You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

BİR ZAMANLAR MALATYA: Eğlence Mekânları ve Sanatçılarımız

BİR ZAMANLAR MALATYA: Eğlence Mekânları ve Sanatçılarımız
  • 14.05.2016

1960-1970’li yıllar Malatya bugünden çok farklı bir sosyokültürel yapıya sahipti..

Ertaç ÖNAL Yazdı
ertaconal@mynet.com

-Bu yazı, daha önce yazmış olduğum yazının, malatyahaber.com sitesinin eski versiyonundan yeni versiyona geçilirken arşivden silinmesi üzerine, bazı eklemeler, fotoğraf, sesli kayıt dinletme olanağı vs. ile yeniden düzenlenmiş halidir.

Ayrıca, yazıdaki linklerden şarkı-türküleri sayfayı kapatmadan dinleyebilmeniz için bilgisayarınıza, google’dan  IDM (Internet Download Manager) programını indirmenizi öneririm. E.Ö.-

***

‘Kadife sesli sanatçı’.. O’na bu unvanı rahmetli Dilaver Uyanık uygun görmüştü. 1965 yılı sonlarında kısa dalga 43 mt. 7025 ksykl üzerinden radyo yayınına başlayan ve aralıksız 1970 yılına kadar faaliyet gösteren Malatya Şehit Kemal Özalper (ŞKÖ) Erkek Sanat Enstitüsü Eğitim Radyosu’nda ‘’Kadife sesli sanatçı İlhan Kızılay’dan türküler dinleyeceksiniz. Kendisine sazlarıyla Mehmet Yumrutepe, Bilgi Şimşeker, Doğan Özkan, Hüseyin Kapıkıran ve Mehmet Furun eşlik edecekler’’ diye program anonsunu yapardı Dilaver Uyanık.  Gerçekten de kadife gibi insanın ruhunu okşayan bir sesi vardı İlhan Kızılay’ın. 1960-1970 yılları arasında Türk Halk Müziği (THM) dalında Malatya’nın assolistiydi O.

d2ilhankızılayBirkaç yıl önce vefat haberini büyük bir teessürle aldığımda duyduğum üzüntüyü tarif edemem. Son telefon görüşmemizde solunum sıkıntısı çektiğini, uzun yıllar sigara içmekle ne kadar büyük hata yaptığını yeni anladığını ama vaktin çok geç olduğunu söyleyip, benim de derhal sigarayı bırakmamı öğütlemişti. Bu konuşmamızdan yaklaşık iki ay sonra solunum yetmezliğinden vefat etti ‘Kadife sesli’ sanatçımız.

Sadece sesi ile değil, oldukça mütevazı ve beyefendi kişiliğiyle de tanınıp sevilen bu değerli insana bir kez daha tanrıdan rahmet dilerken belleğimdeki anektodları da sıralamak istiyorum.

Müziğe olan merakım, beni halk müziği çalışmalarının yapıldığı Halk Eğitim Merkezi’ne götürmüştü 1963 yılında. İlk kez orada tanıdım İlhan Kızılay’ı. Zayıf, uzun boylu, kaytan bıyıklı, civanmert bir delikanlıydı. Rahmetli Mehmet Yumrutepe yönetimindeki THM koro çalışmalarına sık sık gelir, çalışmaları izlerdi. Aşka geldiğinde yanık sesiyle 1-2 türkü okuduğu da olurdu. O kadar duygulu okurdu ki O’nu dinlerken tüylerimin diken diken olduğunu hissederdim. Hele kendi derlemesi olan, okuduğu bir uzun hava vardı ki bu uzun havayı dinlerken gözyaşlarımı saklamaya çalışırdım hazurundan. Hey gidi gençlik ne de çabuk geçti yıllar:

Giderim giderim de yolum yan gelir anam yan gelir
Ah çektikçe de anam içerimden kan gelir loy loy loy loy
Kazın mezarımı da yolun üstüne anam üstüne
Yar gelip geçtikçe de bana can gelir loy loy loy loy

Giderim giderim de ben de giderim anam giderim
Güzel olmayan yerde ben de niderim loy loy loy loy
Buranın güzelleri de gönül eylemez anam eylemez
Gönül eyleyecek de anam yere giderim loy loy loy loy

Bu uzun havayı, Nezahat Bayram, Zeki Müren ve Muazzez Abacı’nın sesinden TRT radyolarında –İlhan Kızılay’dan alınan bir Malatya türküsü- anonsuyla sıkça dinler olmuştuk. 4’lük iki kıt’a halindeki bu uzun havayı bazen Selahattin Alpay, Teslim Budak, Bedri Karahan’ın (Topal Bedo) vd. okuduğu gibi İlhan Kızılay da;

Giderim giderim de yolum yan gider anam yan gider
Ah çektikçe de anam içerimden kan gider ooooy
Örenli gelin öldürdün beni oy oy

Akçadağ köyüne de Ören diyorlar anam diyorlar
Benim bu derdime de anam verem diyorlar ooooy
Örenli gelin öldürdün beni oy oy

şeklinde 3’lük iki kıta halinde okuduğu da olurdu. Sanırım türkünün orijinali de böyleydi. (Hangisinin orijinal olduğunu çok değerli araştırmacı yazar Süleyman Özerol daha iyi bilir. Bu araştırmacı yazarımızın ismi geçmişken anti parantez yazmadan geçemeyeceğim. Süleyman Özerol’un Hüseyin Şahin ile birlikte uzun yıllar çalışarak çok büyük bir emekle hazırlayarak kültür arşivimize sundukları 700 sahifelik –Arguvan Türküleri- isimli halk bilimsel araştırma kitabını meraklılarına okumalarını ve kütüphanelerinde bulundurmalarını öneririm).

İlhan Kızılay bu uzun havayı 1965 yılında Palandöken plak firmasında plağa okudu. 45 devirli bu plak kaydını teknik imkânsızlık nedeniyle mikrofon ile kaydedip dinletiye sunuyorum. (Dinlemek için tıklayın:İlhan Kızılay-Örenli Gelin)

İlhan Kızılay Tekel Malatya Sigara Fabrikası’nda makine teknisyeni olarak çalışıyordu. 1962-1965 yılları arasında Malatya’daki özellikle Halk Eğitim Merkezi’nce hazırlanan kültürel etkinlilerde sahneye çıkar, okuduğu türkülerle dinleyenleri adeta mest ederdi. Programını bitirdiğinde izleyicilerin ısrarlı alkışlarıyla tekrar tekrar sahneye çağırılırdı.

1960 yılında bir vesile ile sesini dinleyen, İstanbul Radyosu Halk Müziği Müşaviri ve ayni zamanda İstanbul Belediye Konservatuarı Folklor İnceleme ve Derleme Kurulu Başkanı olan Sadi Yaver Ataman’ın İstanbul Radyosu’na kadrolu sanatçı olarak atama isteğini İlhan Kızılay’ın kabul etmediğini duydum. Bunun nedenini kendisine sorduğumda; “Gardaş, ben fabrikada 600 lira maaş alıyorum. Orada ne kadar maaş alacağımı sorduğumda 500 lira eline geçer dediler. Burada kendi evimde oturuyorum, İstanbul’da bu maaş ile kira ödeyip nasıl geçinebilirdim.” dedi. Her ne kadar haklılık payı olsa da her sanatçının yaptığı gibi İstanbul’da gazino çalışmaları ve ekstra programlarla bu maaşın kat kat fazlasını alabileceğini düşünememiş veya bu riski göze alamamıştı anlaşılan.
c3hürriyetçaybahç1960-1970’li yıllar Malatya bugünden çok farklı bir sosyokültürel yapıya sahipti. Şehrin yerli halkının hemen tamamı birbirini tanır, ticarette de çek, senet değil, verilen söz geçerli olurdu. Genç kızlar ve erkekler çok temiz giyinir adeta birbirleriyle şıklık yarışı yaparlardı.

Yaz mevsimi gelince Haziran ayı başından Ekim ayı sonlarına kadar İsmet Paşa Parkı’ndaki Hürriyet Aile Çay Bahçesi, Hükümet Konağı arkasındaki Vilayet Çay Bahçesi ve Kernek Havuzbaşı Gazinosu eğlence programı konusunda birbirleriye yarış halinde olurdu. Ama dedim ya Malatya’nın assolisti İlhan Kızılay hangi gazinoda program icra ediyorsa –ki genellikle Hürriyet Aile Çay Bahçesi’nde sahne alırdı- orası ful çekerdi. İlhan Kızılay’ı dinlemek için Elazığ, Adıyaman ve Gaziantep’ten dinleyici geldiği olurdu.

