<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Malatya Haber</title>
    <link>https://malatyahaber.com</link>
    <description>Malatya Haberleri, Malatya gündemi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://malatyahaber.com/rss/editorun-sectikleri" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 22 Sep 2026 19:43:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/rss/editorun-sectikleri"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilçam'ın Romantik Jönünden Toplumsal Sinemanın Güçlü Oyuncusuna: Tarık Akan]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/yesilcamn-romantik-jonunden-toplumsal-sinemann-guclu-oyuncusuna-tark-akan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/yesilcamn-romantik-jonunden-toplumsal-sinemann-guclu-oyuncusuna-tark-akan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">Türk sinemasında romantik filmlerin yakışıklı jönü olarak başladığı kariyerini toplumsal gerçekçi sinemanın önemli yapımlarındaki rolleriyle sürdüren oyuncu, yapımcı ve yazar Tarık Akan, vefatının 10. yılında anılıyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yeşilçam'da romantik filmlerin aranan oyuncularından biri olan Akan, kariyerinin ilerleyen yıllarında toplumsal ve politik içerikli yapımlarda rol alarak oyunculuk çizgisini değiştirdi. 1971'de başlayan ve 2016'daki vefatına kadar devam eden 45 yıllık sanat yaşamına "Hababam Sınıfı"ndan "Maden", "Sürü" ve "Yol"a uzanan çok sayıda film sığdırdı.</p><p>Asıl adı Tahsin Tarık Üregül olan Tarık Akan, bazı kaynaklarda 13 Ekim, bazı kaynaklarda ise 13 Aralık 1949 olarak belirtilen doğum tarihiyle İstanbul'da dünyaya geldi.</p><p>Subay olan babası Yaşar Üregül'ün görevi nedeniyle çocukluk ve eğitim yıllarının bir bölümünü Erzurum ve Kayseri'de geçiren Akan, daha sonra ailesiyle İstanbul'un Bakırköy ilçesine yerleşti.</p><p>Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünde öğrenim gören Akan, daha sonra bu bölümden ayrılarak İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksekokuluna girdi.</p><p>Öğrencilik yıllarında farklı işlerde çalışan Akan, Ataköy Plajı'nda cankurtaranlık ve gazoz satıcılığı yaptı, sandal kiraladı ve işportacılıkla uğraştı.</p><p><strong>"Ses" dergisinin yarışmasıyla sinemaya adım attı</strong></p><p>Akan'ın sinemaya geçişi, 1970'te "Ses" dergisinin düzenlediği "Sinema Artist Yarışması" ile oldu. Yakın arkadaşı Zeki İrfanoğlu'nun yönlendirmesiyle yarışmaya katılan Akan, yarışmanın birincisi seçilerek tanınırlık kazandı.</p><p>Bir televizyon programında o günleri anlatan Akan, ilk kez tanınmaya başladığı dönemde Yeşilçam'daki yapımcıların kapısını çaldığını, birçok yapımcının kendisine burun kıvırdığını ve bir yapımcının "Sizin boyunuz çok uzun. Onun için sizden artist olmaz." dediğini aktarmıştı.</p><p>Ancak aldığı olumsuz yanıtlar Akan'ı sinemadan uzaklaştırmadı. Oyunculuk kariyeri için görüşmelerine devam eden sanatçı, kısa süre içinde romantik filmlerin aranan jönlerinden biri haline geldi ve 1970'li yıllarda çok sayıda yapımda rol aldı.</p><p>Yönetmen Mehmet Dinler'in 1971 yapımı "Solan Bir Yaprak Gibi" filmiyle ilk defa sinemaya adım atan sanatçı, bu yapımla birlikte "Tarık Akan" adını kullanmaya başladı. Aynı yıl "Emine" filminde Filiz Akın ile başrolü paylaştı. Uzun boyu, yeşil gözleri ve sempatik görüntüsüyle kısa sürede ünlendi.</p><p>Özellikle 1970'li yıllarda romantik komedi ve dram türündeki filmlerde rol alan Akan, hızlı bir şekilde geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. "Canım Kardeşim", "Sev Kardeşim", "Mavi Boncuk", "Ah Nerede" ve "Gece Kuşu Zehra" gibi yapımlarda rol alan sanatçı, Ertem Eğilmez'in yönettiği "Hababam Sınıfı" filmindeki "Damat Ferit" karakteriyle de hafızalarda yer edindi.</p><p>Akan, 1970-1975 yılları arasında yoğun bir çalışma temposuyla yılda yaklaşık 12 filmde rol aldı. Bu dönemde "kartpostal çocuk" olarak anılan sanatçı, Yeşilçam'ın en popüler erkek oyuncularından biri haline geldi.</p><p><strong>Romantik jön kimliğinden toplumsal filmlere</strong></p><p>Tarık Akan'ın kariyerindeki en önemli değişim, 1970'lerin ikinci yarısında yaşandı. Oyunculuğunda farklı bir çizgiye yönelen sanatçı, yalnızca ticari filmlerde değil, toplumsal meseleleri ele alan yapımlarda da rol almaya başladı.</p><p>Bu dönemde "Nehir", "Maden", "Sürü", "Kanal" ve "Yol" gibi filmlerde oynayan Akan, toplumsal gerçekçi sinemanın öne çıkan oyuncuları arasında yer aldı. Özellikle Şerif Gören ile Yılmaz Güney'in yönettiği, senaryosunu da Güney'in yazdığı 1982 yapımı "Yol", oyuncunun kariyerinin önemli yapımlarından biri oldu. Film, 1982'de Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanan yapımlar arasında yer aldı.</p><p>Akan'ın oyunculuk kariyerindeki değişim, onun sinemaya bakışının da farklılaştığı bir döneme işaret etti. Daha önce romantik karakterlerle tanınan sanatçı, sonraki yıllarda işçi sınıfı, toplumsal sorunlar ve siyasi atmosferi konu alan filmlerde farklı karakterleri canlandırdı.</p><p><strong>Oyunculuk kariyerini ödüllerle taçlandırdı</strong></p><p>Tarık Akan, oyunculuk kariyeri boyunca çok sayıda ödüle layık görüldü. "Suçlu" filmindeki performansıyla Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazanan sanatçı, 1978'de "Maden", 1980'de "Adak" ve "Sürü", 1984'te "Pehlivan", 1989'da "Üçüncü Göz", 1990'da "Karartma Geceleri" ve 2003'te "Gülüm" filmlerindeki rolleriyle de ödül alarak 7 kez Altın Portakal kazanan tek erkek oyuncu oldu.</p><p>Sanatçı, 1985'te Berlin Uluslararası Film Festivali'nde mansiyon, 1992'de Adana Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu", 1996'da Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü", 2006'da Sinema Yazarları Derneği "Onur Ödülü", 2007'de ise Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği'nde "Sinema Emek Ödülü"nün sahibi oldu.</p><p><strong>Hapishane günlerini "Anne Kafamda Bit Var" kitabında yazdı</strong></p><p>Usta sanatçı, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 1981'in başlarında, Almanya'da yaptığı bir konuşma yüzünden Türkiye'ye dönüşünde tutuklandı. 12 yıl hapis istemiyle yargılanan Akan, 2,5 ay hücre hapsinde kaldıktan sonra beraat etti.</p><p>Oyunculuğun yanı sıra yazarlık ve yapımcılıkla da ilgilenen Akan, hapishane günlerini ve darbe sürecini 2002'de yayımlanan "Anne Kafamda Bit Var" kitabında kaleme aldı.</p><p>Akan, 1997'de yönetmen Yusuf Kurçenli ile hayata geçirdiği "Antika Talanı" adlı belgeselin seslendirmesini de yaptı. Televizyon kanalları için "Taşların Sırrı" adlı belgesele de imza atan sanatçı, Türkiye'deki antik tarihe dikkati çekmeye çalıştı.</p><p>Sanatçı ayrıca Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı adına "Atatürk'ün Alev Çiçekleri" ve Nazım Hikmet konulu "Işık Yontucusu" adlı belgesellerle "Anadolu'da Romalıların Ayak İzleri", "Afrodisias" ve "Perge'nin Lahitleri" adlı yapımların yönetmenliğini yaptı.</p><p>Tarık Akan, sanat yaşamının yanı sıra eğitim alanındaki çalışmalarıyla da öne çıktı. 1991'de Bakırköy'deki Taş Mektep adlı ilkokulun ortaklarından biri oldu. Eğitim faaliyetlerini hayatının önemli alanlarından biri olarak sürdüren Akan, ilerleyen yıllarda Nesin Vakfının başkanlığını da üstlendi.</p><p><strong>45 yıllık kariyerine unutulmaz filmler sığdırdı</strong></p><p>Akan, sinemadaki üretimini yaşamının son dönemlerine kadar sürdürdü. "Vizontele Tuuba", "Gülüm", "Abdülhamid Düşerken" ve "Deli Deli Olma" sanatçının sonraki dönem yapımları arasında yer aldı.</p><p>Tarık Akan'ın sanatla iç içe geçen 45 yıllık kariyerinde rol aldığı film ve diziler arasında ayrıca şunlar yer alıyor:</p><p>"Beyoğlu Güzeli", "Leyla ile Mecnun", "Aşkların En Güzeli", "Tatlı Dillim", "Yalancı Yarim", "Bebek Yüzlü", "Esir Hayat", "Memleketim", "Delisin", "Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı", "Evcilik Oyunu", "Çapkın Hırsız", "Ateş Böceği", "Kader Bağlayınca", "Aşk Dediğin Laf Değildir", "Babanın Evlatları", "Şeref Sözü", "Herhangi Bir Kadın", "Arkadaşım", "Kayıp Kızlar", "Damga", "Bir Avuç Cennet", "Kan", "Paramparça", "Adem ile Havva", "Halkalı Köle", "Beyoğlu'nun Arka Yakası", "Çark", "Skandal", "Kimlik", "İkili Oyunlar", "Bir Küçük Bulut", "Devlerin Ölümü", "Bir Kadın Düşmanı", "Yolcu", "Çözülmeler", "Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey", "Koçum Benim" ve "Ahh İstanbul".</p><p>Barış Zeki, Yaşar Özgür ve Özlem isimli üç çocuğu bulunan usta oyuncu, 16 Eylül 2016'da akciğer kanseri tedavisi gördüğü hastanede 66 yaşında yaşama veda etti.</p><p>Oyunculuk kariyerine romantik filmlerin sevilen jönü olarak başlayan, daha sonra toplumsal gerçekçi sinemanın önemli yapımlarında rol alan Tarık Akan, farklı dönemlerde canlandırdığı karakterlerle Türk sinemasının hafızasında yer edindi.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri, Sinema</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/yesilcamn-romantik-jonunden-toplumsal-sinemann-guclu-oyuncusuna-tark-akan</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 01:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/09/yesilcamn-romantik-jonunden-toplumsal-sinemann-guclu-oyuncusuna-tark-akan-43124.jpg" type="image/jpeg" length="17090"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osmanlı'nın Temelini Atan Ertuğrul Gazi Anılıyor]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/osmanlnn-temelini-atan-ertugrul-gazi-anlyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/osmanlnn-temelini-atan-ertugrul-gazi-anlyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin babası Ertuğrul Gazi, bu yıl 745'incisi gerçekleştirilen "Söğüt Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Yörük Şenlikleri" kapsamında, Bilecik'in Söğüt ilçesindeki türbesinin yakınında düzenlenen etkinliklerle anılıyor.</span></p><p>Tarihi kaynaklara göre, 1189-1281 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Ertuğrul Gazi'ye, Sivas civarındaki Moğol ordusu ile savaşında Selçuklulara yardım etmesi ve zaferdeki katkısı nedeniyle Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad tarafından Ankara civarındaki Karacadağ bölgesi "ikta" olarak verildi.</p><p>Aşiretiyle 1230'larda Bilecik'in Söğüt ilçesi ile Kütahya'nın Domaniç ilçesi sınırları içinde kalan bölgeye yerleşen Ertuğrul Gazi, çevresindeki beylik ve devletlerin durumları ile siyasi koşullarını iyi değerlendirmesi, komşularıyla iyi geçinerek aşiret ve tebaasını rahat ve huzur içinde yaşatmasıyla öne çıktı.</p><p>Söğüt'ten cihan devletine giden yolun banisi olan Ertuğrul Gazi, asırlardır eylül ayının ikinci haftasında törenlerle anılıyor.</p><p>Bu kapsamda 745'incisi düzenlenen ve türbesinin ziyaret edilmesi, Türk Büyükleri Anıtı'na çelenk bırakılması, halk oyunu gösterileri ve "şifalı pilav" için kurban kesilmesiyle başlayan Söğüt Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Yörük Şenlikleri, 13 Eylül Pazar günü sona erecek.</p><p>Ertuğrulgazi Camisi'nde Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması Türkiye Finali'nin düzenlenmesi, cuma namazı, sergi açılışı ve Darüleytam'da (Yetimler Yurdu) tarih sohbetiyle devam edecek ilk gün programı, Çelebi Sultan Mehmet Camisi'nde Mevlid-i Şerif okunması ve Kur'an-ı Kerim tilavetiyle tamamlanacak.</p><p>Organizasyon, yarın Hükümet Konağı önünde Yörüklerin karşılanması, protokol konuşmaları, halk oyunları ile Jandarma Genel Komutanlığı Mehteran Birliği gösterileri ve türbeye yürüyüşle devam edecek.</p><p>Karakucak güreşleri, cirit müsabakaları ve okçuluk gösterileri yapılacak, akşam Jandarma Genel Komutanlığı Bando Ekibi ile sanatçı Buray konser verecek.</p><p>Şenlikler, pazar günü protokol üyelerinin karşılanması, türbe ziyareti, halk oyunları ve jandarma ekiplerinin gösterilerinin ardından "şifalı pilav" ikramıyla sona erecek.</p><p><strong>"Osman Gazi'ye hazır bir beylik ve vatan olmuş bir toprak bıraktı"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Refik Arıkan, AA muhabirine, Ertuğrul Gazi'nin vefatıyla Söğüt'te Türk tarihinin yeniden yazılmaya başladığını söyledi.</p><p>Ertuğrul Gazi'nin ölümüyle oğlu Osman Gazi'nin bey olduğunu, sonraki süreçte beyliğin hızla büyüyerek önce devlete sonra da imparatorluğa dönüştüğünü anlatan Arıkan, şöyle konuştu:</p><p>"Ertuğrul Gazi öldüğünde, oğlu Osman Gazi'ye hazır bir beylik ve vatan olmuş bir toprak bıraktı. Osman Gazi, o mirasın üzerinde hareket ederek önce fetihlere başlayacak, Bilecik ve çevresini alacak, ardından Bursa ve İznik'e sirayet edecek ve sonrasında da Osmanlı Devleti, Balkanlar'a geçişle bir imparatorluk haline gelecekti."</p><p>Arıkan, Kayı Boyu'nun 1230'lu yıllarda, Anadolu Selçuklu Devleti'nin en parlak yıllarını yaşadığı dönemde uç bölgesine yerleştirildiğini dile getirdi.</p><p>Bu süreçte Söğüt ve Domaniç'in yurtluk olarak Ertuğrul Gazi'ye verildiğini belirten Arıkan, "Ertuğrul Gazi, burada iktidar sürdüğü yaklaşık 50 yıllık süre zarfında hem çevresindeki Türk beylikleriyle hem de yanı başındaki Bizans tekfurluklarıyla iyi ilişkiler yürüttü. Biz, buna 'müdara siyaseti' diyoruz." dedi.</p><p>Arıkan, Ertuğrul Gazi'nin yürüttüğü müdara siyaseti sayesinde siyasi ilişkilerin sakin kaldığını, bu sakinliğin de Söğüt ve Domaniç ile çevresinin yurt edinilmesine vesile olduğunu ifade etti.</p><p>Böylece Ertuğrul Gazi'nin Osmanlı Devleti'nin banisi konumuna geldiğini anlatan Arıkan, "Böylece bu topraklar, 'kuruluşun' toprağı oldu. Zaten 'Bilecik, kuruluş ve kurtuluşun merkezidir.' diyoruz. İşte o kuruluşu tanımlayanlar, Söğüt'te yatan Ertuğrul Gazi ile Bilecik'te yatan Şeyh Edebali'dir ve buranın en büyük değerleridir." diye konuştu.</p><p>Arıkan, Bilecik'in her ne kadar nüfus ve yüz ölçümü bakımından küçük olsa da geçmişte üstlendiği rolle Türkiye'nin sayılı şehirleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.</p><p><i><strong>Bilecik, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/osmanlnn-temelini-atan-ertugrul-gazi-anlyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 22:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/09/osmanlnn-temelini-atan-ertugrul-gazi-anlyor-97751.jpg" type="image/jpeg" length="97174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul'un Tarihi Yapıları Arasında Saklı Kalan Binek Taşları]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/istanbulun-tarihi-yaplar-arasnda-sakl-kalan-binek-taslar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/istanbulun-tarihi-yaplar-arasnda-sakl-kalan-binek-taslar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">İstanbul'un gündelik hayatından zamanla çekilen küçük mimari unsurlardan "binek taşları", Osmanlı döneminde işlevsel çözümlerden biri olarak kentin ulaşım kültüründe önemli yer tuttu.</span></p><p>Genellikle atların eyerlerindeki üzengilerle aynı yüksekliğe yerleştirilen bu taşlar, padişahlar, hanedan mensupları ve devlet erkanının kullandığı güzergahlardan eşrafa ait konutların önüne kadar farklı noktalarda kent yaşamının parçası haline geldi.</p><p>Atın prestijin, gücün ve statünün simgesi olduğu Osmanlı'da yaygınlaşan binek taşlarının İstanbul'daki örnekleri, özellikle devlet erkanı ve hanedan mensuplarının kullandığı güzergahlarda konumlandı.</p><p>Aya İrini, Babüsselam, Eyüp Sultan Camisi, Cülus Yolu, Fatih Camisi ile Süleymaniye Camisi Türbeler Kapısı, Pertevniyal Valide Sultan Camisi'nin girişi, Sultan 1. Abdülhamid Türbesi, Şehzade Mehmed Camisi Hünkar Mahfili ve Üsküdar Kara Davud Paşa Camisi'nin önündeki taşlar, kentte günümüze ulaşan başlıca örnekler arasında yer alıyor.</p><p>Bazıları basamaklı, bazıları yekpare taş veya sütun parçası biçimindeki küçük mimari unsurlar, tramvay ve tren gibi yeni ulaşım araçlarının yaygınlaşmasıyla işlevini yitirdi.</p><figure class="image image_resized" style="width:741.5px;"><img src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/PhotoGallery/2026/08/21/thumbs_b_e004a40184b364bf7f9424b293ea008b.jpg" alt="İstanbul'un tarihi yapıları arasında saklı kalan binek taşları"></figure><p>İstanbul'un gündelik hayatından zamanla çekilen küçük mimari unsurlardan "binek taşları", Osmanlı döneminde işlevsel çözümlerden biri olarak kentin ulaşım kültüründe önemli yer tuttu.</p><p>Çeşitli tahribatların da etkisiyle sayıları giderek azalan binek taşları, bugün İstanbul'un kalabalığı içinde çoğu zaman fark edilmeden Osmanlı'nın kent yaşamının gündelik ihtiyaçlar için ürettiği pratik çözümlerin izlerini taşımayı sürdürüyor.</p><p>İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Arş. Gör. Dr. Kubilay Arpacı, AA muhabirine, bu taşların insanların binek hayvanlarına veya at arabalarına kolayca binebilmesini sağlayan işlevsel bir mimari öge olduğunu söyledi.</p><figure class="image"><img src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/08/21/e631fde04da3431788858b912bfdb883.jpg"></figure><p>Binek taşlarının genellikle atların eyerlerindeki üzengilerle aynı seviyede yapıldığını belirten Arpacı, bu sayede ata binme ve attan inmenin daha pratik hale getirildiğini anlattı.</p><p><strong>"Atlar iktidarın, prestijin ve otoritenin simgesi olmuştur"</strong></p><p>Arpacı, Osmanlı döneminde binek taşlarının ön plana çıkmasında atlara verilen değer ile kent içi ulaşım ihtiyacının etkili olduğunu kaydederek, "Osmanlı toplumunda atlara verilen değerle birlikte kent içindeki ulaşım ağına fonksiyonel bir çözüm getirilmiştir. Padişahlar, hanedan mensupları ve devlet ricali için atlar önem arz eden hayvanlardır. İktidarın, prestijin ve otoritenin simgesi olmuştur. Öyle ki Sultan 2. Osman ya da bir başka ifadeyle Genç Osman, ölen atı 'Sisli Kır' için Üsküdar'da mezar taşı dahi yaptırmıştır. Payitaht İstanbul'da binek taşları genellikle devlet erkanının geçtiği güzergahlar üzerinde yapılmıştır. Bunun temel nedeni devlet erkanının ulaşımını kolay sağlamasıdır." diye konuştu.</p><p>Eyüp Cülus Yolu, Eyüp Sultan Camisi, Babüsselam, Fatih ve Süleymaniye Camisi'ndeki Türbeler Kapısı ile Üsküdar Kara Davud Paşa Camisi önündeki binek taşlarının kentte öne çıkan örnekler olduğunu dile getiren Arpacı, Cülus Yolu'ndaki taş gibi birçok örneğin binmeyi kolaylaştırmak amacıyla basamaklı yapıldığını ifade etti.