çıkarak, Yukarı Banaz’ı ve Karnag’ın bir kısmınıda sular yaz aylarında ise tamamen kurur. Bu su kışları iki-üç kola ayrılarak Dermes’le birleşir..Doktor ve kimyagerlerin söylemlerine göre; Horata’nın suyu, kalitesiyle çok daha önemlidir, hafiftir ve çok sağlıklıdır.
    Yukarıda hatırlayabildiğimiz başlıca sulardan başka, Malatya; oldukça zengin binlerle ifade edilebilecek irili-ufaklı kaynak ve dere suları, eveden-eve dolaşarak,bütün şehrin bağ ve bahçelerini sularlar. Malatya’nın değirmenleri eksiksiz ve ayrıcalıksız bu sular sayesinde işlerler.
    Bu resmin tamamlanmasında ; Papaz Garabet Benneyan efendinin Malatya’nın suları hakkında vermiş bilgiler, kendi günlük hatıralarının 38 ile 50nci sayfalarında yer almıştır. Kısaltılarak basılmış yapıtında ise 38 den 48nci sayfalarında yer almıştır.
    Verilmiş detaylı bilgilerin bazılarına fazlalık denebilir; Şehit papaz efendinin yazdıklarının kendine özgü bir tamamlayıcı önemi olduğunu açıklamak isterim.
    Melidine taşrasından geçen nehir Fırat’tır, bunun bir kolunun güneydoğudan Garn’i den başlayıp, Dumlu göletinin etrafından Tercan’dan, Erzincan’dan, Kemah’tan geçerek Egin taşrasını dolanır, Muş dolaylarında Murat suyuyla birleşir. Murat suyuyla birleşmiş olarak Korucuk köyü önünde Tohma’yıda içine katarak; büyük bir sakinlik ve rahatlık içerisinde Kömürhan’a kadar akar. Kömürhan’ın güneyinden Körhane dar boğazına girdiğinde, yaklaşık üç saatlik bir zaman dilimi kadar mesafede; taşlık ve kayalık akışkan yerlerden, bazen dağların dar geçitlerinden, bazen köpürmüş vaziyette hırsla akarak, bazen de büyük bir gürültüyle; doğu ve güneye yılan gibi kıvrılarak, Çeho ve Gerger’in Dağlarını ardında bırakarak, Eski Samusad’ı selamlayarak Basra’ya yakın Kurna şehrine ulaşır. Orada Dicle nehriyle birleşerek; Şat-tül- Arabı oluşturarak Basra körfezine dökülür.
    Fırat’ın suyu mavi renkte ve ılıktır, çok lezzetli bir sudur, zannedersin ki cennetten gelir. Fırat’ın kıyılarında ziraat de yapılıyor tabii ki; fakat bu bölgede çok derinden gitmeyip, yüzeyden geçtiği için bir avuç toprak bile sulamış sayılmaz. Burada pek üretim ve tüketime katkısı yoktur. Sadece Palu’lu salcılar bazen kısğa =(soğanın küçük cins çeşidi.) ve maşrapayı karşıdan-karşıya taşırken, salın arkasından suya bıraktıkları ağlarına takılan lezzetli balıkları avlayarak Malatya ve etraf köylere getirir satarlar. Fırat’ı geçmenin üç yolu var; sandal, sal, ve geçit. Sandallar üç yerdedir; 1)= Şayh Hasan, 2)=Hardik, 3)=İzollu Pirot köyün önü. Bu Sandallar kalın Kavak Ağacından yapılmıştır ve iki kürekle git-gele kullanılır. her birinin bir defada taşıdığı insan sayısı 40-50, at sayısı 20, araba sayısı ise 4-5 adettir. Bu sandalların en işlek ve karlı olanı, İzollu’dakidir. Samsun- Bağdat yolunun kalabalık yükünü burası karşılar. Sandalların ortalama günlük gidiş-dönüşlerinin sayısı 10dur. Akıntıdan dolayı, karşıdan karşıya direk gidemezler. Bu Sandallar Belediye tarafından her sene açık arttırmaya çıkarılarak yaklaşık, 20 ile 25 bin kuruş arasında kiraya verilir.
    Keleg: Nehir kenarında yaşayan her köylünün Keleg’i vardır. Kelek; 15-20 kalın ,en fazla 30 tulumun şişirilip sırıkların altına bağlanmasından oluşturulur, 2000-2500kg. ağırlık taşıyabilirler. Fakat keleglerle git-gellerin tehlikesi az da olsa vardır. Özellikle; suyun azgın olduğu dönemlerde, akıntıdan karşıya geçerken en ufak bir rüzgarda dengesini kaybederek alt-üst olur.
    Geçit: İki geçit var, biri; Şeyh Hasan’ın diğeri Kilisig’in önünde. Geçitler genellikle suyun alçak olduğu yerlerde bulunur, iki-üç yılda bir geçit verirler onuda genellikle yaz aylarında. Buradan Develerle, atlarla ve yaya olarak geçerler. Gidiş-gelişlerin en tehlikelisinin bu geçitler olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.
    Unutmadan demeliyim ki; yüzmeyi iyi becerenler, yalnız veya şişirilmiş tulumların üzerine binmiş olarak, kalem denilen iri kabakları da koltuk altlarına bağlayarak nehire girer, sudaki ağaçları kıyıya çıkarırlar.
    Sudan geçmenin en emniyetli yolu köprüdür. Asırlar önce Pirot’un önünde bir köprü varmış. Bugün sadece temelleri suyun içinden görünür vaziyettedir. Keklik suyu denilen dere, şehre iki saat uzaklıktaki bir mesafeden akar, çok gazlı bir suyu vardır. Bir kibrit yakıp suya bırakırsanız, suyun yandığını ve ateşin uzunca bir mesafe aldığını görürsünüz.

