Miram

Final


Fuat
Malatya Haber -

Bu Kadar ‘Oynamasanız’!.

Bu Kadar ‘Oynamasanız’!.
  • 06.11.2019

Yeni Malatyaspor’u statta; diğer maçları fırsat oldukça televizyondan izliyorum 

Bülent KORKMAZ   
[email protected]

Yedinci sınıfta okuyan bir oğlum var. Her baba gibi beklentim, elbette öncelikle sağlıklı olması ve sonrasında iyi bir eğitim alarak ileride güzel bir hayat kurması; kendisine ve çevresine yararlı bir birey olması.

Yaşam öykümde futbol ve Malatyaspor (eski ve yeni) önemli, özel ve güzel bir yer tutuyor. Özel bir çabam olmadı, hatta kısıtlamaya çalıştım ama futbol oğlumun yaşamına da sirayet etti. Milyonlarca baba-oğul ilişkisinde olduğu gibi.

İlkokula başlayacağı sezon Deniz’i İnönü Stadında maça götürmeye başlamıştım. Yeni Malatyaspor alt liglerde oynuyor, güzel mücadele ediyor, şampiyonluğun adayları arasında gözüküyordu. Yaşı itibarıyla futboldan çok anlaması beklenemezdi ama tribündeki hal ve hareketlerinden futbolu çok sevmekle kalmayıp “potansiyel fanatik” denecek bir karaktere evrildiğini gözlüyordum. Malatyaspor golleri attıkça kendinden geçiyor, herkesten çok bağırıyor; o dönemin klas oyuncusu Fahri Tatan’ın dünyanın en büyük futbolcusu olduğunu düşünüyordu. Baktım futbola aklı çok gidiyor; çağanın fikri eğitimden top işine kaymasın diye maçlara gitmemeye, götürmemeye karar verdim. Onu evde bırakıp tek başıma maça gidebilirdim ama bunu yapmaya gönlüm razı olmayınca Yeni Malatyaspor’u İnönü Stadında izleyemez olduk.

Sonra, yıllar geçti, Yeni Malatyaspor başarılı bir çizgi izleyerek Süper Lige yükseldi. Süper Ligle birlikte amcası Fatih yeğenini maçlara götürmeye başladı, hatta kombine sponsoru oldu (halen Maraton üstte bir yer). Bir şey diyemedim çünkü ben de küçükken kardeşimi elinden tutup, maçlara götürüyordum. Malatyaspor sevgisi benden kardeşime, zamanla oğluma geçmişti.

Bizimki geçen Pazar, futbol ve basketbol oynadığı okulun bahçesinden gelip evin kapısını çaldı, arkadaşlarıyla, kafe benzeri bir yerde,  Kasımpaşa-Btc Türk Yeni Malatyaspor maçını televizyondan izlemek için izin istedi. Elbette izin verdim ve maçı izlemeye gitti.

Evimizde yayıncı kuruluş yok; olmayacak da. Çok istiyoruz aslında alıp evimizde maçları izlemeyi ama “bu durum muvacehesinde” almayacağız. Gerekçeleri dolaylı olarak aşağıda yazılı.

İşlerim sebebiyle Yeni Malatyaspor’un maçını izlemeye dışarı gitmedim. Arada Internet’e bakıp sonucu aldım. Maç bittikten birkaç dakika sonra kapının zilini çalan oğlum, deyim yerindeyse çılgına dönmüş bir halde, içeri girdi. Zaten “gara” olan eleman sinirden iyice kararmıştı. Yeni Malatyaspor’a büyük haksızlık yapıldığını düşünüyor, bağırıp çağırıyor, ileri gidip hoş olmayan sözcükler kullanmak istiyordu. Elbette, babalık disiplin talimatlarına göre bu tür hareket ve söylemler kırmızı kart ve iki maç kombine blokesine tekabül ettiğinden izin verilmedi.

“Oğlum futbol bu, olabilir, hele bir soluklan; hakem kasten yapmamıştır, hatalı karar vermiştir; belki rakibin de hakkı yenmiştir. Bak böyle yaparsan daha maça göndermem” türden laflarla sakinleşmesini sağlamaya çalıştım.

***

Sonra maçın özet görüntülerini, malum pozisyonları izledim.

Rezalet!