</p><p>Arpacı, binek taşlarının yalnızca basamaklı formda inşa edilmediğine dikkati çekerek, Anadolu'daki örneklerde sütun parçalarının veya yerden yükseltilmiş taşların da aynı amaçla kullanıldığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Taşların belirgin ve standart bir formunun bulunmadığını, devlet erkanına hizmet eden Cülus Yolu gibi güzergahlardaki örneklerin ise daha sistematik biçimde inşa edildiğini aktaran Arpacı, bunların yalnızca İstanbul'a özgü olmadığını, Eskişehir ve İzmir gibi Anadolu kentlerinde de örneklerine rastlandığını söyledi.</p><p>Arpacı, "Bu taşlar çoğunlukla yöre eşrafının evlerinin önündedir. Atların aynı zamanda prestij kaynağı olması nedeniyle bunlar yöre eşrafının zenginlik göstergesidir." dedi.</p><figure class="image"><img src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/08/21/7303649d26225ae58e7afd33acc94ad1.jpg"><figcaption>Fotoğraf : Beyza Cömert/AA</figcaption></figure><p>Binek taşları dekoratif bir mimari unsur olarak nitelendirilse de işlevsel yönünün ön planda olduğunun altını çizen Arpacı, hanım ve valide sultanların yanı sıra paşalar, sadrazamlar ile padişahların bu taşları atlarına veya at arabalarına binmek amacıyla kullandıklarına işaret etti.</p><p>Arpacı, bu örneklerin Osmanlı kent mimarisinde gündelik hayatı kolaylaştırmaya yönelik sistematik yaklaşımın bir parçası olduğunu, Cülus Yolu'ndaki binek taşının da padişahların cülus törenlerinde kullanılan güzergah üzerinde yer aldığını anlattı.</p><p><strong>Kentin içinde artık fark edilmiyorlar</strong></p><p>Modernleşmeyle birlikte binek taşlarının gündelik yaşamdaki işlevini kaybettiğine dikkati çeken Arpacı, günümüze oldukça az sayıda örneğin ulaşabildiğini vurguladı.</p><p>Tren ve tramvay gibi ulaşım araçlarının yaygınlaşmasının binek taşlarının kullanım dışı kalmasında etkili olduğundan bahseden Arpacı, "Günümüze oldukça az sayıda binek taşı ulaşmıştır. Bunun nedeni yavaş yavaş modernleşen kent çerçevesinde işlevselliğini kaybetmesi, tahribat ve çeşitli nedenlerle yok olmasıdır. Binek taşları Osmanlı mimarisinin fonksiyonel yapısının ve detay canlılığının bir yansımasıdır. Osmanlı kent dokusunun dekoratif bir mimari unsurudur." diye konuştu.</p><p>Arpacı, bazı binek taşlarının bugün kent içinde fark edilmesinin dahi güçleştiğini dile getirdi.</p><p>Eyüp Sultan Camisi ile Üsküdar Kara Davud Paşa Camisi önündeki örneklerin belirgin formları nedeniyle daha kolay görülebildiğini kaydeden Arpacı, Babüsselam ve Fatih Camisi Türbeler Kapısı'ndaki taşların ise mimari yapıyla bütünleştiği için gözden kaçabildiğini sözlerine ekledi.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/istanbulun-tarihi-yaplar-arasnda-sakl-kalan-binek-taslar</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/08/istanbulun-tarihi-yaplar-arasnda-sakl-kalan-binek-taslar-14309.jpg" type="image/jpeg" length="66365"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Özgün Tarzıyla Türk Müziğine Yön Veren Sanatçı: Erkin Koray]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/ozgun-tarzyla-turk-muzigine-yon-veren-sanatc-erkin-koray</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/ozgun-tarzyla-turk-muzigine-yon-veren-sanatc-erkin-koray" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">Anadolu rock müziğinin öncü isimlerinden, besteci, söz yazarı ve gitarist Erkin Koray'ın yaşamını yitirmesinin üzerinden üç yıl geçti.</span></p><p>Doğu ile Batı müziğini buluşturan özgün tarzı, halk türkülerine getirdiği yeni yorumlar ve unutulmaz besteleriyle Türk müziğinde unutulmazlar arasına giren Koray, arkasında yarım asrı aşan müzik mirası bıraktı.</p><p>Erkin Koray, Anadolu rock, psychedelic rock ve hard rock türlerinde özgün eserler üretti, birçok halk türküsünü yeniden düzenleyerek müziğe farklı bir yorum kattı.</p><p>İstanbul'da 1941'de doğan sanatçı, müzik eğitmenliği yapan annesi Vecihe Koray'dan piyano öğrendi, daha sonra gitar dersleri aldı.</p><p>Ünlü müzisyen, arkadaşlarıyla 1950'li yıllarda kurduğu "Erkin Koray ve Ritimcileri" grubunda dönemin güncel parçalarını çalmaya başladı.</p><p>Lise eğitiminin ardından 1960'lı yıllarda amatör müzik çalışmalarını sürdüren Koray, askerden sonra gittiği Almanya'da "The Hiccups" isimli grupta 2,5 yıl gitarist olarak yer aldı.</p><p><strong>"Aşk Oyunu" parçalarının olduğu 45'lik Türkiye çapında tanınmasını sağladı</strong></p><p>Profesyonel çalışmalarına solo devam eden Koray, 1966'da İngilizce şarkılardan oluşan 45'lik plak çıkardı ancak çok satmamasından dolayı sonraki şarkılarını Türkçe yapmaya karar verdi.</p><p>Başarılı sanatçı, özgün eserlerin yanı sıra Doğu ve Batı müzikleri üzerinde çalıştı. "Nihansın Dideden" ve "Kıskanırım" gibi parçalar ile Türk sanat müziği eserlerine getirdiği yorumu ve Anadolu rock tarzındaki eserleriyle birçok müzisyeni etkiledi.</p><p>Piyasaya 1967'de sürülen ve "Kızları da Alın Askere" ile "Aşk Oyunu" parçalarının yer aldığı 45'lik, ünlü müzisyenin Türkiye çapında tanınmasını sağladı.</p><p>Erkin Koray, Hürriyet gazetesi tarafından 1968'de düzenlenen "Altın Mikrofon" yarışmasına katılarak 4. oldu. Sanatçının yarışmada seslendirdiği "Meçhul" ve "Çiçek Dağı", daha sonra bir plak şirketi tarafından piyasaya çıkarılarak büyük ilgi gördü.</p><p><strong>1973'ten 1999'a kadar çok sayıda albüm yayımladı</strong></p><p>Erkin Koray, 1969'da Jethro Tull, Pink Floyd ve Cream gibi grupların şarkılarını uyarladığı "Yeraltı Dörtlüsü" grubunu kurdu.</p><p>Almanya'da tanıştığı bas gitarist Jerzy Ziembrowski ile 1971'de "Super Group" adlı psikadelik rock grubunu kuran Koray, 1973'te müzik çalışmalarına solo devam etme kararı aldı.</p><p>Sanatçı, 1973'ten 1999'a kadar solo olarak çok sayıda albüm piyasaya sürdü. "İlla ki", "Deli Kadın", "Tek Başına", "Öyle Bir Geçer Zaman ki", "Arapsaçı", "Fesuphanallah", "Şaşkın", "Sevince" ve "Yalnızlar Rıhtımı" gibi kendi bestelediği şarkıların yanında "Cemalim" ve "Köprüden Geçti Gelin" gibi uyarlamalarıyla da dikkati çekti.</p><p>Yakaladığı başarıyı, 1960'lı yılların sonlarına dek ardı ardına gelen "Anma Arkadaş", "Hop Hop Gelsin", "Sana Bir Şeyler Olmuş", "Seni Her Gördüğümde" gibi büyük beğeni toplayan parçalar takip etti.</p><p>Müzik kariyeri boyunca 14 stüdyo albümü ile 28 kısa albüm piyasaya süren Koray'ın çok sayıda derleme albümü de müzikseverlerle buluştu.</p><p><strong>Kanada'da vefat etti</strong></p><p>Koray, 1990-1993 yıllarında bir toplama albüm serisi ve bir de "Best Of" piyasaya sürdü. Usta sanatçı, 1996'da "Gün Ola Harman Ola" albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu. Büyük satış başarısı göstermeyen ancak eleştirmenlerden olumlu tepkiler alan bu çalışmayı, 1999'da yayımlanan "Devlerin Nefesi" adlı son albümü takip etti.</p><p>Yaşamı boyunca çok sayıda ödüle değer görülen Koray, 2007'de Altın Kelebek Onur Ödülü ile onurlandırıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sanatçı, yeni albüm duyurusundan bir ay sonra, 7 Ağustos 2023'te, uzun süredir yaşadığı Kanada'nın Toronto şehrinde kaldırıldığı hastanede 82 yaşında vefat etti ve vasiyeti üzerine cenazesi Toronto'daki Westminster Mezarlığı'nda toprağa verildi.</p><p>Katıldığı bir programda Türk halk müziğini beğendiğini belirten sanatçı, şunları kaydetmişti:</p><p>"Konserlere gelenlerden her zaman olumlu tepkiler aldım. Dinleyiciler dışında bir hayli ters tepki gördüğüm de oldu, konser salonlarında değil ama kulüp yerlerde volüm yüksekliğinden dolayı ama bu müzik yüksek sesle dinlenilir hatta bir plağın üzerine 'Yüksek sesle dinleyin.' diye yazmışlığım da var."</p><p>Saçı ve kıyafetleri dolayısıyla 1950'li yıllarda tepki gördüğünü dile getiren Koray, yaptığı bir açıklamada Cem Karaca'yla uzun yıllar arkadaş olduğunu anlatarak, "Aynı yolda yürüyen iki arkadaş olarak onun kaybına çok üzüldüm. Ülkenin de büyük bir kaybı. Böyle bir ekolün yetişmesi çok zor. Kolay değil, büyük özveri ister. Birçok şeyden fedakarlık gerektiren bir konu bu bizim yaptığımız. Karaca'yı da bu alanda benim kadar eziyet çekmiş biri olarak görüyorum. Yoldaşız onunla." ifadelerini kullanmıştı.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/ozgun-tarzyla-turk-muzigine-yon-veren-sanatc-erkin-koray</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 23:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/08/ozgun-tarzyla-turk-muzigine-yon-veren-sanatc-erkin-koray-74338.jpg" type="image/jpeg" length="36831"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Sinemasında Bir Usta İsim: Fikret Hakan]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/turk-sinemasnda-bir-usta-isim-fikret-hakan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/turk-sinemasnda-bir-usta-isim-fikret-hakan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">Türk sinemasında iz bırakan aktör ve yazar Fikret Hakan'ın hayatını kaybetmesinin üzerinden 9 yıl geçti.</span></p><p>Sinemaseverlerin hafızalarına kazınan "Cemo", "Keşanlı Ali Destanı" ve "Hamal" gibi kült yapımların başrolünde rol alan sanatçı, beyaz perdedeki başarısını edebiyat dünyasına kazandırdığı "Tellak Ali" ve "Hamal'ın Uşakları" adlı eserleriyle taçlandırdı.</p><p>Asıl adı Bumin Gaffar Çıtanak olan sanatçı, 23 Nisan 1934'te Balıkesir'de doğdu. Hemşire Fatma Belkıs Hanım ile edebiyat öğretmeni ve çevirmen Abdullah Gaffar Güney'in oğlu olan Hakan, babasının mesleğinden dolayı çocukluğunu Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi.</p><p>Evlerindeki zengin kütüphane ve babasının Rusçadan yaptığı tercümeler, Hakan'a küçük yaşta okuma-yazma sevgisi aşıladı.</p><p>Fikret Hakan'ın sinemaya ilgisi, Anadolu'da izlediği filmlerle filizlendi ve henüz o yıllarda oyuncu olmayı kafasına koydu.</p><p>Ortaokuldayken ailesiyle taşındığı İstanbul'da tiyatroyla tanışan usta oyuncu, Taksim Atatürk Lisesi'nde eğitim gördüğü sırada İstanbul Ekspres gazetesinde muhabirliğe adım attı.</p><p>Hakan, profesyonel oyunculuk kariyerine 1950'de Ses Tiyatrosu'nda sahnelenen "Üç Güvercin Opereti" ile başladı.</p><p>Henüz 16 yaşındayken sahnelere adım atan sanatçı, o günleri şu sözlerle anlatmıştı:</p><p>"1950 yılında o zamanki Ses Tiyatrosu’nda rahmetli Münir Hayri Egeli, Batılı bir format içerisinde yeni müzikaller sahneye koymaya başladı. Ben de sınava girdim, kazandım ve 1 lira yevmiyeyle 'Üç Güvercin Opereti' ile tiyatroya başladım. O yıl, 16 yaşlarında, çocuklukla delikanlılık arasında tıfıl bir çağda 'Üç Güvercin', 'Leblebici Horhor' ve 'Afrodit' gibi piyeslerde irili ufaklı rollerde oynadım. Böylece Yeşilçam'a giden yolu tiyatro ile dürtüklemeye başladım. 1952 yılında Yeşilçam Sokağı'nda dört günlük bir figüranlık dönemim var. Yeşilçam Sokağı'nda beni bir nevi keşfettiler.</p><p>1952 yılında Köprüaltı Çocukları ile sinemaya başladım. 250 lira para biçtiler. O zamanki rakamlara göre hiç de fena bir para değildi. Benim gibi tıfıl, Taksim Lisesinde okumaya çalışan bir çocuk için 15 günde bir gidip on, yirmi kağıt almak keyifli bir iş oluyordu. Sinemada her yaptığımı bilinçli olarak yaptım. Hiçbir zaman kaşının gözünün güzelliğine güvenen salaklardan olmadım. Yakışıklı adamdım ama aklımı, yeteneğimi, tiyatro ve edebiyat birikimimi arka plana itmedim. Çünkü benim formasyonum yazarlık aslında. 1955 yılında Lütfi Akad'ın yönettiği, Yaşar Kemal'in senaryosunu yazdığı, Duru Film'in yapımcılığını yaptığı 'Beyaz Mendil' yaşamımın en büyük şansı oldu. Rahmetli Naci Duru'ya, Süreyya Duru'ya, sevgili hocam, ağabeyim, ustam Lütfi Akad'a, bana o şansı verdikleri için sonsuz teşekkür ediyorum."</p><p><strong>Yüzlerce filmde rol aldı</strong></p><p>Sanatçı, kariyeri boyunca Cep Tiyatrosu, Küçük Sahne ve Oraloğlu Tiyatrosu gibi toplulukların yanı sıra Sahne 8 ve Fikret Hakan Tiyatrosu'nda da sahne aldı. Birçok film ve dizide rol alan sanatçı, "Üç Arkadaş" ve "Keşanlı Ali Destanı" ile ünlendi.</p><p>Kariyerindeki önemli kilometre taşlarından biri de yabancı sinema deneyimi oldu. Usta oyuncu, 1970'te Peter Collinson'ın yönettiği, başrollerini dünyaca ünlü aktörler Tony Curtis ve Charles Bronson'ın paylaştığı Hollywood yapımı "Paralı Askerler" (You Can't Win 'Em All) filminde "Albay Elçi" karakterini canlandırdı. Çekimlerinin büyük bölümü Türkiye'de yapılan filmdeki performansıyla Fikret Hakan, uluslararası alanda da adından söz ettirdi.</p><p>Sanatçı, 1970'li yıllarda yönetmenlik, senaristlik ve yapımcılığın yanı sıra 1973'te "Cemo/Dedikleri Gerçek İmiş" ve 1974'te "Dostun Gülü/Löberde" adlı plakları doldurarak müzik alanında da çalışmalara imza attı.</p><p>Yeşilçam'ın sıkıntılı dönemlerinde Marmaris'e giderek 1980'li yıllara kadar burada yaşamını sürdüren usta aktör, 1983'te Tarık Buğra'nın eserinden uyarlanan "Küçük Ağa" dizisinde "Çolak Salih" karakteriyle unutulmaz bir performansa imza attı.</p><p>Hakan, Metin Erksan'dan Atıf Yılmaz'a, Memduh Ün'den Lütfi Akad'a kadar sinemanın önemli isimleriyle çalıştı, yüz hatlarını kullanma becerisiyle salon adamı, köy delikanlısı, işçi, patron, polis, dolandırıcı, iyi, kötü ayrımı yapmadan pek çok rol oynadı.</p><p>Dönemin Yeşilçam sisteminin jönlere dayattığı "her zaman şık, zengin ve kusursuz salon adamı" kalıplarını yıkmayı başaran usta oyuncu, karakter oyunculuğunu temel alan ilk isimlerden oldu.</p><p>Unutulmaz sanatçı, 1998'de devlet sanatçısı unvanına layık görüldü.</p><p>Edebiyat ile bağını hiç koparmayan Hakan, öykü kitaplarının yanı sıra "İnce Müzikli Otobüsler" ve "İmbikçi Duvar" adlı şiir kitaplarını kaleme aldı.</p><p>Sanatçı ayrıca 1914-1996 yıllarında Türk sinemasında rol alan aktörleri, yönetmenleri ve dönüm noktalarını belgelerle incelediği kapsamlı eseri "Türk Sinema Tarihi" ile arkasında dev bir arşiv bıraktı.</p><p>Genç sinemacılara her zaman "meraklı olmayı" öğütleyen başarılı oyuncu, yaptığı bir açıklamada, "Dedikodu tavrı içerisine girmeksizin her oyuncu ya da yönetmen namzedi mutlak surette meraklı olmak zorundadır. Merakını kaybeden bir insandan hiçbir şey bekleyemezsin. Hele biz alaylılar için merak etmeden bir yere varamazsın." diyerek mesleki felsefesini özetlemişti.</p><p>Fikret Hakan, 11 Temmuz 2017'de 83 yaşındayken hayatını kaybetti ve Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.</p><p><strong>Aldığı ödüller ve rol aldığı yapımlar</strong></p><p>Fikret Hakan, 1965'te "Keşanlı Ali Destanı"yla Antalya Film Festivali'nde ve İzmir Enternasyonal Fuarı 1. Film Şenliği'nde "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü", 1968'de "Ölüm Tarlası"yla Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü", 1971'de "Hasret"le Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü", 1993'te "Yalancı"yla 30. Antalya Film Şenliği'nde "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü", 1997'de 34. Antalya Film Şenliği'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü" ve 2012'de Engelsiz Yaşam Vakfı tarafından verilen "Yaşam Boyu Meslek ve Onur Ödülü"nü kazandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Kamera arkasında da aktif olan sanatçı "Sürgünden Geliyorum" (1971), "Cennetin Kapısı" (1973), "En Büyük Patron" (1975), "Sürgün" (1976) filmlerinin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendi, "Hamal" (1976) filminin yönetmenliğini yaptı.</p><p>Sanatçının rol aldığı yapımlardan bazıları şöyle:</p><p>"Birleşen Gönüller", "Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam", "Ölü Yaprak Vuruşu", "Unutulmaz", "Kartallar Yüksek Uçar", "Dün Gece Bir Rüya Gördüm", "Kurşun Yarası", "Baba", "Ekmek", "Hanımın Çiftliği", "Gülbeyaz", "Gün Doğmadan", "Küçük Ağa", "Beni Böyle Sev", "Pembe İncili Kaftan", "En Büyük Patron", "Pir Sultan Abdal", "Cennetin Kapısı", "Sürgünden Geliyorum", "Yemen'de Bir Avuç Türk", "Paralı Askerler", "Target: Harry", "Nuh'un Gemisi", "Korkusuzlar", "Keşanlı Ali Destanı", "Zoraki Milyoner", "Kardeş Gibiydiler", "Yılanların Öcü", "Hatırla Sevgilim", "Karacaoğlan", "Cingöz Recai: Beyaz Cehennem", "Köprüaltı Çocukları".</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri, Sinema</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/turk-sinemasnda-bir-usta-isim-fikret-hakan</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/07/turk-sinemasnda-bir-usta-isim-fikret-hakan-40354.jpg" type="image/jpeg" length="74643"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Toplumcu Gerçekçi Edebiyatın Usta Kalemi: Rıfat Ilgaz]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/toplumcu-gercekci-edebiyatn-usta-kalemi-rfat-ilgaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/toplumcu-gercekci-edebiyatn-usta-kalemi-rfat-ilgaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumcu gerçekçi edebiyatın önemli temsilcilerinden, "Hababam Sınıfı"nın yazarı Rıfat Ilgaz'ın vefatının üzerinden 33 yıl geçti.</p><p>Şiir, roman, öykü ve mizah alanında çok sayıda esere imza atan Ilgaz, toplumun gündelik yaşamını, eğitim sistemini ve sosyal sorunları yalın ve mizahi bir anlatımla edebiyata taşıdı.</p><p>Tam adı Mehmet Rıfat Ilgaz olan yazar, 7 Mayıs 1911'de Kastamonu'nun Cide ilçesinde Fatma Hanım ile Hüseyin Vehbi Bey'in yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi.</p><p>Ilgaz, ilköğrenimine Cide'de başladı, ardından eğitimine bir süre Samsun'un Terme ilçesinde devam etti. Ortaöğrenimini Kastamonu'da tamamlayan yazar, yatılı öğrenim gördüğü Kastamonu Muallim Mektebi'nden 1930'da mezun oldu.</p><p>Unutulmaz yazar, 1931'de Bolu Maarif Müdürlüğünce Gerede'de ilkokul öğretmeni olarak göreve başladı, daha sonra Akçakoca ve Gümüşova'da öğretmenlik yaptı.</p><p>Meslektaşı Nuriye Hanım ile 1931'de evlenen usta edebiyatçının kızı Gönül, 1932'de dünyaya geldi.</p><p>Ilgaz, askerlik görevini tamamladığı 1933'te eşinden ayrıldı.</p><p><strong>Soyadını Ilgaz Dağları'ndan aldı</strong></p><p>Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1934'te, doğup büyüdüğü bölgeyle özdeşleşen Ilgaz Dağları'ndan esinlenerek "Ilgaz" soyadını aldı.</p><p>Rıfat Ilgaz'ın edebiyat yolculuğu öğrencilik yıllarında yazdığı şiirlerle başladı. İlk şiiri kabul edilen "Sevgilimin Mezarında", 1927'de Kastamonu'da yayımlanan Nazikler gazetesinde yer aldı. Daha sonraki yıllarda şiirleri dönemin çeşitli edebiyat dergilerinde okurla buluştu.</p><p>Gazi Eğitim Enstitüsünde 1936-1938'de öğrenim gören Ilgaz, mezuniyetinin ardından Adapazarı'na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Ancak verem hastalığına yakalanması nedeniyle İstanbul'a gelerek Yakacık Sanatoryumu'nda tedavi gördü.</p><p>Ilgaz, hastalığının tedavisi nedeniyle İstanbul'a tayin istemesinin ardından, 1939'da Karagümrük Ortaokulunda göreve başladı. Aynı yıl öğretmen Rikkat Hanım ile evlendi. Çiftin oğlu Aydın ile kızı Yıldız dünyaya geldi.