    MELAS-MELAS= TOHMA ÇAYI

    Melas=Tohma, bu çay şehre dört saatlik mesafedeki ovadan akarak, geçer-gider Fırat’la birleşir. Bazıları Ona Toros suyuda demişlerdir. Türkler ise Onu Tohma suyu olarak bilirler.
    Melas, Rumca’da ‘’bal’’ demektir, iki kolu vardır, bunlardan biri Darende taraflarından başlar, İsbekcor= Isbidakçur beyaz su anlamına gelir. Viranşehir ve Darende’den geçerek Akçadağ’a gelir, öbür kolu ise; Gürün’ün içinden gelen dereyle karışarak, Kürne ve Kürecik Dağlarından ve de Şoğul’un dar gediklerinin içinden geçer Kürd-Abdal’ın karşısında bulunan, Karapınar göletinin suyundanda beraberine katarak ve devamlı olarak doğuya doğru, Yazılı Han’ın kıyısından, Kırkgöz’ün altından akar ve Kurucuk’un önünden Fırat’ın koynuna girer.
    Melas yada Tohma’nın sayısız faydalarından ve özelliklerinden bahsetmekle beraber; yerli halk tarafından almış yürümüş birde söz vardır. Melas’ın kıyısına altın bile ekersen yeşerir. Evet; Tohma’nın sayısız yararlarından bahsederken; suladığı topraklardan, oldukça kaliteli pirinç, dolgun buğday ve arpa başakları, iri ve çok lezzetli kavun ve karpuzlar elde edildiğini, bunların sadece iki tanesinin bir hayvana yüklenebildiğini söylemeden geçmeyelim. Tohma, en azgın olduğu dönemde bile yolcularına sakin bir geçit sunar. Tohma’da 20kg. gelen lezzetli balık çeşidi var. Eski şehirden yaklaşık iki saat aşağıya doğru mesafede; Kırkgöz adından bir köprü vardır. Kırkgöz, adından da anlaşılacağı üzere, Kırk muhteşem kemer üzerine inşa edilmiştir, Günümüzde sadece 20-25 gözünden su akar gider. Köprünün üstünden asırlar geçmesine rağmen üzerinde herhangi bir yazıt yoktur. Rivayetlere göre; dördüncü Sultan Murat yaptırılmış. Sivas Malatya’ya bu köprü bağlanır. Tam da buradan başlar; Yazılı Han’ın geniş ve verimli ovasında Tohma’nın suladığı alanlarda aynı örnek çiftlikler yapmak için bir çok çizimler yapılmış olmasına rağmen bunların hepside maalesef kağıt üzerinde kalmıştır.
    …….ün önü…yolu var; sandal, sal, ve geçit. Sandallar üç yerdedir; 1)= Şayh Hasan, 2)=Hardik
    SULTAN SU
    Sultan Su; Akçadağ Polat ve Fındık köylerinin üstündeki dağlardan çıkarak, iki saat aşağıya doğru aktıktan sonra, Meled deresine karışarak ve devamlı olarak kuzeye doğru akarak; Ören, Arğa ve Örüşgü ovalarının önünden geçerek altındaki köylere su dağıtarak, bağ ve bahçeleri sulayarak, değirmenleri de çevirdikten sonra Tohma’yla birleşir
    Bu çiftliğin Malatya’ya Hububat ve pirinç yönünden çok faydası olmuştur. Bu çiftlik şimdilerde Mülkiye’ye devredilmiş, neredeyse yıkılacak hale gelmiştir.
    Ebemendik: Bu da şehrin kuzeyine doğru dört saatlik mesafede aynı adı taşıdığı bir tepenin altından kaynar iki-üç değirmen çevirecek kadar suyu vardır. Ebemendig’in suyu; bataklık bir yerden çıktığından ılık ve tatsızdır. Balıkları ufak ama lezzetlidir. Bu su da mahiyetindeki toprakları sular ve Tohma çayına karışır.
    Şahna Suyu ve Beyler Deresi: Bunlardan birincisi, şehirden güneybatıya doğru ikibuçuk saatlik mesafede, Hazoba yolu üzerindeki Seyid Uşağı dağın dibinden, İnek Pınarı denen yerden iki gözden kaynayarak, iki saat aşağıya doğru, Der Mesih’ten ayrılarak Tohma’yla birleşir. Bu suyun sağ tarafı özel Bentlerle ayrıştırılarak, aşağıda İskele denilen taşıyıcı kanallar vasıtasıyla şehrin Türk büyüklerinden Harici ve Hacı Abdizadelerin özel pirinç tarlalarını sular. Bu derede derin bir vadiden geçerek, yukarıda suladığı tarlalardan dolayı eksilen suyu; aşağıya indikçe irili-ufaklı gözlerden topladığı suyla tekrar çoğalır. Bu suyun üzerinde; biri More Gedig diğeri Işıklar denen iki köprü yıkıntısı vardır. Köprü ayakları hala durur. Şahnahan köyünün yukarısında ise; heybetli bir köprü var, batı tarafında yokuş aşağı yapılmış Şahnahan adında Kargir bir otel var. Köprü’de Dere’de adını bundan almıştır.