O yıllarda İbrahim Tatlıses’in Sami Kasap ile birlikte Malatya Kantar Pavyon’da program yaptığını, İlhan Kızılay’ı dinlemeye geldiğinde bazen misafir sanatçı olarak hem Hürriyet Aile Çay Bahçesi’nde hem de Kernek Havuzbaşı Gazinosu’nda sahneye çıktığını da duymuştum. Keza Elazığ’ın tanınmış THM sanatçısı Kemal Yeniceli’nin de 2-3 kez bu mekânda İlhan Kızılay’ı dinlemek üzere gelip yine misafir sanatçı olarak sahneye çıktığına bizzat şahit oldum. (Dinlemek için tıklayınız: Uzun hava-İ.KIZILAY -Seher oldu uyan yar (1))

Bir süre sonra Kernek Gazinosu’nu işletenler müşteri çekebilmek için Malatya dışından sanatçı getirmeye başladılar. Ankara radyosu THM sanatçısı Nurettin Çamlıdağ,  o yıllarda henüz yeni tanınmaya başlanan Müslim Gürses, Muhterem Nur, Suat Sayın, Şükran Ay, Eriç Aras bu gazinoda sahneye çıktığını hatırladığım sanatçılardandı. Hatta Müslüm Gürses anılarını anlatırken Muhterem Nur’u beyaz perdeden tanıyıp âşık olduğunu, sonraki yıllarda yine Malatya Kernek Göl Gazinosu’nda birlikte program yaparken sıra meselesi yüzünden tartışıp kavga ettiklerini, daha sonra da barışıp evlendiklerini anlatmıştı.

Giydiği kostümler, sesi ve tavırlarıyla Zeki Müren’i taklit etmeye çalışan İsmail Şenbahar da Kernek Göl Gazinosu’nda sahneye çıkan isimlerden biriydi. Bu okuyucu abartılı makyaj yapıp, program sırasında birkaç kez kostüm değiştiren kusursuz bir Zeki Müren taklitçisiydi. Eh ! O Zeki Müren’i taklit eder de özellikle Cuma günleri yapılan bayanlar matinesindeki seyirciler Zeki Müren dinleyicilerini taklit etmez olur mu? Hani magazin mecmualarında sıkça okuyor veya Zeki Müren’i sahnede izleyebilenlerin gördüğü gibi hanım seyirciler işlemeli beyaz mendillerini terini silsin diye Zeki Müren’e verip sonra geri alarak terli mendili öpüp koklayarak koyunlarına sokuşturdukları gibi ayni sahneyi İsmail Şenbahar sahnedeyken taklit eden bayan seyirciler az da olsa çıkıyordu. Daha doğrusu tekâmül edememiş kişiliklerin taklit merakından başka bir şey değildi bu özentiler.

Her ne kadar bu sanatçılar ilgi çekip gazinoyu doldursalar da İlhan Kızılay’ın program yaptığı gazino müşterisinde azalma olmazdı. Bu gazinonun program sunuculuğunu Dilaver Uyanık, Orhan Apaydın ikilisi yapar; alt kadroda Selahattin Alpay, Mehmet Engin, Fahri Özyıldırım, Malatya dışından gelen Cihan Yekta isimli bir hanım sanatçı ve komedi ikilisi adı altında güldürü programı yapan birileri sahneye çıkardı.

d3talipözakBir gün bu yazlık gazinoda beyaz pantolon ve beyaz ipek gömlekten oluşan sahne kıyafeti ve kemanı ile Osman Kamil Muşul’a ayakta eşlik eden Talip Özak’ın apış arasına büyükçe bir kelebek konarak kanat çırpmaya başlar. Dakikalarca devam eden bu komik görüntüye, seyirciler gülmeye başlar. Sahnede ritim saz çalan Mehmet Furun gözleri ve başı ile henüz olayın farkında olmayan Talip Özak’ı uyarmaya çalışır. Talip Özak icra edilen şarkıyı bozmamak adına sırtını seyirciye dönerek bir taraftan kemanını çalmaya devam ederken diğer taraftan kemanının yayını apış arasına kadar uzatıp kışşş, kışş demez mi? O anda ritim saz çalan ve aşırı derecede gülme hastalığı olan Mehmet Furun için film kopar. Darbukayı yere koymasıyla kendisini sahne arkasına zor atar. Burada soluğu kesilinceye kadar katıla katıla gülmeye başlar. Sahne arkasındaki sıra bekleyen saz ve ses sanatçıları ne oldu dedikçe Mehmet Furun gülmekten uğunur halde kendini yere atıp yuvarlanmaya başlar. Bu gülme krizi sonunda fenalık geçiren Furun o gece uzun süre sahneye tekrar çıkamaz.

Hürriyet Aile Çay Bahçesi’nin bir diğer Türk Sanat Müziği (TSM) sanatçısı da Osman Kamil Muşul’du. Ama hem keman çalıp hem de bariton sesi ile genellikle eğitim radyosuna TSM programları yapan Ali Acıburç hak ettiği yere gelememiş, değerini bulamamış bir sanatçımızdı. Malatya sahnelerinin tanınan ve 5 yıl önce vefat eden keman ve ses sanatçısı Bilgehan Göksu’nun da dayısı olan d7aliacıburçAli Acıburç, sonradan yerleştiği Gaziantep’te, yıllarca, o zamanlar Sevim Seven takma ismiyle Gaziantep gazinolarında sahne alan Ayşe Taş ile birlikte programlar yaptı. Bu ikilinin birlikte okudukları saba makamının tüm eserlerini ihtiva eden iki adet müzik kaseti arşivimde bulunmaktadır. Ali Acıburç’un kemanıyla çalıp okuduğu amatör bir ses kaydını da dinletiye sunuyorum. (Dinlemek için tıklayınız: ALİ ACIBURÇ söyleyemem derdimi kimseye (3))

O dönemde yine Yılmaz Çizmeci THM dalında, Sıddık Tirit de TSM dalında Halk Eğitim Merkezi ve Hürriyet Aile Çay bahçesinin değerli solistlerindendiler.

Alaattin Orhon da çok yönlü bir sanatçıydı. Çok tatlı bir sesi vardı ve ayni zamanda dilsiz kavalı kusursuz üflerdi. Bir plak doldurdu, sonra İstanbul’a yerleşti ama genç yaşında vefat ettiğini öğrendiğimde çok üzüldüm. Anı olarak sakladığım kendi bestesi olan ‘’Beni yakma gel sevgilim’’ isimli türkü formundaki fantezi parçayı da dinletiye sunuyorum. (Dinlemek için tıklayınız Alaattin Orhon – Beni yakma gel sevgilim (1))

d8alaattinorhonHükümet Konağı arkasındaki çay bahçesinde okuyan ve ‘’Tenekeci Bayram‘’ ismiyle anılan halk müziği okuyucusunun da oldukça yoğun bir dinleyici potansiyeli vardı.

Keza, Hasan Meşeli, Rıza İnal ve Celal Aslan sazlarıyla, Adnan Erkuş ise hem sazı hem de sesi ile gerek bu sahnelerin gerekse Malatya Eğitim radyosunun çok yönlü renkli sanatçılarındandı.  Adnan Erkuş ayrıca Ankara ve İstanbul sahnelerinde Ahmet Sezgin ve Orhan Gencebay’a sazı ile eşlik eden değerli bir sanatçımızdı. Ayrıca ritim sazda Hüseyin Vardı yıllarca hem Malatya gazino ve çay bahçelerinin, hem de eğitim radyosunun aranan sanatçılarındandı.

O yıllarda Malatya Halk Eğitim Merkezi TSM, THM, yanında tiyatro ve spor dallarında da çok ciddi çalışmalar yapılan bir kurumdu ki sporda halter dalında Hasan Tahsin Karamanlı, Adil Karamanlı, Necip Akmete, Esat Başaranlar, Altan (soy ismini hatırlayamadım) gibi Türkiye Şampiyonası’nda ilk üç dereceyi alan hatta rekorlar kıran sporcuları vardı.

Tiyatro dalında da çok güzel eserler sahnelenirdi. Nitekim ünlü sinema ve tiyatro sanatçıları Kenan Işık ve İlyas Salman da ilk feyizlerini Malatya Halk Eğitim Merkezi’nden Dilaver Uyanık’tan almış olan sanatçılardı.

İlhan Kızılay’a sahnede sazlarıyla Mehmet Yumrutepe, Bilgi Şimşeker, Doğan Özkan, Hüseyin Kapıkıran, Mehmet Furun ve Yaşar Tutar isimli bir kaval sanatçısı eşlik ederlerdi. Rahmetli Doğan Özkan ;

Fırat kenarında yüzer kayıklar
Anam ağlar bacım beni sayıklar
Başıma toplanmış bağrı yanıklar
Nettim size verin benim yârimi
isimli türküyü derleyerek müzik arşivimize kazandıran bir değerdi.

Mehmet Yumrutepe oldukça zengin repertuarı, halk müziği ve ezgileri bilgisi ile Halk Eğitim Merkezi’nin THM şefi ve hoca sanatçısıydı. Genç yetenekleri eğitir, yılda en az bir kez bu yeteneklerle uygun bir salonda koro ve solo konser verirdi. Selahattin Alpay da bu yeteneklerden biriydi. Yapılan seçme imtihanını birincilikle kazanmasına rağmen çalışmalar esnasında müteaddit ikazına rağmen Nuri Sesigüzel’i taklit ettiği gerekçesi ile Mehmet Yumrutepe, kafasında bağlamanın gövdesini kırıp çalışmalardan kovdu. Selahattin Alpay mahzun bir şekilde çalışma yapılan odanın dışında beklerken, tesadüfen Halk Eğitim Merkezi’ne gelen rahmetli İlhan Kızılay durumu öğrenip Mehmet Yumrutepe’ye; “Bu çocuğun çok güçlü bir sesi var, istikbal vaat ediyor, bilmediklerini sen öğret, bir daha taklit yapmayacağına ben kefilim.” deyince yeniden çalışmalara alınıyor ve Alpay o günden sonra kendi özgün sesini ve tavrını kullanıyor. Aslında Yumrutepe de Alpay’ın yeteneğini çok iyi bilmektedir ama bu taklit merakını ancak bu şekilde yeneceğini düşündüğünden sert tavır aldığını düşünüyorum.