</p><p>Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yüce, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık adlı dergi ve gazetelerde yazıları yayımlanan Ilgaz, bu yıllarda Hasan Tanrıkut, Sabahattin Kudret Aksal ve Salah Birsel'le tanıştı.</p><p>Başarılı edebiyatçı, 1942'de şair İbrahim Abdülkadir Meriçboyu ve Ömer Faruk Toprak ile Yürüyüş dergisinin kadrosunda yer aldı. Dergide Orhan Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Cahit Irgat ve Nazım Hikmet'le çalıştı.</p><p>İlk şiir kitabı "Yarenlik" 1943'te yayımlandı. Anadolu insanının yaşamını, emekçilerin sorunlarını ve toplumsal eşitsizlikleri konu alan kitabı "Sınıf" 1944'te yayımlandı. Bu eseri "Sınıf" ve 1947 tarihli "Yaşadıkça" izledi.</p><p>Toplumcu gerçekçi anlayışın öne çıktığı bu eserleri nedeniyle hakkında soruşturmalar açılan Ilgaz'ın kitapları toplatıldı, kendisi de çeşitli dönemlerde yargılandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>1944'te yayınlanan "Sınıf" adlı şiir kitabının toplatılması üzerine 6 ay hapis cezasına çarptırılan Ilgaz, cezaevi süreci ve sağlık sorunları nedeniyle öğretmenlik görevini ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümündeki öğrenimini bırakmak zorunda kaldı.</p><p>Yaklaşık 8 yıl verem tedavisi gören Ilgaz, bu dönemde edindiği deneyimleri daha sonra kaleme aldığı "Pijamalılar" romanına taşıdı.</p><p><strong>"Hababam Sınıfı" geniş kitlelere ulaştı</strong></p><p>Toplumcu gerçekçi çizgisini yaşamı boyunca sürdüren Ilgaz'ın 1953'te yayınlanan "Devam" adlı kitabı da toplatıldı.</p><p>Yazıları ve şiirleri nedeniyle kovuşturmaya tabi tutulan Ilgaz, yaklaşık 5 buçuk yıl mahkumiyet alsa da hem hastalığından hem de af kapsamına girdiği için cezasının bir kısmını yattı.</p><p>Aziz Nesin ve Esat Adil ile 1950'li yıllarda Gerçek gazetesini çıkaran Ilgaz, Dolmuş, Akbaba, Külah, Taş ve Adembaba adlı mizah dergilerinde yazılar yazdı. Bir süre Tan gazetesinde düzeltmen, dizgici ve röportaj yazarı olarak görev yaptı.</p><p>Öğretmenlik yıllarında edindiği gözlemleri ve öğrencileriyle yaşadığı deneyimleri eserlerine taşıyan Ilgaz, "Hababam Sınıfı"nı ilk kez "Dolmuş" dergisinde "Stepne" mahlasıyla tefrika etti.</p><p>Oğlu Aydın'ın okul yaşamından da izler taşıyan eser, öğretmenlik deneyimleriyle harmanlanarak eğitim sistemine yönelik mizahi bir eleştiri olarak kurgulandı.</p><p>Kitap olarak 1959'da yayımlanan "Hababam Sınıfı", kısa sürede geniş okur kitlesine ulaştı. Eser, 1966'da tiyatroya uyarlandı, 1975'te ise Ertem Eğilmez yönetmenliğinde sinemaya aktarıldı. Başrollerini Kemal Sunal, Münir Özkul ve Adile Naşit'in paylaştığı film, Türk sinemasının unutulmaz yapımları arasına girdi.</p><p>Rıfat Ilgaz, çeşitli söyleşilerinde Hababam Sınıfı'nın yalnızca bir güldürü eseri olmadığını, eğitim sistemindeki ezbercilik, kopya kültürü ve otorite anlayışını eleştiren bir yergi niteliği taşıdığını ifade etti.</p><p>Sonraki yıllarda Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus ve Demokrat İzmir gazetelerinde yazmayı sürdüren Ilgaz, kurduğu Sınıf Yayınları aracılığıyla eserlerini yayımladı.</p><p><strong>Son yılları ve ödülleri</strong></p><p>Basın Şeref Kartı'nı 1970'te alan Rıfat Ilgaz, 1974'te emekliye ayrılarak doğduğu ilçe Cide'ye yerleşti. Ancak 6 yıl sonra 12 Eylül 1980 darbesinde yeniden gözaltına alındı.</p><p>Usta yazar, "Yıldız Karayel" romanıyla 1982'de Madaralı Roman Ödülü ile Orhan Kemal Roman Ödülü'nü kazandı.</p><p>"Ocak Katırı Alagöz" eseriyle 1987'de Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü'ne layık görülen Ilgaz, şiir, roman, öykü, çocuk edebiyatı, tiyatro ve anı türlerinde çok sayıda esere imza attı.</p><p>Rıfat Ilgaz, 7 Temmuz 1993'te İstanbul'da hayatını kaybetti ve Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.</p><p>Yazarın eserleri, yayınlanmalarının üzerinden geçen yıllara rağmen geniş okur kitlesi tarafından okunmaya devam ediyor.</p><p><strong>Bazı eserleri</strong></p><p>Şiir: "Yarenlik", "Sınıf", "Yaşadıkça", "Devam", "Üsküdar'da Sabah Oldu", "Soluk Soluğa", "Karakılçık", "Uzak Değil", "Güvercinim Uyur mu?", "Kulağımız Kirişte", "Çocuk Bahçesi"</p><p>Roman: "Hababam Sınıfı", "Bizim Koğuş", "Karadeniz'in Kıyıcığında", "Karartma Geceleri", "Meşrutiyet Kıraathanesi", "Apartıman Çocukları", "Hoca Nasrettin ve Çömezleri"</p><p>Hikaye: "Radarın Anahtarı", "Don Kişot İstanbul'da", "Kesmeli Bunları", "Al Atını", "Palavra", "Bunadı Bu Adam", "Tuh Sana", "Çalış Osman Çiftlik Senin"</p><p>Tiyatro: "Hababam Sınıfı", "Hababam Sınıfı Baskında", "Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı", "Çatal Matal Kaç Çatal", "Abbas Yola Giden"</p><p>Anı: "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra", "Yokuş Yukarı", "Biz de Yaşadık"</p><p>Çocuk edebiyatı: "Bacaksız Kamyon Sürücüsü", "Bacaksız Okulda", "Bacaksız Paralı Atlet", "Öksüz Civciv", "Küçükçekmece Okyanusu", "Cankurtaran Yılmaz", "Kumdan Betona"</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/toplumcu-gercekci-edebiyatn-usta-kalemi-rfat-ilgaz</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 18:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/07/toplumcu-gercekci-edebiyatn-usta-kalemi-rfat-ilgaz-93005.jpg" type="image/jpeg" length="12086"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Sinemasında Bir Dev: Cüneyt Arkın]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/turk-sinemasnda-bir-dev-cuneyt-arkn</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/turk-sinemasnda-bir-dev-cuneyt-arkn" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">Türk sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran usta oyuncu Cüneyt Arkın'ın vefatının üzerinden 4 yıl geçti.</span></p><p>"Gurbet Kuşları", "Şoför Nebahat ve Kızı", "Malkoçoğlu", "Köroğlu" ve "Osmanlı Kartalı"nın da aralarında bulunduğu 300'ü aşkın filmde rol alan sanatçı, özellikle 1960 ile 1980 arası dönemdeki tarihi film furyasında en çok başrol oyunculuğu yaparak bu konuda hemen her yerde tek isim olarak anıldı.</p><p>Gerçek adı Fahrettin Cüreklibatır olan sanatçı, Nogay Türklerinden Hacı Yakup ile Halise Cüreklibatır çiftinin çocuğu olarak 8 Eylül 1937'de Eskişehir'in Karaçay köyünde dünyaya geldi.</p><p>Necatibey İlkokulu, Eskişehir Ortaokulu ve Eskişehir Atatürk Lisesini bitiren sanatçı, 1962'de İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. Arkın'ın kaleme aldığı şiir ve hikaye denemeleri, üniversitede okuduğu yıllarda çeşitli dergilerde yayımlandı.</p><p>Askerliğini Eskişehir'de yedek subay olarak tamamlayan Arkın, vatani görevinin ardından bir dönem Adana ve civarında doktorluk yaptı.</p><p><strong>Artist dergisinin yarışmasında birinci oldu</strong></p><p>Cüneyt Arkın, Göksel Arsoy'un başrol oynadığı 1963 yapımı "Şafak Bekçileri" filminin çekimleri sırasında yönetmen Halit Refiğ'in dikkatini çekti.</p><p>Aynı yıl Artist dergisinin yarışmasında birinci olan sanatçı, Halit Refiğ'in teklifi üzerine 1964'te "Gurbet Kuşları" sinema filmiyle oyunculuğa başladı.</p><p>Cüneyt Arkın, 2007'de 26. İstanbul Film Festivali'nin "Sinema Onur Ödülü"ne layık görüldü. İstanbul Kültür Sanat Vakfının internet sitesinde yer alan yazıya göre Halit Refiğ, Cüneyt Arkın hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle aktarmıştı:</p><p>"Gurbet Kuşları'ndan sonra Cüneyt Arkın'a genellikle kadın seyirciye hitap eden, romantik genç aşık rolleri verildi. İtiraf etmeliyim ki günün birinde onu önce Türkiye, sonra dünya çapında ünlendirecek 'Malkoçoğlu' ya da 'Dünyayı Kurtaran Adam' gibi kişilikler aklımın ucundan geçmemişti. O, Cüneyt Arkın'ı bizzat kendisi yaratmıştır ve dünya sinema tarihinde bir başka benzeri yoktur."</p><p>Refiğ'e göre Arkın, zaman zaman Alain Delon'a benzetilen yüz güzelliğiyle aşk filmlerinin ünlü yıldızı seviyesine ulaşmışken İstanbul'a gelen Medrano Sirki'nde bir mevsim ücretsiz çalışıp atletik yeteneklerini geliştirmeye girişti. Atlı, kılıçlı, atlamalı ve zıplamalı macera filmlerindeki akrobatik gösterileri, onu dünya sinemasındaki bütün rakiplerinin ötesine taşıdı.</p><p>Arkın'ın filmleri, farklı isimlerle dünyanın dört bir yanında gösterilir hale geldi. İtalyanlar, onun filmlerini "George Arkin" adıyla Güney Amerika'da pazarlarken İran'da da "Fahrettin" adıyla gönüllerde taht kurdu.</p><p>Kendisini sadece hareket gösterisine dayanan filmlerle sınırlamayan sanatçı, ciddi toplumsal konuları işleyen filmlerde de rol aldı ve filmler yönetti.</p><p>Cemal Süreya, Arkın'ın kaleme aldığı "Adını Unutan Adam" kitabında sanatçının gençlik yıllarında edebiyat ve tiyatroya ilgi duyduğunu, Medrano Sirki'nde edindiği deneyimlerin ise onun aksiyon sinemasında kendine özgü tarzını oluşturmasında önemli rol oynadığını belirtmişti.</p><p><strong>​​​​​​​Kendi tarzını oluşturdu</strong></p><p>Ülkü Erakalın'ın yönettiği 1964 yapımı "Gözleri Ömre Bedel" filminin finalindeki kavga sahnesi, sanatçının kariyerinde dönüm noktası oldu.</p><p>Arkın, sinemadaki ilk 2 yılında 30 kadar filmde rol aldı. Bir süre duygusal-romantik jön karakterlerini canlandıran sanatçı, Refiğ'in önerisiyle aksiyon filmlerine yöneldi.</p><p>Sirkten öğrendiklerini "Malkoçoğlu" ve "Battalgazi" serilerinde beyaz perdeye aktardı ve Türk sinemasında daha önce örneği görülmeyen bir tarz geliştirdi.</p><p>Usta sanatçı, 1964'te ilk evliliğini kendisi gibi doktor, sınıf arkadaşı Güler Mocan ile yaptı. Çiftin kızları Filiz, 1966'da doğdu. Çift, 1968'de ayrıldı.</p><p>Aynı yıl, Fahrettin Cüreklibatır olan isminin yerine Cüneyt Arkın sahne adını kullanmaya başladı.</p><p>Arkın, 1969'da Betül Işıl ile nişanlandı. İkili 1970'te evlendi ancak 1971'de boşandı. Kısa süre sonra yeniden evlenen çiftin, Kaan ve Murat adını verdiği iki çocukları oldu.</p><p><strong>Altın Portakal ve Altın Koza'nın sahibi oldu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sanatçı, 1969 yapımı "İnsanlar Yaşadıkça" filmiyle 6. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" seçildi.</p><p>4. Altın Koza Film Festivali jürisi, 1972'de "Baba" filmindeki rolüyle Yılmaz Güney'i "En iyi erkek oyuncu" seçti ancak jüri, siyasi baskılar sonucu "Yaralı Kurt" filmindeki performansıyla ikinci olan Arkın'ı "En iyi erkek oyuncu" olarak belirledi. Jürinin kararına tepki gösteren Arkın, ödülü reddetti.</p><p>Unutulmaz oyuncu Arkın, 1976'da "Mağlup Edilemeyenler" filmiyle 13. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülü, 36. Antalya Altın Portakal Festivali ve 18. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü" aldı, 2013'te de Kültür ve Turizm Bakanlığı "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"ne layık görüldü.</p><p>Kısa sürede Yeşilçam'ın aranan başrol oyuncuları arasına giren sanatçı, romantik filmlerle başladığı sinema yaşantısını hareketli filmlerle sürdürdü. Kariyeri boyunca Western'den komediye, maceradan toplumsal filmlere birçok farklı türdeki filmde oynadı. Özellikle 1978 yapımı "Maden" ve 1979 yapımı "Vatandaş Rıza" filmleri, sanatçının kariyerinde büyük öneme sahip oldu.</p><p>Usta sanatçı, oyunculuğunun yanı sıra televizyon programları hazırlayıp sundu, kısa süre dergi ve gazetelerde sağlıkla ilgili yazılar kaleme aldı.</p><p>Türk milliyetçisi kimliğiyle bilinen sanatçı, bir dönem siyasetle ilgilendi. 20 Ekim 1991'deki genel seçimlerinde Anavatan Partisinden Eskişehir'de 4. sıradan milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Bir dönem İşçi Partisi adına düzenlenen etkinliklere katıldı.</p><p>Cüneyt Arkın, 28 Haziran 2022'de kalbinin durması nedeniyle İstanbul'da kaldırıldığı hastanede 85 yaşında yaşamını yitirdi.</p><p><strong>Oyunculuğun yanı sıra yönetmenlik ve senaristlik yaptı</strong></p><p>Kariyeri boyunca 300'ü aşkın filmde rol alan Arkın, yönetmenlik ve senaristlik de yaptı.</p><p>Son olarak 2014'te çekilen "Gulyabani" filminde rol alan sanatçının oynadığı filmlerden bazıları şöyle:</p><p>"Aşk ve Kin", "Gözleri Ömre Bedel", "Hepimiz Kardeşiz", "Sokakların Kanunu", "Şoför Nebahat ve Kızı", "Gurbet Kuşları", "Kırık Hayatlar", "Dudaktan Kalbe", "Serseri Aşık", "İnatçı Gelin", "Horasan'ın Üç Atlısı", "Fakir Bir Kız Sevdim", "İntikam Uğruna", "Malkoçoğlu", "Göklerdeki Sevgili", "Cibali Karakolu", "Yüzbaşı Kemal", "Hacı Murat", "Namus Borcu", "Artık Sevmeyeceğim", "Köroğlu", "Yüzbaşının Kızı", "Vatan ve Namık Kemal", "Osmanlı Kartalı", "Melikşah", "Aşk Mabudesi", "Arım Balım Peteğim", "Selahattin Eyyubi", "Ferhat ile Şirin", "Yarım Kalan Saadet", "Yusuf ile Züleyha-Hazreti Yusuf", "Yumurcak Köprüaltı Çocuğu", "Vahşi Çiçek", "Her Şey Oğlum İçin", "Battal Gazi", "Malkoçoğlu Ölüm Fedaileri", "Severek Ayrılalım", "Nazlı ile Murat", "Çöl Kartalı", "Yaralı Kurt", "Kara Murat: Fatih'in Fedaisi", "Yumurcak Küçük Kovboy", "Çaresizler", "Acı Hayat", "Kara Murat Fatih'in Fermanı", "Oğul", "Dayı", "Kin", "Babalık", "Cemil", "Deli Yusuf", "Babacan", "Tek Başına", "Che Carambole Ragazzi" ve "Maden".</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri, Sinema</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/turk-sinemasnda-bir-dev-cuneyt-arkn</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 01:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/06/turk-sinemasnda-bir-dev-cuneyt-arkn-58322.jpg" type="image/jpeg" length="16440"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Edebiyat Tarihinde Önemli Bir İsim: Ord.Prof.Dr. Mehmet Fuad Köprülü]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/turk-edebiyat-tarihinde-onemli-bir-isim-ordprofdr-mehmet-fuad-koprulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/turk-edebiyat-tarihinde-onemli-bir-isim-ordprofdr-mehmet-fuad-koprulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">Tarihçi, edebiyatçı, araştırmacı ve siyasetçi Ord. Prof. Dr. Mehmet Fuad Köprülü, vefatının 60 yılında anılıyor.</span></p><p>İstanbul'da 4 Aralık 1890'da İsmail Faiz Bey ile Hatice Hanım'ın çocuğu olarak dünyaya gelen Köprülü, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa'nın soyundan gelen ailesinin yanında büyüdü.</p><p>Yerebatan semtindeki Ayasofya Merkez Rüşdiyesi'nin ardından Mercan İdadisine giren Köprülü, eğitim hayatı boyunca Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri aldı.</p><p>Erken yaşta şiir yazmaya başlayan edebiyatçının basılan ilk şiiri, Sultan 2. Abdülhamid Han için 1905 yılında kaleme aldığı methiye oldu.</p><p>Köprülü, Ankara Hukuk Fakültesine 1907'de başladı ancak üçüncü sınıftayken okulu bıraktı. Başka bir okula devam etmeyen ve üniversite diploması olmayan Köprülü, babasının kütüphanesinde, Osmanlı vakanüvislerin eserleri ve Evliya Çelebi'nin "Seyahatname" eseriyle tanıştı.</p><p>Fransız yazarlara ait eserlere ilgi duyan usta edebiyatçı, çocukluğundan itibaren edebiyat, tarih, sosyoloji ve eleştiri alanında eserler okudu.</p><p><strong>Şiir ve makaleleri gazete ve dergilerde yayımlandı</strong></p><p>Edebiyata meraklı arkadaşlarıyla hukuk okuduğu yıllarda kurduğu dostluklar, Fecri-i Ati topluluğuna zemin hazırladı. Topluluğa 1909'da katılan Köprülü'nün şiir ve makaleleri, Mehasin ve Servet-i Fünun dergileri ile Tanin gazetesinde yayımlandı.</p><p>"Hayat-ı Fikriye" adlı eserini de aynı dönemde hazırlayan Köprülü, ileride uygulayacağı pozitivizmin temelini eserinde ortaya koydu.</p><p>Tanin gazetesinde çıkardığı şiirleriyle yetinmeyen usta kalem, edebiyat, sanat, sosyoloji ve eleştiri alanında makaleler kaleme aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ziya Gökalp'in idaresindeki Yeni Mecmua dergisinde 1917'de araştırmaları yayımlanan Köprülü, Fransızcadan da tercümeler yaptı.</p><p>Batıcılık akımı içerisinde yer alan Türk aydınlarını etkileyen Gustave le Bon'un "Psychologie des Foules" eserini "Ruhul-Cemaat" adıyla çeviren Köprülü, "La Psychologie Politique et la Defense Sociale" eserini de "Ruh-ı Siyaset ve Müdafaa-ı İctimaiyye" başlığıyla Türkçeye tercüme etti.</p><p>Mehmet Fuad Köprülü, Serveti Fünun mecmuasının edebi muharrirliğinin yanı sıra Hak gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.</p><p><strong>Darülfünunda Türk edebiyatı müderrisliği görevini üstlendi</strong></p><p>İstanbul, Galatasaray, Mercan ve Kabataş liselerinde vekil öğretmenlik yapan Köprülü, Halit Ziya Uşaklıgil'in 20 Aralık 1913'te İstanbul Darülfünundaki Türk edebiyatı profesörlüğünden istifa etmesinin ardından, 23 yaşında bu görevi üstlendi.</p><p>Darülfünunda Türk edebiyatı müderrisliğinde 1941'e kadar göreve devam eden Köprülü'nün genç yaşında diploması bulunmadan profesör olması, etrafındaki ilim ve fikir çevrelerinde de birçok çalkantılara sebebiyet verdi.</p><p>Köprülü, 1924'te Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) Müsteşarlığında görev yaptı. 1936'da Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi profesörlüğüne, 1937'de Siyasal Bilgiler Okulu Türkiye Siyasi ve İdari Tarihi profesörlüğüne tayin edildi.</p><p>Köprülü, Türk Derneği, Asar-ı İslamiye ve Milliye Tedkik Encümeni, Türk Ocakları, Türk Yurdu ve Milli Tetebbular Mecmuası, Türk Bilgi Derneği ve Türkiyat Enstitüsünün kuruluşunda yer aldı.</p><p>Türk halk edebiyatı alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Köprülü, 42 yılda 210 eser ve araştırma ile 1000'in üzerinde makale yayımladı.</p><p>Köprülü, 1914'te kurulan Türk Bilgi Derneğinde ve 1915'te Ali Emiri Efendi başkanlığında kurulan Asar-ı İslamiye ve Milliye Tedkik Encümeninde genel sekreterlik görevi yaptı.</p><p><strong>"Türk Edebiyatı Tarihi" adlı eseri yazdı</strong></p><p>Tek nüsha halinde 1921'de yayımlanan "Türk Edebiyatı Tarihi" eseriyle ilmi ve metotlu olarak edebiyatın tarihini ortaya koymaya çalışan Köprülü'nün bu eseri, Osmanlı edebiyatı sınırlarıyla kalmayıp, Türk tarihi ve kültürüyle ilgilenenlerin başvurduğu kaynaklardan biri oldu.</p><p>Birçok uluslararası kongreye katılan ve Osmanlı'nın kuruluşu üzerine konferanslar veren Köprülü'ye, 1927'de Heidelberg Üniversitesi, 1937'de ise Atina Üniversitesinden fahri doktora ünvanı verildi.</p><p>Sorbonne Üniversitesinin doktora payesi verdiği Köprülü, 1939'da Macar İlimler Akademisine üye oldu, 1947'de Amerika Şark Cemiyetinin şeref üyeliğine seçildi.</p><p>Harvard Üniversitesi tarafından konferans vermek üzere ABD'ye davet edilen Köprülü, Columbia ve Harvard Üniversitesinin Yakın ve Orta Diller Enstitüsünde 1958-1959'da konferanslar verdi.