Final

Örnek Resim


Malatyalife Residence

Malatya Haber -

YMS- GS Maçı ve 30 Yıllık Hasret

YMS- GS Maçı ve 30 Yıllık Hasret
  • 19.12.2017

 O tarihten sonra Malatyaspor, G.Saray’a karşı Malatya’da hiç kazanamamıştı..

Bülent KORKMAZ  
[email protected]

Geçtiğimiz Pazar (17 Aralık 2017) Malatya’da oynanan ve Evkur Yeni Malatyaspor’un 2-1 galibiyetiyle sonuçlanan karşılaşma bizi 30 yıl öncesine götürdü.

1986-87 Türkiye 1. Ligi (şimdiki adıyla Süper Lig) Galatasaray’ın şampiyonluğuyla sonuçlanmıştı. 70li yılların başında 3 kez üst üste şampiyonluk yaşayan Galatasaray, 15 yılın ardından, mutlu sona ulaşmayı başarmıştı. 1984-85 sezonu lige yükselen, ilk 2 sezon ancak kümede kalmayı başaran Malatyaspor ise bu sezonu averajla Fenerbahçe’nin ardından 6. sırada kapatırken, bir sonraki sezona, yani 87-88’e, daha büyük hedefler koyarak girecekti.

Yaşar Duran’ın kalede olduğu, Oktay Çevik-Feyzullah Küçük-Ünal Karaman-Ceyhun Güray-Orhan Kapucu-Levent Numanoğlu-Zeynel Limoncu-Zafer Koç (merhum)-Mustafa Taşar-İsmail Akbaşlı-Eren Talu gibi isimlerin yer aldığı efsane kadro, iyi futbol oynayarak, zirveyi istiyordu. Bu bizzat dönemin teknik direktörü Yılmaz Vural tarafından dile getiriliyordu.

Keşke, sezon başında yaşadığı bir kaptanlık meselesinden dolayı Malatyaspor’dan ayrılan Metin Yıldız da (Büyük Metin) o kadroda olaydı! Türk futbolunun 4 büyüklerini aynı sezonda yenmeyi başaran, o sezonu 3. sırada tamamlayan Malatyaspor daha güzel oyunlar çıkarırdı; kim bilir?

Malatyaspor şehirde öyle bir hava yaratmıştı ki, İnönü Stadı’ndaki yapılan antrenmanlar bile kapalı tribünü tamamen dolduruyordu.

Takımımız lige fırtına gibi girmiş, ilk üç maçını kazanmıştı. Galatasaray da iyiydi, o da kazanıyordu. Galatasaray ayrıca sezon başında, sonradan değişen formatla Şampiyonlar Ligine dönüşecek olan Şampiyon Kulüpler Kupasında PSV Eindhoven’i 0-3 ve 2-0’lık sonuçlarla elinden kaçırmış (PSV o sene Avrupa şampiyonu olacaktı ve tek yenilgisini Galatasaray’dan almıştı)  ama sonraki yıllarda elde edeceği Avrupa başarılarının işaret fişeğini atmıştı. Detaya girmeyelim, Galatasaray Avrupa’da sazı eline alana kadar orta sahayı geçtiğimizde heyecanlanıyorduk; bu kadarını bilin yeter. Tüm bu sürecin başlamasında en büyük pay, kim ne derse desin, efsanevi Alman teknik adam Jupp Derwall’dir. Onun getirdiği felsefeyle Türkiye “güzel” futbolla tanışmıştı.

Ucundan kıyısından özetlemeye çalıştığımız böyle bir ortamda Malatyaspor, Galatasaray’ı konuk edecekti. 6 Aralık 1987 Pazar gününün soğuğu İnönü’nün çimlerini sarartmıştı ama maçın oynandığı gündüz saatinde futbolu olumsuz etkileyecek iklim ortamı da yoktu. Tamamen dolu tribünler önünde nefis bir karşılaşma izledik. Ne Vural’ın Malatyaspor’u ne Mustafa Denizli’nin Galatasaray’ı bol pozisyonlu futboldan taviz vermiyor, top bir o kaleye, bir kaleye gidip-geliyordu. Zoran Simoviç-Erhan-İsmail-Semih-Cüneyt-Yusuf-Savaş-Muhammet-Didier Six ve futbolumuzun gelmiş-geçmiş en büyük golcülerinden Tanju Çolak’lı Galatasaray da Malatyaspor da kazanmaktan başka bir şey düşünmüyordu. İncecik bacağıyla mermi gibi şutlar çıkaran Cevat Prekazi’nin direkten dönen şutunu dünya gözüyle izledik.

