Final

Örnek Resim


Malatyalife Residence

Arion

Malatya Haber -

“Türkiye Kucağını Değil, Yüreğini de Açtı”

“Türkiye Kucağını Değil, Yüreğini de Açtı”
  • 23.10.2017

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel (BYEGM) Müdürü Mehmet Akarca, göç sorununun giderek büyüyeceğe benzediğini belirterek, “Türkiye, misafirperverliğiyle ön plandadır. Türkiye, dünyada örneği az görünür şekilde sığınmacılara sadece kucağını değil, yüreğini de açmıştır” dedi.

Türkiye genelinde 5 seminerden oluşacak ‘Basın mensupları için göç ve mültecilik konularında bilgi ve farkındalık’ seminerlerinin ilki Antalya’da yapıldı. Kentteki bir otelde gerçekleştirilen seminere; Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Mehmet Akarca, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Dış İlişkiler ve Enformasyon Müdürü Selin Ünal, Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) İletişim Bölüm Başkanı Sema Hosta katıldı.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) İletişim Bölümü Asistanı Cem Mehmethanoğlu, SGDD Program Birimi Sorumlusu Safa Karataş, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Göç Uzmanı Gökhan Kılıç, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Bora Özbek’in eğitim verdiği seminere, çeşitli illerden 150 basın mensubu katıldı.

“TÜRKİYE BAŞARILI ÇALIŞMALAR YAPTI”

Medyada mülteci algısının doğru biçimlendirilmesi ve göç yönetimi konusunda doğru terminoloji kullanımının yansıra doğru haber yapımının önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen seminerlerin birincisi Antalya’da gerçekleştirildi.

Seminerin açılışında konuşan SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak, 2016 yılı sonu itibariyle dünyada 65,6 milyon kişinin zulüm, çatışma, şiddet veya insan hakları ihlalleri sebebiyle zorla yerinden edildiğine dikkat çekti.

Kavlak, 22,5 milyon mültecinin yüzde 51’ini çocukların oluşturduğunu kaydederek, dakikada 20 kişinin ülkesinden edildiğini belirtti.

Toplam mülteci nüfusunun yüzde 50’sini Türkiye, Afganistan ve Güney Sudan’ın paylaştığını aktaran Kavlak, göç konusunun her boyutuyla işlenmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’nin 3 milyon 200 binden fazla Suriyeli, 400 bin kadarda Irak, İran ve Afganistanlıya ev sahipliği yaptığına dikkat çeken Kavlak, Türkiye’nin şuana kadar başarılı çalışmalar yaptığını dile getirdi.

Kavlak, dünyada mülteci nüfusunun yüzde 85’ine gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerin ev sahipliği yaptığını belirterek, konuya basın mensuplarının yaklaşımının önemli olduğuna vurgu yaptı.

‘Basın mensupları için göç ve mültecilik konularında bilgi ve farkındalık seminerleri’ kapsamında ilk semineri Antalya’da gerçekleştirdiklerini ifade eden Kavlak, “4 ilde daha seminerlerimiz olacak. Türkiye’nin en ücra köşesindeki basın mensuplarıyla bir araya geleceğiz. Son seminerde ise İstanbul’da duayen gazetecilerle bir araya gelinerek, detaylı bir tartışma yapacağız. Bu noktada toplamda 700 basın mensubuna doğrudan ulaşılması hedeflenmiştir. Tarihi bir dönemde geçtiğimiz bugünlerde basın mensuplarının konuyu işleyiş biçimleri, tarihi süreçlere damga vuracak.” diye konuştu.

Kavlak, basın mensuplarına mülteci konusunun ne gibi hassas bir konu olduğunu aktarmak istediklerine değinerek, haber dilinin nasıl bir dil olması ve göç konusunun işleniş biçimini ele almak istediklerini kaydetti.

“TÜRKİYE, SADECE KUCAĞINI DEĞİL, YÜREĞİNİ AÇMIŞ DURUMDA”

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Mehmet Akarca ise “Sığınmacılar meselesi, önümüzdeki yüzyıllarda dünyanın en önemli konularından birisi olacak. Çünkü dünya ülkeleri özellikle batılı gelişmiş ülkeleri enerji kaynaklarına her geçen gün artan bir iştahla kontrol etme gayreti içerisine giriyorlar. Bu büyük savaşlara, yıkımlara, insanların göç etmek zorunda kalmasına yol açıyor. Bu göç sorunu giderek büyüyeceğe benziyor” dedi.