</p><p>Aynı tarihlerde Amerikan Tarih Cemiyetinin şeref üyeliğine de seçilen Köprülü, 1933'te "Ordinaryüs Profesör" ünvanına değer görüldü.</p><p>Kars milletvekiliyken Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılarak 3 arkadaşı ile Demokrat Partiyi kuran Köprülü, 22 Mayıs 1950'den 14 Mayıs 1954'e kadar İstanbul milletvekilliği ve dışişleri bakanlığı yaptı. Seçimin yenilenmesi ile 17 Mayıs 1954'te ikinci defa dışişleri bakanı olan Köprülü, 15 Nisan 1955'te bakanlıktan çekildi.</p><p>Devlet başkanlığı vekilliği ile başbakan yardımcılığı görevlerinde de bulunan Fuad Köprülü, eski harflerle basılan eser ve yazılarından bazılarının yeni baskılarını hazırlamakla meşgulken, 15 Ekim 1965'te Ankara'da trafik kazası geçirdi.</p><p>İstanbul Baltalimanı Hastanesinde 28 Haziran 1966'da vefat eden Köprülü, 1 Temmuz'da İstanbul Üniversitesi merkez binasında düzenlenen törenin ardından Köprülüler Türbesi'nde toprağa verildi.</p><p>Köprülü'nün kaleme aldığı eserler arasında ayrıca "Türk Edebiyatında Usul", "Yeni Osmanlı Tarihi Edebiyatı", "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar", "Hayatı Fikriye", "Bugünkü Edebiyat", "Türk Edebiyat Tarihi", "Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türki", "İslam Medeniyeti Tarihi", "Anadolu Selçukluları Tarihinin Yerli Kaynakları", "Türk Saz Şairleri Antolojisi" ve "Edebiyat Araştırmaları" yer alıyor.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/turk-edebiyat-tarihinde-onemli-bir-isim-ordprofdr-mehmet-fuad-koprulu</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 01:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/06/turk-edebiyat-tarihinde-onemli-bir-isim-ordprofdr-mehmet-fuad-koprulu-28877.jpg" type="image/jpeg" length="42091"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kelimeleri Musikiyle Buluşturan Usta Edebiyatçı: Ahmet Haşim]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/kelimeleri-musikiyle-bulusturan-usta-edebiyatc-ahmet-hasim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/kelimeleri-musikiyle-bulusturan-usta-edebiyatc-ahmet-hasim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">Türk edebiyat tarihine "Merdiven" ve "Piyale" gibi sembol eserler kazandıran, şiirsel çizgisini imge ve musiki üzerine kuran Ahmet Haşim'in vefatının üzerinden 93 yıl geçti.</span></p><p>Şiir ve düzyazı alanında "Göl Saatleri", "Piyale", "Bize Göre", "Gurabahane-i Laklakan" ile "Frankfurt Seyahatnamesi" adlı eserlere imza atan usta şair, Fecr-i Ati topluluğunun da en etkin isimleri arasında yer aldı.</p><p>Fizan mutasarrıfı Arif Hikmet Bey ile Sara Hanım'ın oğlu olarak 1887'de Bağdat'ta dünyaya gelen Haşim, ilk öğretimini babasının tayinleri sebebiyle farklı kentlerde tamamladı.</p><p>Çocukluğu, Dicle kıyılarında deneyimlediği yalnızlık ve hüzün duygusuyla geçen Haşim, ilerleyen yıllarda kaleme alacağı "Şiir-i Kamer" adlı yapıtının da temel duygusal zeminini bu yaşlarda oluşturdu. Haşim, henüz 8 yaşındayken annesi Sara Hanım'ı kaybetmesi üzerine, babasıyla İstanbul’a taşındı.</p><p>Ahmet Haşim, 1895'te Numune-i Terakki okuluna kayıt oldu. Bir yıl sonra Galatasaray Lisesi'nde yatılı eğitime başladı. Lisede edebiyat dersini Ahmet Hikmet Müftüoğlu'ndan, lisan ve imla dersini Tevfik Fikret'ten alan usta yazar, ilk edebi çalışmalarını üretmeye başladı.</p><p>Lisedeyken Müftüoğlu ile bir arkadaşının verdiği "Fransız Şiir Antolojisi" adlı eserden etkilenen Haşim, yeni edebi akımlarla tanıştı. 13-14 yaşlarında yazdığı ve öğretmeni Tevfik Fikret'in üslup özelliklerini taşıyan "Hayal-i Aşkım" başlıklı ilk şiiri, Ömer Seyfettin'in de yer aldığı "Mecmua-i Edebiye" dergisinde yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Haşim, dönemin genç yeteneklerinden şair, romancı ve oyun yazarı İzzet Melih Devrim ile yakın bir dostluk kurdu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Emin Bülent Serdaroğlu ve Abdülhak Şinasi Hisar gibi isimlerle edebi meclislerde bir araya geldi.</p><p><strong>Fecr-i Ati dönemi</strong></p><p>Galatasaray Lisesi’nden 1907'de mezun olan Haşim, 1909'da kurulan Fecr-i Ati hareketinin kurucu kadroları arasında yer aldı. Temel prensibini "Edebiyatı, ideolojinin değil estetiğin emrine vermek" olarak belirleyen bu edebi topluluk, dönemin genç kuşak yazarlarını aynı çatı altında topladı.</p><p>Ahmet Haşim, eğitimini tamamladıktan sonra bir müddet tütün tekelini elinde bulunduran Reji İdaresinde memur olarak çalıştı. Usta yazar, 1910-1912 yıllarında İzmir Mekteb-i Sultanisi’nde Fransızca ve edebiyat öğretmenliği yaptı, 1912-1914'te ise Maliye Bakanlığı bünyesinde tercüman olarak görev aldı.</p><p>Haşim, sadece bir kez resmi toplantısına katıldığı Fecr-i Ati topluluğu 1913'te dağılınca, edebi üretiminde bir sessizlik evresine girdi.</p><p>I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte ihtiyat zabiti olarak askere alınan Haşim, bu süreçte Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile görev yaptı. 4 yıl boyunca Anadolu'nun farklı bölgelerini yakından gözlemleme fırsatı bulan şair, savaşın sona ermesinin ardından sırasıyla Düyun-u Umumiye İdaresi ve Osmanlı Bankası bünyesinde mesaisini sürdürdü.</p><p><strong>"Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler, boş bir hayal kuruyor demektir"</strong></p><p>Memuriyet hayatıyla eş zamanlı olarak basın faaliyetlerine de ağırlık veren Haşim, Akşam ve İkdam gazetelerinde fıkra, eleştiri yazıları ve kronikler kaleme aldı. Gazete köşelerinde yayımlanan bu metinlerin bir kısmını daha sonra "Gurabahane-i Laklakan" kitabında toplayan Haşim, 1921'de ise "Dergah" dergisinde neşredilen şiirlerini "Göl Saatleri" adı altında kitaplaştırarak okura sundu.</p><p>Şeyh Galip estetiğinden beslenen ve "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört farklı bölümden meydana gelen bu kitap ile Haşim, Türk şiirinde Yahya Kemal Beyatlı'dan sonra saf (öz) şiirin en önemli temsilcisi olarak gösterildi.</p><p>Böbrek rahatsızlığı tedavisi için 1924'te Paris'e giden Haşim, 1926’da yeniden Paris'e, 1932'de ise Frankfurt'a gitti ancak iyileşemeden dönmek zorunda kaldı.</p><p>Usta edebiyatçı, "Resimli Kitap", "Dergah" ve "Yeni Mecmua"da 1905-1908'de yazdığı şiirlerini, 1926'da "Piyale" adlı kitabında topladı. Kitabın "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde, şu ifadeler yer aldı:</p><p>"Şair, ne bir gerçek habercisi ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan ögeler, şiir için söz konusu olamaz. Düzyazı, us ve mantık doğurur. Şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler, boş bir hayal kuruyor demektir."</p><p>Güncel ve toplumsal olaylara dair yazdığı makalelerini Paris seyahati notlarıyla birleştirerek 1928'de "Bize Göre" kitabında neşreden Haşim, Almanya'daki tedavi sürecini ve gözlemlerini "Frankfurt Seyahatnamesi" adlı eserinde topladı.</p><p><strong>49 yaşında hayatını kaybetti</strong></p><p>Ahmet Haşim, sanat yaşamı boyunca empresyonizm ve sembolizm akımlarından beslendi ve "Sanat sanat içindir" ilkesini savundu.</p><p>Dizelerinde iç ahengi ve imge zenginliğini ön planda tutan Haşim, eserlerinde musikiyi temel unsur olarak görmesi ve özellikle gün batımı temalarını sıklıkla işlemesi nedeniyle Türk edebiyatı literatüründe "akşam şairi" olarak konumlandırıldı.</p><p>"Ömrüm benim için bir ateşti" diyen usta yazar, yaşamının son günlerinde "Güzin" ismiyle seslendiği Zarife Özgünlü ile evlendi. Haşim, ilerleyen hastalığı nedeniyle 4 Haziran 1933'te Kadıköy'deki ikametgahında 49 yaşında yaşamını yitirdi.</p><p>"Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, / Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, / Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak... / Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, / Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta..." gibi unutulmaz dizelere imza atan Ahmet Haşim, Eyüp Mezarlığı'na defnedildi.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/kelimeleri-musikiyle-bulusturan-usta-edebiyatc-ahmet-hasim</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 02:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/06/kelimeleri-musikiyle-bulusturan-usta-edebiyatc-ahmet-hasim-40695.jpg" type="image/jpeg" length="59386"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Şiirinin Dev İsmi: Nazım Hikmet]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/turk-siirinin-dev-ismi-nazm-hikmet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/turk-siirinin-dev-ismi-nazm-hikmet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:rgb(73,73,73);">"Benerci Kendini Niçin Öldürdü?", "Kuvayimilliye" ve "Memleketimden İnsan Manzaraları"nın da aralarında bulunduğu birçok unutulmaz esere imza atan usta şair Nazım Hikmet Ran, vefatının 61. yılında anılıyor.</span></p><p>"Yaşamak şakaya gelmez, / büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın / bir sincap gibi mesela, yani, / yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, / yani bütün işin gücün yaşamak olacak." dizelerinin de aralarında olduğu birçok unutulmaz şiiri Türk edebiyatına miras bırakan usta şair Nazım Hikmet Ran'ın vefatının üzerinden 63 yıl geçti.</p><p>Usta şair Ran, ressam Ayşe Celile Hanım ile Süreyya Paşa sinemasının müdürlüğünü yapan ve Osmanlıca- Fransızca bir sinema dergisi çıkaran Hikmet Bey'in oğlu olarak kimi kaynaklara göre Ocak 1902'de, kimi kaynaklara göre ise Kasım 1901'de Selanik'te doğdu.</p><p>Asıl adı Mehmet Nazım olan şair, ilkokulu Göztepe Taş Mektep'te okudu, ardından Mekteb-i Sultani'nin hazırlık sınıfına yazıldı.</p><p>Nazım Hikmet Ran, ailesinin yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle bir yıl sonra okuldan alınarak, Nişantaşı Sultanisi'ne kaydedildi.</p><p>İlk şiiri "Feryad-ı Vatan"ı 3 Temmuz 1913'te kaleme alan unutulmaz şair, denizciler için yazdığı "Bir Bahriyelinin Ağzından" şiirinden etkilenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın desteğiyle 1917'de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi'ni 1919'da bitirdi.</p><p>Eşi Vera Tulyakova'nın kızı Anna Stepanova, verdiği bir röportajda, 1961'de henüz 9 yaşındayken tanıştıklarını belirterek, "Çok uzun olduğunu hatırlıyorum. Çok hoş ve mutlu. Çok güzel kokuyordu. Çok iyi bir parfümü vardı. Benimle çok nazik bir şekilde, kırık bir Rusçayla konuşurdu. Tabii ki memlekette kalan oğlu Memet'i özlüyordu." sözleriyle tanışmalarını anlatmıştı.</p><p>Ran'ın manevi kızı da olan Stepanova, "Türkiye hakkında çok şey yazdı. Özlemiyle ilgili birçok şiir... Hasret kelimesi, onun Sovyet sürgününden kalma şiirlerindeki en önemli kelimelerden biridir." ifadelerini kullanmıştı.</p><p>Azerbaycanlı şair, yazar ve çevirmen Resul Rıza'nın oğlu Anar Rıza, TRT'de yayınlanan bir konuşmasında, babası ile çok yakın arkadaş olduklarını belirterek, şunları söylemişti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>"Nazım'ın babam hakkında 3 makalesi çıkmıştı, Moskova ve Azerbaycan basınında. Babamın da onun hakkında birkaç makalesi ve birçok şiiri var. Ruh yapısı itibarıyla birbirine çok yakın insanlardı. Babam Azerbaycan'da serbest şiirin en büyük temsilcisiydi. Türkiye'de Nazım en çok solculuğun, komünizmin simgesi gibi algılanır, Azerbaycan'da ise Türkçülüğün simgesi gibidir. O zaman Azerbaycan'da Türkiye'nin sesini duyuran tek insan Nazım'dı.</p><p>Ben o zaman üniversitede öğrenciydim. Üniversitede Nazım konuştu ve dedi ki 'Ben Türküm, siz de Türksünüz. Dilimiz bir, ruhumuz bir, milletimiz bir.' Bu sözleri o zaman Azerbaycan'da demek yasaktı. Biz kendimize Türk diyemiyorduk ama bunu Nazım dedi ve Nazım'ın Azerbaycan'da milli şuurun uyanışında çok büyük etkisi oldu."</p><p>- Hastalığı nedeniyle askerlikten ayrıldı</p><p>Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atanan usta şair, 1920'de geçirdiği bir hastalık sebebiyle 1921'de sağlık kurulu kararıyla askerlikten çıkarıldı.</p><p>Bu süreçte edebiyata ilgisini sürdüren Ran, yazdığı şiirleri büyük hayranlık duyduğu Yahya Kemal'e göstererek, eleştirilerini dinledi.</p><p>Unutulmaz şair, 1920'de Alemdar gazetesinin açtığı şiir yarışmasında birincilik ödülünü kazandı.</p><p>İlk dönemlerinde adı "hececi" şairlerle anılan usta kalem, İstanbul'un işgal altında olduğu günlerde, vatan sevgisini yansıtan coşkulu direniş şiirleri yazdı.</p><p>Nazım Hikmet, Milli Mücadele'ye katılmak üzere 1921'de Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve Vala Nurettin ile Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice binerek İnebolu'ya geçti. Bolu'da bir süre öğretmenlik yapan şair, daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde (KUTV) okudu.</p><p><strong>Rusça bir şiirle serbest şiire ilgi duydu</strong></p><p>Batum'da duyduğu ancak sözlerini anlamadığı Rusça bir şiirin şeklinden etkilenen şair, serbest şiire ilgi duymaya başladı.</p><p>Moskova yolculuğu sırasında yazdığı "Açların Gözbebekleri" şiirinde serbest ölçüyü deneyen Nazım Hikmet'in bazı şiirleri, 1923'te "Yeni Hayat" ve "Aydınlık" dergilerinde yayımlandı.</p><p>Moskova'dan 1924'te Türkiye'ye dönen Nazım Hikmet, Aydınlık dergisinde yayımlanan şiir ve yazılarından dolayı 15 yıl hapsi istenince yeniden Moskova'ya gitti.</p><p>Ran'ın ilk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü", 1927'de Bakü'de okuyucuyla buluştu.</p><p>Cumhuriyet'in beşinci yıl dönümü münasebetiyle çıkarılan aftan yararlanmak üzere Temmuz 1928'de Türkiye'ye girerken yakalanan şair, bir süre tutuklu kaldı.</p><p>Nazım Hikmet Ran, yazı kadrosuna katıldığı "Resimli Ay" dergisinde bir yandan şiirlerini yayımladı, bir yandan da edebiyatın yerleşmiş değerlerine karşı sert çıkışlar yaptı. Kendisini "sosyalist şair" olarak tanımlayan Nazım Hikmet, sanatın amacı konusundaki tartışmada "Sanat, sanat için değildir." diyerek toplumcu anlayıştan yana oldu.</p><p><strong>"835 Satır" şiiri, edebiyata yeni soluk getirdi</strong></p><p>İstanbul'da 1929'da yayınlanan "835 Satır" şiiri, edebiyat çevrelerinde geniş yankı uyandıran usta şair, klasik ve deneysel karışımı bir şiir dili geliştirdi.</p><p>Şiirleriyle ilgili açılan pek çok davada beraat eden Nazım Hikmet, 1933'te gizli örgüt kurmak suçundan tutuklanarak Bursa Cezaevine gönderildi, 1938'de ise orduyu ve donanmayı isyana teşvik suçlarından tutuklandı. Şair Ran, 28 yıl, 4 ay hapis cezasına mahkum edildi.</p><p>Nazım Hikmet, 1939'da 17 bin mısradan oluşan "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı eserini yazmaya başladı.</p><p>Genel Af Yasası'ndan yararlanarak, 1950'de serbest kalan şaire, Dünya Barış Konseyi tarafından Picasso, Paui Rubeson, Wanda Jakubuurska ve Pablo Neruda'yla birlikte "Uluslararası Barış Ödülü" verildi.</p><p>Usta şair, serbest kaldıktan sonra askerlik görevine alınacağını öğrenince, öldürüleceği düşüncesiyle Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne gitti.</p><p>Nazım Hikmet Ran, 25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Aynı yıl şairin oğlu Memet dünyaya geldi.</p><p>Uluslararası barış kongrelerine katılması ve bu doğrultuda mücadele etmesi nedeniyle de eserleri birçok dile çevrilen şair, dünyada büyük ün kazandı. Pek çok ülkeye seyahat ederek konferanslara katılan ve şiirlerini okuyan Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963'te kalp yetmezliği sonucu Moskova'da hayatını kaybetti.</p><p><strong>2002'de "Nazım Yılı" kutlandı</strong></p><p>UNESCO tarafından, Nazım Hikmet Ran'ın doğumunun 100. yılı dolayısıyla 2002 yılı "Nazım Yılı" ilan edildi.</p><p>Novodeviçi Mezarlığı'nda toprağa verilen şair, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi.</p><p>Ran'ın "Dağların Havası" (Osmanlıca), "Güneşi İçenlerin Türküsü", "835 Satır", "Sesini Kaybeden Şehir", "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?", "Taranta Babu'ya Mektuplar" isimli eserleri yaşamı sırasında, "Kurtuluş Savaşı Destanı", "Rubailer", "Memleketimden İnsan Manzaraları", "Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar", "Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar", "Kuvayi Milliye", "Sevdalı Bulut", "Nazım ile Piraye", "Hikayeler", "Piraye'ye Mektuplar", "Henüz Vakit Varken Gülüm"ün de aralarında bulunduğu çok sayıda eseri ise vefatından sonra yayımlandı.</p><p>Eserleri 50'den fazla dile çevrilen şair, cezaevindeyken İbrahim Sabri ve Mazhar Lütfi takma adlarının yanında imzasız olarak da bazı şiirlerini okuyucuyla buluşturdu, 1949'da ise Ahmet Oğuz Saruhan adıyla "La Fontaine'den Masallar" isimli kitabını çıkarttı.</p><p>Akşam, Son Posta ve Tan gazetelerinde "Orhan Selim" takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapan Ran'ın yine Selim imzalı "İt Ürür Kervan Yürür" adlı bir kitabı da bulunuyor.</p><p>Nazım Hikmet'in kaleme aldığı "Kafatası", "Bir Ölü Evi", "Unutulan Adam" ve "Ferhat ile Şirin"in de aralarında bulunduğu 22 tiyatro eseri, Türkiye'nin yanı sıra Rusya, Almanya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'da sahnelendi.</p><p>Türk sinemasına müstear isimlerle katkı veren Ran, yönetmen, senarist ve seslendirmeci olarak sektöre dahil olur. Yargılamalar sebebiyle kendi ismini çok az kullanan Nazım Hikmet, Kahveci Güzeli, Kızılırmek Karakoyun, Lale Devri, Barbaros Hayrettin'in aralarında olduğu çok sayıda filmin senaryosunu takma isimlerle kaleme alır.</p><p>Yönettiği "Güneşe Doğru" adlı uzun metrajlı filmde Arif Dino rol alırken, Neyzen Tevfik de görünür. Nazım Hikmet, "Düğün Gecesi" filmiyle ortaoyununu da sinemaya aktarır.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/turk-siirinin-dev-ismi-nazm-hikmet</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/06/turk-siirinin-dev-ismi-nazm-hikmet-15601.jpg" type="image/jpeg" length="34262"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Romanları, Öyküleri ve Şiirleriyle Hafızalara Kazınan Edebiyatçı: Sabahattin Ali]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/romanlar-oykuleri-ve-siirleriyle-hafzalara-kaznan-sabahattin-ali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/romanlar-oykuleri-ve-siirleriyle-hafzalara-kaznan-sabahattin-ali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk romancılığının ve hikayeciliğinin önemli isimlerinden yazar ve şair Sabahattin Ali'nin vefatının üzerinden 78 yıl geçti.