İlk yarı golsüz bitti. İkinci yarıya Malatyaspor fırtına gibi başladı. Daha beş dakika geçmeden fırsatçılığını konuşturan Oktay karambol bir pozisyonda Simoviç’i avladı. Ardından Oktay’ın bir presi Orhan’a ikinci golü attırdı. Derken 82. dakikada tüm Galatasaray orta saha ve savunmasını peşine takarak sağdan rüzgâr gibi inen Orhan, Oktay’a üçüncü ve sadece boş kaleye dokunacağı bir pas çıkardı; galibiyet artık garantiydi. Galatasaray yine de bastırmaya devam etti ama ancak oyuna sonradan giren İlyas’la şeref sayısını bulabildi: 3-1.

Bu galibiyetten sonra Malatya sokaklara döküldü. Şehir bayram yerine dönmüştü.

İşte o tarihten sonra Malatyaspor Galatasaray’la kupada, ligde ve sezon açılışında birçok maç oynadı ama Malatya’da hiç kazanamadı. Sanıyorum İstanbul’da oynanan bir kupa maçının dışında hiç galibiyet alamadı.

Malumunuz; sonrasında Malatyaspor “matal” oldu ve onun yerine oluşturulup yükselişe geçen Yeni Malatyaspor, Galatasaray karşısında 30 senelik hasreti giderdi.

***

Söylememde fayda var, 30 sene önceki gibi profesyonel gazetecilik yapmıyorum; maçları fırsat bulabilirsem izliyorum. O nedenle oturup futbol yorumu yapmaya yeltenmiyorum. Çünkü buna ne hakkım var ne de yeteri kadar bilgim. Kaldı ki memleketimizde takribi 27 milyon 315 bin kadar futbol yorumcusu olduğundan bir şeyler karalayıp “ekstradan” başınızı ağrıtmama gerek yok. Ancak yine de, son maçtan ziyade, ama bu maçla da bağlantılı olarak, Yeni Malatyaspor’u bekleyen “tehlikeye” dikkat çekmek isterim. Bu “tehlike” YMS kaynaklı değil.

Nedir, biraz bekleyin…

Öncelikle YMS’nin sezon başında yaptığı teknik direktör seçiminin (Ertuğrul Sağlam) “çok doğru olduğunu, YMS’nin ilk sezon için olması gereken hedefi kümede kalmanın neredeyse garanti olduğunu” düşündüğümü, bunu sağıma soluma beyan ettiğimi ve sonrasında yaşanan gelişmelerle fena çuvalladığımı itiraf edeyim. Açıkçası, Sağlam tam bir hayal kırıklığı oldu; belki Bursa maçında alınan farklı yenilgide gidişinin, moral-motivasyon açısından, payı bile oldu.

Ardından takımın başına geçen Erol Bulut elindeki futbolcu kadro kapasitesine uygun bir oyun anlayışını takıma yerleştirmeye çalıştı: Savunmada sağlam, top kontrolünü elinde tutmaya çalışan, bloklar arasında açık bırakmayan bir oyun anlayışı. Ancak takımda son pasları ve vuruşları yapacak nitelikte oyuncu veya oyuncular olmadığından bu skora ve dolayısıyla puana pek yansımadı. Başka bir ifadeyle, YMS oyununa layık olan, performansıyla doğru ve adil orantılı puanları toplayamadı.

YMS, Galatasaray maçında bilinen oyun disipliniyle sahaya çıktı, uygulamada başarılı oldu ve ilk yarı 2 gol birden buldu. Yanlış aklımda kalmadıysa, Galatasaray tek golünü atana kadar kaleyi bulan şut bile çıkaramadı. Daha doğrusu YMS buna imkân vermedi. O takımda hiç kimse yoksa bile sırtını dönüp kaleyi gördü mü mutlaka şutunu atmaya çalışan Gomis var; o bile istediği şutu veya şutları çıkaramadı. YMS’nin, şampiyonluk adayı bir takım karşısında bunu yapabilmesi küçümsenmemesi gereken bir futbol başarısıdır.