    Ballı, Şişman ve Beskiran Dereleri: Bu suların üçününde şehrin doğusundaki dağlardan ayrı-ayrı gözlerden kaynayarak, Şişman yedi saat, Beskiran dokuz saat ve Ballı çay iki saatlik mesafeyi devamlı olarak kuzeye doğru akarak, dolaştıkları toprakları sulayarak, değirmenlere işlerlik kazandırarak Fırat’a karışırlar. Burada Benneyan efendinin hatıralarındaki bilgilere; üç dere hakkında ilavelerde bulunmak isterim.( kısaltma s.40-45).
    Ballı deresi şehrin doğusuna üç saatlik mesafededir ve Siverek Dağlarından bu tarafa doğru yılan gibi kıvrılarak, birçok bağ-bahçeleri sulayarak değirmenleri döndürerek, İmamoğlu köyünün önünden Fırat’la birleşir. Ballı deresi ilkbaharda coşar, yaz aylarında azalır, ufak balıklar vardır. Benzer dereler içerisinde en faydalı olanıdır.
    Şişman-Mamukani Deresi: Bu da şehre yedi-sekiz saatlik doğuya doğru mesafede olup, ovaları sulayıp değirmenleri çevirerek dolanır Fırat’a karışır.
    Beskiran Deresi: Bu da aynı şekilde şehirden doğuya doğru dokuz saatlik mesafede, İzoğlu’nun Kozluk denen köyün içinden ve etrafından biraz su toplayarak, birbuçuk saatlik bir mesafedeki arazileri sulayıp, değirmenleri döndürdükten sonra, Fırat’la birleşir.
    Der Mesih: Yukarıda sıraladığımız dere suları, merkez köylerinin iki yakasında bulunan köylerin arazilerini sulayan sulardır.Şehir merkezinin kaynak sularını da sıralayalım.
    Der Mesih: Deyr= Arap’ça da Ev, mekan anlamındadır. Der Mesih; İsa’nın evi manasını ,şimdilerde virane olan üzerindeki yapıdan aldığı isimdir. Türkler ise; buraya birçok gözden kaynadığı için Derme suyu adını vermişlerdir. Melidine’nin bu en önemli suyu ise; şehrin güneybatısına dört saatlik mesafeden çıkar. Kündübey’in yukarısında ve Kayır Uşağı dağlarının yamacından, dörtköşe bir kaynak ve yakınındaki gözlerden kaynayan sularıda toplayarak çok kısa bir mesafede geçit vermez duruma gelir.
    Der Mesih’in bir kısmı, Kapulık denen yerden bir çeşme borusu yardımıyla ayrılarak, İnek Pınar’ıyla beraber pirinç tarlalarını sularlar. Diğer kısmı ise; Kündübeg ve Çırmıktı’nın üzerinden Keleyig’e kadar kuzeye doğru, oradan da Tecde, Barguzi ve Adaf varoşlarından Kerneg’e doğuya doğru akarak, adım başı yerleştirilmiş borularında yardımıyla binlerce bahçelerin tarhlarını ve meyveliklerini sulayıp, yol üzerindeki değirmenleri de çalıştırarak güzergahındaki bütün evleri su ihtiyacını karşılayarak, yine kuzeye dönerek, eski Melidine’nin altından Pınarbaşı deresini de beraberine almış, Kırkgöz ile Fırat arasında Tohma çayıyla buluşur. Bu su; kaynağından iki saatlik mesafeye kadar olan yerinde bir asayı andıran güzellikte çizgi ihtiva eder. Zennedersin ilaç niyetine bir süt kaynağıdır suyun içerisinden akan. Der Mesih için Melidine’deki bütün sularının anasıdır diyebilir, Der Mesih’siz Melidine yok gibidir. Çünkü; her İlkbahar’da dere yataklarını temizlemek ve onarmak için, suyun akışını başka yönlere çevirdiklerinde, civarın bütün kuyuları ve kaynakları tamamen kurur. Öyleki; çoğu zaman köylüler, bir mil kadar mesafe giderek ihtiyaçları için su getirirler Der Mesih’in şu güzel özellikleride vardır. Aynı berraklık ve soğukluğunu beş-altı saatlik mesafe kadar korur ve içerisinde herhangi bir su canlısı barındırmaz. Biri Kündübeg’in yukarısında Yelköprü, diğeri; Barguzi’nin içindeki Çatalköprü adında iki büyük köprü yapılmıştır. Der Mesih bunların altından geçer, Tavşan Deresi ve Horata kendisini artılayarak karşılarlar. Bunlardan körülerden başka, elli altmış kadar daha taş ve ağaç köprü yapılmıştır.
    Horata Deresi: Der Mesih’ten sonra ikinci önemli sudur. Şehrin güneyine doğru bir saatlik mesafede yukarı Banaz’ın üstlerindeki bağların içinden, büyük kısmı da Ziyaret denilen viranenin dibindeki kaynaktan ve dört bir taraftan suyunu toplar. Horata’nın suyu İlkbahar da Der Mesih’in suyu kadar çoğalır, fakat yazın azalır.Köyden biraz aşağıda dağın yamacında, şehrin güney kısmındaki bağ-bahçeleri sulamak için; birkaç kol suyun ayrılmasından sonra kalan suyunda güle oynaya, adından da anlaşılacağı üzere; Çatal köprü’de Der Mesih’i selamlayarak, altından geçer birlikte Top Söğüt denen yerde Tohma’yla birleşirler. Çıktığı yerden çok kolay aktığından dolayı; Horata suyu için çok hafif derler; Su yukarılardayken oldukça soğuk ve tatlıdır, aşağıya indikçe bu özelliğini kaybeder, bu yüzden de hiçbir su canlısı barındırmaz.
