Final

Örnek Resim


Arion

Malatya Haber -

Garabet

Garabet
  • 27.12.2015

Av.Selami YÜCEL

[email protected]

Garabet deyince çoğunuz afalladınız ve ne demek olduğunu merak ettiniz değil mi? Fazla merak etmeden cevabını vereyim. Garabet Ermeni’ce bir erkek ismi. Garabet, Kirkor, Kevork, Milkon, Harut, Ani, Ohannes, Horey isimler bizlere hiç yabancı değildi. Zamanın Malatya’sında çok sıklıkla dillerden dökülürdü.

Malatyalı Ermenilerden biri var ki facebook  sahifesinde dikkatimi çekti. Benden daha fazla Malatya aşığı.  Geçen sene facebookta arkadaş olduk. Şimdiye kadar da vallaha yüz yüze gelmedik.  1960 doğumlu, bizden sonraki nesilden.  Çok ilginç bir hayat öyküsü var. Üç kardeşlermiş. Yedi yaşına kadar Malatya’da bizim Ermeni Mahallesi dediğimiz eski  ara demiryolunda İsmetiye Mahallesinde ikamet ederlermiş. Bu yaşta iken komşuları Sara Makasçı; Garabet’in Ermeni okula gönderilmesi konusunda  babasını ikna ediyor ve Gedikpaşa Ermeni Protestan yatılı okuluna Garabet gönderiliyor. Tuzla Kamp Armende kalıyor. Hikâye geniş ve uzun… Romanı dahi yazılır. 

Onlar tam Malatya’da iken anmak istedim. Tabii ki sembol olarak da hayatın çemberinden geçmiş, sempatik Malatya ve kültür aşığı Garabet’i seçtim. 

Malatyalı Ermeniler üç dört sene önce Malatya HAYDER (Malatyalı Hayırsever Ermeniler Derneği) diye bir dernek kuruyorlar. Malatya Belediyesi’nin Ermeni Mezarlığı’nda bulunan son dua yeri ve gasilhanenin yerinin yıkması üzerine öne çıktılar. Çabaları sonucu yıkılan yer yeniden yapılmış, mezarlık eskisine göre biraz daralsa da Allaha şükür halen ayakta. Bu arada her sene Malatya’yı ziyaret ederler. Nostaljiyi yaşarlar, Venk ve Taşhoran kiliselerine giderler, Mahalli sanatçıları dinlerler, betonlaşmış olmasına rağmen eski evlerinin yerini ziyaret  ederler ve hayallerinde canlandırırlar, şimdiye kadar görmedikleri akrabaları ile karşılaşırlar.

Garabet Kardeşimden mesaj aldım, şu anda da Malatya’dalarmış. Sultansuyu Hara’sını ziyaret etmişler, Kültür Müdürlüğünde şube müdürünün oğlunun kına gecesine katılmışlar. Bir de verimli bir toplantı yapmışlar. Bu konuda ben de onlar orada iken bir yazı da ben yazayım dedim. 

Eskisi kadar olmazsa bile ara sıra mesajlaşırız.  Bu defaki gelişleri için Garabet’in mesajını okudum ciğergâh oldum. 

GARABET ORUNÖZ’ÜN MALATYA ZİYARETİ HAKKINDAKİ DUYGULARI

“Benim de bir babam vardı;

Bugün Babalar günüymüş; tüm baba ve baba adaylarına acısız, sızısız, gamsız, kedersiz, sağlıklı ve en önemlisi HASRETSİZ yaşamaları dileklerimle kutluyorum. Aklım erdi ereli, ne anneler, ne babalar gününü kutlama şansım olmadı. Hep HASRETLE iç çektim durdum. İçin için hep yandım-yandım.

