You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


You are missing some Flash content that should appear here! Perhaps your browser cannot display it, or maybe it did not initialize correctly.


İbrahim Yücel Reklam
Örnek Resim
İbrahim Yücel Reklam

Arion

Dugun
Malatya Haber -

Gün Boyu Malatya

Gün Boyu Malatya
  • 26.12.2015

“Uluslararası Katılımlı Melita’dan Battalgazi’ye Tarih- Arkeoloji- Kültür ve Sanat Günleri Etkinlikleri- KERVANSARAY BULUŞMALARI” adıyla bu yıl ikincisi düzenlenen etkinliklerdeki sempozyumda, Malatya Tarihi ve Arkeolojisi konuşuldu. Malatya’nın eski yerleşim yeri olan, halen Battalgazi adını taşıyan “Eskimalatya”da gerçekleştirilen etkinliklerdeki konuşmalarda ilginç tarihi, arkeolojik, sosyolojik ve ekonomik bilgiler aktarıldı. Bu arada, bir süre önce restorasyon adı altında yapılan onarımı tamamlanan Ulu Cami ile ilgili konuşan konuşmacının, bu çalışma sırasında Ulu Cami’nin “alçı-kemer süslemelerinin yok edildiği” yolundaki açıklaması da dikkat çekti.

 

 

MALATYA TARİHİ VE ARKEOLOJİSİ SEMPOZYUMU..

 

* Ankara Üniversitesi DTCF’den Prof.Dr.Mesut Elibüyük

Eski Malatya’dan bugünkü Malatya’ya (Aspuzu) taşınmasının 1839 yılında “aniden” gerçekleşmediğini belirli bir zaman diliminde olduğunu anlattı. Nizip Savaşı’na katılmak üzere Malatya’da konaklayan Osmanlı ordusunun yaptığı tahribatın tek neden olmadığını, ekonomik nedenlerle çöküşün önceden başladığını anlattı. Malatya’ya gelen, Nizip Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’Alman Mareşal Moltke’nin mektuplarında “yıkık bir şehirden” bahsettiğini, Evliya Çelebi’nin Aspuzu’da 150 konağın bulunduğunu aktardığını kanıt olarak gösterdi. Aspuzu’da yerleşim önceden başlamış. Ayrıca o dönem Malatya’da (Eski) çeltik tarımı yapıldığını, bundan dolayı sıtmanın ortaya çıkıp halk sağlığını bozmuş olabileceği, dolayısıyla insanların burayı terk etmiş ihtimalinden bahsetti.

 

* Tarih Vakfından ve EUROPA NOSTRA -Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu- Türkiye Temsilcisi Orhan Silier  

Müzecilikten bahsederken, Türkiye’de çağdaş bir müzecilik anlayışının olmadığını belirterek “koleksiyonculuğumuz iyi ama müzeciliğimiz kötü. Müze değil müze depolarına sahibiz” dedi. Her güncel konunun müzesi olabileceğini anlattı. Tarihin bir böbürlenme edebiyatı, ezberleme, arşivcilik biçiminde olmaması gerektiğini belirtip “bilim olarak yapılan tarih çalışması çağdaşlık ve demokrasiyi besleyip geliştirir” dedi. Silier, Malatya’nın kültürel ve arkeolojik mirası üzerinde başka konuşmacıların durduğuna dikkat çekip “Beni asıl çeken, Malatya insanının yapısı. Birbiriyle ilişkisinde saygılı, özenli, hangi kökenden olursa olsun insanların hoşgörü anlayışı içerisinde davranması beni mutlu ediyor. Yol sorduğum Arapgir Ticaret’in sahibinin, ‘hele önce bir oturup çayınızı için’ demesi mutlu ediyor. Malatya’nın kültürel mirası bu” dedi. Malatya’nın Kent Müzesi’ne ihtiyaç duyduğunu belirten Silier “Malatya’nın köklü tarihi var ama bu tarihi yeterince koruyamamış. Malatyalılar, Malatyalı yurttaşlar tek tek adım atarsa, belediyeyi, valiliği Kent Müzesi kurulması için sıkıştırırsa biz de elimizden geleni yapacağız” dedi.