    Pınarbaşı: Bu su ise; şehrin doğusuna bir saatlik mesafede, kutsal Lusavoriç ve kutsal Pırgiç (kurtarıcı) manastırlarının merkezinde ‘’Yabancı Doktor’’ denen manastırının viranelerinin altından oldukça bol çıkarak güzergahı üzerinde bulunan birkaç değirmen çevirdikten sonra geniş araziler sulayarak, Orduzu köyünün su ihtiyaçlarını da karşıladıktan, aynı köyün içinden, kuzeye yönelir ve eski Melidine’nin dibinde Der Mesih ile birleşir. Bu derenin suyun ılık ve tatsızdır. Ebemendeg gibi bataklık suyu olduğundan, içinde ufak balıklar yaşar. Belediye tarafından avlanması yasaktır. Bu suyunda üzerinde birkaç taş köprü inşa edilmiştir. Kutsal Pırgiç (kurtarıcı) manastırının suyuda bu dereden özel bir kanal vasıtasıyla temin edilmiştir. Rivayetlere göre, 19uncu yüzyıl içerisinde Kutsal Pırgiç (kurtarıcı) manastırı için; Pınarbaşının suladığı alan sahiplerinden, özel bir vergi alınırdı.
    Karnag-Kernek: İlkbahar da aktığı ve yazları kuruduğu için adına Karnag denmiştir. Karnak; Ermenice’de ilkbahar anlamında ve kırk kadar gözden kaynadığından, Karnag denir. Şehrin güneydoğu köşesinden, Der Mesih’e yakın Beydağı’nın yamacındaki bazı suları da beraberine katarak hemen Der Mesih ile birleşir.
    Ağpınar: Bu su da şehrin merkezinde bulunan Gebeşoğlu otelin önündeki iki çeşmeden akar. Oldukça bol, soğuk, berrak ve beyaz bir sudur. Orda kemer şeklinde bir çeşme vardır ki; hiçbirinden aşağı kalmaz.
    Hoşluk Suyu: Belediye binasının sırtındaki evlerin birinden kaynar. Bir değirmen çevirecek kadar suyu boldur. Ilık ve berraktır, çarşının merkezindeki caminin içinden geçerek, gerekli temizliklerede yaradıktan sonra,üç-dört değirmen de çevirip Çarmuzı ve Ermeni mahallesinin bağ-bahçelerini de sulayıp Hatun suyla birleşir. Aynı isimde bir başka su daha vardır. Çamazang tepesinin karşısında, Der Mesih’in sağ tarafındadır. Bu suya ise bir nev’i deri hastalığı olan ‘’Hoşruk veya Hoşoruk’’ denen cilt hastaları tedavi amacıyla bu suya girmeye giderler.
    Cesur Libarid: Ana kiliseye yakın, Sarafyanların sokağının dibinde, şehrin Yeni Hamam mahallesinde derenin kenarındadır. Suyu soğuk ve tatlıdır.Cesur Libarid bir destan kahramanının adıdır, suya verilmiştir. Hikayeye göre; Libarid Giligya’dan Malatya’ya gezmeye gelir; bu gezi esnasında, suya rastlar ondan içer, serinler ve tadından memnuniyet duymasından dolayı da, kendi ismiyle anılmasını ister.
    Altun Kaşık: Tecde’nin içlerindeki bağların birinden, tamamı bir havuz büyüklüğünde, belirgin, berrak ve oldukçada soğuktur. Bu suyun özelliklerinden dolayı Altın Kaşık olarak anmaya değer.
    Davullu Pınar: Keleyeg’in kuzey batısının altında, Kilise bayırı denen yerde bulunan viranelikteki kayalıklarda bulunan mağaralıktan, oldukça gür sayılabilecek bollukta çıkar, soğuk ve tatlıdır.Adını kayalıklardan aşağı doğru düşerken çıkardığı sesten almıştır.
    Kaynarca: Aşağı Çarmuzu’nun kuzeydoğusunun ucunda, ılık ve berrak bir kaynaktır, Kaynarca. Kaynağından çıkarken kaynadığını zannedersiniz. Yakın çevredeki Türk kadınları beyaz çamaşırlarının bezini burada yıkayarak beyazlatmaya getirirler.