Akarca, her ülkenin farklı şekillerde anıldığına vurgu yaparak, şunları söyledi: “İspanya denildiğinde aklımıza boğa güreşleri, ‘oley’ sesleri gelir. İtalya denildiğinde sıcakkanlı insanları akla gelir. Fransızlar çok centilmen, kibar olurlar. İngilizler asalete düşkün olurlar. Türkiye deyince, günümüzde çok markamız ortaya çıkmaya başladı. Özellikle İstanbul kentimiz, Antalya kentimiz dünyaya açılan pencere olarak; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan dünyada bir marka oldu.   Cumhurbaşkanımızın ‘dünya beşten büyüktür’ sloganı hakikaten bugün birçok batı ülkesinde, çok ciddi platformlarda dile getiriliyor. Bizim en başta gelen özelliğimiz; misafirperverliğimiz çok ön plandadır. Sadece son zamanlarda değil, Osmanlı döneminden buyana, belki daha da önceki dönemlerden buyana hakikaten misafirperverliğimizi çok ön plana çıkarmışız. Türkiye’ye, Anadolu’ya demek daha doğru olacak sığınmak isteyenlere, kaçıp gelmek isteyenlere, mazlumlara, katle uğramışlara, hayatından endişe edenlere kucağımızı sonuna kadar açmışız. Hatta sadece sonuna kadar kucağımızı açmamışız, yüreğimizi de açmışız. Osmanlı zamanından İspanya’dan birçok Yahudi kaçıp Türkiye’ye gelmiş, sığınmış.”

“TÜRKİYE’NİN ÇABALARI DÜNYADA HAK ETTİĞİ YERİ BULABİLMİŞ DEĞİL”

Türkiye’nin gösterdiği çabalara karşı hak ettiği değeri bulamadığını ifade eden Akarca, “3 milyon 250 bin civarında Suriye’den, 250 bin civarında da İran, Irak ve diğer bölge ülkelerden Türkiye’ye gelip, sığınanların olduğuna dikkat çeken Akarca, “Türkiye, büyük bir memnuniyetle varını yoğunu paylaşıyor. Bugüne kadar 30 milyar doların üzerinde bir harcama yapıldı. Bir insanın evini, yurdunu terk etmesi fevkalade zor bir şey, işin içerisinde gözyaşları ama bir yandan da can kaygısı var. Öldürülme korkusu var. Bunu artık dikkate alarak Türkiye’ye sığınıyorlar. Türkiye’de ne buluyorlar, biz onlar için ne yapmalıyız? Çocuklarına eğitim veriyoruz, sağlık sorunları var onları gideriyoruz, barınma, yiyecek, içecek ve ibadet ihtiyaçlarını karşılamış oluyoruz. Pek çok ihtiyaçlarını Türkiye Cumhuriyeti karşılamış oluyor. Biz bu özelliklerimizle övünmeliyiz. Dünyada hiçbir ülke bunu yapamıyor. Çok gelişmiş olduğunu düşündüğümüz bir ülke bile örneğin Kanada, 300 tane Suriyeli göçmeni almışlar. Kanada’nın o genç, yakışıklı başbakanı, o aldığı birkaç kişiyle poz veriyor, bütün dünya medyasına servis edildi. Türkiye’nin bu faaliyetleri, tüm çabamıza rağmen daha dünyada hak ettiği yeri bulabilmiş değil ama gayretlerimizi sürdürüyoruz. Son zamanlarda Türkiye’nin rolü anlaşılmaya başlandı. Türkiye olmasaydı, Türkiye bu mültecilere kucağını açmasaydı, Türkiye bu mültecilere ‘buyurun kardeşim bu ülkeden gidin’ deseydi, tel örgülerle sınırlarını kapatsaydı, kimse giremeseydi, bugün Avrupa ekonomisi yerle bir olmuş durumdaydı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi dünyanın en güçlü olduğu var olduğu sayılan ülkesi dahi böyle bir sorunla karşı karşıya kalsaydı, çok büyük bir bocalama içerisine girerdi. Birde bunun üzerine PKK, IŞİD, FETÖ’cüler gibi bir takım örgüleri de ABD’nin başına gelmiş olduğunu varsayarsanız, Amerika’nın ayakta kalmasına bana göre imkan yoktu, yerle bir olurdu. Biz niye yerle bir olmadık, biz büyük bir dayanışma içerisindeyiz, vatanımızı ve milletimizi diğer ülke vatandaşlarından daha çok seviyoruz ve liderlerimize daha çok güveniyoruz. 15 Temmuz o hain FETÖ’cü kalkışması darbe girişimini başka bir ülkenin kolay atlatabilmesini hiç mi hiç mümkün görmüyorum” ifadelerini kullandı.