 

Bu sırada söz alan Elibüyük “Malatyalılar o bakır kapları nasıl sattınız? Naylon karşılığı eskicilere nasıl verdiniz? Onlarla müze kuruluyor” diye tepkisini dile getirdi.

 

* Ankara Üniversitesi n’den Restoratör-sanat tarihçi Yrd.Doç.Dr.Bekir Eskici

Malatya’nın Selçuklu dönemi şehzade eğitiminde önemli bir yer olduğunu anlattı. Ulu Camiden ayrıntılı olarak bahsetti. Mimari itibarıyla Anadolu’da tek olduğunu, yapımında İran etkisi bulunduğunu anlattı. Malatya’nın, Orta Çağ Türk kentlerinin temel unsurlarını bünyesinde barındırdığını, geçiş noktası olduğunu ama o döneme ait eserlerin çoğunun ortada olmadığını söyledi. Eskici, onarımlar sırasında Ulu Caminin özgün yapısına önemli zararlar verildiğini sözlerine ekledi. Son restorasyon projesinde görev aldığını fakat yapının bitmiş halini yeni gördüğünü söyleyen Eskici, özellikle alçı-kemer süslemelerin yok edilmiş olduğunu vurguladı.

 

* Ankara Üniversitesi DTCF’den Yrd.Doç.Dr.Eftal Şükrü Batmaz

Osmanlı iltizam sisteminin Malatya yöresinde uygulanışı ve sonuçları üzerinde durdu. Osmanlı’nın mali yönetimini verdiği ailelerden Rişvanzade ailesinden bahsetti özellikle. Kökenleri konusunda fazla bilgi bulunmayan bu ailenin araştırmacılar için yeni bir alan olduğunu bildirdi.

 

* Arslantepe Kazı Heyetinin Belgesel Sunumu

Marçella Prangipane ve ekibinin İtalya’da hazırlattığı belgesel, yöre insanı, kazının ilk başladığı yıllardan itibaren bugüne kadarki gelişini hikaye ederek vermesi açısından dikkat çekiciydi. CD’ sunumundan sonra Öğ.Grv.Fazıl Ercan bilgi verdi.

 

Oturum Başkanlığını Orhan Silier’in yaptığı toplantıda önce sağlık sorunları nedeniyle gelemeyen fakat bildirisini göndermiş olan Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın bildirisi özet olarak anlatıldı. 6 konuşmacı öğleden sonraki oturumda bildirilerini sundular.

 

* Japon Toyo Üniversitesi- Türkolog- Ass.Prof. Nobuo Misawa

Tokyo Üniversitesi’nden Türkolog Doçent Nobuo Misawa 16. Asırda Malatya’da Toprak Sistemi konusunu anlattı. Malatya’nın “Osmanlılık veya Osmanlılaşma” kavramının oluşumunda önemli yer tuttuğunu anlatan Misawa, Osmanlının Anadolu’da hakimiyet kurmaya çalıştığı yıllarda diğer beyliklerden tepki gördüğünü, en önemli rakiplerinin Karamanoğulları olduğunu ancak Malatya ve Maraş’ı içine alan coğrafyaya egemen Dulkadiroğulları’nın Osmanlı ile barışçıl bir siyaset izlediğini belirtti.

 

Misawa, konuşmasının başında, “Yıllar önce doktora yaparken, Malatya ile hiçbir akrabalık bağım olmamasına karşın neden Malatya diye sorulduğunda, kaysısına hastayım diyordum. Tabi şaka bu” dedi.