    Babukti veya Şugon: Kendi adıyla anılan Babukti, çok dikkat çekici ve heyecan verici bir yerdir; şehrin kuzeybatısının ucunda bulunur. Babukti; aşağı ve yukarı olmak üzere iki tanedir. Su yukarı Babukti’nin kayalıklarından çağlayarak ,etraf bağları dolanarak, değişik pınarları da kendine katarak aşağı Babukti’ye ulaşır. Şugon pınarı’nı ve birkaç kaynağı da toplayıp, dere oluşturur on- oniki değirmenin faydalanmasını sağladıktan sonra, beş saatlik bir mesafedeki bağlarıda sulayarak Babukti köyü önünde Hatun suyu adını alarak Tohma’ya doğru ilerler. Babukti, harika, eğlenceli, bir piknik alanıdır. İnsanları, şaşırtıcı güzelliktedir. Akşam üstleri buraya gelen piknikçiler, altın renkli günbatımını seyreder, rengarenk güneş ışınları altında, özellikle de Pazarın günübirlikçileri, oraya mı, buraya mı, oturmanın sevinç koşuşturmaları esnasında, gurup-gurup gürbüz ve dinç gençlerin güleç suratları, kimileri bir köşeye çekilmiş, bazıları pınarbaşına oturmuş, kimileri derenin kenarına ilişmiş, bazıları bahçelerin koynuna dağılmış, yeşilliklere bürünmüş dalların meltemin esintisinde, çayıra yayılmış, sanki ceylan çağırır gibi, dans eder, şarkı söyler, rakının vermiş olduğu rehavet ile kadehi şişeyle tokuştururlar. Güzel sesli kuşlardan ispinoz ve bülbülün ötüşmeleri karışır canlı hayata. Suları sayarken şehrin güneyindeki, daha çok Ermeni mahallelerindeki her evde bir kaynak veya artezyenin olduğunu unutmamamız gerekir. Her mahalledeki Kiliselerin, Camilerin, Otellerin ve Çarşıların kendilerine özgü çeşmeleri vardır.
    Şugon; Kürtçe’de Şir-Koni; süt çeşmesi anlamındadır. Sütü az olan kadınların günümüze kadar buraya yıkanmaya gittikleri bilinir. Malatya Boztepe üzerinde kurulu iken, çarşı bu suya yakın kurulmuştu, eski şehre naklinden uzun zaman sonra; halkın yeni şehire ziyarete gittiklerinde; unutmayarak eski yerleşim yerlerini ziyaret eder ve atalarının yaşadıkları yerleri görürlermiş. Bu sebepten dolayıdır ki; yeni nesil burayı ‘’Bab-Ukti= ( ata-ziyareti) diye adlandırmıştır.
    Şahnakoni Pınarı:Heyecanlandırıcı ve dikkat çekici bir su da budur. Köprüden aşağıya doğru, adıyla anılan vadiden çıkar, Bunun heyecanlandıran noktası buradadır. Suyumuz kayalıkların tepesindeki bir delikten çıkar. Yılın her mevsiminde de aynı bolluktadır. Hiçbir balığın dışarı çıkmadığı, fakat İlkbaharın ortalarındaki ayda sadece 8-10 gün, 25- 30 cm . uzunluğunda aynı tipte balık sürüsü akar ve sonra tekrar kesilir. Rivayete göre; geniş yer altı sularının ve göllerindeki balıkların yer değiştirmesi olayıdır. Buradaki ufak balıklar, büyük balıklar tarafından böyle deliklerden dışarı çıkamaya zorlanırlar.
    Papaz Benneyan efendi hatıralarında şunları ifade eder.(H. s.46) Çarşıdaki, Söğütlü ve Çınarlı camilerinin, Saraç pazarı ve Sulu kahvesi, Ermenilerin Ana kilisesinin iki çeşmesi, Mal dağı, Sıtma pınarı, Dişbudak pınarı, Çavuşoğlu suları vs. Bu şehirdeki bütün evlerin, camilerin, kiliselerin, otellerin kendine ait artezyeni veya çeşmesi mutlaka vardır. Malatya ve çevresi görüldüğü gibi oldukça bol suya sahiptir. Fakat bu sulardan gerektiği gibi faydalanılmamıştır. Faydasız bir şekilde akmış, ne tarıma bir fayda, ne taşımacılığa bir fayda ne de mimari gelişmeye bir faydası olmuştur. Sadece değirmenlere faydası olmuş bazı sular var, çok daha faydalı yerlerde kullanılabilinirdi. Özellikle Fırat gibi bir suyun, Bilal Uşağı yakınlarından Malatya sınırlarına girişi, S. Arfen ( Aharon) dağı ve Deve boynunun önünden İzoğlu’nun doğusuna kadar, Malatya’ya hiçbir faydası olmadan, sınırlarını belirler. Sulama yönünden başka, hiçbir şekilde faydalanmamışlardır, faydalanmak için de en ufak bir çaba harcanmamıştır.
    K. Melidineli’ye göre; (Nahcirner s.16) Fırat’ın Malatya sınırlarına girdiği Bilal Uşağı ve özellikle, S. Arfen dağı yamacında bulunan Deve Boynu önünden, orantılı ufak masraflar yaparak, buralardan büyük sular ayırıp Yazılı Han’ın geniş ovalarının sulanmasında kullanılabilirdi. Üzüntüyle belirtmek isterim ki; Türkler böyle bir yapılanmayı becerememiş, şehrin gelişmesine katkı sağlayacak hiçbir girişimde bulunmamışlardır. K.Melidine’liye göre; Alman ziyaretçilerin Malatya’nın bu oldukça bol ve sert akan suyunu gördüklerinde, Türkleri alay edercesine bakarak, gerçekleri suratlarına şöyle söylemişlerdir.
    ‘’ Bu su böyle akar,
    Sizde eşek gibi bakar’’ ne kadar haklılarmış…