Yeni Malatyaspor’un yediği ilk gol ofsayt, Kasımpaşa’nın penaltısı verilmemiş, Robin Yalçın haksız yere ikinci sarı karttan kırmızı kart görüp YMS on kişi bırakılmış (bence maçın gidişatına bakıldığında sonuca en fazla etki eden hata; YMS onbire onbir oynasa muhtemelen gol yemez, gol bile atabilirmiş), hakem Halis Özkahya’nın Sergen Yalçın’ı olmayacak sebeple attığı yetmezmiş gibi, iddiaya göre, bir de hiç hoş olmayan bir söz söylemiş.

Ve pek göze çarpmayan ama bana göre en “ince doğrama” pozisyonsa, son dakikalarda skor dengede ve YMS kontratakla muhtemel bir gol pozisyonu yakalayacakken avantajın kesilip, güya konuk takım lehine, faul çalınması.

Futbolu, mücadelesi, tarzıyla bize mutluluk ve gurur veren Yeni Malatyaspor bu maçı kazanabilse lig lideri olacaktı. Süper Ligde liderlik sevinci yaşayacaktık. Bunlar yetmezmiş gibi, takımın oyun kurgusunda önemli ve formda bir oyuncu olan Robin Yalçın, Göztepe maçında forma giyemeyecek; Sergen Hoca da takımının başında sahaya çıkamayacak.

Bu maçın eleştirisi fazlasıyla yapıldı ama tam bu noktada Türk futbolunun geleceği adına çok daha vahim gördüğüm birkaç mevzu hakkında fikir karalamak istiyorum. Girişte anlattığımı lütfen aile hikâyelerinin reklamı gibi algılamayın. Biliyorum ki benim ve oğlumun konumunda milyonlarca futbolsever var. Türk futbolunun geleceği biz yetişkinlerden ziyade bu çocukların futbola bakış açısında yatıyor. On yaşındaki çocuklar “hile, şaibe, adaletsizlik, hakem maçı verdi…” gibi kelime dağarcıklarında yer almaması gereken kavramlarla maç izliyorsa ve bu haksızlıklar kanıksanıyorsa vay halimize!

Nasıl mı?

***

Eskisi kadar içinde olmasam, profesyonel hayatımın merkezini oluşturmasa da futbolun bir şekilde ucunda-kıyısında dolanıyorum. Yeni Malatyaspor’u tribünde; diğer maçlarıysa fırsat oldukça televizyondan izliyorum; Internet sitelerinden bol miktarda okuyorum. Yeni Malatyaspor dışında hiçbir Süper Lig ekibinin maçına baktığım yok.

Dünya futbolunun en iyi işleyen organizasyonu olduğunu düşündüğüm, Avrupa futbolunun patronu UEFA’nın sitesini istisnasız her gün ziyaret ederim. Haberleri okur; birkaç dakikalık videolara bakar; ayrıca UEFA’nın nasıl çekip çevrildiğini, Avrupa futbolunu nereye götürmek istediklerini, şimdi ve gelecekte ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışırım. Kurumun eski başkanlarından, bu senenin Haziran ayında vefat eden, Lennart Johannson’un öngörüsü ve öncülüğüyle, 1992 yılında eski adı Şampiyon Kulüpler Kupasının formatını değiştirip başlatılan Şampiyonlar Ligiyle müthiş bir gelir kaynağı yaratan, onu dünyanın en prestijli turnuva markasına dönüştüren, diğer organizasyonlardan da kazanan ve kulüplere kazandıran UEFA bulunduğu yeri korumak ve geliştirmek için sürekli yeni projeler uyguluyor, arayışlara yöneliyor.

UEFA’nın GROW diye bir programı var. Grow, İngilizcede birçok anlama sahip ama esas itibarıyla “geliştirmek, üretmek” anlamına geliyor; sebze, meyve yetiştirmek de bu fiille anlatılabiliyor. Bu programın üçüncü toplantısı, 55 üye ülkenin katılımıyla 30-31 Ekim’de Madrid’de yapıldı ve ülke federasyonları “futbolda işletmeciliği nasıl daha iyi yaparız” GROW ana temasıyla tartıştılar. Ayrıntıyı merak eden olursa habere şuradan bakabilir: https://www.uefa.com/insideuefa/news/newsid=2630295.html

GROW programında belirtilen hedefler UEFA’nın üye ülkelerin futbolunu nasıl daha iyi bir noktaya getirebileceğinin ipucunu veriyor. Şöyle yaparsanız bu iş olur demek istiyor:

“Futbolun imajını daha da iyileştirmek; gelirleri arttırmak ve daha çok insanın bu güzel oyunu oynamasını sağlamak”.