 

* Yeditepe Ünviversitesi’nden  Doç.Dr. Tülay Alim Baran

1. Dünya Savaşı sonrası Malatya’daki asayiş sorunlarını ilginç bilgilerle anlattı. Köy basma, adam kaçırma, posta arabalarına saldırı gibi üç ana konuda asayiş sorunları yaşandığını, çetelerin çok sayıda adam öldürdüğünü anlattı. Osmanlının savaşı kaybetmesinden sonra işgalci devletlerin Anadolu’daki hapishanelerin durumunu bir siyasi malzeme olarak kullandıklarını, 13 hapishaneyi ziyaret ettiklerini ama bunların içerisinde Malatya’nın yer almadığını belirtti.  Hükümet Konağı arkasında Gelincik Bataklığı denen yerde hapishanenin bulunduğunu ve dönemin belgelerinden hapishanenin durumunun çok kötü olduğunun anlaşıldığını söyledi. Duvarların kerpiç olması nedeniyle firarların sık olduğu, bina malzemesinde kullanılan taşların sökülüp hapishane kavgalarında kullanıldığını anlattı.

 

Hapishane su kaynaklı tifo çıktığını bu nedenle mahkumların civardaki derelere gönderildiği ama bunun hastalığı daha da azdırdığı, çare olarak şehir merkezindeki İki Kapılı Han’dan su getirildiğini, hapishanenin yıkıldı yıkılacak duruma gelmesi üzerine Eski Malatya’daki Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı’nın hapishane olarak önerildiğini fakat Evkaf Nezareti’nin buna şiddetle karşı çıktığını anlattı.

 

Baran, mahkumların açlıktan yakınarak padişaha mektup yazdıklarını, bu mektupta “ya beslenelim ya bizi askere alın ya da ziraatta çalıştırın” dediğini, Padişahın belli koşullarda mahkumları affettiğini söyledi. Bu dönem fırıncıların da hapishaneye verdikleri ekmeklerin parasını alamadıkları yönünde şikayetleri de olmuş.

 

* İnönü Üniversitesi Tarih Bölümünden Doç.Dr.Mehmet Karagöz

Malatya’da ticari hayatın 18. yüzyıldaki durumu hakkında bilgi verirken, bu yüzyılda Malatya’daki ticari yapılar, meslekler, vergiler, iş kolları üzerinde durdu. “Özellikle hanlar bu açıdan önemlidir ve şu an içinde oturduğumuz Silahtar Mustafa hanı bunun en güzel örneklerindendir. Malatya şehrinin ticari zenginliğini bize göstermektedir.” dedi.

 

* İnönü Üniversitesi Tarih Bölümünden Yrd.Doç.Dr.Göknur Akçadağ Göğebakan

Malatya ve civarında, şehir merkezi (Eski Malatya) ve nahiyelerde çok sayıda cami, medrese, mescid, zaviye, türbe, çeşme vs. gibi eserleri yaşatmak amacıyla vakıflar kurulmuş olduğunu, evlatlık vakıfların da çok sayıda olduğunu ifade etti. 1530’da Malatya Kazası’nda 5 cami, 23 mescid, 4 medrese, 17 zaviye, 4 türbe, 2 mezar, 1 kilise, 3 şahsın yaptırdığı çeşme ile şehir merkezinde sayısı tespit edilemeyen çeşmeler, 34 evlatlık vakıf,  1560’da  5 cami, 24 mescit, 4 medrese, 16 zaviye, 3 mezar, 22 evlatlık vakfın kayıtlarının bulunduğunu, Malatya’da evlatlık vakıfların kurucularının Osmanlı’nın bölgeyi ele geçirmesinden önce Malatya ve civarındaki devlet görevlileri, hatunlar, fakîhler vs.olduğunu söyledi. Memlûklular zamanında Malatya emiri olan Şahabettin Hızır evladından kişiler, Mizâmir’in torunları Argunşâh Hatun ve Efendere Hatun, Kadı Dilenci, Kadı Sadullah Şafii‘ 1560’da Malatya sancakbeyi olan Süleyman Paşa evladı  Malatya’da han-ı derunundaki Silahtar Mustafa Paşa camisine dikkat çeken Göknur Akçadağ Göğebakan, bu camiden bahseden 3 belgeye ulaştığını ifade etti. Ayrıca 1840 tarihli bir başka belgede Gernek-Kernek yer adına rastladığını söyledi.

