You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


Örnek Resim
Opel Reklam
Malatya Haber -

‘Yargılama Yenilenebilir Ama’…

‘Yargılama Yenilenebilir Ama’…
  • 27.12.2015

Söyleşi: Niyazi DOĞAN 

Malatya Barosu’na mensup Avukat Faik Demez, Cumhuriyet Halk Partisi Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın tutuklu ve hükümlülerin adil yargılanma hakkından yoksun biçimde yargılanmasının yarattığı dramlara ilişkin malatyahaber.com’da yayınlanan söyleşisi sonrasında Malatya ve Türkiye gündemine taşınan Malatyalılar Grubu Davası’nda,  ‘Hükümlü Lehine Yargılamanın Yenilenmesi’ sürecinin başlatılabilmesi için yeterli derecede hukuki materyal ve gerekçe bulunduğunu söyledi. 

Bir dönem Zekeriya (Zeki) Şengöz’ün avukatlığını üstlenen Avukat Faik Demez “Bu davanın iki hükümlüsü Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur’un yanısıra ülke genelinde dönemin siyasi egemenlerinin baskıları sonucunda mahkûm edilen çok sayıda insan böyle bir sürecin başlatılması sonrasında özgür kalabilir. Ya mevcut mevzuat var olan argümanlarla özgürlükçü şekilde yorumlanarak yeniden yargılamanın yolu açılabilir ya da yeni yasal düzenleme yapılabilir. Yeter ki AKP Milletvekilleri bu konuda irade gösterebilsin ” dedi. 

Cumhuriyet Halk Partisi Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ile Türkiye’nin kanayan yarası cezaevlerinin durumu, tutuklu ve hükümlülerin yaşadığı hukuksuzluklar, sorunlar, mağduriyetler ve işkenceler konusunda yaptığımız söyleşi Malatya ve Türkiye ölçeğinde bir hayli yankı yarattı. 

Malatyahaber.com’un bu özel söyleşisi ulusal ölçekte yayın yapan çok sayıda internet portalı ve Malatya’da bazı yerel gazeteler tarafından meslek ahlakı ve yasaların öngördüğü şekilde kaynak gösterilerek yayınlandı. İktibas yapan ulusal sitelerin en çok okunan haberler kategorisine girdi. Kimi yerel gazete ve sitelerde ise gazetecilik meslek ahlakından yoksun bir utanmazlıkla, emek hırsızlığı yapılarak yayınlandı. 

Veli Ağbaba söyleşisinde, 28 Şubat sürecinde sürek avına çevrilen İslamcı Akımlar soruşturması doğrultusunda dönemin Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkûm edilen Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur’un’ yıllardır cezaevinde yatmasını “Haksız yere yatıyorlar. Çünkü bu insanların terör örgütü üyesi olmadığını herkes biliyor” şeklinde yorumlaması özellikle İslami Camia ve AKP çevrelerinde gündem oluşturuken, günümüz cezaevlerinde KCK’lı kadın tutukluların erkek gardiyanlar önünde çırılçıplak soyularak aranması, Oyuk Araması olarak nitelenen insanlık dışı tutum sergilenmesi, Pozantı Cezaevi’nde tecavüze uğrayan çocuk tutukluların yaşadığı insanlık dramı, solcu mahkûmların ranzalarının başucuna Deniz Gezmiş portresini asmasının cezaevleri yönetimince şiddetle cezalandırılması gibi öne çıkan maddeler çeşitli siyasi kesimler nezdinde yankı yarattı. 