Açık açık demese de esasında diyor ki GROW/UEFA, “futbol bir üründür. Bu ürünün imajı düzgün olmadan o ürünü kimse almaz. Futbol sahalarında ve civarında şiddetin, çirkin söylemlerin önüne geçemezseniz, hakemleriniz adil kararlar veremezse, üstüne üstlük siz hakemlerinize adil davranmaz ve onları adaletsiz kararlar vermeye sevk eder, baskı altına alırsanız malınızı kimse almaz. Futbolun izlenirlik oranını arttırmak kadar önemli olansa insanlara futbol oynatmaktır. Herkes Real Madrid forması giyecek diye bir kural yok ama insanlar, kadın-erkek-çoluk-çocuk, futbol oynasın. Çünkü hem spor yapmış olurlar hem futbolu severler hem de o sahalarda büyük yetenekler keşfedilebilir.”

Ara parantez: Son madde (futbol oynamak) apayrı bir yazı konusu; yarım asrı iki puan geçmiş şahsımın kalbinde derin bir yaradır. Futbol oynamak izlemekten bin kat daha güzel bir spordur ama memlekette saha kalmadığından naylon-plastik veya meşin yuvarlağa ayağım değmeyeli yıllar oldu. Eminim benim konumumda milyonlarca insan var.

İmaj meselesine tekrar dönersek…

VAR (Video Yardımcı Hakem) sistemi devreye girince en çok sevinenlerden biri olmuşumdur. Yıllardır böyle bir sistemin olması gerektiğini söylüyor; savunuyordum. Futbola adalet gelecek, gariban takımlar olur olmaz haksızlığa uğramayacaktı. VAR uygulaması başlamadan yakın çevremde “bu sistemin Yeni Malatyaspor gibi gariban takımlara yarayacağını; Türkiye’de üç büyüklere; Avrupa futbolunda da Real Madrid’e yaramayacağı” kehanetinde bulundum.

Başka bir sohbet esnasında, VAR’ın devreye girmesine ilişkin benzer olumlu fikirleri beyan ederken, değerli gazeteci ağabeyim İsmet Yalvaç, kazın ayak yapısının dediğim gibi olmayacağı uyarısında bulunup, “VAR makenesinin başına oturan zat önemli” dediydi.

İkimiz de haklı çıktık!

Geçen sezon Fenerbahçe’nin uzun süre düşme hattında dolanması, bu sezon zirvenin düşük puanla seyretmesi; geçen sezon ve bu sezon VAR’a rağmen verilen/verilmeyen kararlar (her zamanki gibi çoğunlukla üç büyüklerin lehine, diğerlerinin aleyhine) her ikimizin de haklı çıkmasının kanıtı. Ben değil de İsmet Abi haklı çıkmaz olaydı!

Bilemiyorum, acaba Elon Musk, Silikon Vadisi vesaire bir el atsa da Türk futboluna özel “robot hakem” uygulaması mı getirilse?

***

Bu işlerin bu hale gelmesinin, gerginliğin baş sorumlusu, hiç kusura bakmasınlar, üç büyükler denen heyet…

Büyüklükleri, farklı bir açıdan bakıldığında, tartışma konusu aslında.

Medya gücü arkanızda, milyonlarca taraftarınız var, başka kulüpler yönetici bulamazken sizin kongrelerinizde imrenilecek bir yarış yaşanıyor ve tüm bu gücün etkisiyle federasyon ve hakemleri “lobiliyorsunuz”, şampiyonlukları, üst sıraları kimseye kaptırmıyorsunuz. Diğer yandan telaffuz bile edemediğimiz liralarca borcunuz var. Bu borca karşın ortada doğru dürüst bir başarı olmayacak. Borçlardan dolayı dünyanın tazminatını ödeyeceksiniz; transfer yasağı, turnuva ihracı cezası alacaksınız; hesabınız-kitabınız UEFA tarafından takibe alınmışsınız; geleceğiniz ipotek altında… Ve halen “büyük” oluyorsunuz.

Bu kadar çok borcu olan büyük olmaz!