</p><p>Karadeniz kökenli bir aileye mensup, askerlikten emekli Cihangirli Ali Selahattin Bey ile Eğridereli Hüsniye Hanım'ın oğlu Ali, 25 Şubat 1907'de Bulgaristan'da, Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere, şimdiki adıyla Ardino ilçesinde dünyaya geldi.</p><p>Küçük yaşlarda annesinin psikolojik sıkıntıları Ali'nin hayatında derin izler oluşturdu ve bu durum ileriki dönemlerde edebiyat dünyasının önemli yapıtları arasında sayılacak olan eserlerinde etkisini hissettirdi.</p><p>Sabahattin Ali, 1914'de 1. Dünya Savaşı'nda babasının yeniden askere alınması sebebiyle ailesiyle birlikte Çanakkale'ye yerleşti. 1918'e kadar savaşın olduğu bu bölgede kalmak Ali'yi oldukça etkiledi.</p><p><strong>Gazetelere ve dergilere eserlerini gönderdi</strong></p><p>Çocukluk dönemini geçim sıkıntısı ve aile içerisindeki huzursuzluklarla geçiren usta yazar, ilk eğitimini İstanbul Üsküdar Doğancılardaki Füyuzat-ı Osmaniye Mektebi'nde aldı.</p><p>Ali, ailesiyle Çanakkale'ye gittikten kısa süre sonra Çanakkale İbtidai Mektebi'ne girdi. Okul, savaş nedeniyle öğretmensiz kalarak kapansa da babası ve diğer subayların yardımıyla tekrar açıldı ve Türkçe derslerini Selahattin Bey verdi.</p><p>Edremit'te ilköğrenimini tamamlayan Sabahattin Ali, Edremit İdadi Mektebi'nden mezun olunca Balıkesir'deki Muallim Mektebi'ne kaydoldu.</p><p>Ali, Balıkesir'deki Muallim Mektebi'ndeyken hikaye ve şiir denemelerine başladı. Babasının teşvikiyle de yazılar yazan Ali, henüz okulunun ikinci yılında gazetelere ve dergilere eserlerini gönderdi. Aynı zamanda okul gazetesi çıkardı.</p><p>Eğitiminin 3. yılında İstanbul Muallim Mektebi'ne geçiş yapan usta edebiyatçı, bu okulda da kendisini zekiliği ve çalışkanlığı ile kanıtladı.</p><p>İstanbul Muallim Mektebi'nde edebiyat öğretmeni olan Ali Canip Yöntem'in teşvikiyle dergilere hikayeler, şiirler gönderen ve okul müsamerelerine katılan Ali, babasının kalp krizi nedeniyle vefat etmesi üzerine "Babam İçin" adlı şiiri kaleme aldı. Bu şiir daha sonra Orhan Seyfi'nin yönettiği "Güneş" dergisinde yayınlandı.</p><p><strong>1927'de İstanbul Muallim Mektebi'nden mezun oldu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İlk büyük dostlukları İstanbul'da öğretmen okulunda öğrenciyken filizlenen Sabahattin Ali'nin, ömrünün sonuna kadar yanında olan kadim dostu Pertev Naili Boratav ile uzun yıllar mektuplaştığı ve içini döktüğü Ayşe Sıtkı da o dönemki tanıştığı arkadaşlarından oldu.</p><p>Sabahattin Ali, 1927'de İstanbul Muallim Mektebi'ni tamamlayarak Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu'na öğretmen olarak atandı. Yozgat'ta İstanbul'daki sosyal çevresinin aksine yalnız kalan Ali, kendisini yazmaya ve okumaya verdi.</p><p>Öğretmenlik görevinde bir yılı tamamladıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığının yabancı dil öğretmeni ihtiyacından açtığı, yurt dışında dil eğitimi sınavını kazanarak Almanya'ya giden Ali, Potsdam ve Berlin'de eğitim gördü.</p><p>Ali, Alman edebiyatının yanı sıra Rus edebiyatına da yoğunlaşarak, özellikle Ivan Turgenyev, Maksim Gorki ve Knut Hamsun gibi isimlerin eserlerini okudu.</p><p><strong>Komünizm söylemlerinde bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı</strong></p><p>Yaşadığı tatsız bir olay sebebiyle Almanya'dan Türkiye'ye dönen Ali, bir müddet İstanbul'da arkadaşlarının yanında Yüksek Muallim Mektebi'nde Nihal Atsız, Nihat Sami Banarlı ve Pertev Naili Boratav'la aynı yatakhanede kaldı.</p><p>Ali, kısa süre sonra Ankara'ya giderek, 1930'da Gazi Enstitüsü'nde açılan yabancı dil sınavlarına katıldı ve Aydın Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı. Burada komünizm söylemlerinde bulunduğu gerekçesiyle soruşturma geçiren yazar, hakkında detaylı bir tahkikat yapılması için tutuklandı.</p><p>Aydın Hapishanesi'nde 9 Eylül 1931'e kadar kalan Sabahattin Ali, başından geçenleri, Ayşe Sıtkı İlhan'a yazmış olduğu mektuplarda anlattı. Bu süre içerisinde yazar kimliğini geride bırakmayan Ali, daha sonra yazacağı öyküler için de malzeme biriktirdi.</p><p>Aydın'da öğretmenliğe başlamadan önce Nazım Hikmet'in çalıştığı "Resimli Ay" dergisine giden Sabahattin Ali, orada hem Zekeriya-Sabiha Sertel çiftiyle hem de Nazım Hikmet'le tanıştı. Yazar aynı zamanda ilk hikayesi olan "Bir Orman Hikayesi" eserini bu dergide yayınladı.</p><p>Usta edebiyatçı, beraatinden sonra Konya Ortaokulu'nda Almanca öğretmeni olarak göreve başladı. Ali, Konya'da geçirdiği günlerine de "Bir Skandal" adlı eserinde yer vererek, yalnızlığını ve yaşadığı duygu karmaşasını okuruyla paylaştı.</p><p><strong>Memleketin idaresinde olanlara ima ve tahkirde bulunma iddiasıyla yeniden tutuklandı</strong></p><p>Sabahattin Ali, aşkına karşılık gördüğü Melahat Hanım'a şiirler yazdı ve bu duygularla katıldığı bir toplantıda okumuş olduğu hicviyede memleketin idaresinde olanlara ima ve tahkirde bulunma iddiasıyla yeniden tutuklandı.</p><p>Ali, bir yıllık mahkumiyetinin ilk dört ayını Konya Cezaevi'nde, kalan altı ayını da Sinop Cezaevi'nde geçirdi. Temyiz mahkemesinin aleyhinde karar vermesi üzerine cezası 12 aydan 14 aya çıkarılan Ali'nin Sinop Cezaevi'ndeki günleri, daha sonra bestelenerek unutulmayan şarkılar arasına girecek olan "Aldırma Gönül" ve "Hapishane Şarkısı" adlı eserinin kaleme alınmasına tanıklık etti.</p><p>Sinop Cezaevi'nde iken tahliyesine az bir zaman kala cezası 29 Ekim 1933'te sona erdirilen Ali, çıkar çıkmaz Milli Eğitim Bakanlığına başvurarak öğretmenlik mesleğine geri dönmek istediğini belirtti.</p><p>Öğretmenliğe Ankara 2. Ortaokulu'nda devam eden yazar, Ankara'dayken 1932 yılında İstanbul'da bir yakınlarının vasıtasıyla tanıştığı Aliye Hanım'la mektuplaşmaya başladı. Bu şekilde birbirlerini seven Aliye Hanım ve Sabahattin Bey, posta yoluyla nişan taktıktan sonra 16 Mayıs 1935'te evlendi.</p><p>Ali, 1937'de yedek subay olarak askerlik görevini tamamladı ve 30 Eylül 1937'de kızı Filiz dünyaya geldi. İdeal bir eş ve sevecen bir baba rolünü taşıyan Sabahattin Ali'nin yazı dünyasında bu dönem, önemli eserlere imza attığı bir süreç oldu.</p><p>Bugün hala en çok okunan ve birçok dile çevrilen "Kuyucaklı Yusuf" ve "Kürk Mantolu Madonna" romanları yazarın bu yıllarda kaleme aldığı eserlerdi. Bu dönem politikayla da içli dışlı olan Ali, çeşitli söylemler nedeniyle öğretmenlik görevinden tekrar alındı.</p><p><strong>"İçimizdeki Şeytan" romanı siyasi tartışmalara neden oldu</strong></p><p>Usta edebiyatçı, 1938'de "Çaydanlık", "Arap Hayri", 1939'da "Isıtmak İçin" ve "Uyku" hikayelerini, 1940'ta "Selam" ve "Bir Mesleğin Başlangıcı" hikayelerini kaleme aldı. "İçimizdeki Şeytan" romanı 3 Nisan- 29 Haziran 1939 tarihleri arasında Ulus gazetesinde tefrika edildi. Roman yayınlandıktan sonra ayrıca pek çok siyasi tartışmaya neden oldu.</p><p>Verimli olduğu 1941-1943 yılları arasında Sabahattin Ali, "Bir Konferans", "Yeni Dünya", "İki Kadın", "Sulfata" ve "Hasan Boğuldu" adlı hikayeleri yazdı ve bu hikayelerini Yeni Dünya adlı kitapta toplu olarak okurlarla buluşturdu.</p><p>Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde memur, Ankara Devlet Konservatuarı'nda çevirmen ve dramaturg olarak da çalışan Ali, Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı bir yazıya karşılık dava açtı. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamayan Ali, duruşmalar sonunda Milli Eğitim Bakanlığınca görevinden alındı.</p><p><strong>1945'te gazetecilik yapmaya başladı</strong></p><p>İstanbul'da 1945'te gazetecilik yapmaya başlayan Ali, fıkralar yazdığı "La Turquie" ve "Yeni Dünya" gazeteleri, "Tan Gazetesi" olayları sırasında tahrip edilince işsiz kaldı.</p><p>"Yurt ve Dünya", "Yeni Türk" ve "Tercüme" dergisi gibi yayın organlarında yazılar kaleme alan usta yazar, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz'la birlikte siyasal mizah olarak hazırladıkları "Marko Paşa" adlı dergiyi 1946'da çıkardı. Bu dergiyi daha sonra "Malum Paşa", "Merhum Paşa" ve "Öküz Paşa" gibi yine siyasal içerikli mizah dergileri takip etti.</p><p>Bu yayınlardan birinde "Adalet Koridorlarında" adlı yazısı ile yeniden tutuklanan ve 3 ay hapis yatan Sabahattin Ali, bu dönemde İstanbul'da hem maddi hem de manevi yönden sıkıntılar yaşadı. Usta edebiyatçı bu süreci çıkardığı "Ali Baba" dergisindeki yazılarında da dile getirdi.</p><p>Ülkede siyasi baskılardan uzak kalamayacağı, hür iradesine dayalı yayın hayatını sürdüremeyeceği fikriyle yurt dışına çıkmak isteyen, ancak pasaport yasağından dolayı, insan kaçakçılarıyla anlaşarak sınır dışına çıkmayı planlayan yazar, tanıştığı Ali Ertekin'le 31 Mart 1948'de Kırklareli'ne yola çıktı.</p><p>Bu tarihten sonra Bulgaristan sınırında 16 Haziran 1948 tarihinde bir çobanın bulduğu cesedin Sabahattin Ali'ye ait olduğu tespit edildi. Ali Ertekin, daha sonra cinayeti işlediğini itiraf etti.</p><p>Cinayetin işlendiği tarihten dört ay sonra ormanda tanınmaz haldeki cesedin Sabahattin Ali'ye ait olduğu, 2 Nisan 1948'de vefat ettiği kayıtlara geçti.</p><p><strong>Sabahattin Ali'nin edebi kişiliği</strong></p><p>Şiirlerini hece vezni ile oluşturan şair ve yazar Sabahattin Ali, yazın dünyasına ilk olarak şiirleriyle girdi. Halk şiirinin etkisinin hissedildiği eserlerini kaleme alırken, öykü ve romanlarında olduğu gibi toplumsal gerçekçilik yaklaşımıyla hareket eden Ali, şiire yaklaşımını 1938'de bir söyleşi sırasında, "Bence şiirin eskisi yenisi yoktur. İyi şiir, muhakkak ki insana bir şey ilave eder. Bu şey bazen tez olur, bazen bizim manen daha genişlememizi temin eden bir heyecan olur." ifadeleriyle dile getirmişti.</p><p>Eserlerine yönelik yapmış olduğu bir değerlendirmesinde, öykü ve romanlarını şiirlerinden daha çok beğendiğini ifade eden Sabahattin Ali, 2015'te Yapı Kredi Yayınları tarafından 23. baskısı yapılan "Değirmen" adlı eserin ön sözünde şunları kaydetmişti:</p><p>"Şiir ve öykülerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. Bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence bir mazeret değildir. Çünkü bu çeşit bir yazıyı bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla suçlandırmakta tereddüt etmem. Bunların benim sanat hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için bir ehemmiyeti vardır ki, bu da onları başkalarına okutmak için bir sebep olamaz."</p><p>Şiirlerini yazarken sade bir üslup kullanarak, daha geniş bir okuyucu kitlesi hedefleyen usta edebiyatçı, öykü ve romanlarında toplumsal gerçekçiliği ön planda tutarak, bu doğrultuda konular belirledi ve hayatın içinden karakterleri seçti.</p><p>"Benim kanaatimce sanat, insana insanı ve hayatı ve bunların manasını öğretmekle muvazzaftır." sözleriyle sanat anlayışını özetleyen Sabahattin Ali, Türk edebiyatında yazdığı eserlerle büyük beğeni topladı.</p><p>Ali, 1936'daki röportajında ise edebiyat ve sanat üzerine şu değerlendirmelerde bulunmuştu:</p><p>"Edebiyat hatta alelumum sanat, bence sanatkarın düşündüğü ve duyduğu bir fikrin ve bir hissin ortaya atılması, tamim edilmesi demektir. Yani bir nevi propagandadır. Ben hiçbir zaman sanatın maksatsız olduğuna kani olmadım. Sanatın bir tek ve sarih maksadı vardır. İnsanları daha iyiye, daha doğruya, daha güzele yükseltmek, insanlarda bu yükselme arzusunu uyandırmak. Sanatın ve edebiyatın, bu manada gelişmesini isterim. Bu takdirde de endividüalizmden mümkün olduğu kadar hayata, muhite dönmek, muhitten birçok şeyler almak ve muhite birçok şeyler vererek yazmak lazımdır. Bunun yapılabilmesinin birinci şartı ise muharrire realist olmak müsaadesinin verilmesidir."</p><p><strong>Usta yazarın birçok çevirisi de bulunuyor</strong></p><p>Sabahattin Ali hakkında ayrıca usta yazar Mustafa Kutlu da "Sabahattin Ali Yaşamı ve Eserleri" başlıklı Dergah Yayınları'ndan çıkan bir inceleme kitabı hazırladı.</p><p>Kutlu, bu kitapta Sabahattin Ali'nin dünyasını gerçekçilik, romantizm, samimiyet, içlilik-coşkunluk, dengesizlik, çaresizlik, yalnızlık, dürüstlük, ayrıcalık başlıkları altında tahlil etti. Usta edebiyatçının şairliği üzerine Kutlu, "Gözleri sulh içinde yaşanılan, mazlumların seslerinin işitilmediği bir dünyaya açılsaydı; herhalde lirik, pastoral, coşkun şiirler yazardı." yorumunu yapmıştı.</p><p>Temiz ve sade diliyle, gerçekçilik anlayışı ve samimi duygularıyla Türk edebiyatına önemli katkılarda bulunan usta yazarın birçok çevirisi de bulunuyor.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/romanlar-oykuleri-ve-siirleriyle-hafzalara-kaznan-sabahattin-ali</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 19:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/04/romanlar-oykuleri-ve-siirleriyle-hafzalara-kaznan-sabahattin-ali-37835.jpg" type="image/jpeg" length="52497"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilçam'ın Unutulmaz Oyuncusu Ekrem Bora]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/yesilcamn-unutulmaz-oyuncusu-ekrem-bora</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/yesilcamn-unutulmaz-oyuncusu-ekrem-bora" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kariyeri boyunca 200'den fazla yapımda rol alan usta sanatçı Ekrem Bora'nın vefatının üzerinden 14 yıl geçti.</p><p>Asıl adı Ekrem Şerif Uçak olan usta oyuncu, Türkiye'nin ilk uçak asker pilotlarından onbaşı Mazhar Uçak ile Ayşe Nuriye Uçak'ın oğlu olarak, 7 Mart 1932'de Ankara'da dünyaya geldi.</p><p>Eğitimine Suadiye 38. İlkokulu'nda başlayan sanatçı, ortaokul yıllarında sinemaya ilgi duymaya başladı ve eğitimini yarıda bıraktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ekrem Bora, verdiği bir röportajda çocukluğuna dair şunları anlatmıştı:</p><p>"Ben, 40 günlükken babam ölmüş. Aslında 6 kardeştik, ikisi öldü. Annem, babamdan kalan şehit maaşıyla bize bakmaya çalıştı. Babam Mazhar Uçak, Türkiye'nin ilk pilotlarındandır. Ankara'da ilkokula başlamıştım. 7 yaşında annem bizi İstanbul'a getirip yerleştirdi. Büyükbabam Pomak göçmenlerindendi. Suadiye'de ölmüştü. Anneannem yalnız kalmasın diye annem İstanbul'u seçmiş... Büyükbabam Suadiye Camisi'nin ilk imamıymış."</p><p>Yıldız dergisinin 1953'te açtığı artist yarışmasına katıldı</p><p>Ekrem Bora, ilk eğitiminin ardından 3 yıl Sultanahmet Devlet Basımevi Kursu'na gitti ve kursu bitirerek mürettip (dizgici) ve mücellit (ciltçi) diploması aldı.</p><p>Bir röportajında, "Bu meslek bana bir hatıra olarak kaldı. Fakat sinema oyuncusu olmak o zamanlardan kafama yerleşmişti. Her zaman film seyreder, hiçbir filmi kaçırmazdım." diyen sanatçı, Yıldız dergisinin 1953'te açtığı artist yarışmasına ailesinden gizli katıldı. Yarışmada elde ettiği birinciliğin ardından "Bora" soyadını aldı.</p><p>Erzincan ve Diyarbakır'da 2 yıl süren vatani görevini tamamlayan Ekrem Bora, askerden döndükten sonra 1955'te ilk filmi "Alın Yazısı"nı çekti. Sanatçının bu dönemde gerçekleştirdiği ilk evliliğinden, Sevil adını verdiği kızı dünyaya geldi.</p><p>Usta oyuncu, "Alın Yazısı" filminin hikayesine dair yaptığı bir açıklamada şunları söylemişti:</p><p>"Ağabeylerim Haydarpaşa ve Hayriye liselerine girmişti. Ben, Kadıköy Birinci Ortaokul ikinci sınıfında tekledim yani sınıfta çaktım. Parasızlıktan okuyamıyordum. Dersleri bilmediğim için sınıfta utanıyordum. Bu yüzden okuldan kaçıp, Kadıköy'deki sinemalarda vakit geçiriyordum. O zamanlar gösterilen Tyron Power'ın 'Önce Vatan' filmini çok beğenmiştim. Mahalle komşumuz Sakıbe Soyukut adında bir hanım, Yıldız ve Hafta dergilerinde sinema konusunda çeviri yazılar yayınlıyordu, 'Seni artist yapalım.' dedi. 17-18 yaşındaydım ve artık okula değil, işe çalışmaya gidiyordum. Sakıbe Hanım'ın tavsiyesiyle Sezai Bey'e (Solelli) bir mektup ve resim yolladım. O kadar aday arasından beni seçmesi hayatımı değiştirdi."</p><p>Sezai Solelli'nin vasıtasıyla daha sonra Erman ve Lale Film gibi firmaların patronlarıyla tanışan Bora, "1955-1965 arasındaki 10 yıl yani 23-33 yaşlarında, en hızlı yıllarımı yaşadım. Neriman Köksal, Ajda Pekkan, Semiramis Pekkan, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve daha birçok ünlü kadın artistle film çevirdim. 'Artık Düşman Değiliz' (1965) adlı filmde, iki kardeş, Ajda ile Semiramis, benimle oynadı." ifadelerini kullanmıştı.</p><p>Yeşilçam'da sert karakterlerin aranan yüzü oldu</p><p>Ekrem Bora, 1958'de "Bana Gönül Bağlama", "Tilki Leman" ve "Bir Kadın Tuzağı" filmlerinde, 1959'da "Kanundan Kaçılmaz" ve "Üç Kızın Hikayesi", 1960'ta "Yeşil Köşkün Lambası" ve "Divane", 1961'de "Seni Benden Alamazlar", "Camp Der Verdammten", "Kahraman Üçler" ve "İnleyen Dağlar" filmlerinde oynadı.</p><p>"Çifte Kumrular" ve "Beş Kardeştiler" adlı yapımlar ile Ayhan Işık ve Türkan Şoray'la başrolü paylaştığı "Acı Hayat" filmindeki performansıyla dikkatleri üzerine çeken sanatçı, bu filmlerin ardından Yeşilçam'da sert karakterlerin aranan yüzü oldu.</p><p>Bora, 1963'te "Cehennemde Buluşalım", "Acı Aşk", "Aşka Susayanlar", "Rüzgar Zehra" (Sünger Avcıları), "Akdeniz Şarkısı", "Aşk Tomurcukları" ve "Ölüm Bizi Ayıramaz" filmlerinde rol aldı.</p><p>Aynı yıl Halit Refiğ'in yönetmenliğini üstlendiği "Şafak Bekçileri"nde bir jet pilotunu canlandıran Bora, bu filmle ilgili "Filmde Göksel Arsoy'la birlikte iki pilot arkadaşı oynadık. Filmin büyük bir bölümü Eskişehir'de çekildi. İlginçtir, rol gereği benim uçağım da babamınki gibi Eskişehir yakınlarında düşüyordu. O sahneler çekilirken aklımda ve yüreğimde hep babam vardı." sözleriyle duygularını ifade etmişti.</p><p>5 yıl gazinoda sahne aldı</p><p>Başarılı oyuncu, Gül Pamukçu ile 7 Mayıs 1966'da evlendi. İkilinin Yasemin ve Lale adını verdiği iki kızı dünyaya geldi.</p><p>Sinemada en yoğun yıllarını 1960'lı yıllarda yaşayan Bora, 1965'te 15, 1966'da 11, 1967'de 17, 1968'de 11, 1969'da ise 8 filmde rol aldı. Ekrem Bora 1966'da "Antalya Altın Portakal Film Festivali"nde "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"ne değer görüldü.</p><p>Türk sinemasının 1970'li yıllarda yaşadığı çalkantılı dönemde daha az filmde rol alan Ekrem Bora, besteci Fecri Ebcioğlu'ndan ders alarak gazinoda sahne aldığı yılları şu sözlerle aktarmıştı:</p><p>"Bizim sinemada kazandığımız bir para olmadı. Filmlerden aldığımız paralar ancak hayatımızı devam ettirmemizi sağladı, o kadar. Ancak sinema oyuncularına sahne yolu açılınca ben de çıktım, şarkı söyledim. Çok da iyi oldu. Beş yıllık bir dönemde hem keyif aldım hem de iyi paralar kazandım."</p><p>Yer aldığı projelerin neredeyse hiçbirinde kendi sesiyle yer almayan sanatçının seslendirmelerini, ünlü dublaj sanatçıları Saadettin Erbil ve Levent Dönmez seslendirdi.