“SURİYE’DEN 5,2 MİLYON İNSAN ÜLKE DIŞINA ÇIKMIŞ DURUMDA”

Açılış konuşmalarının ardından SGDD Program Birimi Sorumlusu Safa Karataş, ‘SGDD ve proje tanıtımı’, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Göç Uzmanı Gökhan Kılıç ise ‘Uluslararası Koruma’ konusunda seminer verdi.

SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak, ‘Türkiye’deki duruma istatistiksel bakış ve kavramsal karışıklıkları-kavramlarla mülteciler’ konulu bir sunum yaptı.

Kavlak, ‘Suriye krizine genel bakış’ başlıklı sunumunda, “2011’den buyana Suriye’den yaklaşık 5,2 milyon insan ülke dışına çıktı. 13,5 milyon kişi insani yardım ihtiyacı içinde; 6,3 milyon kişi yerinden edilmiş durumda. Kadın ile çocukların çoğunluğunu oluşturduğu 4,9 milyon Suriyeli komşu ülkelerde uluslararası terminolojiye göre mülteci durumunda” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de 3 milyon 235 bin 992 Suriyeli mültecinin olduğunu belirten Kavlak, yaklaşık 229 bin Suriyelinin kamplarda yaşadığına dikkat çekti.

Türkiye’de 15 bine yakın üniversite öğrenimine devam eden Suriyeli söz konusu olduğunu kaydeden Kavlak, Suriyelilerinde üniversite sınavına girdiklerini ifade etti.

Kavlak, mülteci, sığınmacı, göçmen, ekonomik göçmen, düzensiz göç, zorunlu göç, varışta mülteci, yerinde mülteci, uluslararası koruma, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, şartlı mülteci, ikincil koruma, geçici koruma konularında bilgiler aktardı.

“DÜNYADA 22,5 MİLYON MÜLTECİ VAR”

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Dış İlişkiler ve Enformasyon Müdürü Selin Ünal, ‘BMMYK’nın Türkiye’deki faaliyetleri’ ile ‘Mültecilerin medyada koruma ve ihtiyaç odaklı temsili’ konularında bilgiler aktardı.

Ünal, dünyada 65 milyon insanın ülke içerisinde ve kendi ülkesi dışında hareket halinde olduğuna dikkat çekerek, çoğunun çatışma ve savaştan kaynaklandığını belirtti.

Dünyada 22,5 milyon mülteci olduğunu kaydeden Ünal, dünyada en fazla mültecilerin gelişmekte olan ekonomilerde olduğunu ifade etti.

Ünal, her bir dakikada 20 kişinin yerini değiştirmek zorunda kaldığını da dikkat çekti. Uluslararası camianın 2017 yılında Türkiye’den 32 bin mülteci alma talebinin olduğunu belirten Ünal, “Uluslararası camia el ele vermelidir. Sadece birkaç ülkenin sırtlanabileceği bir durum değil. İnsan hayatı ve yüzde 75’i kadın ve çocuktan oluşuyor. Uluslararası camianın farklı açılardan desteğinin olması gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’de her ilde mülteci ve sığınmacı olduğuna değinen Ünal, “3,2 milyonunu Suriyeli, 145 binini Afgan, 140 binini Iraklı, 32 binini İranlı, 4 binini Somalili ve 9 binini diğer tabiiyetler oluşturuyor” dedi.

Ünal, haber yapılırken, objektifliği kaybetmeden yapılan haberlerin, insani açıdan bakıldığında çok fazla pozitif etkisi olduğunu da sözlerine ekleyerek, medya mensuplarıyla her zaman işbirliğine hazır olduklarını söyledi.

Mülteci ve göçmen kelimelerinin kullanılırken dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yapan Ünal, “Mülteciler en hassas gruplar arasında başı çekmektedirler. Her kişinin hayati tehlikesi altında bir ülkeye sığınma hakkı vardır. Göçmen denildiğinde birçoğumuz göçmenizdir” ifadelerini kullandı.

Yaklaşık 150 basın mensubunun yer aldığı seminerde, Malatya’dan katılan 7 kişilik grup, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Mehmet Akarca’ya kayısı ikramında bulundu.