  20. Safiye dedi ki:

    Madem insanlar bu kadar rahatsız yeşili ve suyu korumaya yönelik siyasetten uzak bir platform oluşturulsa guzel olmazmı.

  21. Ali aslan dedi ki:

    Son kalan yeşillikler de binalara kurban ediliyor

  22. Bekir Kara dedi ki:

    Burada yorum yapanların hepsi ben dahil, bu yazıyı kimse tam olarak okumamıştır, çünkü çok uzun. Bu yorumların hepsi başlığa bakılıp yapılan yorumlar 😊

    1. İhsan Yeşilyurt dedi ki:

      Ben önce böylesine yürekli ve gerçekçi yazıları sitenizde yayınlanmasını sağlayan Editörlerinize, sonra da Raşit Kasıcık gibi değerini bilmediğimiz yazarlarımızın Malatya hassasiyeti, çerçeveletilecek hatta arşivlenecek yazıları için teşekkür ediyorum.
      Bekir Kara kardeşimin yorumunu okuduktan sonra, gece mesaisine kaldığımdan dolayı Raşit Kasıcık’ın yazısını bir kaç kez daha okudum.
      Sayın Kısacık bu yazısında Suyun hem dinsel hem de beşeriyet açısından önemine değinip, bir bardak çamurlu da olsa su bulamayıp ölen Afrikalı çocukların yanı sıra, Allah’ın Gölleri, nehirleri, dereleri, kaynakları ve arkları ile Malatya’yı suya nasıl boğduğunu, ancak yöneticilerin bu suyu yeşil alanları betonlaştırarak nasıl kurutmakta olduğunu detayları ile anlatmış. Hem bizleri oyarmış, hem de gelecek nesillere Malatya’yı susuz ve yeşilliksiz bırakanların bugünkü yöneticiler olduğunu anlatmış.
      Bekir Kara kardeşim yazıyı bir kez daha okursa, yazının siyasi değil Malatya’yı seven, doğayı seven, suyu ve yeşili sevenlere bur uyarı niteliği taşıyan yazı olduğunu anlardı. Ama kendisi de itiraf etmiş. Yazının başını ve sonunu okumuş.. Ne diyeyim…O da kendince hem yazıya hem de Raşit Kısacık gibi, ünlü yazarımıza siyasi bir gözlükle bakmış sanır ve yazıyı gerçek bir okur gibi okumasını haddim olmayarak tavsiye ederim.

  23. Kadir dedi ki:

    Kernek dağına dikilenler “ucube” değil midir? Şehirleşme adı altında betonlaştırılan alanlarda kişi başına ne kadar yeşil alan düşmektedir? Bugün çocuklarımız maalesef AVM’lerdeki kapalı alanlarda oluşturulan sentetik oyuncaklarla dolu oyun alanlarına mahkum edilmiştir. Çocukların rahatça koşup oynayabileceği park, oyun alanı yoktur. Bunun sorumluluğu da, günahı da bu yönetimlerin üstündedir. Allah memleketimize ve ülkemize basiret sahibi, hakkı hukuku bilen, doğaya ve insana saygısı olan yöneticiler nasip eylesin.

    1. İsmet Muhtar dedi ki:

      Kernek dağına dikkiken binalardan önce oralarda tek bir ağaç yoktu. Şimdi insanlar evlerinin çevresine hiç olmazsa ağaç dikiyor kernek dağı yeşilleniyor. Konutlar Bostanbaşı yakınca tecde gibi yeşil alanlar katledilerek yapılmamalı

  24. muhittin dedi ki:

    FAHRİKAYAHAN YENİ YAPILAN YERLEŞİM YERİ GEÇMİŞTE BİRİLERİ YILAN GİBİ YOL YAPTI SEBEBİNİ SİZ DÜŞÜNÜN

  25. muhittin dedi ki:

    YEŞİL MALATYA DİYORLAR MALATYANIN NE YEŞİLLİĞİ VAR ALLAH AŞKINA 4 TANE KAYSI O DA OLMASA BOZKIR O KADAR BOŞ ARAZİMİZ VARKİ DAĞLAR BOZ BEYDAĞI YILLARDIR BOŞ SAĞOLSUN GİDEN VALİLERİMİZDEN DAĞA BAZI AĞAÇLAR DİKDİ DİKMEK YETMİYOR BAKMAK LAZIM BEYDAĞIMI DERSİN ÜNİVERSİTE ARKASI BULGURLU TARAFI YAZIHAN TARAFI HEKİMHAN YOLU SAĞI SOLU BEYLERDERESİNİ GEÇİNCE SOLDAKİ DAĞLAR DARENDE YOLU SAĞI SOLUÇOK YAZIK MALATYAMIZA

  26. muhittin dedi ki:

    Herkes yazıyor herkes söylüyor ama malesef bir sonuç yok demek ki söylemek yetmiyor bir şeyler yapmak lazım

  27. ergin dedi ki:

    şimdi tüm bu “ah vah ” edenlere deseniz ki haydi köyünüze, köylere veya hiç gelmeyin Bırakın bu beton evleri, kerpiç ,toprak damlı ,doğa ile iç içe evlere, köyde ki ceşmelere….. vb. hiçbiri kabul etmez. Bunlar, ben durayım da diğerleri gitsin ve başkaları gelmesin. yerimizi daraltmasınlar düşüncesinde olan insanlar.” Efendim geçim” . tamam işte siz de olsanız engelleyemezsiniz bu kentleşmeyi. Bu işler birbiri ile korelasyonlu şeyler…

  28. Malatya 44 dedi ki:

    Bende hakımı helal etmiyorum. Bu hale getiren yöneticilere ayrıcaaa daha çok para kazanayım diye bahçelerini gözünü kırpmadan verenlere. imara açanlar. Hepinizi Rabbim havale ediyorum.