Mehmet Yumrutepe, Malatya’da gençleri kahve köşelerinden alıp eğiten, çalışma disiplini aşılayan ve Malatya folkloruna büyük hizmetler veren bir değerdi. Petrol-iş Sendikası’nın da Malatya Şube Başkanı idi. Yakın dostum ve POAŞ ANT Doğu Bölge Müdürlüğü’nde iş arkadaşım olan Mehmet Yumrutepe 12 Eylül öncesinin terör ortamında,1979 yılı Aralık ayında, maalesef bir terörist tarafından anlamsız bir şekilde evinin önünde katledildi. Sendika başkanı olmasından öte siyaset ile pek ilişiği olmayan ve Malatya folkloruna çok değerli hizmetler veren, sanatçılar yetiştiren bu değerli insan ve sanatçı arkadaşımın o hazin vefatı beni de çok derinden yaralamıştı.

d9bilgişimşekerBilgi Şimşeker ise tartışmasız bir bağlama, divan sazı ve cura virtüözü idi. Benim, radyo sanatçıları da dâhil birçok bağlama sanatçısını gerek sahnede gerekse Ankara ve İstanbul’daki musiki sohbetlerimizde bizzat dinlemek fırsatım oldu ama böyle bir ustaya henüz rastlamadım. O, bağlama veya meydan sazına özel akort yapıp gitar, ud, tar, cümbüş hatta kanun dinletirdi bize. Müthiş bir musiki kulağına sahipti. Sadece halk müziği değil, ilk kez dinlediği en ağır klasik Türk müziği veya batı müziği parçalarını sazıyla kusursuz çalar, dinleyenleri hayretler içinde bırakırdı. Bir gün radyodan birlikte dinlediğimiz Refik Fersan’ın tambur ile çalınan rast peşrevini 1-2 saat sonra Halk Eğitim Merkezi’ndeki müzik çalışmalarının yapıldığı odada divan sazı ile kusursuz bir şekilde çalmıştı.

Şen, şakacı, espritüel, hayat dolu bir insandı. Bir gün Dilaver Uyanık, İlhan Kızılay’ı, radyoya bant hazırlarken – kadife sesli sanatçı– diye anons edince, yanındaki sazlara eğilip “ Ben pazen zannediydim ama mal kadife çıktı.” diye espriyi patlatmıştı. Kendisine bir soru sorulduğunda, eğer sazı elinde ise mızrabını sazının tellerine vurarak cevap verir ve hemen herkes verilen cevabı anlardı. Tabir caiz ise sazı konuştururdu Bilgi Şimşeker. Şelpe usulü ile (mızrap kullanmadan parmakları ile bağlama çalma usulü) bağlama çalmayı ilk kez o yıllarda Bilgi Şimşeker’de görmüştüm.

d1dilaveruyanıkDilaver Uyanık, aldığı tiyatro eğitimi ve kendi yeteneği nedeniyle çok güzel şiir okurdu. Bir gün, şimdi Atatürk Evi olan ve o tarihlerde Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılan binanın salonunda tiyatro çalışması yapılırken Dilaver’in çok güzel okuduğunu bildiğimiz MARIA isimli şiiri okumasını ısrarla istedik. Dilaver, salonda bulunan Bilgi Şimşeker’e divan sazına gitar akordu yapıp İspanyol müziği tarzında solo gitar çalmasını istedi. Bilgi de bağlamasının tellerinin yerlerini değiştirip, sazına özel bir akort yaptıktan sonra “Ağabey sen şiirden birkaç mısra oku ki ben ona uygun bir şeyler çalayım” dedi. Salonun ışıkları söndürülüp isteği üzerine tek bir spot lamba sahnedeki Dilaver’in yüzüne ayarlandı ve Dilaver;

Sustu Another life gazinosu
Sustu şarkılar,
Paletimde renk sustu, fırçamda şekil
Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde
Sustu Peramos’un mazgallarından
Şehre pancur pancur dökülen arya,
Artık ne tayfalar mevcut ne komondoslar,
Ne o kor tenli kızıl saçlı kanarya..
diye başlayıp devam eden Bekir Sıtkı Erdoğan’ın çok uzun olan muhteşem şiirini yüz mimikleri ile adeta yaşarcasına okudu. Şiir tamamlandığında orada bulunan herkes avuçlarını patlatırcasına alkışladı. Işıklar yandığında istisnasız herkesin gözlerinin yaşlı olduğunu fark etmemek mümkün değildi.

Dilaver, orada bulunan yaklaşık 20 kişiye hitaben; alkışları, kendisinden daha çok, sazını gitar gibi kullanarak çaldığı nağmelerle herkesi duygulandıran Bilgi Şimşeker’in hak ettiğini söyledi. Gerçekten de Şimşeker’in, Klasik Batı Müziği’nin şaheserlerinden, Rodrigo’nun gitar konçertosundaki gitar kadar, sazı ile güzel gitar soloları yaptı desem hiç de abartı yapmamış olurum.

Bu yeteneği nasıl elde edebildiğini Bilgi’ye sorduğumda; henüz 5 yaşlarında iken ailesinin kendisine bir küçük bir cura sazı aldığını, 18 yaşına kadar aralıksız her gün okul saatleri dışında bile en az 6-7 saat, bazen 12 saat sazı elinden bırakmadığını, bu yüzden ortaokul 2. sınıftan sonra da tahsiline devam edemediğini söylemişti bana.

Babasının memuriyet görevi nedeniyle 1953-1961 yıları arasında Erzurum’da bulunan sanatçımız, 1959 yılında yayına başlayan Erzurum Radyosu’nda ilk kez, henüz 13 yaşında iken bir solo programda Malatya yöresi türkülerini çalıp söyleyerek adını duyurdu. Çok beğeni görünce programlara sürekli çağırıldı. Mızrabındaki ustalığı keşfeden yönetmen, uzun hava açılışlarını sürekli Bilgi Şimşeker’e yaptırdı. O tarihlerde günümüzün usta hoca sanatçısı Arif Sağ’ın da aynı radyoda kadrolu sanatçı olduğunu söylersek Bilgi Şimşeker’in değerini sanırım daha iyi anlatmış olacağız. İşi gereği 1970’li yılların başlarında İstanbul’a yerleşen sanatçımız 1980 yılında yakalandığı kas erimesi hastalığı nedeniyle maalesef tekerlekli sandalyeye mahkûm oldu. 2000 yılında kendisini evinde ziyaret ettim, uzun süre anılarımızı tazeleme fırsatını bulduk.

c1istnsinemakonserNe yazık ki o yıllarda Ankara ve İstanbul dışında bilimsel metodlarla saz ve ses eğitimi veren konservatuarlar da mevcut değildi. Rahatsızlığı olmasa eminim ki en azından konservatuarda eğitim görevlisi olurdu Bilgi Şimşeker. Bu büyük değeri de maalesef birkaç ay önce evinde geçirdiği bir kalp krizi sonunda kaybettik. Mekânın cennet olsun büyük usta. Işıklarda uyu.

Uzun yıllar önce zamanın Malatya belediye başkanına bir sohbet esnasında bir THM, TSM ve tiyatro dallarında eğitim verebilecek bir belediye konservatuarı açılmasını önerdiğimde ve “İşimiz yok çalgıcı mı yetiştireceğiz?” cevabını aldığımda bu zihniyete çok üzülmüştüm.

İlhan Kızılay ilk plağını, Odeon Plak Firmasında 1964 yılında yaptı. Plağın bir yüzünde Malatya Yollarında isimli türkü, diğer yüzünde ise

El ediyi, el ediyi aman anam gaşların gel gel ediyi
Senin orda duruşun beni burada deli ediyi
diye başlayıp devam eden bir uzun hava yer alıyordu.

O yıllarda dilerden düşmeyen, İlhan Kızılay’ın da sahnelerde sürekli okuduğu fantezi -türkü formundaki söz ve müziği Bilgi Şimşeker’e ait ilk plağına okuduğu bu türkünün sözleri ise;

Etrafıma dikenli çalılar sıralanmış
İki yanda bahçeler bu yolla aralanmış
Geziniyor bir öksüz bir kalbi yaralanmış
Malatya yollarında, Malatya yollarında

Bahar seni rüyamda kuşlar gibi hep andım
Kışın soğuk karanlık günlerinden usandım
Karşımda bir hayal var işte onu sen sandım
Malatya yollarında, Malatya yollarında

Plağın oluşumuna sazlarıyla Bilgi Şimşeker ve İstanbul Radyosu bağlama sanatçısı Hamdi Özbay eşlik etmişlerdi. Arşivimdeki bu türküyü de İlhan Kızılay’ın sesinden dinletiye sunuyorum. (Dinlemek için tıklayınız: Malatya yolları (2))

Bilgi Şimşeker’in aşağıda sözleri yazılı, kendisinin derlediği bir türküyü de plağa okudu İlhan Kızılay.