YMS savunma güvenlikli bir taktikle oynarken oyunu çirkinleştirmiyor (Bakmayın siz tribündeki en fanatik taraftardan daha fanatik bir kısım “fitbol yazarı”nın “Malatyaspor neden 1 defans 9 forvetle oynamadı ki Beşiktaş 17 gol atsın” içerikli yorumlarına). Geriden doğru paslarla atağa kalkıyor, pozisyona giriyor ama final paslar veya son vuruşlar yapılamayınca olmuyor işte…

Galatasaray karşısında YMS bu eksiğini giderdi. İlk golde Michael Pereira, Aly Cissokho’nun ortasında, markajdan kurtulup Muslera’yı çaresiz bırakan güzel bir kafa vuruşu yaptı. Nitekim ikinci gol de Khalid Boutaib’in doğru ve isabetli kafa vuruşuyla geldi. Boutaib, ikinci golde basit gözüken ama bence öyle klas bir kafa vuruşu yaptı ki ne savunmaya ne kaleciye müdahale imkânı bıraktı.

İşte bunları yapabildiğinizde Galatasaray’ı da başka bir takımı da yenebiliyorsunuz.

YMS’nin sene başından beri çizdiği genel görüntü “golü atınca kolay kolay gol yememesi veya maçı vermemesi” ve “golü yiyince kolay kolay gol atamaması veya maçı alamaması” şeklinde. YMS, gol bulmuşsa maçtan korkmuyor; tersi olursa “eyvah eyvah” diyoruz. GS karşısında bu “gelenek” bozulmadı.

***

Öyleyse Yeni Malatyaspor’u, üstte bahsettiğimiz, bekleyen tehlike nedir?

Hakem hataları…

Televizyon görüntüleriyle çok açık ve net bir şekilde görülüyor ki, YMS’nin birçok puanı, daha ligin ilk yarısı bitmeden, hakem kararları sebebiyle güme gitmiş. YMS yönetimi bununla ilgili Federasyona başvurdu ve Sivas, Antalya, Konya, Alanya, Akhisar ve Göztepe maçlarında verilmeyen nizami gol-penaltı konularını gündeme getirdi. Bu maçlardan Atiker Konya maçını bir tarafa koyalım çünkü rakip takımın da verilmeyen pozisyonları olduğundan “pata pat” durumu söz konusu. Ama temsilcimizin diğer maçlarda net biçimde haksızlığa uğradığı kesin.

Süper Ligde ilk sezonunu yaşayan YMS’nin öncelikli hedefinin kümede kalmak olduğu bir gerçek. Sonuçta dengeli bir lig görüntüsü var, her takım birbirini yenebilir ve son haftaya kadar kimin başına ne geleceği belli olmayabilir. Böyle bir denge ortamında 1-2 puan, hatta ikili averaj veya gol averajı bile, belirleyici olabilecekken YMS’nin daha ilk yarı bitmeden 7-10 puanının hakem hatalarına kurban gitmesi akıl alacak iş değil. Hadi bu kayıpların yarısını avcı payına saysak bile, YMS bu hatalar olmasa ligde nispeten rahat konumda olacaktı.

Hak arama noktasında kamuoyu/baskı oluşturma adına YMS yönetiminin geçen hafta Futbol Federasyonuna başvurması doğru bir strateji ama değişen bir şey olmayacak.

Kanıtı, Galatasaray maçının son dakikalarında Adem Büyük’e ceza alanı içerisinde yapılan net faule penaltı çalınmaması. Üstelik hakemin doğru bir açıda durması ve pozisyonu net şekilde görmesine karşın! O top dönse, galibiyeti korumak için çabalayan YMS paniklese, gol yese, onca emeğe yazık olacak; sevincimiz kursağımızda kalacaktı.

Peki, çare nedir, çözüm nasıl bulunacak?

İşte ben burayı anlamakta zorluk çekiyorum, çünkü çözüm çok basit: Video hakem uygulaması.

Futbolda adaleti sağlamak, adaleti sağlayarak rekabeti, rekabetle birlikte kaliteyi arttırmak, marka değerini yükseltmek istiyorsanız teknolojiyi de kullanacaksınız. Şüphesiz üç-beş tane elektronik cihazın yardımıyla futbolun sorunları çözülmeyecektir ama önemli bir soruna neşter vurulmasına eşsiz katkılar sunulacaktır.