Yarın; yani 16 Haziran pazartesi gününden 21 Haziran cumartesi gününe kadar Malatya’da olacağım. Tek başıma da değil, 52 kişi ile birlikte. Tabii ki, herkes bir amaç için Malatya’ya geliyor. Herkesin bir merakı, bir arayışı var, tek ortak noktamız; HASRETLİK… Kimi; doğduğu, büyüdüğü evini, gölgesinde yaprak sardığı dut, kayısı, elma ağacını, kimisi tozlu sokaklarını arayacak. Ben de, evet bende, her ne kadar doğduğum kerpiç evin yerine dikilmiş olan, sefer tası gibi, cezaevine benzer, beton bina da olsa, her bakışta doğduğum kerpiç evi göreceğim. Her ne kadar artık Depanos’un çeşmesi olmasa da, evimizin kapısından çeşmenin olduğu yere kadar, “Hayr-Mer” duamızı okuyarak gideceğim. Her ne kadar, omuzunda peşkiri babam yanımda olmazsa da, ben yanımdaymış gibi hissedeceğim. Hayal de olsa, yerinde fırında olmazsa, babamdan para isteyip, “AÇIK EKMEK” almaya, fırıncı Mehmet amcaya gideceğim. Kabıma sığmazlığımı yinelemek isteyecek, bahçe çitlerinin tilki oyuklarından geçip, evimizin bahçesine girdiğimde, anamın odun ateşinde, dibini küllenmiş sacın üstünde, haftalık ekmeğimizi pişiren durumunu hayal edip, göreceğim, yaşayacağım. Elimde her ne kadar fırın ekmeği olsa da, anamın sepete attığı sıcak sac ekmeğinden, elim yana-yana koparacak, kıçıma da ekmek tahtasıyla vurduğu anı yaşayacağım. 

Yarın Malatya’ya gidiyorum, ben gitme amacımı, özelimi, hasretimi paylaştım. Babası-Anası sağ olanlar, günü, haftası, tarihi belli olan günlerde kutlamak şart değil, aklınıza geldiğinde, aklınıza estiğinde, özlediğinizde, duygulandığınızda, gidin, SARILIN, ÖPÜN, ANAM deyin, BABAM deyin, GÖZÜNÜN içine bakın, bakın, bakın……..

Bakma şansı olmayanların da yerine bakın…”

İşte Garabet beyle biri. Şu üsluptaki akıcılığa bak, duygunun derinliğine ve inceliğine bak. Malatyalıyım diyenler topuklarına tükürsünler.

GARABET ORUNÖZ İLE DİYALOGLARIMIZDAN KESİTLER.

Garabet kardeşim ile konuşmalarımızın yazıma eklememde bir sakınca görmedim. Böylece olay halk katında çok daha iyi anlaşılacak ve sayfalar dolusu yazı yerine geçecektir. Haydi başlayalım:

-Değerli Kardeşim; Çok duygulandım. Keşke bu olaylar olmasaydı da hep beraber yaşasaydık. Bu meseleleri  dostlar iyi niyetle mutlaka konuşmalı. Bizim Malatya’da yaşayan Ermenilerin çocukları, torunları gelir ise onlara da Malatya’lılar mutlaka kucak açmalı. Davetine katılamıyorum. Çünkü ben Ankara’dayım. Kolay gelsin.

29 Mart 2013 21:11 tarihli görüşme.

-Garabet Kardeş; Şimdiye kadar seninle yüz yüze tanışmadık ama; gönül bağı ve Malatyalılık kimliği bizleri  yaklaştırdı. Bir olmuş fıkra anlatayım. Fıkranın adı “Ohannes beni nede?” olsun Belki zamanla basında yer alır. 

Olay Malatya’da 1970 li yıllarda geçer. Malatya’nın en önemli elektronik Mağazalarından birisi Edison mağazasıdır. Televizyonlar yeni çıkmıştır. Edison Mağazası pendir ekmek gibi televizyon satmaktadır. Malatya da o yıllarda müteahhitlik hizmetleri almış başını yürümüştür. Babamın amcası oğlu Asım Yücel çok şakacı bir insandı. Allah Rahmet eylesin olay zamanında yetmiş yaşlarındaydı. O zamanlar televizyon sinyallari çok zayıftı. Televizyonda bir karartı gördüğümüz zaman seviniyorduk. Asım Amca Edisondan bir adet televizyon almış. Malatyalılar tek katlı evlerini veriyorlar kibrit kutusu gibi apartmanlara taşınıyorlar. Asım Amca’da Cengiz Topel Caddesinde yedi katlı Mehtap Apartmanının en üst katına taşınıyor. Üst katı da çatı.  Ohannes isimli bir hemşehrimiz anteni kurmak için apartmana gelir ve çatıya çıkar. Ohannes çatıda; Asım amca Merdivende Asım Amcanın hanımı Muazzez abla da televizyonun yanındadır. Ohannes çatıdan bağırır,telvizyon nasıl gösteriyi?  diye. Asım Amca eşi Muazzeze iletir. Televizyon nasıl gösteriyi diye. Bir karartı gelip gitmekte devamlı olarak televizyonda en güzel görüntü yakalanmaya çalışılmaktadır. Asım amca: Görüntüyü ve Ohannes’in mesajlarını Muazzeze iletir. Bir türlü net görüntü elde edilemez. Ohannes çatıdadır ya. En sonunda amcamız şakacılığını konuşturur ve Muazzez’e Ohannesin ağzından bir  mesaj iletir.