 

* Fırat Üniversitesi’nden Sanat Tarihçi Yrd.Doç.Dr. İsmail Aytaç

Doktora tezinde Malatya hanları üzerine çalışmış olan Aytaç, Malatya ile çevre şehirler arasındaki yol güzergahları ve hanların dizilişini anlattı, görüntülü sunum yaptı ve hanların fotoğraflarını gösterdi. Han ve kervansaraylarla ilgili bilgi verirken, Malatya-Divriği hattını incelediğini ve bu hattın ilk kez ortaya konulduğunu belirtti. Aytaç, bugüne kadar hanların her 40 kilometreye bir konulduğunun kabul edildiğini ama bu bilginin yanlışlığının kanıtlandığını çünkü yeni bulguların 3 ila 18 kilometrede bir han kalıntısı ortaya koyduğunu anlatı.

 

Son konuşmacı Yrd.Doç.Dr.Metin Yerli’nin Vakıflar Üzerine konuşması ile Sempozyum konuşmaları sona erdi.

 

DEĞERLENDİRME

Sempozyumun ve genel olarak etkinliğin değerlendirmesi yapıldı. Malatya’da kent müzesi kurma çalışmalarının başlaması, Restorasyonların asıllarına uygun olarak gerçekleşmesi üzerinde duruldu. Özellikle bundan sonraki restorasyon proje takibinin iyi yapılması gerektiğini söyleyen konuşmacılar, Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı’nın yakında başlayacak olan restorasyonun sağlıklı yürütülmesi dileğinde bulundular. Beton sıvama bir görüntüyle karşılaşılmamasını ümit ettiklerini söylediler.

 

Göknur Akçadağ Göğebakan, “bol olanı hor kullanma var ülkemizde, bu kadar tarihi geçmişi binyıllara uzanan ülkemizde tarihi yapıların yeterince kıymetini bilmeden yaşıyoruz. Oysa 200 yıllık geçmişi olan devletler tarihe, eserlerine büyük önem veriyor” dedi.

 

Orhan Silier, kent tarihi kurulma girişimini yöneticilerle koordineli çalışmak gereğini vurguladı, “3-5 eşyayı bir yere koymak değildir kent müzesi” dedi.

 

Battalgazi etkinliğinin, restorasyon çalışmasının da başlayacağı göz önünde bulundurularak 2 yıl sonra yapılacağı sonrasında da 2 yılda bir yapılmasının uygun olacağı Göknur Akçadağ Göğebakan ve Fazıl Ercan tarafından ifade edildi. Bir taraftan kervansaray içinde bilimsel ve bilgilendirme prognalı gerçekleşirken, dış mekanda workshoplarda her yaşta insan sanat eserinin nasıl ortaya çıktığını yerinde kendisi de yaparak gördüğü, özellikle çocukların yoğun ilgi gösterdiği belirtildi.. Çok yönlü hedefleri olan Kervansaray Buluşması-Battalgazi Etkinliği projesinin hedef ve sonuçlarının birbiriyle uyumlu gittiğini söyleyerek, “Kaymakam Mehmet Eriş, Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, belediye çalışanları, kurduğumuz 5-6 kişilik ekibin işbirliği içinde samimi ve gayretli çalışmalarıyla, 6 aylık bir ön çalışmayla, bu 3 günlük program gerçekleştirildi.” denildi. Kervansarayın bahçesinde seramik raku pişirimi gösterisi ile 3.gün etkinlikleri sona erdi.

 

Kervansaray’da açılan sergi ise, 25 Eylül gününe kadar açık kalacak.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici, saygısız ifadeler, cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, suçluyu ya da suçu övücü, uygunsuz gönderici adı, 'naylon- uyduruk' mail adresli, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır. Ayrıca, mesajların tüm yasal ve cezai sorumluluğu, mesajlarıyla birlikte IP numaraları da düşen göndericilere aittir."