Elbette başka kulüplerin de ödenmeyecek borcu harcı olmamalı; düzgün yönetilmeliler. Ancak özellikle bu “büyükler” doğru dürüst yönetilmiş olsa, en basitinden gelir-gider dengesini sağlayacak şekilde hareket etseler, kamuoylarını tatmin için bütçeyi darmadağın eden fantastik transferler yapmasalar, altyapılarından futbolcu çıkarabilseler,  özce “gübrelerine göre bostan ekseler” bu anlamsız gerginliği, hakem vakalarını yaşamayacaktık; yaşamayız.

Bütçe dengesini sağlama yıllar alacak, sabırlı, stratejili, planlı, programlı uzun vadeli bir çaba gerektirdiği için kolayına kaçıyor, günlük düşünüyor, “bu sene ne pahasına olursa olsun şampiyon olalım da sonra ne olursa olsun” içgüdüsüyle hareket ediyorlar. Kendileri şampiyon olamayacaksa da rakibinin ayağını çelmeleyip onu alt etmenin derdine düşüyorlar. Sözlerine-eylemlerine yansıyor tüm bunlar.

Örnek olsun, İspanya’da birkaç sezon önce hatalı bir kararla ligin son maçında şampiyonluğu kaybeden bir takım (1-1 biten bir Barcelona-Atletico Madrid maçında Messi’nin ofsayt gerekçesiyle sayılmayan golü) resmi sitesinde dahi sesini çıkarmazken, biz hafta boyunca hatalı bir taç atışının “kritiğini” dinlemek zorunda kalıyoruz.

Medya üzerinden basın açıklamalarıyla yaratılan gerginlikle hakemler, ister istemez, baskı altına alınıyor; sağlıklı karar veremiyorlar. Futbola teknolojinin girmesine rağmen bu kadar bariz hatalar yapılıyorsa bunun arka planında bence hakemlerin uğradığı muazzam baskı var. Elbette göz göre göre, baskı var diye, hata yapan hakemi savunmak mümkün değil. Olmuyorsa, bırakacaksın, hafta boyunca söylenenlere düdüğü verip, buyur sen yönet, diyeceksin.

İşin garibi baskı oluşturmak için ortalığı velveleye verenlerin de hatalı kararlarla gümbürtüye gitmesi. Sadece spor programlarının değil sosyal medyanın bu kadar etkin olduğu bir dünyada herkes “gazeteci”, herkes “televizyoncu”. Anında görüntüler yayılıyor, yapılan bariz hata görülüyor. A takımı lider olsun diye, B takımına bunu yaptınız deniyor. Bu defa karşı baskı doğuyor. Bir bakıyorsunuz ertesi gün de A takımının penaltıları yenmiş. Anlayacağınız, hatayı hatayla düzeltiyorlar (!).

Bu kısır döngüden çıkılmadığı, adalet tesis edilmediği, futbolun bir kavga değil, keyif, eğlence unsuru olduğu kabullenilmediği, futbol üzerinden düşmanlık değil, dostluk yaratılabileceği anlaşılmadığı sürece, düzgün bir imaj oluşturmak, dolasıyla uzun vadede kulüpleri ayakta tutacak ekonomik yapıyı kurup sürdürmek tamamen imkânsızdır.

Bugünkü taraftar kitlesi elbette önemlidir ama futbol, her iş gibi, uzun vadeli düşünmeyi gerektirir. Yapılan transferler, yatırımlar, statlar uzun vadeli düşünülerek yapılmamış mıdır?

Dolayısıyla bugünün çocukları yarın sizin taraftarınız/müşteriniz olacak. Onların ödediği bilet parasıyla, alacağı formayla, yayınla ayakta kalacaksınız. On yaşındaki çocuklar bile yönettiğinize-yönettirdiğinize inanmıyorsa, maça gelmiyorsa (tribünlerin çoğu boş değil mi?), bu olumsuz yapıyı gerçekten tersine çevirmek istiyorsanız futbolla bu kadar oynamayın.

Etiketler: / /

Yorumlar
  1. B.Murat Asma dedi ki:

    Üstat, her zamanki muhteşem bir iş çıkarmışsın, keyif alarak okudum, yüreğine sağlık. Ancak bir ricam var. ‘Çağa’dan fırsat buldukça yeni yazıları bekliyoruz. Sakın arayı fazla açma!