-Mazez Ohannes seni çağırıyı.

Mazez cevap verir.

– Uy anam Ohannes beni nede?

-Sevgili dostum Selami merhaba; bu çok anlamlı ve hoş anektodunuzu, müsadenizle, Malatya Hay Der. adlı derneğimizin sayfasında paylaşmak istiyorum. Edisonlar hala varlar ve derneğimizin aktif üyelerindendir. Kendilerinin bahse konu edilmiş olmalarından mutluluk duyacaklarına emin olabilirsiniz. Olur ya; bir gün bakarsınız yolumuz Ankara’ya düşer neden olmasın, Sizi orada ziyaret eder, bir sıcak çaya tatlı sohbetimizi karıştırırız. Şimdilik kalın sağlıkla….

-Bu olay gerçekten olmuştur. Muazzez Abla da Asım Amca’da rahmetli olmuştur. Çocukları ve torunları vardır. Bence bunun paylaşılmasında bir sakıncası yoktur. Bizlerin diyaloğu açısından da çok önemli bir olaydır.

18 Haziran 2013 22:31 tarihli görüşme

-Selami abem iyi geceler. Meraklanmayın, Malatya Belediyesinin yol çalışması ve diğer inşaat alanları için söktüğü ağaçları  biz talep  ettik ve Malatya Ermeni Mezarlığına diktik, Haziran 28 inden sonra Size o ağaçların resimlerini yollarım.

Seneye Kiltepe’deki Ermeni Mezarlığı adeta bir ORMAN olmuş olacak….İnşallah. O kadar ağacı mezarlık alır mı acaba? Mezarlığımız 12 dönüm, sadece 240 gömü var. İlave olarak da 1700 fidan diktik.

-Sağ olun kardeşlerim. Malatya’lı Ermenilerin Malatya’ya çok büyük faydaları olmuştur. Malatya’da demircilik ve Bakırcılık diye bir yazı yazdım. Malatya Haber için. O yazımda da Ermenilerin kültürümüze hizmetini belirttim. Onlar mezarlarında doğdukları yerde yattıkları için çok huzurludurlar. Küçükken Ermeni Mezarlığına bir Ermeni’nin gömülüşünü de hayal meyal hatırlıyorum.

23 Ekim 2013 20:46 tarihli görüşme (Fattey Bibi isimli yazım üzerine)

-Yüreğine sağlık Selami abim; daha bu bayramın pazarında İstanbul’dan kalktım Çınarcığ’a Necati Dikmen abimin elini öpmeye bayramlaşmaya evine gittim. Daha sonra uzun-uzun yazıp bir de video paylaşacağım Necati abinin evinden.  O ne muhteşem Malatya sevgisi ve arşividir, Malatya’da yaşayıp da Malatya’ya sahip çıkmayanlar görsünler. Bizler; Malatya sevdalısıyız. Bu yaz Malatya’ya 150 kişi götürdük Malatya HAYDER olarak. Bunların içinde biri vardı ki; STEPHAN KELİAN (bunu google sorun) İşte bu 80lik amca Hayatında ilk defa Türkiye’ye ve de Malatya’ya geliyor. Dünya’da 50 vilayette ayakkabı mağazası ve Mexika, ABD,Japonya’da da üretim Fabrikaları olan biridir. En ufak Fabrikasında 750 işçi çalışanı var. Bu kişiye sorduğunuzda nerelisin? Malatya’lıyım der. Anne ve babası tehcirde Malatya’dan Haleb’e gitmişler, oradan Beyrut ve Fransa’da doğmuş amcamız ama; ninesi ve dedesinin mezarını ilk defa gördü. Malatya Ermeni mezarlığında, 150 yolcu arasında iki de kuzeni vardı ki, yemek molası verdiğimiz bir yerde kendilerini aynı otobüse aldım ve tanıştırdım. Az sonra devamını yazarım.