</p><p>"Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" filmiyle ödül aldı</p><p>Ekrem Bora, 1990'da rol aldığı "Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" filmiyle "28. Antalya Film Şenliği"nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü aldı.</p><p>İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2008'de "Yaşam Boyu Onur Ödülü"ne değer görülen sanatçı, 2009'da son filmi "Makber"de oynadı.</p><p>Usta sanatçı, 1990'lardan yaşamının son yıllarına kadar "Gümüş", "Marziye", "Yeşilçam Denizi", "Kumsaldaki İzler, "Yadigar" ve "Kardelen"in de aralarında olduğu birçok dizide de rol aldı.</p><p>Sinemaya adım attığı günden itibaren 54 yıllık kariyerinde 200'den fazla yapımda oynayan sanatçı, verdiği bir röportajda, "Her zaman halk adına film yaptığımız için halka yakın olduk. Yakın olduğumuz için de halk bizi çok tuttu. Ben bu gizemdeydim bugüne kadar. Nereye gitsem, kötü olduğum zaman da iyi olduğum zaman da sevildim. Yani benim seyircim, beni küstürecek bir şey yapmadı. Hep güzelliklerle karşılaşmışımdır. Çünkü ben halkın içinden geldim, halkla beraber oldum." değerlendirmesinde bulunmuştu.</p><p>Türk sinemasının en güçlü karakterleri arasında yer alan Ekrem Bora, 1 Nisan 2012'de 78 yaşındayken hayatını kaybetti ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri, Sinema</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/yesilcamn-unutulmaz-oyuncusu-ekrem-bora</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/04/yesilcamn-unutulmaz-oyuncusu-ekrem-bora-71777.jpg" type="image/jpeg" length="72512"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilçam'ın Gülen Güldüren Yüzü: Halit Akçatepe]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/yesilcamn-gulen-gulduren-yuzu-halit-akcatepe</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/yesilcamn-gulen-gulduren-yuzu-halit-akcatepe" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sinema filmleri ve televizyon dizilerinde canlandırdığı karakterlerle hafızalara kazınan usta oyuncu Halit Akçatepe, vefatının 9. yılında anılıyor.</p><p>Aslen Ordu'nun Ünye ilçesinden olan sanatçı, 1 Ocak 1938'de İstanbul'da oyuncu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası "Hababam Sınıfı" filmlerinde "Paşa Nuri" karakteri ile tanınan Sıtkı Akçatepe, annesi ise Yeşilçam filmlerinin aranan "anne" karakterlerinden biri olan Leman Akçatepe'ydi.</p><p>Oyunculuğa henüz 5 yaşındayken başlayan Akçatepe, çekimine 1940'ta başlayan ancak 1943'te tamamlanan "Nasreddin Hoca Düğünde" filminde rol aldı.</p><p>Başarılı sanatçı, İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümünde eğitim gördü ve 15 yaşına kadar 40'a yakın yapımda çocuk oyuncu olarak rol aldı.</p><p>Eğitimini Yeşilköy Pansiyonlu İlkokulu, Refik Halit Karay Mektebi ve Saint Benoit Fransız Lisesinde sürdüren Akçatepe, yüksek öğrenim sürecinde Sultanahmet İktisat ve Ticaret Akademisinde eğitim aldı. Askerlik sebebiyle eğitimine ara veren sanatçı, döndükten sonra 2 sene hukuk fakültesinde eğitim aldıysa da tiyatro faaliyetlerine devam etmeyi tercih etti.</p><p>Akçatepe, üniversitenin talebe birliğinde gençlik tiyatrosuna yazıldı ve birçok oyunda amatör oyuncu olarak rol aldı. Bu dönemde Muammer Karaca Tiyatrosu'nun oyuncu kadrosuna giren oyuncu, aynı yıllarda edebiyat fakültesinin sosyal antropoloji bölümüne başladı.</p><p>Arzu Film kadrosunun vazgeçilmez isimlerinden biri oldu</p><p>Oda Tiyatrosu'ndaki "Sel" piyesiyle 1960'ta profesyonelliğe adım atan Akçatepe, Devekuşu Kabare'de Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Kemal Sunal ile çalışma fırsatı buldu. Usta sanatçı, yönetmenliğini Memduh Ün'ün yaptığı 1971 yapımı "Üç Arkadaş" filminde Kadir İnanır ve Hülya Koçyiğit ile oynadı. Aynı dönem Ertem Eğilmez ile yolu kesişen Akçatepe, Arzu Film kadrosunun vazgeçilmez isimlerinden biri oldu.</p><p>Ertem Eğilmez filmlerinin sevilen karakterlerinden Akçatepe, verdiği bir röportajda, Arzu Film'in kadrolu oyuncusu olduğunu belirterek şu açıklamada bulunmuştu:</p><p>"Çekeceğimiz senaryo üzerinde çalışmak için toplanırdık şirkette. Senaryo üzerinde çalışırdık. Ben arada Ertem abi için kahve yapardım. Ertem abi, biri oyuncu önerisinde bulunduğunda, 'Çok iyi bir oyuncu, mutlaka oynat' filan gibi önerilere kulak asmazdı. İsterse dünyanın en iyi oyuncusu olsun, hiç önemli değildi. İllaki bir filmde küçük sahnede oynayacak, sonra geçip karşısına onu seyredecek. Resimde istediğin kadar yakışıklı ol, güzel ol, hiç önemli değildi onun için. Oyununu görür, ona göre bir sonraki filmde oynatacaksa karar verirdi."</p><p>Usta oyuncu, 1962-1981'de evli kaldığı Tülin Akçatepe'den olan kızları Itır ve Ebru ile oynadığı "Tatlı Dillim" filmiyle tanınırlığını artırdı.</p><p>Hababam Sınıfı'nın "Güdük Necmi"si</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Rıfat Ilgaz'ın romanından uyarlanan 1975 yapımı "Hababam Sınıfı" filmindeki "Güdük Necmi" karakteri ile Türk sinema tarihine adını yazdıran Akçatepe, Yeşilçam'ın hem gülen hem de güldüren yüzü olarak tanındı.</p><p>Başarılı oyuncu "Süt Kardeşler" filminde canlandırdığı Ramazan karakterinin yanı sıra "Beyoğlu Güzeli", "Üç Sevgili", "Sev Kardeşim", "Tatlı Dillim", "Köyden İndim Şehre", "Mavi Boncuk" ve "Ah Nerede" filmlerinde oynadığı rollerle gönüllerde yer edindi.</p><p>Bir süre sonra Arzu Film'den ayrılan sanatçı, Genco Erkal'ın Dostlar Tiyatrosu'na başladı.</p><p>Sanat camiasındaki ilişkilere dair verdiği bir röportajda samimi açıklamalarda bulunan Akçatepe, "Herkesle dost herkesle arkadaş oldunuz mu bu hayatta?" sorusuna, "Severim arkadaşlığı ama dost olmam, dostlarım vardır ama az vardır. Sanat camiasında rahmetli Kemal Sunal, Metin Akpınar, Zeki Alasya dostlarım." demişti.</p><p>Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü aldı</p><p>Halit Akçatepe, 1990'lı yıllardan itibaren "Şaban Askerde", "Kaygısızlar", "Yazlıkçılar" ve "Bizimkiler" adlı televizyon dizilerinde rol aldı, 2011'de Mehmet Dinler, Tuncel Kurtiz, Perran Kutman ve Engin Çağlar ile Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü'ne değer görüldü.</p><p>Sanatçı, 2013'te Cem Davran, Melis Tüzüngüç, Defne Samyeli ve Mesut Yar ile "Babam Sınıfta Kaldı" dizisi için kamera karşısına geçti.</p><p>Pek çok dizi ve filmde rol alan Akçatepe, aynı zamanda "Şaban Pabucu Yarım", "Gurbetçi Şaban" ve "Şoför Memet" filmlerinin senaryolarını kaleme aldı. Son olarak 2014'te "Karaman'ın Koyunu" adlı sinema filminde oynadı.</p><p>Canlandırdığı unutulmaz karakterlerle Yeşilçam'ın sevilen oyuncuları arasında yer edinen Akçatepe, kalp yetmezliği sonucu İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede 31 Mart 2017'de 79 yaşında vefat etti. Sanatçı, Üsküdar Şakirin Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.</p><p>Halit Akçatepe'nin oynadığı yapımlardan bazıları şöyle:</p><p>"Leyla ile Mecnun, Geniş Aile, Aile Reisi, Vurgun, Yalan Dünya, Hakkını Helal Et, Sevda Çiçeği, Hababam Sınıfı Üç Buçuk, Cumbadan Rumbaya, Mühim Olan Aşkımız, Hababam Sınıfı Askerde, Avrupa Yakası, Yeşilçam Denizi, Hababam Sınıfı Merhaba, En Son Babalar Duyar, Tersine Dünya, Şaban ile Şirin, Şaban Askerde, Bizimkiler, Şaban Pabucu Yarım, Renkli Dünyalar, Dokunmayın Şabanıma, Hababam Sınıfı Tatilde, Bülbül Ailesi, Hababam Sınıfı Uyanıyor, Süt Kardeşler, Lüküs Hayat, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hababam Sınıfı, Ah Nerede, Köyden İndim Şehire, Mavi Boncuk, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Sev Kardeşim, Bir Varmış Bir Yokmuş, Nasreddin Hoca Düğünde."</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri, Sinema</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/yesilcamn-gulen-gulduren-yuzu-halit-akcatepe</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 23:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/yesilcamn-gulen-gulduren-yuzu-halit-akcatepe-71128.jpg" type="image/jpeg" length="10903"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Edebiyatının Üstadlarından: Halid Ziya Uşaklıgil]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/turk-edebiyatnn-ustadlarndan-halid-ziya-usaklgil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/turk-edebiyatnn-ustadlarndan-halid-ziya-usaklgil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk edebiyatına "Mai ve Siyah" ile "Aşk-ı Memnu" adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kitabı miras bırakan Halid Ziya Uşaklıgil'in vefatının üzerinden 81 yıl geçti.</p><p>Yazı hayatı boyunca öykü, roman, düzyazı, şiir, tiyatro, anı, hitabet, makale ve edebiyat tarihi gibi çeşitli alanlarda eserler veren Uşaklıgil, Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları kaleme aldı.</p><p>Uşaklı Helvacızadeler ailesine mensup halı tüccarı Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olan Uşaklıgil, İstanbul Eyüpsultan'da 1866'da dünyaya geldi.</p><p>Usta yazar, mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüşdiyesi'nde okudu.</p><p>Uşaklıgil ailesi, Halil Efendi'nin işleri bozulduğu için "93 Harbi"nin (1877-1878) başlamasının ardından İzmir'e gitti.</p><p><strong>Öğrencilik yıllarında Fransız edebiyatına ilgi duydu</strong></p><p>Eğitimini İzmir Rüşdiyesi'nde sürdüren Uşaklıgil, İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerin çocukları için kurulan yatılı okula devam etti. Usta yazar, okulda Fransızcaya duyduğu ilgi dolayısıyla Fransız edebiyatını yakından tanımaya başladı.</p><p>Halid Ziya Uşaklıgil, öğrencilik yıllarında ilk yazılarını kaleme aldı ve İzmir çevresinde tanındı.</p><p>Hazine-i Evrak'ta çıkan "Deniz Danası" ve Tercüman-ı Hakikat'te yayımlanan "Aşkımın Mezarı" yazılarıyla İstanbul'da da tanınmaya başlayan Uşaklıgil, 1884'te Tevfik Nevzad ve Bıçakçızade Hakkı ile birlikte Nevruz dergisini çıkarmaya başladı.</p><p>Fransızcadan tercümeler de yapan yazar, Tevfik Nevzad ile 1885'te de Hizmet ve Ahenk gaze­telerini okuyucuyla buluşturdu. Uşaklıgil, tefrikalar halinde "Nemide", "Bir Ölünün Defteri" ile "Ferdi ve Şürekası" adlı eserleri yayınladı. Dünya edebiyatı ve tiyatro tarihi hakkında yazı dizileri de yayımlayan usta kalem, sürekli yer verdiği hikaye ve tiyatroyla ilgili makalelerini "Hikaye" ve "Temaşa" adları altında bir araya getirdi.</p><p>Uşaklıgil, romantizmin temsilcisi Ahmet Mithat Efendi'yi eleştirdiği ve realizmi savunduğu yazılarını da bu gazetelerde kaleme aldı, Fransız edebiyatından çeşitli yazarların şiir ve yazılarını tercüme etti.</p><p>Halid Ziya Uşaklıgil, hariciyeci olmak amacıyla İstanbul'a geldi fakat başvurusu kabul edilmedi.</p><p><strong>Türk edebiyatı ve Fransızca öğretmenliği yaptı</strong></p><p>Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi eseri olan "Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi"ni 1885'te hazırlayan yazar, bir süre sonra İzmir'e döndü.</p><p>Başarılı edebiyatçı, İzmir Rüşdiyesi ile Osmanlı Bankası'nda görev yaparken, İzmir İdadisinin açılmasıyla burada Türk edebiyatı ve Fransızca öğretmenliği yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Uşaklıgil, Servet-i Fünun döneminde roman ve hikaye türünün önemli ismi olarak öne çıkarken, edebiyat otoritelerince Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları kaleme alan yazar olarak gösterildi.</p><p>Meclis-i Ayan Reisi Emin Ali Efendi'nin kızı Fatma Memnune Hanım ile Uşaklıgil, 1889'da evlendi. Çiftin Vedide, Bihin, Sadun, Güzin, Vedat ve Bülent adlarını verdiği 6 çocuğu oldu.</p><p>Yazar Uşaklıgil, Edebiyat-ı Cedide topluluğuna Recaizade Mahmut Ekrem aracılığıyla 1896'da katıldı. Uşaklıgil'in "Mai ve Siyah" ile "Aşk-ı Memnu" romanları Servet-i Fünun dergisinde tefrika edildi.</p><p>Yazmaya 1901-1908'de ara veren usta kalem, bu dönemde Darülfünun'da Batı edebiyatı tarihi ile estetik dersleri verdi, Sabah ve Tanin gazete­leri ile Resimli Kitap, Mehasin ve Musavver Muhit dergilerinde yazdı.</p><p><strong>İttihat ve Terakki'nin önerisiyle sarayda görevlendirildi</strong></p><p>Halid Ziya Uşaklıgil'in son romanı "Nesl-i Ahir", Sabah gazetesinde tefrika edildi.</p><p>Sultan Reşat'ın tahta çıkmasından sonra İttihat ve Terakki'nin önerisiyle 1909-1912'de mabeyin başkatibi olarak sarayda görevlendirilen yazar, görevi gereği padişahla gezilere çıktı.</p><p>Darülbedayi'de edebi kurul üyeliğinde de bulunan Uşaklıgil, İttihat ve Terakki'nin iktidardan düşmesinin ardından Osmanlı'da tütün ekimi, satışı ve ticaretiyle ilgili kararlar alan Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanlığını üstlendi.</p><p>Uşaklıgil, Cumhuriyet'in ilanından sonra Yeşilköy'deki köşküne çekilerek edebiyat çalışmalarına yoğunlaştı ve 1925'te "Aşk-ı Memnu" eserini yayımladı.</p><p>Yaklaşık 60 yıl süren yazı hayatında öykü, roman, düzyazı, şiir, tiyatro, anı, hitabet, makale ve edebiyat tarihi gibi değişik türlerde yapıtlar veren yazar, romanlarında yakından tanıyıp gözlemlediği, içinde yaşadığı dönemin aydın, varlıklı çevrelerini gerçekçi bir üslupla anlatırken, hikayelerinde ise daha çok halktan kişileri ele aldı.</p><p>Usta kalem, Türk edebiyatında "Aşk-ı Memnu" ile "Mai ve Siyah" adlı eserleriyle iz bıraktı.</p><p>Uşaklıgil, modern Türk edebiyatına romanları ve hikayeleriyle damga vururken, her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalık sürecinin ardından 27 Mart 1945'te hayatını kaybetti ve cenazesi Bakırköy Mezarlığı'na defnedildi.</p><p><strong>Eserleri</strong></p><p>Halid Ziya Uşaklıgil'in eserlerinden bazıları şöyle:</p><p>Roman: "Sefile", "Nemide", "Bir Ölünün Defteri", "Ferdi ve Şürekası", "Mai ve Siyah", "Kırık Hayatlar", "Aşk-ı Memnu", "Nesl-i Ahir"</p><p>Hikaye: "Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası", "Bir Muhtıranın Son Yaprakları", "Küçük Fıkralar", "Bir Yazın Tarihi", "Solgun Demet", "Sepette Bulunmuş", "Bir Hikaye-i Sevda", "Hepsinden Acı", "Onu Beklerken", "Aşka Dairdi", "İhtiyar Dost", "Kadın Pençesi"</p><p>Oyun: "Firuzan", "Kabus", "Fare"</p><p>Anı: "Kırk Yıl", "Bir Acı Hikaye", "Saray ve Ötesi"</p><p>Mensur şiir: "Mezardan Sesler", "Mensur Şiirler"</p><p>Gezi yazıları: "Almanya Mektupları", "Alman Hayatı"</p><p>Deneme: "Fransız Edebiyatının Numune ve Tarihi", "Hikaye ve Temaşa", "Yunan Edebiyatı", "Latin Edebiyatı", "Alman Tarih-i Edebiyatı", "Fransız Tarih-i Edebiyatı", "Sanata Dair"</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/turk-edebiyatnn-ustadlarndan-halid-ziya-usaklgil</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 01:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/turk-edebiyatnn-ustadlarndan-halid-ziya-usaklgil-38690.jpg" type="image/jpeg" length="22500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zeytindağı'ndan Çankaya'ya Dev Kalem: Falih Rıfkı Atay]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/zeytindagndan-cankayaya-dev-kalem-falih-rfk-atay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/zeytindagndan-cankayaya-dev-kalem-falih-rfk-atay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Ajansının kurucuları arasında yer alan, Türk edebiyatının usta ismi Falih Rıfkı Atay, vefatının 55. yılında anılıyor.</p><p>Hoca Hilmi Efendi ve Huriye Cemil Hanım'ın çocuğu olarak 1894'te İstanbul Fatih'te dünyaya gelen Atay'ın asıl adı Mustafa Rıfkı idi.</p><p>Soyadı Kanunu ile "Atay" soyadını alan usta yazar, yaptığı bir açıklamada bu tercihini, "Ben bir sabah Tarama dergisini açmış, ilk sayfalarda en sevimli kelimeyi soyadı almaya karar vermiştim. 'Atay', o sabahki seçmenin eseridir." ifadeleriyle açıklamıştı.</p><p>Eğitim hayatında sırasıyla Sıbyan Mektebi, Rehber-i Tahsil Rüştiyesi ve Mercan İdadisinde öğrenim gören Atay, Hüseyin Cahit Yalçın'ın okul müdürü olduğu Mercan İdadisindeyken şiir kaleme almaya başladı.</p><p>Atay'ın ilk şiirleri "Kenar-ı Kabrinde" ve "İhtizar-ı Müebbed" eserleri 1910'da Servet-i Fünun dergisinde, ilk düzyazı denemesi ise 1911'de, "Tecelli" dergisinde yayınlandı.</p><p>İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesinde eğitim gören Atay, daha sonra Çerkeş'te subay olarak görevli ağabeyinin yanına gitti. Yazarın ilk siyasi yazısı, 1913'te Tanin gazetesinde yayımlandı. Mektubi, Sadaret ve Dahiliye kalemleri ile Talat Paşa'nın yanında çalışan Atay, Akşam, Şehbal, Şair, Nedim ve Yeni Mecmua'da fıkra, makale ve tartışma yazıları yazdı.</p><p><strong>Zeytindağı: Bir imparatorluğun vicdan muhasebesi</strong></p><p>Falih Rıfkı Atay'ın kariyeri savaşın ve değişimin tam ortasında şekillendi. Talat Paşa'nın Bükreş'e yaptığı geziye katılarak ilk yurt dışı röportajını yapan Atay, Birinci Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti olarak görevlendirildi.</p><p>Suriye ve Filistin'de bulunan Cemal Paşa'nın özel katipliğini yapan Atay, Türk edebiyatının en sarsıcı anı kitaplarından biri olan "Zeytindağı" eserini 1932'de okurla buluşturdu. Bu eser, sadece bir askeri hatırat değil, bir imparatorluğun çöküşünü açıkça anlatan bir vicdan muhasebesi olarak kabul edildi.</p><p>Yazar, Zeytindağı'nın önsözünde şu ifadeleri paylaşmıştı:</p><p>"Biz, şimdi kırkına yaklaşanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun son gençleriyiz. 1914'te üç, beş, yedi yaşında bulunan çocuklar, bugün yeni Türkiye'nin gençleri olmuşlardır ve hatırlarında imparatorluktan hiçbir iz kalmamıştı. İşte onlara, saltanatın, Suriye'de, Filistin ve Hicaz'daki son yıllarını anlatmak istiyorum."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Cemal Paşa, Bahriye Nazırı olarak İstanbul'a atanınca Atay da Bahriye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdür Muavinliği görevine getirildi. Kurtuluş Savaşı döneminde İstanbul'da olmasına rağmen Milli Mücadele konusunda çalışmalar yapan Atay, Yunan ordusunun geri çekilirken yaptığı zulmü incelemek için kurulan Tetkik-i Mezalim Heyeti'nin üyeleri arasında yer aldı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar ve Mehmet Asım gibi isimlerin yer aldığı bu heyetle Batı Anadolu'da incelemeler yaptı.</p><p><strong>Anadolu Ajansının kurumsallaşmasında rol aldı</strong></p><p>İzmir'in kurtuluşundan sonra Mustafa Kemal Atatürk ile tanışan Atay, Cumhuriyet'in ilanının ardından halkın doğru habere ulaşmasını kolaylaştırmak adına kurulan Anadolu Ajansının kurucuları arasında yer alarak Türk basınının kurumsallaşmasına öncülük etti.</p><p>Falih Rıfkı Atay, 1923-1950'de Bolu ve Ankara milletvekilliği yaptı, parlamenter kimliğinin ötesinde daima bir yazar olarak ön plana çıktı.