Futbol eskiye oranla çok hızlı oynanıyor; giderek de hızlanıyor. Futbolun bütçesi eskisinden çok yüksek; kulüpler büyük borçların, risklerin altına giriyor. Kaybedilen bir puan milyonlarca lira demek. Daha ötesi, adil karar çıkmadığında insanlar futbola ilgi göstermezler, bilet almazlar, yayıncı kuruluşa asla abone olmazlar; dolayısıyla gelir kapınız sekteye uğrar.

Ayrıca video hakem uygulamasını yaşama geçirdiğinizde hakemleri de sıkıntıdan kurtarırsınız. Zira maçların bir bölümünde iki taraflı hata yapılıyor. Zaten hakemin hata yapmamasını beklemek anlamsız olur. İnsan bu; hata yapacak. Elde bu hatayı düzeltmek için araç-gereç varken neden kullanmazsınız?

Şöyle veya böyle, TFF video hakem uygulamasına bir an önce geçerse herkes hakkına razı olacak, kimse sesini çıkaramayacaktır.

Bu konuda kamuoyuna yansıdığına göre çalışma yapılıyor ama geç kalınmadı mı geç kalınmıyor mu? Daha nereye kadar bunun “antrenmanı” yapılacak; asıl maç başlayacak?

FOTOĞRAF: EYMS’de Galatasaray’ı 2-1’le devirdikten sonraki sevinç

Etiketler: /

Yorumlar
  1. ömer dedi ki:

    Bülent abi senin zekana hayranım.. Yazılarını sabırsızlıkla bekleyenlerdenim.. Hele yorumlara verdiğin kapak cevapları okudukça resmen günün stresini atıyorum 🙂 Allah seni Malatya’nın başından eksiltmesin..

  2. Mustafa dedi ki:

    Yeter artık şu başlığı kaldırın küçük düşürücü…

  3. OZAN dedi ki:

    İyi de bu Yeni Malatyaspor ayrı, Malatyaspor ayrı değil mi ?

  4. Kemal AKGÜL dedi ki:

    Bülent hoca makalenin başında MA.S 2 YIL ligde kaldı diye yazmışsın 5 yıl Süper ligde kaldı gazeteciliğin hakkını verin biraz araştırın Daha sonra 2000-2001 sezonunda yeniden süper lige çıktı 5 yıl daha kaldı ordada gs yi kaç kere mağlup etti Dönemin mas başkanı HİKMET TANRIVERDİ’ ydi .

    1. Bülent Korkmaz dedi ki:

      Sayın Kemal Akgül,
      Öncelikle yazıyı okuma zahmetine girdiğiniz için teşekkür ederim. İnsanız, hepimiz hataya açığız. Her ne kadar çocukluğum ve “ilk” gençliğim Malatyaspor’la geçtiyse de, İnönü Stadında büyüdüysem, geçmiş maçların alakasız pozisyonlarını bile hatırlasam, bu tür yazıları çiziktirirken arşiv yoklaması yaparım. Yazıda kast ettiğiniz hatalı cümle “…ilk 2 sezon ancak kümede kalmayı başaran” şeklinde ifadelerin yer aldığı bölüm olsa gerek. Burada kast edilen Malatyaspor’un toplamda eski adı 1, teze adı Süper Ligde kaç sezon oynadığı değil. 1984-85 sezonu 1. Lige yükselen Malatyaspor’un ancak kümede kalabildiği, 3. sezonla birlikte yükselişe geçtiğini anlatıyoruz. Şüphesiz Malatyaspor’un 1.Lig (veya Süper) toplam kaç sezon oynadığını biliyoruz. Ayrıca bu yazı “Galatasaray’ın Malatya’da 30 senedir yenilemediğini” anlatan bir yazı. Tekrar söylüyorum, “Malatya’da”. Bahsettiğiniz Sayın Hikmet Tanrıverdi’nin başkanlık dönemi de buna dâhil. İstanbul’da galibiyet var ama Malatya’da yok. Yine hata yapabilirim diye Türkiye Futbol Federasyonunun arşivine baktım. Biliyorsunuz, buradaki sonuçlar tescilli sonuçlar. Hakemin hazırladığı maç raporu var; oyuncu değişikliklerinden tutun gollerin hangi dakikada atıldığına ve nasıl atıldığına dair (kafa, ayak, penaltı gibi) veriler mevcut. Dediğiniz döneme baktım tekrar, Malatyaspor-Galatasaray maç sonuçları (Malatya’daki maçlar): 0-2, 2-2, 1-2, 0-1 ve 1-1. 0-2 biten maç sonrası Galatasaray kafilesi İstanbul’a dönerken o dönemin teknik direktörü Lucescu’nun, havaalanı yolu üzerinde, takım otobüsünü durdurup bir hemşerimizden 2 karpuz aldığını da anımsadım şimdi. Belki de karpuz sayısı 3 idi  Selam ve sevgiyle.