-Yav gardaş. Bu hikayeler bitmez. Her bir hikaye roman olur. Siz de öz be öz Malatya’lısınız.  İyi ki Stephan abim ceddinin mezarını görmüş. Ben babamın dedesi Bekir Çavuş’un mezarını göremiyorum. Mücelli Mezarlığında imiş. Mücelli Mezarlığını, yerle bir etmişler.

-Ah be abim;  Az önce içişleri bakanı hanımım masaya çağırdığından kalktım.

-Selami abim; bu sene de ilk dernek işimiz; “Malatya Ermenilerinin Hikayeleri” adlı kitabın tercümesini yapmak ve basmak olacak. 1860 dan 1940 yılına kadar olan Hikayeler, olaylar yaşanmışlıklar. Bir de öncesi var ki; bu Malatya için bence çok önemli; O da Malatya’da İpek Böcekçiliği, üretimi, işçiliği, deri dabakhaneleri, Karadeniz’den Bağdat’a ticaret güzergahı üzerindeki konaklama yeri olması dolayısıyla önemi, yeraltı ve yerüstü suları, çıktığı  yerden katıldığı çay, nehir ne varsa uzunluğu ve önemi her detayı ile yazılı. diğer bir konu komşu illere yakınlığı, dağları, ovaları, Kitap oldukça detaylı bir kitap yani; Selami abim, bu kitabtan bir kaç tane de Malatya’daki Üniversitelere ve kütüphanelere de verilmesini istiyoruz…

-İsmetiye sokaktaki HALİT ZİYA UN FABRİKASI’nın da içinde bir çeşme vardı her zaman akardı, bu yaz onu da kurumuş gördüm üzüldüm…

(Necati Dikmen hakkında konuşmamıza devam ediyoruz)

-Makatta da oturdun mu?

-Oturmam mı?

-Zaten o resmi gördüm ben teklif ettim.

-Abim burada oturup da bir tas su içme hakkımız yok mu dedim.

-Geldin de gapıda mı galdın dedi,,,

-Tahta çivili ayakkabı mesela Necati Dikmen abimizde yoktu… Getirip bu eksiğini tamamlamaya söz verdim.  Bir de gaz ocağı iğnesi bulacam. Müzesindeki eksiklikler bunlardı

-Yani Necati gaz ocağını yakamıyor mu ? Saz teli de o işi görür.

-Yakması için değil abim; orijinal iğnesi olsun ki; gelecek nesiller göreler bu gaz ocağının ağzı tıkandığında bu iğneyle açılıyormuş desinler… ya da bulacam abime söz verdim artık çare yok…

O zaman Necati Gardaşım bir tenekeciye gitsin. Kalem büyüklüğünde bir teneke kestirsin. Bir de ince saz telini o tenekenin ucuna perçinlesin. Oldu sana  gaz ocağı iğnesi. Orijinalinin de bulunacağına ihtimal vermiyorum. O zaman hemen paylaşalım. Belki bir Allahın kulunda bulunur.

-Derneğimizin sayfasında soracağım ve evinde saklayan biri varsa, umuyorum ki bir meraklı saklamıştır, ya da fazlası vardır alıp götürecem. Ya da bulacam abime söz verdim artık çare yok…

– İki tane yoğurt sitili vardı ki, sorma. İki de tütün küpü. Hele bakır tabaklar, halılar, radyo, bohemia kristal parfüm şişeleri.

-Yoğurt sitili her tarafta var. Yani külek. En iyisi Necati gardaş Ankara günlerinde bir stand açsın. Malatya’lı anyayı konyayı görsün.

-Bunu konuştunuz mu?

-Terlikler, çarıklar, bir de kendine göre diktirdiği gri şalvar ile sekiz köşe kasketi,,,(Malatya kasketi beş köşelidir.)

-Allahına gurban onun.