</p><p>Usta kalem, Hakimiyet-i Milliye, Milliyet, Ulus ve Dünya gazeteleri için başyazılar, sohbetler ve anılar da kaleme aldı. Cumhuriyet döneminde Türkiye'nin ideolojisinin temellerinin atıldığı ve halka beyan edildiği Ulus gazetesindeki başyazılarıyla bir dönemin fikri rotasını çizdi.</p><p>Mustafa Kemal Atatürk'e yakın isimlerden biri olması ona Türk biyografi ve anı edebiyatının başat eserlerinden biri olarak kabul edilen "Çankaya"yı yazma imkanı tanıdı. Atay'ın 1961'de yayımlanan bu eserinde, Atatürk'ün çocukluğundan Milli Mücadele sürecine uzanan geniş bir konu yelpazesi, ilk elden gözlem ve belgelerle okuyucuya sunuldu. Atay, Atatürk'ün bu dönemine ilişkin hatıralarını "Atatürk'ün Bana Anlattıkları" ve "Atatürk Ne İdi?" adlı kitaplarda topladı.</p><p><strong>Tanpınar, Atay’ın gözlem gücünü sinema dokümantasyonuna benzetmişti</strong></p><p>Türkiye'nin geçirdiği siyasi dönüşümlere şahit olan ve bunları süreli yayınlarda kaleme alan Atay, politik, tarihi ve edebi açıdan Türk siyasetinin nabzını tuttu.</p><p>Türk edebiyatının usta ismi Ahmet Hamdi Tanpınar, Atay’ın gözlem gücünü bir çeşit sinema dokümantasyonuna benzeterek, onun savaşın dehşetini kurguya sığınmadan, en çıplak ve gerçek haliyle anlatma yeteneğini şu sözlerle vurgulamıştı:</p><p>"Falih, Harb-i Umumi denen afeti cephede yaşamış adamdı. Anlatacak bir hayat tecrübesi, nesli namına alacağı bir yığın öç ve söyleyeceği gerçekler vardı. Bu tecrübe şiirin ve romanın dünyasına sığmazdı. İnsanlar ve hadiselerin kendisini olduğu gibi anlatmak ona yetiyordu. Bu biraz belki de gazeteci doğduğu içindi. Belki de muhayyilesi icat ve inşa muhayyilesi değildi. Buna pek de ihtiyacı yoktu. Bir çeşit sinema dokümantasyonuna benzeyen zalim intibaları ona kafi geliyordu."</p><p><strong>Modern seyahat edebiyatının öncüleri arasında yer aldı</strong></p><p>Genç yaşta başladığı gazetecilik kariyerini ömrünün sonuna kadar sürdüren Atay, aynı zamanda seyahat yazarlığının da Türk edebiyatında bağımsız bir tür haline gelmesini sağladı. Brezilya gezisini konu alan "Deniz Aşırı" kitabı, modern seyahat edebiyatının öncülerinden sayıldı.</p><p>Atay, "Tuna Kıyıları", "Taymis Kıyıları" ve "Hind" adlı eserlerinde sadece gittiği yerlerin fiziki özelliklerini ele almadı. O bölgenin rejimi, iktisadi yapısı ve kültürel kodlarını da inceleyerek Türkiye'deki modernleşme süreci ile bir kıyaslama metodu izledi.</p><p>Gazete ve dergi yazıları ağırlıklı olmak üzere fıkraları, gezi yazıları ve anılarıyla da tanınan Atay, İstanbul'da 20 Mart 1971'de kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetti.</p><p>Atay'ın kaleme aldığı eserlerden bazıları şöyle:</p><p>"Bizim Akdeniz", "Zeytindağı", "Çankaya", "Taymis Kıyıları", "Ateş ve Güneş", "Deniz Aşırı", "Yeni Rusya", "Moskova-Roma", "Tuna Kıyıları", "Hind", "Yolcu Defteri", "Atatürk'ün Bana Anlattıkları", "Gezerek Gördüklerim", "Atatürk Ne İdi?", "Roman", "Eski Saat", "Niçin Kurtulmamak", "Çile", "İnanç", "Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri", "Batış Yılları", "Londra Konferansı Mektupları", "Türk Kanadı"</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/zeytindagndan-cankayaya-dev-kalem-falih-rfk-atay</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 19:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/zeytindagndan-cankayaya-dev-kalem-falih-rfk-atay-75329.jpg" type="image/jpeg" length="55702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sinema ve Televizyonlardaki 'Şakayla Karışık, Sadri Alışık']]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/sinema-ve-televizyonlardaki-sakayla-karsk-sadri-alsk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/sinema-ve-televizyonlardaki-sakayla-karsk-sadri-alsk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rol aldığı yapımlarda canlandırdığı karakterlerle sinema ve televizyon izleyicisinin gönlünde yer edinen usta oyuncu, komedyen, yönetmen, şair ve ressam Sadri Alışık vefatının 31. yılında yad ediliyor.</p><p>"Turist Ömer", "Küçük Hanımefendi", "Ayşecik", "Kartallar Yüksekten Uçar" ve "Çalıkuşu"nun da aralarında bulunduğu 200'ün üzerinde film ve dizide rol alan, sanatçı, "Ama kabahat bende değil, şarkıdaki o kızda.", "Yalvarmaktansa kaybetmeyi tercih ederim. Prensip meselesi..." ve "Şu hayatın falanları filanları malum..." gibi replikleriyle unutulmazlar arasına girdi.</p><p>Usta oyuncu, Saffet Hanım ile kaptan Rafet Bey'in ilk çocuğu olarak 5 Mart 1925'te İstanbul'da dünyaya geldi.</p><p>Asıl adı Mehmet Sadrettin Alışık olan ve ailesinin "Sadri" diye hitap ettiği sanatçı, çocukluğundan itibaren duymaya alıştığı isimle sanat dünyasına adım attı.</p><p>Paşabahçe 39. İlkokulunda öğrenciyken bir sünnet töreninde izlediği Naşit Özcan Tiyatrosunun gösterisinde tiyatro sanatıyla tanışan Alışık, verdiği bir söyleşide, "İşte bana ne olduysa o perde kapandıktan sonra oldu. Benim içimde müthiş bir heyecan ve merak başladı. Perde açıldığında, yalancıktan yaptıklarını biliyordum. Şimdi perde kapandı ve gerçek hayatları başladı. 'Acaba bu perdenin arkasında ne var?' İşte bu laf, ileriki yıllarda beni oyuncu yaptı." ifadelerini kullanmıştı.</p><p>Sadri Alışık, kendi piyeslerini hazırlayarak mahalle arkadaşlarına gösteriler sunmaya başladı. Ailesinin tiyatrocu olmasına karşı çıkmasına rağmen oyunculuktan vazgeçmeyen sanatçı, üçüncü sınıftayken "İstiklal" adlı piyesteki başrol "Adalı Halil"i canlandırdı.</p><p><strong>Rolleri büyüdükçe dikkati üzerine çekti</strong></p><p>Sonraki yıllarda Ziya Ünsel İlköğretim Okulu adını alan Beykoz Ortaokulunda okuyan usta oyuncu, İstanbul Erkek Lisesinde eğitimine devam etti.</p><p>Sanatçı, lise yıllarında Cağaloğlu Halk Evinde tiyatro eğitimine başladı, oyunculuk çalışmalarını bugünkü ismiyle Sadri Alışık Tiyatrosu olan Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne'de sürdürdü.</p><p>Rolleri büyüdükçe dikkatleri üzerine çeken Alışık, 17 yaşında rol aldığı "Zehirli Kucak" oyunundaki "rahip" rolünü başarıyla canlandırdığı için ilk kez basında yer aldı.</p><p>Usta sanatçı, bir süre Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde öğrenim gördü. Çeşitli dergilerde grafikerlik de yapan sanatçı, hayatı boyunca pek çok yağlı boya ve kara kalem çalışmasına imza attı.</p><p>Eminönü Halkevi'nde 1940'ta amatör tiyatro çalışmalarına katılan Alışık, profesyonel olarak ilk kez 1943'te Raşit Rıza Topluluğu ile sahneye çıktı, ardından Karaca, Site, Oraloğlu, Çevre, Oda ve Kent tiyatrolarında çalışmalarını sürdürdü.</p><p><strong>Sinemaya 1944'te adım attı</strong></p><p>Başarılı oyuncu kısa bir süre gazinolarda da sevenleriyle buluştu. Halkevindeki bir oyunda Alışık'ı izleyen ve beğenen yönetmen Faruk Kenç, 1944'te "Günahsızlar" filminde başrol teklif edince sinema kariyeri başladı. Alışık, filmde kimsesiz zavallı bir kıza yardım eden ve ona aşık olan balıkçıyı canlandırdı.</p><p>Vatani görevini 1946-1949'da tamamlayan sanatçı, 1951'de ilk evliliğini yaptığı tiyatro sanatçısı Neriman Esen'den 1957'de ayrıldı.</p><p>Alışık 1951'de bir film setinde tanıştığı ve çok sayıda filmde rol aldığı Ayhan Işık ile 1979'da sanatçının vefatına kadar yakın dost oldu.</p><p>Sanatçı, hikayesi Attila İlhan'a ait 1959 yapımı "Yalnızlar Rıhtımı" filminde canlandırdığı "Rıdvan Kaptan" rolüyle dikkati çekti. Filmde başrolü paylaştığı sinema ve tiyatro oyuncusu Çolpan İlhan'la tanışan ve 20 Ağustos 1959'da evlenen sanatçının oğlu Kerem Alışık, 1960'ta dünyaya geldi.</p><p>Dram rolleriyle oyunculuk kariyerine başlayan usta oyuncu, canlandırdığı komedi karakterleriyle zirveye ulaştı.</p><p><strong>"Turist Ömer" ile unutulmaz isimler arasına girdi</strong></p><p>Yaşamı boyunca 200'ü aşkın yapımda oynayan sanatçının Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile 1961-1962'de rol aldığı "Küçük Hanımefendi" serisi, Türk sinemasının ilk güldürü karakteri olarak gösterilen "Turist Ömer" filmleri ve "Ayşecik" serisi izleyicinin gönlünde yer edindi.</p><p>Sadri Alışık, "Turist Ömer", "Ofsayt Osman" ve "Ali Baba" gibi karakterlerle unutulmazlar arasında yer aldı. Usta oyuncu, 1964-1973'te çekilen komedi serisinin ana karakteri Turist Ömer'e ilişkin Halit Kıvanç'a yaptığı bir açıklamada, şunları söylemişti:</p><p>"Karıma doğum günü hediyesi alacaktım. Ekonomik durumum biraz kısıtlıydı. Yazıhanelerden hakkım olan parayı almaya gidiyordum ama endişeliydim. Bir dolmuşa bindim. Tanınmaktan da rahatsız oluyordum. Şoförün arkasında oturdum. Dolmasını bekliyordum. Şoför sakallı bereli bir adamdı. En son binen, kendi tabiriyle '40 ayak bir adam', genç, delikanlı bir çocuk. Girer girmez göz göze geldik, 'Sadri abi merhaba, n'aber?' dedi. Tanınmamak istediğim için 'Benzettin kardeşim, yanlış.' dedim. 'Olur mu ya, dün akşam bahçe sinemasında filmini seyrettik icabında. Bize yapma.' falan dedi. 'Değilim kardeşim.' dedim. Yol boyu bu sürdü...</p><p>O bana ilham verdi. Sonra Hulki Saner ile rahmetli Ayhan Işık'ın oynadığı bir filmde böyle bir tip gerekiyordu. Ben bunu anlatmıştım ona. 'Daha detaylandır.' dedi ve Turist Ömer öyle doğdu." ifadelerini kullanmıştı.</p><p>Rol aldığı yapımlarda, güzelliğe tutkun, umutlu, yaşama sevinciyle dolu, dürüstlüğü ve doğruluğu özleyen karakterler sergileyen usta oyuncu, 1964'te "Avare-Dalgamıza Bakalım" ile "Tophane Rıhtımında-Turist Ömer" ve 1970'te "Turist Ömer Arabistan'da" adlı 45'lik plaklar da doldurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><strong>Çok sayıda ödüle değer görüldü</strong></p><p>"Şaka ile Karışık", "Fıstık Gibi Maşallah", "Helal Olsun Ali Abi" ve "Ah Güzel İstanbul" adlı önemli filmlerde de rol alan oyuncu, "Yalvarmaktansa kaybetmeyi tercih ederim. Prensip meselesi...", "Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları, işte falanları, filanları göreceğiz. Birçok şeyin tadına bakacağız. Sonra da ister istemez, 'Gidiyorum Elveda' şarkısını söyleyeceğiz. Öyle ise gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.", "Şu hayatın falanları filanları malum..." ve "Ama kabahat bende değil, şarkıdaki o kızda." gibi unutulmaz birçok repliğe de imza attı.</p><p>Alışık 44 yıllık sanat hayatında birçok ödüle de değer görüldü. "Afacan Küçük Serseri" filmindeki "Hüsnü" karakteriyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü"nü, 1994'te oynadığı son film "Yengeç Sepeti" ile de yine "Antalya Altın Portakal Film Festivali"nde, Mehmet Aslantuğ ile "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"nü aldı.</p><p>Yaşamı boyunca aile yaşantısından ve karakterinden taviz vermeyen Alışık, yakın dostu Ayhan Işık'ı 16 Haziran 1979'da kaybettikten sonra büyük bir sarsıntı geçirdi. O yıllarda "Seyahatname" adlı dizide rol alan sanatçı 1983'te "Kartallar Yüksekten Uçar", 1986'da "Çalıkuşu" ve 1987'de "Saat Sabahın Dokuzu" adlı dizide oynadı.</p><p>Sanatçı, Yeşilçam'da belirli bir karakter ya da film türüyle sınırlı kalmayan karakter oyuncularından biri oldu. Farklı nitelikteki rolleri canlandıran Alışık, her yıldızın rol sınırlarının belli ve personalarının dışına çıkmasının imkansız olduğu Yeşilçam sinemasında yıldız kurallarını esneten isim olarak öne çıktı.</p><p><strong>İstanbul'a sevdalıydı</strong></p><p>Kendine özgü üslubu ve selamıyla halen Türk izleyicisinin seyretmekten keyif aldığı isimlerden olan sanatçı, "Bir Ömürlük İstanbul" adlı şiir kitabıyla da İstanbul'a sevdasını kaleme aldı.</p><p>Karaciğer yetmezliği nedeniyle dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın desteğiyle 1990'da ABD'ye giden sanatçıya, Prof. Dr. Münci Kalayoğlu ve ekibi tarafından organ nakledildi.</p><p>Sadri Alışık 18 Mart 1995'te İstanbul'da yaşama veda etti.</p><p>Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilen sanatçının anısına, eşi Çolpan İlhan tarafından kurulan Sadri Alışık Kültür Merkezince her yıl "Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri" veriliyor.</p><p><strong>Usta oyuncunun rol aldığı filmlerden bazıları şöyle:</strong></p><p>"Fato - Ya İstiklal Ya Ölüm", "İstanbul Geceleri", "Çakırcalı Mehmet Efe", "İstanbul Çiçekleri", "Hürriyet Şarkısı", "Allah'a Ismarladık", "Kendini Kurtaran Şehir-Şanlı Maraş", "Tanrı Şahidimdir" "Vatan ve Namık Kemal", "Yavuz Sultan Selim Ağlıyor", "İki Süngü Arasında", "Suçlu Benim", "Soygun", "Halıcı Kız", "Daima Kalbimdesin", "Çalınan Aşk", "Korkusuz Kabadayı", "İlk Göz Ağrısı", "Şaka ile Karışık", "Ali Baba ve Kırk Haramiler", "Boyacı"</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri, Sinema</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/sinema-ve-televizyonlardaki-sakayla-karsk-sadri-alsk</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 16:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/sinema-ve-televizyonlardaki-sakayla-karsk-sadri-alsk-79082.jpg" type="image/jpeg" length="47418"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Duyarlılığını Şiirlerine Taşıyan Usta Kalem: Ceyhun Atıf Kansu]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/anadolu-duyarllgn-siirlerine-tasyan-usta-kalem-ceyhun-atf-kansu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/anadolu-duyarllgn-siirlerine-tasyan-usta-kalem-ceyhun-atf-kansu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"Dünyanın Bütün Çiçekleri", "Eski Orman", "Yağmur Havası" ve "Kayanın Yüreği" adlı şiirlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda eseri Türk edebiyatına kazandıran şair, yazar ve doktor Ceyhun Atuf Kansu'nun vefatının üzerinden 48 yıl geçti.</p><p>Erzurum milletvekili Nafi Atuf Kansu ile eğitimci Müfdale Hanım'ın çocuğu olan Kansu, 7 Aralık 1919'da Bostancı'da dünyaya geldi.</p><p>Çok küçük yaşta annesini kaybeden şair, 1921'de babasıyla gittiği Ankara'da eğitim hayatına başladı.</p><p>Kansu, Ankara Necatibey İlkokulu'nu 1932'de, Ankara Gazi Lisesi'ni ise 1938'de bitirdi. İlk şiiri, lisede arkadaşlarıyla beraber çıkardığı "Filiz" adlı okul dergisinde, 15 Ocak 1938'de yayımlandı.</p><p>Ceyhun Atuf Kansu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu, ardından Ankara Numune Hastanesinde çocuk hastalıkları uzmanı olarak çalıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><strong>Üniversitedeyken "Bir Çocuk Bahçesi'nde" ve "Bağbozumu Sofrası" kitapları yayınlandı</strong></p><p>Halk dilinden ve söyleyişlerinden geniş biçimde yararlanarak, halkın özlem, sevinç, acı ve yaşama savaşını coşkulu bir biçimde dile getiren şair, tıp öğrenimi sırasında doğa, çocuk ve yurt sevgisini işlediği "Bir Çocuk Bahçesi'nde" ve "Bağbozumu Sofrası" adlı şiir kitaplarını yayınladı.</p><p>Şair Kansu, Ankara Numune Hastanesinde çocuk hastalıkları uzmanı olarak çalışırken, bir yandan da Altındağ Mahallesi'nde açtığı poliklinikte gecekondu mahallesi çocuklarına sağlık hizmeti götürmeye çalıştı.</p><p><strong>"Bağımsızlık Gülü" adlı eseriyle 1965-1966 Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı</strong></p><p>Turhal Şeker Fabrikası'nda çocuk doktoru olarak görev yaptığı 11 yılda, Kansu'nun "Yanık Hava", "Haziran Defteri" ve "Yurdumdan" isimli kitapları yayınlandı.</p><p>Kansu, "Bağımsızlık Gülü" adlı eseriyle 1965-1966 Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı, "Sakarya Meydan Savaşı" kitabıyla da 1970-1971 Behçet Kemal Çağlar Ödülü'nü aldı.</p><p>Turhal'dan sonra sırasıyla Ankara ve Etimesgut şeker fabrikalarında doktor olarak görev yapan usta kalem, 1959'da Ankara Radyosu'nda, Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal ve Türk diline ilişkin konuşmalarıyla tanındı.</p><p>Ceyhun Atuf Kansu, Etimesgut Şeker Fabrikası'nda görev yaparken kalp yetmezliği sonucu 17 Mart 1978'de yaşamını yitirdi ve Ankara'da Cebeci Asri Mezarlığında defnedildi.</p><p>Şairin ailesi tarafından 1986'dan beri her yıl "Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü" düzenleniyor.</p><p><strong>"Şiir, bireyin, kişisel birikimini sözcüklerle topluma taşıyan sanattır"</strong></p><p>İlk eserlerini hece vezniyle ve halk şiiri etkisiyle kaleme alan Kansu, "Garip" akımına yakın bir anlayışı benimsedi. Başarılı şair, Orhan Veli etkisindeki bu dönemin ardından "toplumcu" anlayışla şiirler yazdı.</p><p>Şiir ve yazıları Yücel, Varlık, Yön, Papirüs ve Türk Dili adlı dönemin etkili dergilerinde yayınlandı.</p><p>Kansu, şiire ilişkin yaptığı bir konuşmada, şu ifadelere yer vermişti:</p><p>"Şiir, insan olarak bireyin, kişisel birikimini sözcüklerle topluma taşıyan bir sanattır. Şiirden beklenen, bireylerle arasındaki duygu, duyarlık iletişimini sağlaması, bireyden gelen duyarlık birikimini bildiriye, herkesi ortak etmesidir. Şiir bu ortak duyarlıkta, bireyin tarih içindeki yerini, davranışını, tutumunu, bakış açısını anlatmalıdır. Bu, bireyle birlikte yaşanan bir toplum-tarih kesitini anlatmak, çağı anlatmak demektir."</p><p>Cumhuriyet döneminde Anadolu'yu merkeze alan "memleket edebiyatı" anlayışının önemli temsilcilerinden biri olarak görülen Kansu, şiirlerinde Anadolu insanının yaşamını, köyleri, doğayı ve Kurtuluş Savaşı'nın izlerini sıkça işledi. Bu nedenle birçok edebiyat eleştirmeni tarafından Anadolu duyarlığını şiirde güçlü biçimde dile getiren şairlerden biri olarak değerlendirildi.</p><p>Başarılı edebiyatçı, yalnızca şair ve doktor değil, aynı zamanda Türk diline ilişkin çalışmalarıyla da öne çıktı. Türk Dil Kurumu çalışmalarına katıldı. Ankara Radyosunda Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Türk dili üzerine konuşmalar yaptı ve tıp terimlerinin Türkçeleştirilmesi için çalışmalar yürüttü.</p><p><strong>Eserleri</strong></p><p>Kansu'nun kaleme aldığı şiir kitapları arasında "Bir Çocuk Bahçesinde", "Bağbozumu Sofrası", "Çocuklar Gemisi", "Yanık Hava", "Haziran Defteri", "Yurdumdan", "Bağımsızlık Gülü", "Sakarya Meydan Savaşı", "Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü" ve "Devrimcinin Takvimi", düz yazı eserleri arasında "Ya Bağımsızlık Ya Ölüm", "Köy Öğretmenine Mektuplar", "Tonguç'un Kitapları", "Atatürkçü Olmak", "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı", "Balım Kız Dalım Oğul", "Halk Önderi Atatürk", "Cumhuriyet Ağacı", "Sevgi Elması" ve "Cumhuriyet Bayrağı Altında" adlı eserleri bulunuyor.</p><p>Doktorluk mesleği dolayısıyla "Turhal Dolaylarında Çocuk Bakımı", "Anneler Soruyorlar" ile "Kasabalar ve Köylerde Çocuk Bakımı" kitaplarını kaleme alan usta yazar, çocuklar için de "İyi İnsan Mehmet Ali" ve "Üvey Ana" kitaplarını yazdı.