    1. Mert MALATYALI dedi ki:

      sen olsan bahçeni vermezdin oyle mi? Fedakarlığı hep birilerinden bekleyip, ortaya birşey koymayıp hep eleştirel yaklaşan tiplerdensiniz siz de sanırım

  29. RAŞİT KISACIK dedi ki:

    Yorumlarınızla gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim.
    Yazıda unuttuğum ya da yeni tanık olduğum bir konuyu yazmadan geçemeyeceğim. Malatya’da siyaset yapanlar yıllardır Kayısı ve Onarım Fabrikasını hep gündeme getirirler. Ne kayısı sorunu ne de vagon onarım fabrikası sorunu çözümlendi. Son günlerde Malatya’da bir- iki milyon kayısı ağacı kesildiği söyleniyor. Yetkililer iki yüz bin falan diyor. İsterse 100 adet olsun. Kimse çıkıp da “Neden ağaçları kesiyorsunuz? Yahu ne istiyorsunuz bu kayısı ağaçlarından?” demiyor. Cumhurbaşkanı Malatya’daki çarpık kentleşmeyi elbette ki göremez. Ama danışmanları da mı görüp söylemiyor.
    Kiraz beldesi Gündüzbey’de mesire için kiraz ağaçları kesiliyor. Yakında ne kayısımız ne de kirazımız kalacak. Kocaman bir beton yığınına dönen kent kalacak. Hesap sordunuz mu bırakın yanıt alamamayı, ya faşist ya da komünist damgası yiyorsunuz. Devasa sitelerin yapımı Gündüzbey’i de geçip Adıyaman yoluna doğru ilerliyor. Kesin beyler kesin, öbür dünyada o kestiğiniz ağaçların yanan kurusu üzerinde olacaksınız” Ne demiş öbür dünya için şair “Herkes odununu buradan götürür” diye…
    TÜMÜMÜZÜN GÖREVİ MALATYA’DA AĞAÇ KATLİAMINADA DEVASA SİTE YAPIMLARINA DA “DUR” DEMEK OLMALI.
    TÜMÜNÜZE SAYGILAR, SEVGİLER…Bunları dile getirmek bizim asli görevimiz. ÇÜNKÜ BİZ MALATYA’YI SİYASİ RANT VEYA BAŞKACA NEDENLERLE DEĞİL ÖZDE SEVİYORUZ..

  30. M.Sinan ÖZTAN dedi ki:

    Sayın Kısacık Malatyamızın su sorununa parmak basmış.Kendisine teşekkür ederim.Elbette Pınarbaşından kente gelen su şimdiden yetmemeye başladı.Yeni kaynak arayışlarına girilmelidir.Yazıda adı geçen bir çok pınar,dere ve çeşmeler kötü şehirleşme yüzünden kurumuştur.Bu arada Kuran’ı Kerimden alınan ayetler İl Müftülüğü tarafından kopyalanarak Cuma hutbelerinde okunmak üzere cami imamlarına verilmesinin uygun olacağı görüşündeyim.

  31. Gülay Onar dedi ki:

    Gerçekten dokunaklı yazmışsiniz Bü şehri bu hale gelmesinin tek sebebi Belediyeler bitip tükenmeyen rant hırsı vekiller onlar sorumlu vebali onların boynuna

  32. Battal dedi ki:

    Ben de hakkı mı helal etmiyorum.Çocukluğumdaki o güzelim şehri mahvettiler. Allah hesabını sorar elbet.Nasıl kıydınız yeşilimize…

  33. Fikret Genç dedi ki:

    Raşit beyden Allah razı olsun.Böyle hayatı önem taşıyan bu çok çok önemli konuyu kaleme aldı. Malaya halkını ve devletimizin yetkililerini bilgilendirdiği için kendisine minnettarız. Böyle güzel ve yeşil bir şehri betonlaştırdıkları için buna sebep olanları kınıyorum. Bu serzenişleri inşallah dikkate alırlarsa bir an önce önlemini alırlar.

  34. Ferit dedi ki:

    Bu belediyecilik anlayisi oldugu surece sadece suya degil elimizdeki nimetlere de hasret kalacak malatyam hizmet adina tamamen sinifta kalan bu zihniyeti alkislamaya devam

  35. Zeki dedi ki:

    Sayın Belediye başkanımız haberin ana fotoğrafını sosyal medya hesabından “kuşbakışı malatya” etiketiyle paylaştı.
    “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık avlandığında, İşte o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız” bilinen bir kızılderili atasözü

  36. Ali dedi ki:

    Gelisi guzel acilan sondaj kuyulari taban suyunu asagi cekti tum dereleri pinarlari kuruttular …kapitalizm bozmadigi bir sey kalmadi ..para para

  37. Mesut dedi ki:

    Raşit Ağabeyim çok ama çok güzel bir yazı yazmış, inşallah eski belediye başkanları dövünürken sayın Çakır bu yazıdan ders çıkarır.