Veli Ağbaba’nın yine aynı söyleşide Malatya DGM tarafından mahkûm edilen Şengöz ve Memur hakkında “Adaletin tecelli etmesi için mutlaka haklarının, hukuklarının iade edilmesi gerekiyor” şeklinde görüş belirtmesi ve bu konuda hukukçularla konuşulması gerektiğini söylemesinden sonra, bir dönem Zekeriya Şengöz’ün avukatlığını yapan Malatya Barosu’na mensup Avukat Faik Demez’le konuştuk:

VELİ AĞBABA EMPATİ KÜLTÜRÜNÜN İNŞASI İÇİN YENİ BİR YOL AÇTI 

-Faik Bey CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ile cezaevlerinin durumunun yanısıra, tutuklu ve mahkûmların yargılanma süreçlerindeki hukuksuz uygulamalar nedeniyle yaşadığı mağduriyetleri konu edinen bir söyleşi yaptık. Sayın Ağbaba’nın yaklaşık 50 cezaevinden edindiği izlenimler bu söyleşide paylaşıldı. Türkiye’deki cezaevleri sorununa Veli Bey’in yaklaşımını nasıl buldunuz?

-Söyleşinizi okudum. Her şeyden önce CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya demokrat ve özgürlükçü yaklaşımı, tutumu için çok teşekkür ediyorum. Veli Bey’in de söyleşisinde vurguladığı gibi Türkiye gerçekten demokratik ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir ülke olacaksa, buna ancak siyasal görüş, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin zulme uğrayanın yanında olmak ve onun haklarını savunmaktan geçerek ulaşabiliriz. Bu ülkede bir CHP’linin bir AK Partilinin, bir AK Partilinin bir CHP’linin haklarını savunması, bir Solcunun bir İslamcı’nın, bir İslamcının da bir Solcunun mağduriyetine karşı mücadele vermesi, yani bir empati kültürünün yerleşmesi zorunludur. İşte Veli Ağbaba bu kültürün Türkiye’de inşa edilmesi konusunda yepyeni bir yol açtı. Kendisine bu söylem ve eylemleri için teşekkürlerimi sunuyorum. Tabii en önemlisi Sayın Ağbaba’nın İslamcı’dan Marksist’e, KCK davasından Pozantı’nın mazlum çocuklarına, Cübbeli Ahmet Hoca’dan Gazeteci Nedim Şener’e kadar siyasal görüş ayrımı yapmaksızın mağdur olduğunu düşündüğü herkesin hakkını savunmasıydı. Bu çok değerli ve takdir edilmesi gereken insanca tavırdır bana göre. 

-Veli Bey’in söyleşide Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur’un haklarının, özgürlüğünün iade edilmesi gerektiğine yönelik sözlerinin hukuki mevzuat açsından gerçekleşme olanağı olup olmadığını soracağım size. Ama önce Zekeriya Şengöz’ün mahkûm edilmesi sürecinin nasıl geliştiğini öğrensin istiyorum okuyucularımız.

-Zekeriya Şengöz’ü adil olmayan, siyaseten gerçekleşen bir yargılama sonucunda mahkûm ettiren süreç birkaç aşamalıdır aslında. Zekeriya Şengöz Malatya İslami Dayanışma Vakfı kurucu yöneticisi iken o dönemde (1997) vakfın başkanı İsmail Özer bugün bile hala sırrı çözülemeyen, araştırılmaya, soruşturulmaya muhtaç bir operasyonla kaçırıldı ve 3 gün sonra ağır bir şekilde hırpalanmış, bilincini kaybetmiş vaziyette Ankara’nın Kalecik ilçesinde boş bir arazide bulundu. Merhum İsmail Özer’in Malatya’ya dönüşünde (1 Mart 1997) insanlar büyük bir gösteri düzenledi. Bu gösteri aslında çok organize bir gösteri değildi. İnsanlar, çevresinde çok sevilen, hayattaki bütün amacı Allah yolunda hizmet etmek olan merhum İsmail Özer’e yapılan bu operasyonu kendilerine yapılmış saydı ve operasyonu protesto etme iradesi ortaya koydular hep birlikte. Bu gösteri sonrasında İDV yöneticileri hakkında bir soruşturma açıldı ve vakfın çoğu yöneticisi için DGM’de yargılanmak üzere dava açıldı. Soruşturulan ve dava açılan yöneticilerin başında Zekeriya Şengöz geliyordu. İşte o dönemde ben Zekeriya Şengöz’ün avukatlığını üstlendim ve müvekkilimi teslim etmeden dosyayı, soruşturma içeriğini inceledim, araştırdım. Bu çalışmalarım sonucunda davaya konu edilen eylemlerin kesinlikle DGM kapsamında yargılamayı gerektirecek nitelikte olmadığını savunarak, bu eylemlerin olsa olsa sadece Dernekler Yasası’na muhalefet bağlamında Asliye Ceza mahkemelerinde yargılanabileceğini iddia ettim. Bu tavrımızın gereği olarak da müvekkilim Zekeriya Şengöz’ün teslim olmamasını sağladım. 