-Abi bayıldım.Malatyadaki konaklarının maketini birebir yapmış

Malatyada Kuyumculuk için; Halk Eğitim merkezinde bir kurs açılsın bende gençlerimize öğretmeye geleyim dedim, A dan Z ye herşeyi öğretmem bir kişi için dört yıl alır, haydi açın böyle bir kurs dedim, hala açacaklar…

Selami abim; ben görev adamıyım, yapmayacağım ve yapamayacağım bir işe asla talip olmam ama; şu kuyumculuk  benim mesleğimdir ve 37 senedir bu işin çekirdeğinden ustalığına kadar gelmişim, 70den fazla eleman çalıştırıp yetiştirmiş ve iş yeri sahibi etmişim, artık; bana manevi haz verecek bir halk eğitim ve toplu öğretim keyfinden başka bir şey kalmadı… Bunu da Malatyalı gençlere vermek isterim, özellikle okumak istemeyen ve meslek sahibi olmak isteyen gençlere.

-Gardaş onlar bir şey bilmezler. Kültür desen de Hak getire ve de sıfır. Onları ne yapmalı sana soruyorum. En iyisi onları  katran dolu kaynayan kazana atmalı. Ben senelerden beri çağırıp çarpınıyorum, kültür gelenek diye. Onların sanki kulaklarına kurşun akıtmışlar. 

-Abim; meslekle beraber kültürel faaliyetleri de alıştırırız. Folklor, yerel müzik.

-Zaman gerekir. Many dedikleri zaman hiç bir şey kalmıyor.

-Bir de Tren yolunun köşesinde Ermeni Mahallesinden İsmetiye Sokağından çıkarken sağda bir çeşme vardı. Onun suyundan da içtin mi ?

-Üzgünüm abi, O çeşme tam bizim evin karşısında oturan Depanos amcaların evindeki artezyen suyuydu. O evin yerinde şimdi; sefer tası gibi üst-üste beş katlı bir bina dikili,,, Ne o su kaldı ne de o bahçede yetişen sulu ekşi elma var… Ne Anno bacının kızılcığı, ne de Haçik Makasçının bahçesindeki  zambaklar.

Venk kilisesinin tarihçesini on altı sayfa Türkçeye tercüme ettim on dosya yapıp İl Kültür Müdürlüğü dahil her yere birer dosya verdik. Yıkılmasını önleyici bir tedbir de alındı bu yaz. Şimdi; TAŞ HORAN KİLİSESİ restore ediliyor. İçi iskele dolu.

-Bir gün söylemesi ayıp orucum. O çeşmenin karşısında bir futbol maçı yapıyoruz. Happik’in iti gibi koşuyoruz. Happik hakkında da bilgi verirsen memnun olurum. Devre arasında terlemişim. İşte Depanos amcaların çeşmesine vardım yüzümü yıkamaya. Yıkarken de kana kana su içmişim. 

-Abim yeşillendi.

-Ne yeşillendi. 

-Necati abim şimdi online (YEŞİL) oldu demek istedim…

Aslında Garabet Orunöz ile bu görüşme işin özündeki, halk kesimindeki Malatya’yı yansıtıyor. Siyasilerin çeşitli hesaplarla iki halk arasına burunlarını sokmasını ben şahsen istemiyorum.

HAYDER Yönetim Kurulu Başkanı Garbis Evyapan, Yönetim Kurulu üyeleri Harut Özer, Kevork Özkaragöz, Garabet Orunöz ve tüm Malatya’lı Ermeniler memleketinize hoş geldiniz. Garabet kardeşin söylediği gibi, her ne kadar her şey eskisi gibi değilse de apartmanların arasında eski evinizi ve yaşantınızı en iyi şekilde burada hayal edebilirsiniz. Bu geleneği ve özlemi inşallah çocuklarınız ve torunlarınız da benimser. 

Ha az daha unutuyordum, Garabet Gardaş! Necati Dikmen kardeşimin gaz ocağı iğnesini buldun mu?

Yorumlar
  1. Radhan dedi ki:

    Garo abim benim gözümün nurudur

    1. Garabet Orunöz dedi ki:

      İki gözümsün, hele ağzını doldurarak bir küfreylesen… ulaaaa, tekini ..tiğimin çiftleri…

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."