Şemsiyesi elinde, kuşak vardı belinde
Adını diyemedim, ateş vardı dilimde

Çimen gibisin sen
Kalbine girebilsem
Fidan boylu Şenay’ım
Pınar gibisin sen

Gurbet yolu taşlıdır, yârin gözü yaşlıdır
Yar üstüne yar sevdim, o da hilal kaşlıdır

Malatya sahnelerinin bir diğer yıldız sanatçısı da; Yine Mehmet Yumrutepe’nin eğittiği 8 yaşındaki Zeynel Tütüncü idi. Bu isim, çocuk yaşına rağmen ilginç yorumu ve çocuk sesi ile daha türkü okumaya başladığı anda seyircilerden müthiş alkış alırdı. Bir zamanlar Malatya Ş.K.Özalper Erkek Sanat Enstitüsü Eğitim Radyosu’nda ve Halk Eğitim Merkezi THM konserlerinde önemli sayıda dinleyici ve izleyicisi olan bu çocuk sanatçımız 15 yaşlarına gelince Küçük Emrah, Küçük İbo v.s diğer çocuk ses sanatçıları gibi maalesef sesini kaybetti.

1950’li yılların ortalarında ben henüz ilkokuldayken yaz tatilinde mahalle arkadaşlarıyla ya top oynarken cam, çerçeve kırar ya da horhopa giderdik. (Horhop; Bizim mahalle sizin mahalleyi döver gibi mantıksız bir nedenle tüm mahalle çocuklarının katıldığı mahalleler arası çocuk kavgası) Bu yüzden ya ben yaralı olarak eve döner, ya da yaraladığım komşu mahalle çocuklarından birinin ailesi şikâyete gelirdi.

Bu soruna çözüm olarak, babam beni şimdiki Hamidiye Camii’nin yanındaki çıkmaz sokağın sonunda bulunan bir Kur’an kursuna götürdü. Kursun olduğu mekân bir bahçe idi. Bahçenin kenarında iki katlı eski bir kerpiç bina vardı ve kurs hocamız olan Lütfü Çekirdek bu evde oturuyordu.Bu bahçeli ev şimdi Emeksiz Caddesi’nin geçtiği alandaydı.

d4lütfüçekirdekBu kurs sabah saat 09.00’dan akşam saat 18.00’e kadar devam ediyordu. 7-11 yaş aralığında 15 kız ve bir o kadar da erkek öğrenci vardı. Merhum Hadi Çekirdek’in ağabeyi olan Lütfü Hoca, öğrencilerini kısa bir söyleşi ile seçer öyle kabul ederdi ve öğrenci kontenjanı bu sayıyla sınırlıydı. Ama bilinen klasik bir kurs yeri değildi burası. Saat 9-10 arasında toplu halde ilahiler okunur, 10-12 arasında –kalfa- denilen usta öğrenciler (ki bir kız bir de erkek kalfa vardı.) Kur’an harflerini defterlerimize yazdırıp okumasını öğretirlerdi.

Öğrenciler öğle yemeği sonrasında 13.30’da bu bahçede hazır bulunmak zorundaydı. Yaklaşık 2 saat Kur’an öğrenme çalışmasından sonra saat 15-18 arasında genel kültür, edebiyat, mantık, felsefe, toplum içerisinde davranış öğretisi yapardı hocamız.

Tasavvuf edebiyatından, özellikle Yunus Emre’den ve şiirlerinden sıkça bahseder, daha sonra Yunus’a veya bir başka mutasavvıfa ait bir kıta şiiri veya deyişi kimin açıklayacağını sorar, isteyen herkese söz verirdi. Sunumu ve öğretileri o yaştaki bizlere hiç de sıkıcı gelmezdi.

Lütfü Hoca bana daha o yaşlarda Divan ve Tasavvuf edebiyatlarını sevdiren bir değerdi. Hemen her konuya vakıf, adeta filozof bir insandı. İki üniversite bitirdiği söylenirdi. Yalnız yaşıyordu. Eşini ve iki oğlunu bir uçak kazasında kaybettiğinden hayata küsüp İstanbul’dan Malatya’ya dönerek kendi kabuğuna çekildiği söylenirdi.

Benim Tasavvuf ve Divan Edebiyatı merakım daha o yıllarda Lütfü Hoca’dan aldığım feyiz ile başlamıştı.

Bir gün öğle tatilinden erken döndüğümde bahçedeki sırada otururken kerpiç binanın ikinci katından muhteşem bir kanun sesi ve yine muhteşem bir sesin hiç duymadığım eski bir şarkı okuduğunu duydum. Orada bulunan eski öğrencilerden birine sesin nereden geldiğini sorduğumda, Lütfü Çekirdek Hoca’nın tüm klasik sazları çalabildiğini ve besteleri olduğu cevabını aldım.

Akşam evde bu durumdan bahsedince babam ertesi gün Hoca’nın yanına gelip bana keman dersi vermesi için ısrar etti. Hoca, yaşımın çok küçük olduğunu, bunun için en az 5 yıl sürecek bir çalışma gerektiğini, notayı bu yaşta öğrenemeyeceğimi söylediyse de babamın ısrarları karşısında kabul etmek zorunda kaldı ve benim 3 yıl süren nota öğrenme maceram başlamış oldu. Diyez, bemol, naturel v.s gibi işaretleri bir nota kalıbı içerisinde ve aksak, ağıraksak, düyek, devr-i kebir, evfer, fahte, raks aksağı, müsemmen v.s usullerini vuruşları ile öğrenmem pek kolay olmadı tabi o yaşta.

Nota defterime yazdığı nota kalıbını sesleri ile gayet güzel okumayı ve usul vuruşlarını öğrenmiştim ama hem nota okuyup hem de, iki elimle dizlerime vurarak yapacağım usul vuruşlarını birlikte yapamıyordum. Rahmetli hocamdan az azar işitmedim bu yüzden.

Kerpiç binanın üst katındaki müzik odasının duvarında ney dâhil Türk Sanat Müziği’nin tüm sazları asılı duruyordu, hepsini de gayet güzel çalıyordu Lütfü Hoca. Burada benimle birlikte 30 yaşlarında yetişkin birine de ud dersi veriyordu Lütfü Hoca.

Bu işi öğreneceğimden umutsuzluğa kapılıp kaytarmaya çalıştığımda ud dersi alan ve bunu bayağı ilerleten diğer şahıs ile birlikte çalıp okudukları çeşitli makamlardan eski şarkıları dinleyince öğrenme hevesim tazelenirdi.

Lütfü Çekirdek hocanın arşivinde bizzat besteleyip notaya aldığı yüzlerce şarkısı vardı. Bunlardan bazılarını zarfın içerisine koyup adres olarak – Ankara Radyosu TSM dairesi yetkilisine- diye yazıp benimle postalatırdı. Ama mektubun içine veya dışına hiç ismini yazmaz sadece şarkının sözleri ile notasını gönderirdi. Belki de fasıl programlarında dinlediğimiz bestekârı belli olmayan birçok şarkı Lütfü Çekirdek hocaya aittir.

Ben ortaokula başladığım yıl nota öğrenimimi tamamlayıp yay çekmeyi öğrenmeye başlayacakken maalesef Lütfü Çekirdek Hoca Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Uzun yıllar sonra Lütfü Hoca’nın kardeşi olan merhum Hadi Çekirdek ile bu konuda yaptığım sohbette; Lütfü Çekirdek hocanın vefatından sonra evindeki tüm sazlarını ve bir sandık dolusu notasını, Derme İlkokulu karşısındaki şimdi yıkılıp yerine yeni bina yapılmış olan evlerinin alt katında bir depoya koyduklarını, uzun yıllar sonra baktıklarında sazları çürüdüğü için, notaları da fareler kemirdiği için attıklarını söyleyince neden bunu daha önce niye sorup almadım diye çok hayıflandım.

Lütfü Hoca’nın vefatıyla benim keman öğrenme maceram da son bulmuş oldu. Ama aldığım usul dersleri nedeniyle mızraplı, nefesli, yaylı sazları değil de THM ve TSM’ nin en ağır ve en hareketli parçalarına vurmalı sazlarla çok iyi eşlik edebiliyordum. Ben lise 1. sınıfta iken (şimdiki Milli Eğitim Müdürlüğü binası Malatya Lisesi idi. Orada Malatya Lisesi öğrencisi olarak lise öğrenimine başlamıştık. Lisemiz 1964- 1965 ders yılı başında Hasanbey Caddesi’nde yeni yaptırılan binaya taşındı, Malatya Lisesi adı da Turan Emeksiz Lisesi olarak değiştirildi. 80’li yıllarda da Turan Emeksiz Lisesi, yeniden Malatya Lisesi adını aldı) son sınıflardan birinin hazırladığı veda gecesinde ısrar üzerine şimdi yeşil alan olan Gazi ilkokulu’nun bitişiğindeki İstanbul Sineması salonunda Halk Eğitim Merkezi sazları ile birlikte sahneye çıktım. Eskiden sinema olan bu salon o yıllarda Malatya Lisesi’nin spor salonu olarak kullanılıyordu.