</p><p>Bazı yazı ve şiirleri, Kansu'nun vefatından sonra "Güneş Salkımı", "Bir Kasabadan Resimler" ve "Halk Albümü" kitaplarında yayınlandı.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/anadolu-duyarllgn-siirlerine-tasyan-usta-kalem-ceyhun-atf-kansu</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 00:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/anadolu-duyarllgn-siirlerine-tasyan-usta-kalem-ceyhun-atf-kansu-32738.jpg" type="image/jpeg" length="22963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstiklal Marşımızın Yazarı, Milli Şair Mehmet Akif Ersoy]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/istiklal-marsmzn-yazar-milli-sair-mehmet-akif-ersoy</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/istiklal-marsmzn-yazar-milli-sair-mehmet-akif-ersoy" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin simgesi İstiklal Marşı'nın yazarı, milletvekili, şair ve mütefekkir Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı'nın kabulünün 105'inci yılında anılıyor.</p><p>Kosova'nın Suşitsa köyünden İstanbul'a göç eden bir ailenin oğlu olan Ersoy, İstanbul'un Fatih ilçesinde 20 Aralık 1873'te dünyaya geldi.</p><p>Ersoy, Fatih'te bulunan mahalle mektebinde iki sene Kur'an eğitimi gördükten sonra 1879'da Fatih Emir Buhari Mahalle Mektebi'ne başladı, 1882'de Fatih Merkez Rüştiyesi'nde orta öğrenimine devam etti.</p><p>"Ne biliyorsam kendisinden öğrendim" dediği babası Fatih Camisi medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi'den Arapça dersi alan Ersoy, aynı zamanda Fatih Camisi'nde Farsça derslerini de takip etti.</p><p>Babasının "Ragif" adını verdiği, ancak annesi ve arkadaşlarının daha kolay telaffuz ettikleri "Akif" adıyla çağırmasıyla bu ismi benimseyen Ersoy, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca dillerinde üstün başarı gösterdi.</p><p><strong>Ortaokul yıllarında şiire merak duymaya başladı</strong></p><p>Rüştiye yıllarında şiire merak duymaya başlayan ve şiir kitaplarına yönelen Ersoy'un okuduğu ilk manzum eser ise Fuzuli'nin "Leyla ve Mecnun"u oldu.</p><p>Ersoy, rüştiyeyi bitirdikten sonra 1885'te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi'ne kaydoldu. Burada Muallim Naci Bey'den edebiyat dersleri aldı.</p><p>Babasını verem hastalığı nedeniyle 1888'de kaybeden Ersoy, ertesi yıl büyük Fatih yangınında evleri yok olunca ailesiyle maddi açıdan zor durumda kaldı.</p><p>Usta şair Ersoy, öncelikle meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak istediği için Mülkiye İdadisi'ni bıraktı. Yeni açılan veteriner yüksekokulunda "Ziraat ve Baytar Mektebi"ne başlayan Ersoy, 1893'te baytarlık bölümünü birincilikle bitirdi.</p><p>Okul yıllarında spora da ilgi gösteren Ersoy, başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı.</p><p><strong>İlk matbu eseri 1893'te yayımlandı</strong></p><p>Eğitim hayatının son iki senesinde şiire ilgi duymaya başlayan Ersoy, divan edebiyatına merak sardı ve okuduğu eserlerin etkisiyle arkadaşlarına manzum mektup denemeleri kaleme aldı.</p><p>Mehmet Akif Ersoy'un, daha sonra çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri yayımladı. Bilinen ilk matbu eseri ise "Hazine-i Fünun" mecmuasında 1893'te yayımlanan bir gazel oldu.</p><p>"Tophane-i Amire" veznedarı Mehmet Emin Bey'in kızı İsmet Hanım ile 1898'de evlenen ve 3 kız, 3 erkek çocuğu olan Ersoy'un oğullarından biri, henüz 1,5 yaşındayken vefat etti.</p><p>Şiir yazarak ve öğretmenlik yaparak edebiyat alanındaki çalışmalarına devam eden Ersoy, arkadaşları Eşref Edip ve Ebül'ula Mardin'in çıkardığı ve ilk sayısı 27 Ağustos 1908'de yayımlanan "Sırat-ı Müstakim" dergisinin başyazarı oldu.</p><p><strong>Türk milletine armağan ettiği için İstiklal Marşı'nı "Safahat" isimli eserine koymadı</strong></p><p>Şiirlerini 7 kitaptan oluşan "Safahat" adlı eserinde toplayan Ersoy, 1911'de yazdığı ilk bölümde Osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini, 1912'de yazdığı "Süleymaniye Kürsüsünde" adlı ikinci bölümde Osmanlı aydınlarını anlattı. "Halkın Sesleri" adlı üçüncü bölümü 1913'te kaleme alan Ersoy, "Fatih Kürsüsünde"yi ise 1914'te yazdı.</p><p>Ersoy, 1917 tarihli "Hatıralar" ile Birinci Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli "Asım"ın ardından 7. bölüm olan "Gölgeler"i 1933'te tamamladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yoğun ısrarlar sonucu Kur'an-ı Kerim'i Türkçeye tercüme etmeyi kabul eden Ersoy, 6-7 sene üzerinde çalışmasına rağmen sonuçtan memnun kalmayarak imzaladığı anlaşmayı feshetti.</p><p>Mehmet Akif Ersoy, Türk milletine armağan ettiği için İstiklal Marşı'nı, "Safahat" isimli eserine koymadı.</p><p>Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele'de halkı bilinçlendirmeye çalışan Ersoy, 10 yıl boyunca İstanbul'daki selatin camilerinde ve Anadolu'daki birçok cami, şehir ve kasabada vaaz verdiği için "Camideki Şair" ünvanıyla anıldı.</p><p>Vefatının ardından "Safahat" eserini Ömer Ziya Doğrul ve M. Ertuğrul Düzdağ yeniden bastı. Ersoy'un, "Kur'an'dan Ayet ve Hadisler" ile "Mehmet Akif Ersoy'un Makaleleri" adlı çalışmaları da hayatını kaybettikten sonra okuyucuyla buluştu.</p><p><strong>Birinci Meclis'te milletvekili seçildi</strong></p><p>Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisi'ne seçilen Ersoy, 1921'de Ankara Taceddin Dergahı'na yerleşti.</p><p>İstiklal Marşı yarışmasına 500 lira ödül verileceği için katılmayan şair, Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'in ricası ve arkadaşı Hasan Basri Bey'in teşvikiyle yazmaya başladı.</p><p>Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hakimiyet-i Milliye'de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey, Meclis'te okuduğunda ayakta alkışlanan İstiklal Marşı, 12 Mart 1921'de "Milli Marş" olarak kabul edildi. Ersoy, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı.</p><p>Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzun süre Mısır'da yaşayan ve orada Türkçe dersleri veren Ersoy, 17 Haziran 1936'da tedavi için İstanbul'a döndü.</p><p>Mısır'dan hasta ve yorgun olarak dönen ve Abbas Halim Paşa'ya ait Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nın dördüncü katındaki dairede kalan Ersoy, 27 Aralık 1936'da hayata gözlerini yumdu.</p><p>İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy'un her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği kabri, Edirnekapı Şehitliği'nde bulunuyor.</p><p><strong>20-27 Aralık "Mehmet Akif Ersoy'u Anma Haftası" ilan edildi</strong></p><p>Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında, "2018 Yılı Vefa Ödülü"ne layık görülen Akif'in, 20 Aralık doğum günü, 27 Aralık vefat günü olmasından dolayı her iki günü de kapsayacak bir hafta boyunca vatan şairinin anılması hedeflenmişti.</p><p>Bu kapsamda, İçişleri, Milli Eğitim ile Kültür ve Turizm Bakanlıklarının 2019'da müştereken çıkardığı yönetmelikle 20-27 Aralık "Mehmet Akif Ersoy'u Anma Haftası" ilan edildi.</p><p><i><strong>Ankara, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/istiklal-marsmzn-yazar-milli-sair-mehmet-akif-ersoy</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/istiklal-marsmzn-yazar-milli-sair-mehmet-akif-ersoy-45450.jpg" type="image/jpeg" length="42188"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Pop Müziğinde Farklı Tarz ve Müzik: Erol Büyükburç]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/turk-pop-muziginde-farkl-tarz-ve-muzik-erol-buyukburc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/turk-pop-muziginde-farkl-tarz-ve-muzik-erol-buyukburc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"Sevemem" isimli şarkısıyla müzikseverlerin gönlünde yer edinen ve Türk pop müziğine getirdiği yeniliklerle adından söz ettiren sanatçı Erol Büyükburç'un vefatının üzerinden 11 yıl geçti.</p><p>Doğum tarihi çeşitli kaynaklarda 22 Mart 1936 olarak belirtilen sanatçı, gazeteci Seral Cumalı'ya verdiği bir röportajda, "8 Ağustos 1936'da Adana'da doğdum. Babam Kafkasyalı Türkmen. Anne tarafından Giray Han'ın soyundan geliyorum. Babam Suphi Bey, Devlet Demiryolları güney hattında veznedardı." ifadelerini kullanmıştı.</p><p>Babası Sufi Beyin görevi dolayısıyla eğitimine Halep'te başlayan ve Adana Kemal Paşa İlkokulu'nda devam eden sanatçı, o günleri ise şu sözlerle aktarmıştı:</p><p>"Halep'teki Frere Maristes adlı Fransız mektebine gidiyor, tatillerde Adana'ya geliyordum. Annem keman ve ud çalar keyfince, ablam piyano çalarak Fransızca şarkılar söylerdi. Babamın tarafında herkes bir enstrüman çalar, güzel şarkı söylerdi. Evde fasıl kurulur, hepsi birer radyo icracısı gibi öyle güzel icra ederdi ki şarkıları. Ben de onları dinler, feyz alırdım. Doğduğumda dedem anneme bir gramofon vermiş. Dedem ve babamın getirdiği taş plaklardan Tino Rossi, Caruso, Mozart, Hafız Burhan, Münir Nurettin plaklarını dinlerdik. Dinlediğim şarkıları çok güzel söylüyordum. İstanbul'a yerleşince, ortaokulda teneffüslerde arkadaşlarımın ısrarı üzerine bahçe duvarına çıkar, şarkı söylerdim."</p><p><strong>Sultanahmet Ticaret Lisesi'nde okudu</strong></p><p>İstanbul'da Fatih Gelenbevi Ortaokulu'na giden sanatçı, 1951'de başladığı Sultanahmet Ticaret Lisesi'nden mezun oldu. Lise yıllarında İstanbul'da Şevket Uğurluel, Kanat Gür, Salim Ağırbaş ve Metin Ersoy ile kurduğu ilk grubuyla Florya plajında müzik yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Erol Büyükburç, bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı'na devam ederken diğer yandan Alis Rosental'dan şan dersleri aldı.</p><p>İstanbul Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisinin Yüksek Ticaret bölümünde okuyan sanatçı, üçüncü sınıfta okuldan ayrıldı.</p><p>Sanatçı Büyükburç, kendi adına kurduğu ilk orkestrası Erol Büyükburç Vokal Grubu ile çeşitli müzik türlerinin Türkiye'deki öncü uygulayıcısı oldu. "Little Lucy" adlı bestesini 1961'de plak yapan sanatçı, ardından "Kiss Me", "Lover's Wish" ve "Memories" adlı bestelere imza attı.</p><p><strong>Las Vegas ve Hollywood pırıltısını yansıttı</strong></p><p>Büyükburç,1950'li yıllarda İngilizce sözlü yabancı besteleri yorumlamaya başladı ve daha sonra folk düzenlemelere imza attı.</p><p>Milli Orkestra ile 1964'te Belgrat'ta yapılan Balkan Melodileri Festivali'ne katılan sanatçı, farklı giyim tarzına ilişkin yaptığı bir açıklamada, "Anadolu popunun ortaya çıkışı, benim halk türkülerini aranje etmemle başlayan süreçtir. Farklı olmak istiyordum. Zeki Müren ve diğer şarkıcılar sahnede siyah smokinle şarkı söylüyordu. 'O kadar ciddiyete gerek yok.' dedim. Las Vegas ve Hollywood'un pırıltısını sahne şovlarıma uyguladım ve kıyafetlerimde çok cüretkar davrandım." ifadelerini kullanmıştı.</p><p>Sanatçı, 1992'ye kadar çocuk şarkılarının yanı sıra kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için şarkılar yaptı, 1990'dan 2007'ye, TRT için tango emisyonlarına imza attı, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp yorumladı.</p><p><strong>"Sevgi Çiçekleri" 1975'te yayınlandı</strong></p><p>İlk albümü "Sevgi Çiçekleri"ni 1975'te müzikseverlerle buluşturan sanatçı, 1981'de "Sevemem" adlı şarkısının da aralarında olduğu "Sen Varsın"ı yayımladı. Albümdeki Sevemem şarkısı ile ün kazandı.</p><p>İstanbul'daki evinde 12 Mart 2015'te yaşamını yitiren sanatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.</p><p>"Kırık Kalp", "Yasemin", "Hop Dedik", "Dünya Durdukça", "Karakaş Gözlerin Elmas", "Ağlarım", "Aşk Yolunda" ve "Zeynebim" adlı eserlerin de aralarında bulunduğu 6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45'lik, 9 kasete imza atan sanatçı ayrıca, 20 fotoromanda yer aldı.</p><p>Türkiye'nin Elvis'i olarak da anılan sanatçı, kariyerinde 200'e yakın ödüle değer görüldü, 1800 kadar şarkı yorumladı.</p><p>Yaşamı boyunca 33 filmde rol alan sanatçının oynadığı filmlerden bazıları şöyle:</p><p>"Neşeli Aşıklar", "Kızılcıklar Oldu mu?", "Gençlik Türküsü", "Sus Sus Kimseler Duymasın", "Menekşe Gözler", "Turist Ömer Arabistan'da", "Kavanoz Dipli Dünya", "Kader Rüzgarı", "Kurban Olayım", "Nerdesin Firuze", "Hababam Sınıfı Merhaba" ve "Hırçın Kız Kadife"</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/turk-pop-muziginde-farkl-tarz-ve-muzik-erol-buyukburc</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/turk-pop-muziginde-farkl-tarz-ve-muzik-erol-buyukburc-87377.jpg" type="image/jpeg" length="70055"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Karikatürünün Unutulmaz İsmi: Turhan Selçuk]]></title>
      <link>https://malatyahaber.com/turk-karikaturunun-unutulmaz-ismi-turhan-selcuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://malatyahaber.com/turk-karikaturunun-unutulmaz-ismi-turhan-selcuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sade çizgi ve yazısız karikatürleriyle tanınan ve Türk mizahı geleneğinin önde gelen isimlerinden Turhan Selçuk, vefatının 16. yılında anılıyor.</p><p>Abdülcanbaz karakterini karikatür dünyasına kazandıran usta çizer, Girit göçmeni, subay Mehmet Kasım Selçuk ile Hikmet Selçuk'un oğlu olarak 1922'de Milas'ta doğdu. Turhan Selçuk, gazeteci yazar İlhan Selçuk ile Ülfet Ertel'in de ağabeyiydi.</p><p>Selçuk'un ilk karikatürleri, Adana Erkek Lisesinden mezun olduğu 1941'de, Adana'da çıkan Türk Sözü gazetesi ile İstanbul'da Kırmızı Beyaz ve Şut spor dergilerinde yayımlandı.</p><p>İstanbul'a 1942'de gelen çizer, önce İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Diş Tababet Mektebine başladı ancak devam etmedi. Ardından 1948'de İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi'ne kaydoldu ve okulu bitirmedi.</p><p>Turhan Selçuk, 1943'te Akbaba dergisinin kadrosuna dahil oldu, 1945'te bir süre Tasvir gazetesinde karikatürist ve ressam olarak, 1948-1949'da ise Refik Halit Karay'ın çıkardığı Aydede'de baş çizer olarak çalıştı.</p><p><strong>Yazısız karikatür anlayışını benimsedi</strong></p><p>Yeni İstanbul gazetesinde 1949'da baş çizer olan sanatçının karikatürleri birinci sayfada yayımlandı, ayrıca gazetede karikatürün tarihsel sürecini irdeleyen ve grafik mizah anlayışını savunan yazılar kaleme aldı.</p><p>Başarılı karikatürist, ilk sergisini 1951'de açtı.</p><p>Kardeşi İlhan Selçuk ile 1952'de okuyucuya sunduğu 41 Buçuk adlı dergiyi 15 sayı çıkaran Selçuk, Yeni Gazete ve Akşam'ın ardından 1953'te Milliyet'te çalışmaya başladı. Selçuk, aynı yıl ilk karikatür albümünü "Karikatür" adıyla yayımladı.</p><p>Selçuk, 1954 sonunda Milliyet gazetesinin baş karikatüristi oldu ve çizgi tarzını geometrik formlara dönüştürdü.</p><p>Akis için 1954-1961'de karikatür çizen sanatçı, İlhan Selçuk ile 1956'da, yazısız karikatür anlayışını benimseyen Dolmuş adlı mizah dergisini çıkardı.</p><p><strong>Abdülcanbaz Milliyet gazetesinde yayımlandı</strong></p><p>İlk kez Milliyet gazetesinde yayımlanan ve okuyucular tarafından çok beğenilen Abdülcanbaz karakterini 1957'de çizmeye başlayan sanatçı, karaktere ilişkin 1972'de yaptığı bir açıklamada, "Ben Abdülcanbaz'ı kahramanlık ötesi kaba kuvvetten güç alan, yozlaşmış bir çizgi roman türünden ayırıp arıtmak istedim. Bir roman ya da hikaye anlatımının, sanat değerini katarak, bunu grafik sanatın çizgi gücüyle de besleyerek kişiliğini bulması yolunda çalıştım." ifadesini kullanmıştı.</p><p>Selçuk, bir süre sonra çizgi üslubundaki belirgin sadeleşme ve artan grafik düzeyine ilişkin ise şu bilgileri vermişti:</p><p>"1950 sonrası, Saul Steinberg bir hamle yapmış, grafik mizahı Avrupa'dan Amerika'ya kadar götürmüştü. Avrupalı karikatürcüler, onun açtığı yoldan yeni mesafelere ulaşmaya çalışıyordu. Bu yeni yolda kişiliğimi bulma çabasına yönelik çalışmalara başladım. Önceleri yuvarlak çizgilerle çalışıyordum. Sonra çizgilerimi köşeleştirdim. Daha sonra yuvarlak ve köşeli çizgileri birlikte kullanmaya başladım. Bir ara çok sert, çok düz çizgilerle çalıştım. Ama sadelikten hiç ayrılmadım."</p><p>Uzun yıllar Milliyet, Cumhuriyet, Akşam ve Yeni İstanbul gazetelerinde yer alan Abdülcanbaz, 1970'li yıllarda Mehmet Benli, 1980'lerde de Milliyet Yayıncılık tarafından albüm olarak yayımlandı.</p><p>Turhan Selçuk, 1987'de emekliye ayırdığı Abdülcanbaz'ı, 1994'te yeniden, çizmeye başladı.</p><p>Çok sevilen Abdülcanbaz, tiyatro ve sinemada da canlandırıldı, ayrıca 1991'de PTT tarafından basılan bir posta pulunda kullanıldı.</p><p><strong>Birçok ödüle layık görüldü</strong></p><p>Usta karikatürist, 1969'da Semih Balcıoğlu ve Ferit Öngören ile Karikatürcüler Derneğini kurdu, 1983'te Gazeteciler Cemiyeti tarafından "Yılın Karikatürcüsü" seçildi.</p><p>Türkiye ve Avrupa'da birçok müzede karikatürleri sergilenen Selçuk'un "İnsan Hakları" konulu karikatür sergisi, Avrupa Konseyi'nin önerisiyle ilk kez 1992'de Strasbourg'da açıldı ve 1997'ye kadar dünyanın birçok ülkesinde sergilendi. "Barış ve Kitap" konulu karikatürü 1992'de Avrupa Konseyi'nin başlattığı kitap okuma kampanyasının afiş ve logolarında kullanıldı.</p><p>Turhan Selçuk, 11 Mart 2010'da İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sanatçının kızı Aslı Selçuk babasıyla ilgili, "Sanat değerini kazanmış her yapıt, zamanı aşmayı, dünyayı kucaklamayı başarır. Babam da bu noktadaydı. Çok çalışkandı, üretkendi, gözlem yeteneği güçlüydü, yoğun bir birikimi vardı çünkü tüm dünyayı takip ederdi." görüşlerine yer verir.</p><p>Yurt içinde ve dışında çeşitli ödüller alan Selçuk'un ödüllerinden bazıları şöyle:</p><p>Bordighera Altın Palmiye (1956) Gümüş Hurma (1962), İppocampo (1970), Vercelli gümüş kupa (1975), Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü (1984), Cumhurbaşkanlığı Büyük Sanat Ödülü (1997)</p><p>Sanatçı, çalışmalarını Turhan Selçuk Karikatür Albümü (1954), 140 Karikatür (1959), Turhan 62 (1962), Hiyeroglif (1964), Hal ve Gidiş Sıfır (1969), Söz Çizginin (1979) adlı albümlerinde topladı.</p><p><i><strong>İstanbul, AA</strong></i></p></p>]]></content:encoded>
      <category>Genel, Editörün Seçtikleri</category>
      <guid>https://malatyahaber.com/turk-karikaturunun-unutulmaz-ismi-turhan-selcuk</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 02:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://malatyahabercom.teimg.com/malatyahaber-com/fotolar/2026/03/turk-karikaturunun-unutulmaz-ismi-turhan-selcuk-87595.jpg" type="image/jpeg" length="89688"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