“ÇOCUK, ÇOCUKTUR”

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) İletişim Bölüm Başkanı Sema Hosta, UNICEF olarak en sevdikleri ortaklardan birisinin medya olduğunu ifade ederek, medya ile yaptıkları çalışmaların verimli geçtiğini belirtti.

Hosta, ‘Çocuk ve Medya’ sunumunda, UNICEF’in çocuklar için çalıştığını kaydederek, “UNİCEF olarak 71.yılımızı kutluyoruz. Bizim için çocuk çocuktur. Çocuğun mültecisi, göçmeni, rengi, dili, dini, ırkı yok. Gençler ve hep genç için kalanlar için çalışıyoruz ama öncelikli çocuklar ve kadınlar için çalışıyoruz, vakit kalırsa erkekler içinde çalışıyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de de bütün çocukların en dezavantajlıdan başlayarak haklarının yerine getirilmesi için çalıştıklarını dile getiren Hosta, “Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle, sivil toplum örgütleriyle, medya ve en önemli ortaklarımız çocuklar. Çocukların gerçekten Suriyelisi, Türkiyelisi, Mısırlısı, Amerikalısı yok. Çocukların hepsi aynı şeyi istiyor. Şiddetten, sömürüden, savaştan korumalıyız. Ülkemizde bulunan mülteci ve göçmenler içinde çalışmalarımıza devam ediyoruz. 3,5 milyona yakın Türkiye’de Suriyeli var, 1 milyon 542 bini 18 yaş altı çocuklardan oluşuyor. UNİCEF olarak Milli Eğitim Bakanlığından aldığımız verilere göre, Suriyeli olup Türkiye’de okulu giden çocuk sayısı 589 bin. 390 bin çocuğumuzun da halihazırda okula gitmeye ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

Hosta, bir çocuğu yetiştirmek için artık bir dünyanın lazım olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Çocuklar hepimizin ortak sorumluluğudur. Çocuk, çocuktur. Çocuklar siyasal süreçlerde dikkate alınmazlar. Oy vermezler. Oy vermeyince de hakkı yok olarak görülürler. Ekonomik sıkıntıda ilk bedeli ödeyen çocuktur. Aile ilk çocuktan oyuncağı keser. Oyuncak, çocuğun havası, suyudur. Eylemlerimiz ya da eylemsizliğimiz ilk çocuğu etkiler. Bir toplum çocuğunun ihmal etmenin maliyetini çok büyük öder.”

“DOĞRU HABERCİLİK, TOPLUMSAL CİNSİYETE DAYALI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNAYACAKTIR”

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Toplumsal Cinsiyet Umanı Bora Özbek, ‘Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve medya’ konulu sunum yaptı.

Özbek, UNFPA en temel taşlarından biri programın kadınlar ve kız çocukları için güvenli alanlar olduğunu ifade etti.

UNFPA’nın kadın ve kız çocuklarının korunması amacıyla krizden etkilenen ülkelerdeki Suriyeli vatandaşlar için güvenli alanlar oluşturduğunu kaydeden Özbek, “Kriz başladığında kadın ve kız çocuklarının hassasiyet ve ihtiyaçları artıyor. Bu ihtiyaçlar biraz daha görünmez oluyor. Hem fiziksel hem de duygusal ihtiyaçlarına cevap verecek merkezler olması gerekiyor. İhtiyaçlara göre merkezler açıyoruz. Bu merkezlerde, farkındalık ve bilgilendirme bizim için çok önemli. En zor durumda olan ve bizim ulaşmamız gereken kesimin bize ulaşacak lüksü yoktur. En önemli aktivitemiz, en kırılgan kişilere biz ulaşarak, sahadaki ekiplerimizle Suriyeli ve Iraklı vatandaşların yaşadığı mahalleye giderek, sohbet ortamlarında buluşup, ihtiyaçları tespit ediliyor. Verebileceğimiz bütün hizmetleri veriyoruz” dedi.

Özbek, toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştirildiği yerin medya olduğunu belirterek, “Toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili medyadan önemli bilgiler ediniyoruz. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet nedir? Sadece cinsiyetinden dolayı, toplum tarafından yapıştırılmış rollerden dolayı istediği dışında uygulanan, acı çekmesine neden olan hareketler. Bunları yapacağına ilişkin tehdit ve baskı var” diye konuştu.