Rahmetli babamın tabiriyle dümbelek, halk dilinde dombelek- darbuka, Dilaver Uyanık’ın tabiriyle ritim saz veya ritim seksiyon, şimdilerde perküsyon sazı olarak tanımlanan vurmalı sazı sahnede çaldığım için babamdan bayağı azar işitmiştim. Babam; “Oğlum ben sana keman dersi aldırdım, sen dümbelek çalıyorsun. Sonra bu unvanla tanınır, evlenme yaşın geldiğinde kimse kız vermez sana” diye endişesini söylemişti. Ben de neticede bir okul gecesinde ritim saz çaldığımı, ama şimdi kızların ya davulcu ya da zurnacıyı tercih ettiği söyleyerek takılmıştım rahmetli babama. Ama gel gör ki o sınıf gecesinde, aldığım usul dersleri sayesinde ritim sazla yaptığım solo ile performansım çok beğeni gördüğünden, bayağı ünlenmiştim okulda. Halk Eğitim Merkezi saz ve ses sanatçıları ile tanışmam da bu geceden sonra oldu.

Sonraki günlerde Halk Eğitim Merkezi adına Sümerbank ve Şeker Fabrikası sinema salonlarında Mehmet Yumrutepe yönetimindeki 2-3 THM ve önceleri Şadi Erdem Özerdem isminde orta yaş üzeri bir subayın daha sonra ünlü bestekâr Bilge Özgen’in (o tarihlerde erkek sanat okulunda öğretmendi) çalıştırdığı TSM konserlerini Dilaver Uyanık ile birlikte değişik sahne mizansenleri ile bizzat hazırlayıp sahneledik.

1965-1966 yılarında ŞKÖ Erkek Sanat Enstitüsü eğitim radyosunun müzik ve dinleyici istekleri programını ben hazırlarken Dilaver Uyanık da spikerliğini yapıyordu. Tabi hobi olarak ve amatörce çalışıyorduk. Ben bu arada radyo için hazırlanan programlara birkaç kez hayranı olduğum İlhan Kızılay’a ritim saz ile eşlik de etmiştim.

d6yükselözkasapO yıllarda yaratılan bu iklimde, sanat adına önemli isimler art arda bu toprakta yeşerdi ve geleceğe taşındı. O çağdaş ortamda, Sıtmapınarı’nın güzel gözlü kızı Yüksel Özkasap da Malatya Halk Eğitim Merkezi’nde yetişip, yurt dışına gidecek, ‘Köln Bülbülü’ diye ünlenerek, okuduğu türküler ve yaptığı rekor sayıdaki plaklarla Almanya’daki gurbetçilerin teselli kaynağı olacaktı.

O dönemin ardından Erhan Yılmaz, genç yaşına rağmen bağlama sanatçısı olarak ve derlediği Arguvan türküleri ile kendini kabul ettirdi. TRT sanatçısı Bedia Akartürk onu keşfedip götürünceye kadar Malatya’da önemli bir boşluğu doldurdu. Şimdi de Kültür Bakanlığı’nın kadrosunda özellikle Arguvan türküleri ile ilgili sayılı otoritelerden birisi. Ama ne yazık ki, İlhan Kızılay’ları ve benzerlerini yaratan iklim giderek kuraklaştı… Günümüzde, bu işlere zaman ayıran çok fazla kimsenin kalmaması üzüntü verici bir durum.

1966 yılında lise son sınıfta okurken ders yılı sonlarına doğru sınıf arkadaşlarımla bir veda gecesi düzenlemek istedik. O güne kadar yapılmayan çok değişik bir veda gecesi hazırlamayı kafama koymuştum. Okulda ders saati bittikten sonra ve tatil günleri çalışma yapabilmek için lise müdürümüz Necmettin Ecevit’ten izin istedik. Ama müdürümüz “sizin hazırlayacağınız gecede ne olacak ki biriniz eline kırık bir saz alıp çalacak birileriniz de bozuk sesi ile türkü söyleyecek, ben izin vermiyorum gidin dersinize çalışın” diye onay vermedi. Onca ısrarlarımız fayda etmemişti rahmetli müdürümüze.

c2konseröncesiçalışmaO yıllarda, saat 16.00-19.00 saatleri arasında yayın yapan ve oldukça yoğun dinleyici kitlesi olan eğitim radyosunda maddi olanaksızlıklar nedeniyle plak, teyp ve makara bant v.s alınamadığından program hazırlamak adeta imkânsız hale gelmişti. O tarihe kadar program kayıtları için bu işe uygun ses kayıt cihazı olan Yeşilyurt (Çırmıhtı) ilçesindeki Terzi Yunus Gök’ün TK- 365 Grundig marka makaralı teybi kullanılıyor, o da istenildiği an ele geçmiyordu. Bu nedenlerle bir süredir radyo yayınlarına ara verilmişti.

Radyo yayınlarının tekrar başlatılması için Malatya halkının ve sivil toplum kuruluşlarının Valilik makamına çok yoğun bir baskısı vardı. Malatya Valisi Ali Rıza Aydos, beni ve Dilaver Uyanık’ı makamına davet ederek ne yapılması gerektiğini sormuştu. Bunun için 5 bin liranın ses kayıt cihazı, ona yakın bir miktarın da bant, plak v.s alımı için para gerektiğini söylemiştik. O zaman önemli sayılan bir miktar olan bu para maalesef bulunamıyordu.

VI. Edebiyat A sınıfı, Turan Emeksiz Lisesi’nin en yetenekli öğrencilerinin toplandığı bir sınıftı. Bir başka yazımda detayıyla anlatacağım bu arkadaşlarımın arasında hemen her yetenekte öğrenci mevcuttu. Böyle potansiyel bir güç varken her zaman anımsanacak ve ses getirecek bir veda gecesi düzenlememek abes olur düşüncesindeydim. Bu düşünceyle postane karşısındaki Parlak Pasaj içerisinde bir dükkânda –Renk Reklam- isminde bir reklam ajansı bulunan Dilaver Uyanık’ın yanına gidip düşündüğüm projeyi açıklayarak Malatya Valisi’nin bize çalışmak için yer temin etmesi halinde bu geceyi, kapalı spor salonunda, radyo yayınlarını yeniden başlatmak adına, gelir temin etmek üzere yapılmasını önerdim.

Birlikte yanına gittiğimiz Vali Ali Rıza Aydos bizi adeta bir kurtarıcı gibi görerek istediğimiz her desteği vereceğini söyledi. İlk etapta bu işte gönüllü olarak görev yapacak 20 arkadaşımın, daha sonra da diğer sınıflardan çoğunluğu oynanacak tiyatro oyununda rol alacak kız öğrencilerden oluşan 10 arkadaşın isim listesini Vilayet Özel Kalemi’ne verdim. Vali’nin yazılı talimatı ile ders saatleri dışında ve tatil günleri okulda çalışma yapmak imkânı bulduk. Okul müdürümüzün bakışlarında bu emrivakiden hiç de hoşnut olmadığı belli oluyordu. Bu işin fiyasko ile sonuçlanacağını, boşa zaman harcandığını her fırsatta söylüyordu.

Çalışmalarımız gece ve gündüz yaklaşık 20 gün sürdü. Halen hizmet veren Atatürk Spor Salonu’nun, o zamanki adıyla Kapalı Spor Salonu’nun bize tahsisi ile son bir hafta provalarımızı burada yaptık.

Kapalı Spor Salonu’nun parke zeminini o tarihlerde Malatya’da bulunan Hava İkmal Genel Müdürlüğü’nden temin ettiğimiz kalın branda ile boydan boya kaplayıp kalıplar halinde kestirdiğimiz çayır çimeni bu branda üzerine serdik. İnşaat yapılacağı için kesilmesi gereken bir arkadaşımızın stadyuma yakın bahçesindeki 8 adet yaş meyve ve söğüt ağaçlarını kökünden kesip altına geniş ahşap tablalar çakarak çimlerin altına saklayıp salona monte ettik. Yine Hava İkmal Genel Müdürlüğü’nden temin ettiğimiz 30 kadar mikrofonun kablolarını da çimlerin altına saklayıp ağaçların yaprakları arasına gizledik. Salonun bir kısmını harman yeri, köy meydanı şeklinde düzenledik.

Çoğunluğu okul öğrencilerinden oluşan, aralarında İlhan Kızılay, Fahri Özyıldırım, Selahattin Alpay’ın da bulunduğu Halk Eğitim Merkezi’ndeki ses ve saz sanatçılarını, mahalli giysilerle ayrı guruplar halinde birkaç ağacın altında yere bağdaş kurdurarak oturttuk. Yine salonun bir bölümünü de sahneleyeceğimiz, -o yıllarda Devlet Tiyatrosu’nda da sahnelenen– ‘Kocaoğlan’ oyunu için dekore ettik. Bir resmi kurumdan gelen ses ve ışık teknisyenlerini bu işler için hazırlanan kumanda panolarında görevlendirdik. Büyük emeklerle düzenlenen bu gecenin ismi Malatya Festivali olarak tanıtılıp reklam edildi.