Yargılama bir süre devam ettikten sonra, DGM heyeti, bizim ta başından itibaren savunduğumuz tezimizi doğruladı ve görevsizlik kararı vererek dosyayı Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Böylelikle Zekeriya Bey ve diğerleri hakkında Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılamalar başladı. Ben o süreçte müvekkilimi ilk duruşmaya kadar teslim etmeyeceğimi ve duruşmada gidip teslim olacağını söyledim. Öyle de yaptık. Diğerleri 4 ay süresince tutuklu kaldılar. Zekeriya Bey’i teslim etmediğimiz için tutuklu kalmadan, ilk duruşmada gıyabi tutuklaması vicahiye çevrilerek tutuksuz yargılanmasına karar verdi mahkeme. Diğerleri de o gün tahliye oldu. Ama geçen 4 ay süresince vakfın diğer yöneticileri cezaevinde yatmış oldu. Davanın sonucunda, bu dosyadan Zekeriya Bey’i o dönemdeki hastalığı nedeniyle gerek soruşturma safhasındaki kolluk kuvveti sorgusuna gerekse tutuklanması halinde cezaevi şartlarına dayanamayacağı endişesiyle teslim etmeyerek doğru bir tavır geliştirmiş olduğumuzu görmüş olduk. 

ŞENGÖZ’ÜN MAHKÛM EDİLDİĞİ DOSYA TAM BİR HUKUK FACİASIDIR… ÖNCE BERAAT ETTİ, SONRA MAHKÛM EDİLDİ

-Zekeriya Bey’in mahkum edildiği davaya gelirsek… O süreç nasıl işledi? 

-Zekeriya Şengöz’ün yargılandığı ve mahkûm edildiği dosya tam bir hukuk faciasıdır. O dosyada ben avukat değildim ama aile ve komşuluk hukukumuz bakımından yakından takip ettim. İstanbul’dan gelen avukat Şadi Çarsancaklı vardı. Şengöz o dönemde hemen teslim olmadı. Daha sonra davanın Malatya’daki avukatı merhum Bedri Timur vasıtasıyla teslim oldu. Teslim olduktan sonraki aşamada başlayan duruşmalarda mahkeme tutuksuz yargılanmasına karar verdi.En önemlisi de Malatya DGM’de örgüt üyeliğinden beraat etti. Beraattan sonra savcının itirazı sonucunda dosya Yargıtay’da bozularak yerel mahkemeye geldi, yapılan yeni yargılamada ise mahkûmiyetine karar verildi, karar kesinleşti ve cezaevine kondu.

-Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur ile birlikte yargılanan çok sayıda isim, aynı davada aylarla ifade edilen çok daha az cezalar aldı. 5-6 ay ya da biraz daha fazla sürelerle yatarak çıktılar. Şengöz ve Memur’u farklı kılan neydi? 