  2. Mahir dedi ki:

    Tek soluk ta okunacak bir yazı teşekkür ediyorum, umarım zatı muhterem sayın Tayyip Erdoğan bu türk futboluna bir el atar da Avrupa kupalarında da daha fazla aşağılanmayız,gol atamayan mı desek puan alamayan takımlarımız mı desek yeter artık,hakemlerimiz zaten Allah’a havale ediyorum.Bu kadar rezillik ancak Türkiye’de olur demekki buna layığız Wesselam

  3. Ahmet dedi ki:

    Malatya haber herseyı yazdında veli agbabıyı neden yaZmadın korktunuzmu terostı savundugunu yazsanıza

    1. RAMAZAN dedi ki:

      Ne alakası var.

    2. Şahin dedi ki:

      Ahmet, ne alakası var bu yazıyla, Veli Ağbaba’ya ziyaret meselesinin. Ayrıca, bu ziyaret 2012’de olmuş. O kişi bir üniversite öğrencisi ve o zaman terör örgütüyle ilgisi yok. Hani hatırlarsan daha sonra “Açılım Süreci” diye bir şey vardı ya; hani şu PKK’lıların karakolların, kaymakamlıkların önünden silahlarıyla birlikte serbestçe dolaştığı, Valilere operasyon yapılmaması talimatının verildiği, şehirlerin bombalarla doldurulduğu, hendeklerde isyan için tahkimatların yapıldığı, terör örgütünün siyasi temsilcileriyle saraylarda görüşülmeye hazırlanıldığı, daha sonra poz poz fotoğrafların çekildiği, PKK’nın cici çocuklar örgütü olarak görüldüğü dönem. Bu ondan bile önce olmuş. Hani yine o zaman, şimdinin Kanlı Baş Teröristi Fetullah, o zaman bizi yönetenlerin yanında en makbul ve muteber şahısmış. Yazdığın yoruma göre mevzuyu anlayabilecek kapasiten olduğunu sanmıyorum ama yine de yazdım işte. Veli Ağbaba’ya bu konularda en son laf edecek olanlar sizlersiniz be.

    3. Salih dedi ki:

      Psikolojisi bozuk çamur at izi kalsin bu insaninn

  4. Aydın dedi ki:

    Yüreğinize sağlık.

  5. Yalçın Bilir dedi ki:

    Bülent KORKMAZ hocam ,bir konu ancak bukadar güzel kaleme alına bilirdi.yüreğine kalemine sağlık.

  6. Hasan dedi ki:

    Elinize,kaleminize sağlık.Çok güzel ifade etmışsiniz.

  7. Tevfik Dilek dedi ki:

    Malatya li olmak ayrıcalık yeğenimin gözünden öpüyorum güzel bir yazı olmuş gerçekleri ortaya koymuşsun teşekkürler bizlerde Korkmaz kardeşleri seviyoruz

    1. mustafa44 dedi ki:

      Bu Bülent o Bülent değil…

  8. hüseyin yapar dedi ki:

    ülkemiz gerçeği nedense bir kahvenin bizim coğrafyamızda yaşayanlar arasında kırk yıl hatırı var genelde bir çoğumuz hak etmediğimiz ödülleri alıyoruz görev ve makamlara geliyoruz veya talep ediyoruz çoğunlukla sorumlusu olduğumuz görevlerimize bir şeyler katmak yerine bir günün beyliği beylikdir düşüncesiyle o görevlerimiz bizlere bir şeyler katıyor dolayısıyla sadece futbolumuz değil bütün işerimizi hak edene teslimi gerekir geriden gelen gençlerimiz var neden onları aktif olarak işin içine katmıyoruz veya neden onlara güvenmiyoruz şayet ileriki zamanlarda iyi bir yaşam takdir görme faydalı olma sözümüzün para etmesini istiyorsak hep birlikte doğu olanı yapmamız gerekecek düşüncelerimiz doğru kararlarımız hislerimize göre olmaması gerekmektedir

  9. seyfettin atay dedi ki:

    maçı yöneten hakem İzmirli 4. hakem İzmirli yeni malatya spor un bir sonraki maçı izmir de robin yalçını at takımın hocasını at ne güzel tezgah. Böyle bir tezgahı ancak bunun çocukları kurar.

  10. deniz isik dedi ki:

    Agzina,kalemine,yüregine saglik bülent korkmaz tek kelimeyle harika bir makale.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."