Gösteriden bir gün önce yapılan son provaya lise müdürümüz Necmettin Ecevit ve baş muavin birlikte geldiler. Salonun dekorasyonunu ve program içeriğini seyrettiklerinde baş muavin beni çağırarak bu geceyi okul adına yapmamızı istedi. Lise müdürümüz de böyle bir performans ummadığını söyleyerek mahcubiyetini dile getirdi.

Saat 20.00’de başlayacak gece, saat 19.00’da aşırı izdiham nedeniyle tüm kapıları kapatılmasına neden oldu. Saat 02.30’a kadar devam eden gösteride protokol dâhil hiçbir seyirci salonu terk etmediler. Önceleri bize karşı çıkan ve bu gece için çalışma imkânı vermeyen okul müdürümüzü de onore etmek için açılışta; ‘Bu gece, Halk Eğitim Merkezi’nin katkılarıyla Turan Emeksiz Lisesi öğrencileri tarafından düzenlenmiştir.’ anonsunu yaptırdım. Hiçbir aksaklığa yer verilmeden tamamlanan gecenin sonunda, herkesin ortak fikri; Bu güne kadar ne böyle bir gece düzenlendi, ne de bundan sonra düzenlenebilir, şeklindeydi.

Maalesef bu gece ile ilgili tek kare bir anı fotoğrafımız yok. Sebebi de rahmetli Dilaver Uyanık’ın, seyircilerin ve sahnede görev alanların dikkatlerinin dağılacağı gerekçesiyle fotoğraf çekilmesine şiddetle karşı çıkmasıydı.

Geceden elde edilen gelir Şehit Kemal Özalper Erkek Sanat Enstitüsü Eğitim Radyosu’nun tüm ihtiyaçlarının alınmasına fazlası ile kâfi geldi. Kısa bir süre sonra da bu radyo tekrar yayına başlatıldı.

Bu gecenin bir özelliği de, bir bakıma, birkaç yıl sonra 1973 yılında, cumhuriyetimizin 50. yıl kutlamaları kapsamında gazeteci arkadaşlarım Erhan Kırçuval, Orhan Apaydın ve Hasan Anlar ile birlikte ve ortak kararımızla ilk kez düzenlediğimiz Kayısı Festivali’nin de çekirdeğini teşkil etmesiydi.

d4lütfüçekirdek

d5yumrutepetopluluk

Etiketler: /

Yorumlar
  1. Veysel AYDOĞAN dedi ki:

    Ben Talip Özak hocamdan keman dersi almıştım. İnanılmaz bir hocadır ve çalamadığı müzik aleti yoktur. Hepsininde dersini verirdi. Şuan durumu hakkında bir bilgim yok bilgisi olan var mı ? Ayrıca Talip hocamın nota arşivine de ihtiyacım var.

  2. Hakan Urhanoğlu dedi ki:

    Paylaşımınız için çok teşekkür ederim….ben alaattin orhanın oğluyum.. babamı hiç tanıyamasamda gururvduydum….

  3. Yahya ARSLAN dedi ki:

    Degerli arkadasim, Mehmet Yumrutepe Hocamizin Ayse ablamizla nisan resmini gorunce cok duygulandim. O resimde bulunan ve vefat eden tum arkadaslara allahtan rahmet diliyorum. Hayatta olan arkadaslarimada saglikli uzun omurler diliyorum. Boyle guzel duygular iceren paylasimin icin sana da tesekkur ediyorum. Selamlar.

  4. MUSTAFA OĞUZ dedi ki:

    ERTAÇ ABİ TEŞEKKÜRLER.ELİNE SAĞLIK.

  5. Orhan Apaydın dedi ki:

    Tam da, Adana’da 3,4,5 Haziran’da düzenlenecek illerin tanıtımı ile ilgili fuarda açılacak Malatya standının toplantısından çıkıp bu yazıyı okuyunca….
    Duyguları anlatmaya bu tuşlar yetmiyor.
    Öncelikle tabii Ertaç Önal’ın (abimin) kalemine sağlık. İyi ke erken emekli olmuş da, bütün bunları derleyip yazmaya zaman bulabiliyor.
    Duygularımı telefonda kendisi ile paylaştım. Ama buradan herkese seslenmek istiyorum; Lütfen yazınız… Anılarınızı, gözlemlerinizi bir kenara not ediniz.. Kültür mirası böyle bir şey işte. Ertaç yazmasaydı, ben kendim dahi yaşadıklarımı unutmuştum.
    Hürriyet Aile Bahçesi’nin işletmecisi rahmetli Hanifi vurulup ölünce sahne işi emanet ellere kalmıştı. Takip eden yıllarda o sahneden neler gelip geçti, neler…
    Bir kısmı bu yazıda yer alıyor.
    Ali Acıburç ile, Selahattin Alpay, Mehmet Engin ile sık sık, diğer saz/ses sanatçıları ile zaman zaman hala görüşüyoruz. Nice isimler Malatya’da bu alanda büyük bir miras bıraktı.
    Sami Kasap’ın oğlu Malatya yemekleri yapan bir yer açmış. Kendisini 3 Haziran’da Adana’daki fuarımıza davet ettik, kağıt kebabı yapacak.
    Valilik’ten İbrahim Halil Kılıç, sağolsun bizzat gelecek standımızı hazırlayacak.
    Bu vesile ile Çukurova’daki tüm Malatyalıları bu fuardaki standımızı ziyaret edip, yerel ürünlerden edinmeleri ve kağıt kebabı yemeelirini önermek istiyorum.
    Malatya’ya dair yazacak notları olanların, ama en önemlisi değerli araştırmacı ağabeyimiz Celal Yalvaç’ın da çok değerli araştırmalarını yayınlamaya başlaması diliyorum.

    1. mehmet suavi şahin dedi ki:

      sevgili Orhan kardeşim satırlarını görünce çok mutlu oldum allah ömür ve sağlık sıhhat versin bu vesile ile tüm dostve arkadaşları nezdinizde selamlıyorum ….Gözümde canlandı koskoca mazi diyebildim ancak selam saygı ve sevgilerimle

  6. taner dedi ki:

    Ertaç abi zaza cemil den bahsetmemişsin o zamanlar bir efsaneydi

  7. murat bulgur dedi ki:

    sayın ertaç önal bende yazınızı büyük bi heyecanla okudum belki babam Mustafa BULGUN dan da bahsedilir diye ama göremedim çok üzüldüm halbuki babam o dönemlerini çok heyecenlı ve hasretle anlatır durur.Neden babamdam bahsedilmediğini açıklarsanız memnun olurum.

  8. Yavuz Selim Turan dedi ki:

    Ertaç abi,yine şahane bir yazıile bizi eski güzel ve mutlu günlerimize götürdünüz.Zevkle ve keyifle okuyup yenisini sabırsızlıkla bekliyoruz.Saygılarımla….

  9. necdet savaş dedi ki:

    Eline kalemine sağlık . Değerlerimizi korumak için Sayın Ertaç Önal gibi kalemi kuvvetli yazarlarımızın desteklenmesini can-ı gönülden diliyorum . Teşekkürler Sn Eretaç Önal, teşekkürler MALATYAM

  10. Veysel dedi ki:

    Bir taraftan insani değerleriyle. doğasıyla, sosyal ve kültürel yapısıyla adeta bambaşka bir çağın yaşandığı eski Malatya’yı hatırlayıp Malatya’lı olmaktan gurur duyarken, bir taraftan da değerlerini yitirmiş, Malatyalılık ruhunu kaybetmiş, ihtiras içinde şehrini yok etmeye çalışan yeni Malatyayı gördükçe kahrolan biri olarak, Gerçek bir Malatya’lının, Malatya ruhu ve sevdasıyla hazırladığı bu yazı için teşekkür ederim

  11. mehmet suavi şahin dedi ki:

    Saygıdeğer ERTAÇ ÖNAL Kardeşim çok kıymetli bu anıları kaleme alışınızdan nekadar hassas bir yüreğiniz olduğundan eminim bizi altmışlı yıllara adeta sürükleyip götürdünüz ve o günleri canlı canlı yaşattınız .O çok kıymetli yıllarda yokluk ve imkansızlıklar içinde neler başarıldığını sergilediniz .adeta canlı canlı yaşadım bir filim şeridi gibi gözümün önünde perde perde sıralandı .İşte o yıllarda halk eğitim merkezinde ve şehit kemal özalper erkek sanat enstitüsünde T.S.M Çalışmaları vardı bir akedemi kalitesinde ve hassasiyetinde idi İşte o koroyu çalıştıran ve yöneten yakın tarihte kaybettiğimiz ŞADİ ERDEM ÖZERDEM Hocanın emeği ve katkısı gerçekten çok büyüktü hatta o koroda mustafa kemiksiz mehmet yakar talip özak erkan şeftalicioğlu Dr nazmi özalp fidanlık müdürü bayram bey cumali turan hoca niceleri niceleri vardı bir anımla uzatmadan sonlandırayım Hava kuvvetleri komutanı Muhsin Batur Malatyaya denetlemeye gelmişti o gün akşamı ikmal merkezinde yemekli gece vardı ve bizde fasıl topluluğu olarak şadi hocanın şefliğinde konser vermiştik . gerçekten muhteşem bir gece idi hatta ben solo programımda muhsin paşanın yaverinden sevdiği şarkıları öğrenip o şarkılarıda icra etmiştim fasıl bitiminde bizleri tebrik etmek için ikmal merkezi komutanı muzaffer paşa ile geldiler tek tek tebrik ettikten sonra Şu sözlerini hiç unutmuyorum Ben istanbul Ankarada bile böyle bir fasıl dinlemedim bunu bütün samimiyetimle söylüyorum beni ve dinleyenleri ihya ettiniz demişti .İşte malatyada böyle bir T.S.M fasıl icra korusu vardıki orda yetişen birçok arkadaşımız önemli hizmetleri oldu saygıyla teşekkürlerimi arzederim MEHMET SUAVİ ŞAHİN