-O davada yargılanan çok sayıda kişi kamuoyunda Pişmanlık Yasası olarak adlandırılan yasadan faydalanmak için başvuruda bulundu. Pişmanlık Yasası’ndan yararlananlar birkaç ay yatarak cezaevinden çıktılar. Ancak Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur ‘Bizim işlediğimiz bir suç yok. Olmayan bir örgütün yöneticiliği ile suçlanıyoruz. Bu suçlamaları bütünüyle reddediyoruz. Bu nedenle pişman olacağımız bir durum da yok’ şeklinde duruş gösterdiler. Sonuçta, hukuk ayaklar altına alınarak mahkûm edildiler. 

-Veli Bey söyleşide Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur’un haksızlığa uğradığına, adil yargılanma hakkından faydalanmadan hukuksuz bir süreçte hüküm giydiğine inandığını belirterek “ Ben hukukçu değilim, bu nedenle bu insanlar hakkında yeni bir hukuki süreç başlatılabilir mi bilmiyorum. Ama mutlaka bu insanlara haklarının verilmesi, hukuklarının iade edilmesi gerekiyor. Çünkü bu insanların terör örgütü üyesi olmadığını herkes biliyor” dedi. Siz bir hukukçusunuz. Hem de Zekeriya Bey’in bir dönem avukatlığını yapan hukukçusunuz. Veli Bey’in sözlerinden hareketle bu davada yeniden yargılama yapılabilmesinin objektif şartları var mı sizce? 

-Evet, okudum. CHP Milletvekili Sayın Veli Ağbaba’nın Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur’un masumiyetlerine inanmasına, suçsuz yere yattıklarına ilişkin beyanlarına aynen ben de katılıyorum. Ayrıca her dönemin kendi hukukunu, daha doğrusu hukuk adı altında hukuksuzluğunu yarattığı konusundaki iddiasının de gerçeklerle örtüştüğünü belirtmek istiyorum.

Zekeriya Şengöz, Fahri Memur ve bunun gibi suçsuz yere hüküm giymiş vatandaşlarımızın bu hukuksuzluktan kurtarılmasının hukuki yolları, çareleri elbette var.  Dava sürecini çok yakından takip ettiğim için iyi biliyorum: Özellikle Malatyalılar Grubu Davası’nda  ‘Hükümlü Lehine Yargılamanın Yenilenmesi’ sürecinin başlatılabilmesi için yeterli derecede hukuki materyal ve gerekçe bulunuyor. Genel ve evrensel hukuk ilkeleri bağlamında masumiyetleri kamuoyunun geneli tarafından bilinen, yargılandıkları dönemin siyasal ve militer baskıları sonucunda mahkûm edilenler pekâlâ mevcut mevzuat özgürlükçü bir şekilde yorumlanarak mağdurlar lehinde olmak üzere, yargılanmanın yenilenmesi gerçekleştirilebilir. Bu aşamada şunu vurgulayayım ki, ilk yargılamada beraat emiş olmalarına rağmen daha sonra mahkûm edilmeleri ‘Yargılanmanın yenilenmesi’ girişiminin başlatılması açısından önemli bir argümandır.

Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Nimet Baş bu davanın siyasi bir dava olduğunu söylüyor ve komisyon bu durumu raporuyla resmen kayıt altına alıyor. CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba adil bir yargılama yapılmadığına inandığını söylüyor ve haklarının iade edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. 

Bu konuda Veli Bey’den önce konuşması gereken ancak sessizliği tercih eden AKP Malatya Milletvekilleri, mevcut hukuk mevzuatının bu özgürlükleri iade için yeterli zemin oluşturmadığını düşünüyorsa, işte fırsat, 4. Yargı Paketi hazırlanıyor. O paket içinde düzenleme yapabilirler. Bunu sadece Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur için söylemiyorum. Çünkü bu, kişiye özel yasa çıkarmak olur ki hukuk nosyonuna aykırıdır. Ama Türkiye’de adil yargılanma hakkı gibi evrensel insani haktan yararlanamayan o kadar çok tutuklu ve mahkûm var ki, bu vesile ile yapılacak yeni bir düzenleme bir nebze olsun adaletin tecelli etmesini sağlayacaktır çok kişi için.

