SON DAKİKA
SON DEPREMLER

"Türkiye'nin Yaptığı Fedakarlıklar Bize Güç Vermekte"

0
Güncellendi - 2019-08-23 02:59:37
A- A+ PAYLAŞ

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Türkiye'ye yaptığı ilk resmi ziyaret için başkentte bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ersin Tatar ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Tatar, Erdoğan'ın davetine icabetle, görevi devralmasının ardından ilk resmi programı kapsamında Türkiye'de ağırlanmaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyledi.

Türkiye-KKTC iş birliğinin KKTC'nin daha da güçlenmesine, Kıbrıs Türk halkının daha da refah ve esenlik içerisinde yaşaması için gerekli ortamın oluşturulmasına katkı sağladığını belirten Tatar, KKTC'de önemli sektörlerin meydana geldiğini dile getirdi.

Tatar, turizm, yükseköğrenim ve su projelerini örnek göstererek, şöyle devam etti:

"Asrın projesi' dediğimiz su projesiyle Anadolu suyu, şu anda KKTC'nin topraklarıyla buluşmuştur. Dolayısıyla bu da Kıbrıs'ın marka değerine değer katmıştır. O bakımdan Türk hükümetine bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

KKTC'de bu tarımsal suyun arazilere dağıtılması için önemli bir proje yürütülmektedir. İçme ve kullanma suyu olarak bu su, her çeşmeden akmakta ve bundan sonra Güzelyurt ve diğer bölgelere suyun dağıtılmasıyla tarımsal faaliyetlerin de artacağına inanıyoruz."

"Doğu Akdeniz'deki çalışmalar bizlere güç vermektedir"

Türkiye'nin, KKTC halkının çıkarlarına verdiği desteğin önemini bir kez daha vurgulayan Tatar, "Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarlarını korumak için Türkiye'nin yapmakta olduğu bu fedakarlıklar ve Doğu Akdeniz'deki çalışmalar bizlere güç vermektedir." dedi.

Tatar, Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına göre, esasında Kıbrıs Cumhuriyeti ve Adası'nın iki eşit halkının Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar olduğunu anımsatarak, şunları söyledi:

"Öyle bir anlayış devam etmektedir ki hepsi güya Rumlara aittir, böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Ne mutlu bize ki Türkiye Cumhuriyeti'nin fevkalade önemli adımlarıyla bu bölgede hak ve çıkarlarımızın korunması için ve hidrokarbon, petrol ve gaz aramalarında Türkiye'nin atmakta olduğu adımlar hem Türkiye'nin hem de Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını sonuna kadar savunmak için bu fedakarlıklar ileri sürülmektedir."

1960 anlaşmasındaki "müdahale hakkı"

Kıbrıs meselesinin çözümü için uluslararası müzakere pozisyonunda dikkatli olunması gerektiğine dikkati çeken Tatar, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Hükümetimizin anlayışına göre, artık bu saatten sonra federal temelli bir anlaşmanın pek umut arz etmediği, eğer bir müzakere süreci tekrar başlayacak ise bunun gerekli zemininin oluşması gerektiği, Crans Montana'da bırakıldığı noktadan tekrar, aynı noktadan başlamasının pek de anlamlı olamayacağını, dolayısıyla sonuç odaklı veya sonunda ne olacağı belli olmayan bir tehlikeli sürece, mecraya girmenin hiç de gerek olmadığını düşünmekteyiz ancak dediğim gibi, Kıbrıslı Türkler her zaman barış ve anlaşmadan yanadır ama tabii ki bizim üzerinde fevkalade hassasiyetle durduğumuz bir konu vardır. O da Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğüdür."

Tatar, 1960 anlaşmasındaki "Türkiye'nin müdahale hakkı" noktasını hatırlatarak, şunları kaydetti:

"1960 anlaşmalarının en önemli noktası, Türkiye'nin garantör ülke olarak tek taraflı müdahale hakkıydı. Her konuşmamda vesile oluyor, o zamanın Başbakanı Adnan Menderes'e ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya, tabii ki Doktor Fazıl Küçük'e, Rauf Denktaş'a ve ekiplerine teşekkür ediyorum. Çünkü o zaman o anlaşmanın ekinde, Türkiye'nin garantör ülke olarak tek taraflı müdahale hakkı olmasaydı, bildiğiniz gibi 1974'te Türkiye kolay kolay müdahale edemeyecekti."

Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki garantörlüğünün önemini vurgulayan Tatar, "Bundan sonra da mutlaka ve mutlaka bir anlaşma durumunda, Türkiye Cumhuriyeti'nin garantör ülke olarak yine tek taraflı müdahale hakkının bulunması gerekmektedir." ifadesini kullandı.

Tatar, söz konusu soruna ilişkin güncel değerlendirmelerde bulunarak, "Türkiye'nin garantörlüğünün modasının geçtiği ve başka garantörlük mekanizmalarının ortaya çıkarılması" iddialarının Kıbrıslı Türklerce asla kabul edilmeyeceğinin altını çizdi.

Başbakan Tatar, şöyle devam etti:

"Halbuki şu anda oynanan oyun, Avrupa Birliği (AB) oyunu içinde herhangi bir anlaşma boyutuyla, (Türkiye'nin) 'garantörlüğünün modasının geçtiği' iddiasıyla ki, maalesef bunu bizim bazı arkadaşlarımız da zaman zaman seslendirmektedir. 'Garantörlüğün modasının geçmesi' dolayısıyla, başka bir garantörlük mekanizmasıyla Kıbrıs Federal Cumhuriyeti'nin güvenliği veya Kıbrıslı Türklerin haklarının korunması noktasında böyle bir durum ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Kıbrıslı Türkler, bunu asla kabul etmeyeceklerdir. Kıbrıslı Türkler, Türkiye Cumhuriyeti'nin yine tek taraflı müdahale hakkında ısrarcı olacaklardır."

Türkiye Cumhuriyeti'nde ağırlanmaktan büyük gurur ve şeref duyduklarını dile getiren Tatar, Türkiye'ye her zaman güvendiklerini ve güvenmeye devam edeceklerini vurguladı.

Tatar, "Bizim temennimiz, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu bölgede hak ettiği noktaya daha da güçlü olarak devam etmesidir." dedi.

Türkiye'nin desteğine ihtiyaç

Kıbrıslı Türklerin, Türkiye'nin geldiği aşamada bu kararlılığından ve iddialarından dolayı fevkalede memnun olduğuna dikkati çeken Tatar, KKTC'yi güçlendirmek ve halkına daha fazla refah, menfaat ve müreffeh yaşam sunabilmek için çalışacaklarını belirtti.

Tatar, daha üretken ve fazla rekabet eden bir yapının yanı sıra turizm, tarımsal faaliyetler, hizmet sektörü ve sanayi bölgeleriyle KKTC'nin gayri safi milli hasılasını artırabilmek ve kişi başına milli geliri mevcut seviyeden daha ileriye taşımak için üretken yapının ortaya çıkması gerektiğini de vurguladı.

Ankara, AA

UYARI: Sitemizde çoğunlukla muhabir arkadaşlarımızın imzalarıyla ya da mensubu oldukları basın kuruluşları kaynak belirtilerek yayınlanan üstteki haber benzeri araştırmalar, haberler, röportajlar, maalesef “emek hırsızı” –özellikle de biri sürekli olmak üzere- sözde bazı internet yayıncıları tarafından, ya aynen ya da küçük bazı değişiklikler yapılarak, kendi özel araştırmaları ya da haberleriymiş gibi kendi yayın organlarında yayınlanabilmektedir. Haber kaynağıyla ya da araştırmasıyla, istihbaratıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan, sadece gerçek gazetecilerin ‘kamuoyunun bilgisine sunulmuş’ emeğinin üzerine ‘çöküp’, gazetecilik- habercilik yaptıklarını zanneden ve böylece kamuoyunu da aldatanların bulunduğuna bir kez daha dikkat çekerken, söz konusu unsurları da ‘gerçek gazetecilerin emeğini çalmamaları’ konusunda uyarıyoruz.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorum yazın

İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Yorum yazmalısınız