    1. Ertaç Önal dedi ki:

      Sayın M.SUAVİ ŞAHİN,
      Şadi Erdem Özerdem hocamızın korosunda bulunan, sizin gibi hatıralara değer veren bir arkadaştan yanıt almak beni çok mutlu etti. Hocamızın vefatına çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin. Saydığınız isimlerin tamamını tanıyorum. Bir gün Mehmet Yakar beni koro çalışmanıza dinleyici olarak götürdü. Hiç unutmam Şevki Bey’in hicaz şarkısı ‘’Kış geldi Firak açmadadır sinede yâre, vuslat yine mi kaldı güzel başka bahare’’ şarkısını öğretiyordu Şadi hoca.
      Erkan Şeftalicioğlu sanırım kanun çalardı. Mustafa Kemiksiz sonraları bir keman virtüözü oldu, İTÜ konservatuarında keman eğitmenliği de yaptı. Şimdi ‘’Mustafa Uzunoğlu’’ isimli bir sitesi var. Dr. Nazmi Özalp aile dostumuzdu. Her dalda müthiş bir sanat kabiliyeti vardı. Yaptığı resimler, gravürler, oyma işçiliklerini görünce SSK Başhekimliği, muayenehane ve sosyal etkinliklerin yanında bunları yapmaya nasıl zaman ayırabildiğini sorduğumda ; ‘’ İnsan yaşamını programlarsa zaman sorun olmuyor’’ demişti. Dr. Nazmi Bey fevkalade nota bilir ve klasik kemençe çalardı. TRT de de bilhassa tasavvuf müziği saz heyetinde kemençe çalarken ekranda sık sık görüyorduk. ‘Türk Musikisi Tarihi’ isimli iki cilt halinde yayınlanan kapsamlı bir musiki tarihi kitabını da yazdı Nazmi bey. Alıp incelemenizi tavsiye ederim. Fidanlık Md. Bayram ağabey de yaylı tambur çalardı. Gerek TSM gerekse THM konserlerinizde salonda yer bulabilmek büyük şanstı. Kaliteli bir dinleyici kitlesi vardı. Muhsin Batur paşamız sizi takdir eden övgülerini sıralarken sözlerinde hiç de abartı olmadığını o günleri yaşayan birisi olarak çok iyi biliyorum. Sonsuz selam ve sevgilerimle..

      1. mehmet suavi şahin dedi ki:

        saygıdeğer ERTAÇ ÖNAL Bey ilgi ve alakanıza sonsuz teşekkür ederim eski dostların satırlarını görmektende ayrıca haz duydum ORHAN APAYDIN Gibi evet çok duyguluyum ancak bir güftele cevap verebileceğim Tez geçsede hersevgide bin hatıra vardır saygılarımla

  12. Eyüp Caner Gül dedi ki:

    Gurbette bize 50 yıl öncesin in unuttuğumuz değerlerini yaşatan bu yazıyı yazan Ertaç beye ve bunu malatyahaber com farkıyla bizlere iletenlere sonsuz teşekkürler. 3 kere okudum yinede doyamadım. müzikleri dinlerken ağladım sağolun varolun

  13. Mehmet Balkış dedi ki:

    Yazınızı baştan sona kadar okudum. Malatya’mızın kırklı yıllarından başlayıp yetmişli yıllarına kadar sosyal, kültürel ,sanatsal ve kısmen de eğitim hayatına ışık tutan bir çalışma olduğunu ve bu çalışmayı takdire şayan bulduğumu belirtmek isterim.Sizin kuşak şanslı bir kuşak sayın Ertaç abim. Zira o dönemlerde imkansızlık vardı ama toplumun geneli ve özellikle idareciler kültür sanat ve eğitime önem verirdi. Öyle olmazsa o iklim sağlanmazsa Malatya’da o dönem yetişmiş Selahattin Alpay,Ufuk Erbaş,Sami Kasap,Bedri Karahan,Hakkı ve Necati Coşkun,İlhan Kızılay,Erhan Yılmaz,Yüksel Özkasap ve ismini sayamadığım daha birçok sanatçı yetişir miydi ? Seksenli yıllardan sonra Türkiye çapında yetişmiş bir Malatyalı sanatçı var mı ? Varsa ben bilmiyorum kusuruma bakmayın. Şimdilerde bütün maddi imkan ve olanak olmasına rağmen o iklim sağlanmıyor, o ruh verilemiyor. Kurucularının çoğunluğu Eğitimcilerden oluşan Malatya Müzisyen Eğitimciler Sanat Derneğini (MESD) 2003 yıllarının sonlarına doğru kurduk.Bahsettiğiniz imkansızlıkların belki daha fazlasını yaşadık.Buna rağmen yılmadık. Malatyalı sanatçılarımızdan Malatyalı Fahri,Sami Kasap,Belkıs Akkale, Selahattin Alpay,Ufuk Erbaş,Zehra Bilir,Bedri Karahan,Hakkı-Necati Coşkun,Udi Nevres adına ve anısına konserler, ayrıca Malatya Türküleri konserleri ve Elazığ-Malatya dostluk ve halk geceleri düzenledik,ayrıca ilçelerimize ait kültür geceleri tertipledik,yetenekli gençlerimizi keşfetmek amaçlı on bir ses yarışması ve yüzlerce yerel tv programı yaptık ancak bu etkinliklerimizde toplumumuzun ve idarecilerimizin desteği hemen hemen hiç olmadı.Ne yaptıysak kendi imkanlarımızla yaptık. Neyse ki tesellimiz bu konser ve yarışmalarda keşfedip imkan tanıdığımız ,hazırlayıp,eğitip,rehberlik ettiğimiz onlarca gencimiz oldu. Zira bu gençlerimizin bir kısmı müzik öğretmenliği bir kısmı konservatuvar okudu.Mesleğe başlayanlarda mevcut.Hatta iki gencimiz de TRT gençlik korosuna girdi.Belirttiğim hususları yakinen yaşayan ve bilen aynı zamanda derneğimizin üyesi de olan TRT sanatçısı ve İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı Emekli Öğretim Görevlisi ,Derlemeci ve THM Ses Sanatçısı Ufuk Erbaş çok şükür hayatta .isteyen ondan belirttiğimiz hususlarda bilgi alabilir.
    Sizin zorluklarınızı okuyunca kendi zorluklarımız aklımıza geldi.Paylaşmak istedik kusurumuza bakmayın.Malatyamızın bir dönemine damga vurmuş sanatçılarımızı ve sanatımızı bizlere aktardığınız ve bizi aydinlattığınız için tekrar teşekkür eder saygılarımızı iletiriz. Mehmet Balkış -Öğretmen/Müzisyen Eğitimciler Sanat Derneği Başkanı

    1. Ertaç Önal dedi ki:

      Sayın Balkış,
      Prensip olarak yorumlara cevap Yazmıyorum ama gönül gözü ile yazdığınız yorumu bir çırpıda okuduktan sonra cevap niteliğinde değil de ortak dertleri paylaşmak adına yazmadan geçemedim. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; Çalışmalarınızın tamamını değilse bile önemli bir bölümünü facebook ve medyadan takip ve takdir ediyorum. MESD önemli bir görevi ve misyonu üstlenmiş durumda. Gayretlerinizle Malatya’nın özgün musikisini ve de genel olarak tanımlarsak folklorunu yaşatacak ve ileriki kuşaklara taşıyacak olan sizlersiniz. Güçlükler ve ilgisizlikler sakın sizi yıldırmasın. Hiç olmasa şimdilerde sanata ve sanatçıya bakış açısı daha olumlu Belediye yetkilileri var diye düşünüyorum. 1973 yılında Gazeteci arkadaşlarım Orhan Apaydın, Erhan Kırçuval ve Hasan Anlar ile birlikte biz sadece dört kişi yüreklerimizi ortaya koyarak ve ne Belediye, ne Borsalar, ne Ticaret odası ve ne de başka bir kuruluştan tek kuruş maddi yardım alamadan sadece Vali desteğini alarak cumhuriyetimizin 50. Yılı kutlamalarını ihya edebilmek amacı ile 1. Kayısı şenliğini düzenledik. Çalışmalarımız mesafe kaydettikten sonra bazı katılımlar da oldu. Valilik binası arkasındaki bahçede panayır yeri açmak için askeri birliklerden aldığımız çadırlara esnafları yalvar yakar getirdik. Sonuçta bizim parasız yaptığımız program 4. Yıldan sonra Belediye tarafında uygulanır oldu. Zaten bizim amacımız da emaneti sahibine bırakmaktı. Bunu anlatırken şunu vurgulamak istiyorum; yokluklar, zorluklar karşısında yılgınlık gösterip bıraksaydık belki bu gün bir kayısı festivali olmayacaktı.
      Malatyalı sanatçılar listesine baktığınız zaman hiçbir ile nasip olmayan bir zenginliği hemen fark edersiniz. Yazımda hepsinden ayrıntılı olarak bahsetmek isterdim ama çok uzun yazılar ne kadar akıcı da olsa sıkıcı da olabiliyor. Bu nedenle malatyahaber.com editörü ile Sami Kasap ve Bedri Karahan’dan ayrı bir yazıda bahsetmek konusunda mutabık kaldık. Tüm ses, saz ve sahne sanatçılarımız Malatya’mızın ortak değerleridir. Ama sadece o dönemde Malatya gecelerine renk katan sanatçılarımızı temel alarak anlatmaya çalıştım. Yoksa rahmetli Fahri Kayahan ve Hakkı coşkun ile de bire bir yaşanmış anılarım var. Malatya’ya geldiğimde karşılıklı sohbet etmek çalışmalarınızı, gayretlerinizi yazıya dökmek isterim.
      Bilvesile selam ve sevgilerimi sunar, başarılarınızın devamını dilerim. Sevgili arkadaşım.