  38. Ali dedi ki:

    Yüreğine ,kalemine , emeğine saglik.Pazar sabahi malatya ‘dan uzakda okuduk.Hem üzüldük hem mutlu olduk.

  39. Ferdi Demir dedi ki:

    Raşit Bey,
    Yazınızı büyük bir hayranlıkla okudum. Annenizin suyun bittiğini bahane ederek Çeşme başına gitmesi bana “Sudan Sebep” deyiminin güzel bir örnekle nasıl açıklanacağını gösterdi. Bir Edebiyat öğretmeni olarak bu deyimi sizin yazınızdaki örnekle anlatacağım öğrencilerime.
    Sağlıcakla kalın…

  40. ZİBETRA dedi ki:

    Bir de buz gibi, karpuzu çatlatan suyu ile ünlü ilçemiz Doğanşehir’de su fabrikası var. Ayıp ki ne ayıp! Merkezdeki musluk suyu bile eskiden içilirdi. Şimdi herkes hazır su içiyor. Mahfettiniz Malatya’yı. Sadece belediye başkanı değil, bunları seçenler de suçlu ve katil ve hatta doğayı kirleten, yere çöp atan herkes katil!

  41. Murat dedi ki:

    Katiliyorum hepsi bu belediyenin ve belediye baskanin isi yonetime geldiklerinden beri yesil yer kalmdi

  42. Safiye dedi ki:

    Çarmuzudaki tevfik temellideki sivas caddesi kışla daki tecdedeki agaçlar noldu. Sanırım kafiyeyi safiyeye kurban ettik

  43. Tarık dedi ki:

    Mükemmel bir yazı olmuş. Suskun dillerin akılların kalemi olmuş. Ama iş işten geçti…..

  44. Ramazan dedi ki:

    Beton yığını evler yanyana yapılmış cadde ve sokakları dar yeşil alan sıfıra yakın şehrin ortasına vurulan kuyularla su sorununu çözmüş örnek bir şehir Malatya ,Konya Kayseri antalya
    Bursa Antep Adana gibi şehirler bizi örnek almadılar mi Raşit ağabey.

  45. Metin dedi ki:

    Malatya’ yı sahiplenen koca yürekli insan kalemine sağlık. Okurken içim sızladı.

  46. Vatandaş dedi ki:

    Güzellik emek ister. Bugün çok iş yapıyoruz diye övünenler aslında insanların emeğini sömürerek ve doğal olan herşeyi talan ederek kendi oluşturdukları zümreyi ihya etmekten başka bir iş yapmamaktadırlar. Memleketteki göze güzel görünen şeylere bakın yine yurtdışından gelen teknolojilerdir. Bize yaptıkları beton yığınlarını çok iyi bir işmiş gibi gösterip ömrümüzü kredilerle ipotek altına alanların yaşadığı lüks hayatlar nasıl bir çöküntünün içinde olduğumuzun açık kanıtıdır.

  47. İhsan Yeşilyurt dedi ki:

    Raşit Ağabeyimiz bu kez kendisi kadar bizleri de üzdü. Daha doğrusu Malatya’nın bir gerçeğini hatırlattı. Suyun olmadığı yerde yeşillik mi kalır? Bugünkü yöneticiler sayesinde ne suyumuz ne de yeşillliğimiz kaldı. Kavurucu sıcaklar geldi Malatya’ya Cumhurbaşkanımız kentlerin Sivrilmesinden, betonlaşmasından bahsediyor. Kernek değıını, Malatya’nın Karakavak, Tecde, Kilaylk hatta Yeşyilyurt ve su deposu Gündüzbey’in betonlaşmasına kim sebep oldu? Herkes biliyor. Cumhurbaşkanımıza duyurulur. Malatya Büyükşehir Belediyesinin izni ile bunlar oldu. Raşit Ağabeyin yüreğine sağlık. Onlar gibi değerlerimiz olmazsa Malatya’nın gerçek sorunlarını da kimse dile getirmez. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Malatya’nı susuzluğa, Bozkıra çeviren Büyükşehir Belediyesi’ni de hatırlamasını, en azından bilgi sahibi olup değerlendirmesini bekliyoruz.

  48. Vatandaş dedi ki:

    10 sene önce TOKİ yaptık diye övünenler bugün çok yüksek binalar yaptık diye dövünüyor. Dün de alkışladık bugün de alkışlıyoruz. Nasıl bir millet olduk biz? Güzelim memleketim Malatya’yı gözümüze baka baka rant cehennemine çevirdiler.

  49. Hakan dedi ki:

    Muhteşem bir yazı… Emeğinize sağlık.

  50. Vatansever dedi ki:

    Raşit bey kaleminize sağlık.
    Bende bu güzel şehri, rabbimizin bize özel bahşettiği şehri bu hale getirenlere hakkımı helal etmiyorum.
    Benden başkası doğru düşünemez diktası bu şehri bu hale getirmiştir.
    Ama bu zatlar şunu unutmasın Rabbimin doğrusu sapmaz. Tek doğru odur. Bu kendini bilmezler bunun hesabını elbette vereceklerdir. Kalp gözü kapanmış, kefenin cebinin olduğun inananlar elbette hesap vereceklerdir.
    Fakat hesap sormadığıımız için birazda sorumluluk bizde de var.
    Bu güzelim şehrin daha fazla yok olmasına izin vermeyelim.
    Saygılarımla

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."