Bu konuda nihai olarak şunu söylüyorum: Malatyalılar Grubu Davası’nda hükümlü lehine yargılanmanın yenilenmesi hakkı sağlanarak ceza hükmüne dayandırılmış olan hüküm kesinleşmesinin sonuçları ortadan kaldırılabilir. Yeter ki Yargıtay Başsavcılığı’nda dosyanın yeniden ele alınmasını sağlayacak düzenlemeler yapılsın…

İLK DAVADA ŞENGÖZ’ÜN AVUKATLIĞINI YAPTIĞIM İÇİN GECE YARISI ONLARCA POLİSLE EVİM BASILDI 

-İlk davada Zekeriya Şengöz’ün avukatlığını üstlenmenizden dolayı siz de ciddi sıkıntılar yaşadınız. Hatta aynı zamanda komşuluk ilişkiniz de olduğu için Zekeriya Bey’i evinizde sakladığınız iddiasıyla onlarca polisle evinizin bir gece yarısı basıldığını biliyoruz. Bu skandal TBMM’ye kadar taşındı. Bugünlerde çok sayıda kişi ve çevrede 28 Şubat mağduriyeti üzerinden ‘Ben daha fazla mağdur oldum’ mücadelesi veriliyor. Bunların bir bölümünün mağdur olduğunu biliyoruz. Ama gerçek mağdurlar çoğunlukla konuşmuyor, mağduriyet söylemi üzerinden ekonomik ve siyasi rant devşirme mücadelesine girmiyorlar. Samimi biçimde ‘Yaptıklarımız, mücadelemiz Allah Rızası içindi’ diyorlar. Siz o dönemin gerçek bir mağduru ve bugüne kadar konuşmayanlardan biri olarak yıllar sonra neler yaşadığınızı kısaca paylaşır mısınız? 

-28 Şubat süreci aslında Malatya’da belirli isimlere karşı değil, halkın değerlerine karşı yapılan operasyonlara sahne oldu. Bu çerçevede biz de nasibimizi aldık. Sadece İslami Dayanışma Vakfı ve dini çevreler değil bu süreçteki hukuksuzluklara direnen avukatlara da aynı sindirme politikası uygulandı. Bu tür davalara girmemiz engellenmeye çalışıldı. Ekonomik ve mesleki abluka altına alındık.

Benim evime de örgüt evi basar gibi onlarca polisle yapılan yasadışı gece yarısı baskını da bu amaçlaydı. 

Zekeriya Şengöz’ün ilk davada avukatlığını üstlenip onu cezaevine göndermeden tahliye edilmesini sağlamam birilerini rahatsız etmiş olmalı ki, benimle ilgili kötü niyetli bir süreç başlatıldığını yıllarca evimizin ortam dinlemesine tabi olduğunu öğrendim. Mesleki faaliyetlerimi engellemeye çalıştıklarını somut örneklerle öğrendim. Ancak ben bir hukukçu olarak bütün bu engellemelere rağmen işimi yürüttüm. 

Zekeriya Bey’in mahkûm edildiği davada ben hem Zekeriya Bey’in avukatı değildim. Ama aile hukuku uzun yıllara dayanan komşulardık. Aynı apartmanın sakinleriydik

Bu nedenle apartmanda ben, ailem ve diğer komşularımız haftada en az 2 gün sivil güvenlik görevlilerince Zekeriya Bey’i sorma adı altında taciz ediliyorduk. Zekeriya Şengöz henüz teslim olmamıştı. Güvenlik güçleri tarafından hukuk kuralları yok sayılarak Malatya’da operasyonlar yapılıyordu.