İnsanların kendi dilini, kültürünü bilmediği ortamda tehditlere daha açık olduklarını ifade eden Özbek, “Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten Suriyeli vatandaşlar ne kadar etkileniyor? Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin olmadığı yer söylemek çok zor. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddete çok açıklar. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddete hem açıklar hem de önleme, müdahale, haklarını nasıl arama konusunu bilmedikleri için hedefler” diye konuştu.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin ele alınması çok zor bir konu olduğunu ifade eden Özbek, “Bizim merkezlere geldiklerinde güven ilişişi oluşana kadar 2-3 ay sonra esas sorunları açıklıyor. Gördüğümüz dokuz etik prensip belirledik. Kullanılan tanımlardaki doğruluk çok önemlidir. Kurban kelimesi çok kullanılıyor, biz kullanmaya dikkat ediyoruz. Erken yaşta evlilik demiyoruz, çocuk yaşta evlilik diyoruz. AİDS’li demiyoruz. Tarafsızlık çok önemli. Ortadoğu’da çıkan haberler çok sansasyonel veriliyor. Halkın ilgilendiği haberler olunca daha medyatik oluyor. Kimlik bulmacası var. Arkadan çekiliyor ama mahremiyete saygı aklımızda bulunması gerekiyor. Görüşmeler için ödeme konusu var. Bunu tasvip etmiyoruz. Ödeme yapmak istiyorsanız bağış yapılabilir. Doğru habercilik, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesinde önemli bir rol oynayacaktır” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE’NİN YAPTIĞI BAŞARILI ÇALIŞMALARI DÜNYA TAKDİR EDİYOR”

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak, seminerin sonunda genel bir değerlendirmede bulundu.

Kavlak, temel amaçlarının fikir paylaşımı olduğunu ifade ederek, “Basının rolü nasıl olabilir, bunu tartışmak istiyoruz. Türkiye’nin yaptığı ve dünyanın takdir ettiği, örnek gösterilen başarılı çalışmaları var. Nüfusun büyüklüğü göz önüne alındığında sıkıntıların olmaması mümkün değil. Söylem ve haber diliyle ilgili bir akım paylaşımlarda bulunmak istedik. Kişinin risk altında olabiliyor olması ve bu riskten ötürü korku duyuyor olması mültecilik kavramı içerişimde var. Riskin olması mültecilik için yeterlidir” diye konuştu.

Mültecilerle ilgili çıkan haberleri slayt eşliğinde değerlendiren Kavlak, “Türkiye’nin yapmış olduğu birçok başarılı çalışma, toplum içerisinde tepkilerin artmasıyla üzeri örtülebilir bir hale gelebilir. Birçok ülkede yapılan ardından da Türkiye’de 18 bin kişiyle online yapılan bir çalışma göçün arttığına inanan yüzde 90, sınırları göçmenlere kapatmamız gerekir diyen yüzde 66, göç ülkemde beğenmediğim değişikliklerin yaşanmasına neden oldu diyenlerin sayısı yüzde 77, ülkemdeki göçmenleri kendi vatandaşlarımın iş bulmasını zorlaştırdı diyenlerin sayısı yüzde 78, göçmenlerin kamu hizmetlerine yük oluşturduğunu düşünenlerin sayısı yüzde 73, Ülkeme gelmek isteyen yabancıların çoğu aslında göçmen değil, ekonomik fırsatlar ve sosyal hizmetlerden faydalanmak için gelmek istiyorlar diyenlerin sayısı yüzde 69. Göçün olumlu etkisi olduğunu düşünenlerin sayısı yüzde 9. Eğitimli göçmenlere öncelik verilmeli diyenlerin sayısı yüzde 39. Göçmenlerin toplumumuza entegre olacağına inanıyorum diyenlerin sayısı yüzde 28. Göç ülke ekonomisi için iyi diyenlerin sayısı yüzde 11. Göçmenler ülkemi yaşamak için daha ilginç bir yer kılıyor diyenlerin sayısı yüzde 27” diyerek, araştırmalar hakkında da bilgiler aktardı.

Kavlak, yapılan araştırmalarda Türkiye’nin ‘sınırları göçmenlere kapatalım’ diyen ülkeler arasında Macaristan’dan sonra ikinci sırada yer aldığını da sözlerine ekledi.

‘Basın mensupları için göç ve mültecilik konularında bilgi ve farkındalık’ Antalya bölümündeki ilk semineri, katılımcı gazetecilerin düşüncelerini ifade etmelerinin ardından tamamlandı.

Ferdi DURDU, Yeni Malatya Gazetesi- ANTALYA

Etiketler: /

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."