      1. Mehmet Balkış dedi ki:

        Çok teşekkür ederim sayın abim.İlhan Kızılay abimizle ölmeden bir yıl önce fox tv de Selahattin Alpay”ında olduğu bir proğramda sahne almak nasip oldu. videosu da mevcut. İnşaallah Malatya ziyaretinizde uğrar da şereflendirirseniz bahtiyar olacağımızı bildirir selam ve saygılarımı iletirim…

  14. Naim Paz dedi ki:

    Sayın Ertaç Önal, beni cocukluguma götürdünüz 70li yılların başıydı .. Konsere giremez sadece sahneyi parktan ayıran çalılıkların arasından gözucuyla sanatcıları izler ve dinlerdık..
    Gidenlere Rahmet olsun …

  15. Yüksel şahinbaş dedi ki:

    Başkanım sanatı sevdiğinizi biliyordum ama bu kadar alakalı olduğunuzu buradan yazılarınızı okuyunca daha iyi anladım
    Buradan yaptığınız Malatya ile ilgili derlemelerinizi takip etmeye çalışıyorum , hatıralarınızda zevkle sonuna kadar okuyor ve beğeniyorum.
    Bu arada başkanım ben Malatyalı değildim ama kendimi Fahri Malatyalı ilan ettim, ANT de görev yaptığım Zamanlar Malatya’ ya zaman zaman görevli olarak gittim ve Malatyayı çok sevdiğimi söyleyebilirim, insanları bakımlı ve şık giyinmeyi seven insanlar, kent olarak ta gerçekten Malatya modern bir kent olarak algıladım, en çokta galiba ANT de görev yaparken başta siz olmak üzere birçok Malatyalı arkadaşım oldu, hepsini de hep iyi bilirim ve andığım Zaman da hep iyi hatırlarım.

  16. Necdet Çelebi dedi ki:

    Eline sağlık Ertaç ,beni 50 li,60 lı yıllarını özlemle hatırladığım Malatya’ yaya götürdüğün için çok teşekkür ediyorum.Rahmetli Lütfü Çekirdek Hocanın Kuran kurslarına ben de gittim,hatta Kuran’ıda hatmettim ama şu anda Arapçayı tamamen unutmuşum.Adını hatırlamadığını sandığım halfa’nın ismi’de Şahin’idi.Yanılmıyorsam Lütfü Hocanın öğrencileri arasındaki takma ismi’de Zorro’idi.

  17. Bayram Murat Asma dedi ki:

    Ertaç Abi, yazıyı büyük bir keyifle okudum. Malatya’nın geçmişine ışık tutan bu güzel yazı için sonsuz teşekkürler

  18. Erol dedi ki:

    Kanal boyunda şimdiki nikah salonu olarak kullanılan yerde kışın sürekli sanatçılarımız konser verirdi.Sadece yaz günlerine mahsus değildi.İçeri girmek için can atardık,kapılarda beklerdik,çünkü kapalı gişeydi. Tanıdığımızı çalışan ekipler tarafından içeri alınırdık.Nereden nereye geldik.ABD 250 yıl önce Anayasa yazmış Uzay a gidiyor,bizde nelerle uğraşıyoruz.Ülke 50
    yıl geriye gitmiş

  19. Udi Nubar Taşı dedi ki:

    Ertaç Abi,senin bu arşiv çalışmaların beni çok duygulandırıyor.Yıllar önce olanaksızlıklar içinde çok fedakarlıklar yaparak yürekten bu işe gönül vermiş kişileri saygıyla hatırlamak çok güzel … ellerin dert görmesin. Sağolasın varolasın uzun ömürler dilerim.

  20. FERAY NEBİOĞLU dedi ki:

    Ağbi eline yuregine saglik yillar öncesine dostluklarin bol oldugu yıllara götürdün bizleri.Vay be bu güzellikler neden kayboldu acaba.?

  21. Kadir tokses dedi ki:

    Simdiki degil de..o zamanlardaki hali yesil malatya unvaniyla turkulere de yansiyan malalatyanin o gunlerine yetismek isterdim..ama saydiginiz kisilerden hele de rahmetli olmus birkac arkdasimla malatyada cok guzel bir 4 yil yasayip sahne programlari da paylastigim icin anilarim tazelendi.o bahsettiginiz hava birliginde sark hizmeti yapan bir astsubaydim.rahmetlil arkadaslarim bilge..hasan lule..yasiyorsa …uzun omur dileklerimle nurettin yagmurlu ve daha bircogu.rahmetli gazelhan sami kasap..kemal kasap tanimaktan onur duydugm dostluklarini gordugum buyuklerimdi.hele malatyanin gururu ufuk agabeyle selahattin agabeylerim.allah onlara uzun omur versin.tum malatyaya ve malatyalilara slmlar yollarken yeni nesilde yeni yeni cevherlere de basrilar diliyorum.kadir tokses

  22. Ayhan Çelik dedi ki:

    Belgesel niteliğindeki bu yazı bir zamanların Malatya’sını ne güzel anlatmış. Okudukça anılarım tazelendi.Yazıyı yazanın eline sağlık. Bu yazıyı bize aktaran bu haber sitesine de binlerce teşekkürler

  23. Nabi Şavata dedi ki:

    Yazındabelirtiğin tüm kişiler. , benimde yakınen tanıdığım kişilerdi ,vefat edenlere , allahtan rahmet , mekanları cennet olsun diyorum. Yaşıyan . Dost ve arkadaşlarımada sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

  24. Nabi Şavata dedi ki:

    Ertaç kardeşim. Yine çok güzel bir yazı,ve Malatya’mızın geçmişi ve yaşananlar . Harikulade, bizden günleri sankibugün yaşıyormuşum gibi yaşattın . Bu yazılarına devam et bizlerde Mutlu olalım. Sevgi ve saygılarımla

  25. Yavuz dedi ki:

    Bu kadar sanatçı ya sahne şansı veren hürriyet parkının işletmecisi zaza cemilden bahsetseydiniz

  26. turan yorulmaz dedi ki:

    Üstad elinize sağlık, yazınızda ismi geçmeyen bir kaç kişi var ama bilmiyorum tanıyormusunuz. O tarihlerde radyo da program yapan Ramazan Taştanberk diye bir sanaatçı ve ona eşlik eden bağlama sanaatçısı Muzaffer Ateş vardı. (Ahmet Kaya’nın dayısıydı) Gazeteci arkadaşınız olan Hasan Anlar İstanbul Küçükçekmece de ve o da halen sigara içmeye devam ediyor.

    1. mehmet suavi şahin dedi ki:

      Sevgili kardeşim turan yorulmaz bahsettiğiniz muzaffer Genç Kardeşim ve Ramazan Taştanperk kardeşim yıllar önce rahmetli oldular evet Muzaffer Genç Ahmet Kayanın dayısı idi ahmet ozamanlar bizden çok küçüktü sümer havuz başında program yapardık benide götüreceksiniz diye kıyamet koparırdı allah bütün terki diyar etmiş dostlarımıza rahmet ve mağfiret eylesin.. saygılrımla MEHMET SUAVİ ŞAHİN

      1. turan yorulmaz dedi ki:

        Mehmet Suavi Şahin bey, öncelikle özür dilerim Muzaffer abinin soyadını yanlış yazmışım. Ramazan abinin vefat ettiğini duymuştum ama Muzaffer abiyi bilmiyordum. Allah her ikisine de rahmet eylesin.

        1. mehmet suavi şahin dedi ki:

          geçmiş zaman olurki hayali cihan değer sağ olsun ertaç bey bize binlerce anımızı hatırlattı saygılarımla

  27. ramazan doğan dedi ki:

    Gelde eskiyi özleme saygının sevginin insanlığın kardesligin yardımlaşmanın adaletin gerçek sanat ve sanatçının olduğu günlere görürsünüz bizleri elinize sağlık.

  28. Dr. Şerafettin Erdoğan dedi ki:

    Sayın Ertaç Önal. bizleri seneler evveline götürdün. Emeğine, kalemine, yüreğine sağlık.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."