Bu operasyonların biri de benim evime yapıldı. 23 Ağustos 1999 tarihinde “Sözde Türkiye İslami Hareket Örgütü”ne yönelik yapılan operasyonlar kapsamında 16.5.1999 gün, 1999 / 10 sorgu ve 1999 / 167 hazırlık sayılı gıyabi tevkif müzekkeresi ile aranan Zekeriya Şengöz’ün evinin de yerleştiği Fırat Mahallesi’nde bulunan apartmandaki dairem onlarca güvenlik görevlisince gece saat 23 sıralarında basıldı. Apartmanın çevresi otomatik silahlı ekiplerce sarıldı. Terör örgütü üssü basılır gibi evimiz alt-üst edildi. Gerekçe Zekeriya Şengöz’ü evimde sakladığım iddiasına dayandırılıyordu. Yargı makamlarından alınmış herhangi bir arama karar yoktu. Buna rağmen yasa dışı ve keyfi bir şekilde evimde arama yapılmak istendi. Ben gelen görevlilere direnerek arama kararları olmadığını, bu nedenle kendilerini evime sokmayacağımı, eşim ve benim avukat olduğumu, keyfi biçimde evime giremeyeceklerini söyledim. O anda evime giren güvenlik görevlileri ile sert bir tartışmaya tutuştum. Ancak bütün bunlara rağmen güç kullanılarak evime yasadışı biçimde girdiler ve Zekeriya Şengöz’ü evimde sakladığım iddiasıyla arama yaptılar. Evimi darmadağın ettikten sonra da aradıkları kişinin olmadığına dair tutanak düzenleyerek çekip gittiler. 

Ben şahsıma ve aileme yapılan hukuk dışı bu uygulamaya karşı yasal haklarımı kullandım ve çeşitli makamlara şikâyette bulundum. 7 Eylül 1999 günü TBMM’de DYP, Refah Partisi ve bazı MHP milletvekilleri tarafından soru önergesi verilerek dönemin İçişleri Bakanı nezdinde bir avukatın evine gece yarısı yapılan polis baskınının gerekçesini sorguladılar. O dönemde milletvekili olan avukat arkadaşım Salih Çelen‘in şahsi mücadelesi ile konu uzun süre TBMM gündeminde kaldı. Ayrıntısını öğrenmek isteyen TBMM resmi internet sitesine girerek tutanakları okuyabilir. Dönemin İçişleri Bakanı gerçeği yansıtmayan cevaplar verdi tabii. Daha sonra ısrarcı, şahsi çabamla Emniyet Genel Müdürlüğü nezdinde soruşturma açıldı ve hukuk dışı uygulama yapanlar cezalandırıldı. 

-Son olarak, bizim sormayı unuttuğumuz, sizin eklemek istediğiniz bir husus var mı? 

-Ateş düştüğü yeri yakar. Her geçen gün Zekeriya Şengöz’ün ve Fahri Memur’un hayatından gidiyor. Dışarıdakiler için hayat devam ediyor. Onlar yüksek siyaset (!) yaparak vicdanlarını rahatlatıyorlar. Ama içerdekiler ve aileleri büyük acı yaşıyor yıllardır. Çünkü CHP Milletvekili Sayın Veli Ağbaba’nın çok yerinde tespiti ile haksız yere yatıyorlar. 

Ne acıdır ki bu haksızlık ve adaletsizlik Veli Ağbaba’nın büyük önem taşıyan açıklamaları ile Malatya ve Türkiye gündemine geldiği, gerekse TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu Raporu’nda resmen ilan edildiği halde Anayasa’yı değiştirebilen muktedirler bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadı.

Bu arada, gerçek mağdurlar seslerini çıkarmazken bir gün bile karakol yüzü görmeyenlerin mağduriyet edebiyatı üzerinden tribünlere oynaması, ekonomik rant devşirme peşinde koşması da manidardır. Ama insanlar gerçeklerin de farkındadır. 

-Teşekkür ediyorum.

-Bu konudaki fikirlerimizin Malatya kamuoyuna ulaşmasına katkı sunduğunuz için ben teşekkür ederim. 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."