  5. Malatyam İÇİN dedi ki:

    Ah o günler nerde …!
    Yeni yi artık atı ALLAH aşkına ya!
    Birleştirip MALATYASPOR yapın.
    Artık borç diye birşey kalmamıştır.Bunu kullanıpta MALATYAYA yazık etmeyin.
    1966 yılının EFSANE yi devam ettirelim.Haydi Yeni MALATYA yönetimi şu iş çok kolay bitirin ARTIK..

  6. zeki dedi ki:

    Sen yine de yazmaya devam et Bülent hocam, eski yeni farketmez, malatyasporun yaptığı hataları tekrar etmemek, daha bilinçli taraftar grubu için tecrübe paylaşımına ihtiyaç var. Kalemine sağlık.

  7. Doğan dedi ki:

    Rica ediyorum biraz araştırıp yazınız. Ne 30 yilindan bahsediyorsunuz. Malatyasporumuz daha 2000 ‘li yılların başında gs yi yenmiştir . Toth balazhn orta sahadan attığı golla kazanılan mac herkesin aklindadir. 30 yıl nedir yahu bu kadar da olmaz habercilik

    1. Bülent Korkmaz dedi ki:

      Doğan Bey, insan hata yapabilir. Duyarlılığınız için teşekkür ederiz. Yanılıyor muyuz diye tekrar “resmi” kaynaklara baktık. Öncelikle Toth Balazs Malatyaspor formasını 2000li yılların başında giymedi; ortalarına doğru geldi-gitti. Neyse, burası o kadar önemli değil. 5 Şubat 2006 tarihindeki lig maçı 1-1 bitti (Maçla ilgili resmi TFF linki: http://www.tff.org/Default.aspx?pageId=397&macId=6661). 20 Aralık 2005’de oynanan kupa maçı da 1-1 bitti (Resmi TFF linki: http://www.tff.org.tr/Default.aspx?pageID=29&macId=6548). Her iki maçta da goller Tóth Balázs’dan geldi. Ancak Balázs’ın ligde Mondragon’a attığı gol o kadar muhteşemdi ki, aklınızda o maçı Malatyaspor kazandı gibi kalması gayet doğal. Futbolla ilgili bir insan olarak 1986 Dünya Kupası çeyrek finalinde Arjantin efsanesi Maradona’nın İngiltere’ye attığı golleri bilirsiniz. İlk golde Maradona eliyle dokunup golünü atmış, hakem görmemişti. Aynı maçta Maradona’nın attığı “solo” golse yüzyılın golü, unutmak ne mümkün! (Genç arkadaşlar Internet’ten bulup izleyebilirler ama maçı özgün dilinde, İspanyolca, anlatan Uruguaylı spiker Victor Hugo Morales’den dinlesinler mümkünse). Maç Arjantin’in 2-1 galibiyetiyle bitti ve çeyrek finale yükseldiler. İngilizler haklı olarak ilk gole tepki gösterirken maç sonrası başka bir Arjantin efsanesi Jorge Valdano şöyle ilginç bir savunma “geliştirmişti”: “Biz Arjantin’de çocukluğumuzda mahalle maçı yaparken bu türden, yani herkesi çalımlayıp atılan goller, iki gol sayılırdı.” Valdano’nun bu maçla ilgili beni çok güldüren bir yazısını Guardian’da okumuştum ama şimdi nerede bulayım, uzun iş! Toparlarsak: Balázs’ın golü de, onun kadar olmasa da, o cinsten bir goldü işte. Toth, o golü attığında saha içerisinde-tam kale arkasındaydım ve bir arkadaşıma sarılıp nasıl sevindiğimizi anlatamam.

      1. Ümit dedi ki:

        Deplasmanda yendik ama evimizde bayadır yenemiyorduk sanırım.Yazı için teşekkürler.

  8. Dr cengiz dedi ki:

    Video hakemi birak hocam..sizin cenahin eski deyimiyle on numara bir çerçeveci alacaksin birde o cerceveciye pas atan orta saha alacaksin bu takim hakemleride çimlere göme göme ilk 10da bitirir..

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."