Malatya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Özcan, kayısı ve kayısıgibi ihracatta önemli yeri olan ürünlerle ilgili devlet politikası oluşturulması gerektiğini söyledi.
Özcan'ın, Bİ'KENT Dergisi'nde yayınlanan röportajı şöyle:
"2025 yılını sıkıntılarla geride bırakan kayısıda bu yıl üretici fiyat istikrarsızlığı konusunda dertli. Süreci yakından takip eden ve kayısı ile ilgili sorunların çözümü için çalışmalar yapan Ticaret Borsası Ramazan Özcan, kayısı ve kayısı gibi ülke ihracatında önemli yeri olan kuru incir, kuru üzüm, fındık ve fıstık gibi ürünlerle ilgili devlet politikası oluşturulması gerektiğini vurguladı. Kayısının sorunlarının yerel ölçüde çözülmesinin zor olduğuna dikkat çeken Ticaret Borsası Başkanı Özcan ,”Türkiye’nin bu alanla ilgili ciddi bir kriz masasına ihtiyacı var.” dedi.
Malatya Kayısısının lezzet kalitesi nedeniyle talepte sıkıntı yaşamayacağını ve zamanla fiyat sorununun çözülebileceğini ifade eden Başkan Özcan, kayısıda asıl önemli sorunun ppm oranı konusunda Avrupa Birliği’nin koyduğu kurallar ve ilaçlama konusundaki yaşanan sıkıntılar olduğunu belirtti.
Bi’Kent Dergisi için tüm detayları ile kayısıyı konuştuğumuz Borsa Başkanı Ramazan Özcan, önemli açıklamalarda bulundu.
Sayın Başkan, geçtiğimiz yıl kayısı yoktu. Sıkıntılar yaşandı. Bu sezon kayısı var ve bu dönemin de kendine özgü sıkıntıları bulunuyor. Bu sezon kayısı ile ilgili öncelikli olarak çözüme kavuşturulması gerektiğine inandığınız hangi sorunlar bulunuyor?
Ramazan Özcan, “Biz 2025 yılında çok önemli bir tecrübe edindik. İlk defa biz sıfır rekolte ile krizin nasıl atlatılacağının tecrübesini edindik. Tabii kısmen 2024 yılında, kısmen stoklarda kalan bir miktar ürün vardı. Yani 2025 yılı krizini, 2024 yılındaki ürünlerin gerek lisanslı depolarda muhafaza edilenleri, gerekse çiftçinin depolarında muhafaza ettiği ürünlerle aslında krizi doğru yönettiğimizi söyleyebiliriz.
Tabii bu tür senelerde çok sert fiyat makası değişikliği yaşanıyor. Bunun önüne geçmek mümkün değil. Siz bunu engelleyebilir miydiniz? Engelleyemezsiniz. Çünkü mahsul hiç yok, depolarda kısıtlı bir ürün var. Dolayısıyla fiyat tamamen arz talebe göre belirleniyor. Talep var, ürün az ise tabii ki fiyat ona göre şekilleniyor. Tabii sonuçta burada da bir fiyat standardı oluşuyor. Sınırsız bir fiyatlanma yoktur aslında. Yani mutlaka sıfır rekoltenin açıklandığı bir dönemde kısıtlı depolardaki ürünlere göre bir fiyat vardır. O dönem 10 dolarlara kadar fiyat şekillenmesi oldu. Bu ne demek, 5 dolarlardan 10 dolarlara geçiyorsunuz.
Bu defa 2026 yılında mahsulün varlığı, aslında normalleşmeye dönüşü getiriyor. Bu defa fiyatlarda kısmi bir gerileme yaşanıyor. Bu gerileme normalde anormal bir durum değil. Çünkü daha önce yaşadığınız şey anormal. Sizin 2025 yılında yaşadığınız şey olağanüstü bir durum idi. Bugün 2026 yılında yeniden fabrika ayarlarına dönüyoruz. Böyle olunca üretici daha önceki fiyat durumunun devam etmesini bekliyor ama bunun çok mümkün olmadığını da hep birlikte izliyoruz. Çünkü 9 dolarlara, 10 dolarlara sattığımız ürün miktarları, 2026 yılının Ocak ayının biri ile Haziran ayının sonuna kadar satabildiğimiz ürün miktarı 12 bin ton. Yani aylık ortalama 2 bin ton satabiliyoruz. 10 dolara mal satılmaz demiyoruz, 10 dolara ürün satılır ama kısıtlı bir miktarda ürün satılır.
2025 yılında yaşadığımız tablo bize kayısı konusunda rakip olmayı düşünen ülkelere de bir alan açtı. Hem fiyat anlamında hem ürünleri ile sahaya girip Malatya’nın piyasadaki açığını kapatmaya çalıştı. Özbekistan, Türkmenistan gibi ülkeler farklı ürün ve uygun fiyatla sahaya çıktılar. Bunun bu yıllara yansıması nasıl oluyor?
Ramazan Özcan: “Bu Orta Asya krizi bu 2-3 yıllık konu değil. İsminden bahsetmeden geçmeyeceğim, Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde bu konunun en önemli uzmanlarından olan Prof. Dr. Bayram Murat Asma, 10 yıl önce Orta Asya krizinden bahsediyordu. Bu bizim için bir tehdit diyordu. Hangi açıdan? Asıl fiyatlandırma açısından rekabet etme konusu idi. Tehdit vardı. Biz 2020’de de Orta Asya’dan serbest bölgelerden ürün transferi olmuş. 21’de olmuş, 22’de olmuş. Son yıllarda biz bunu anlata anlata krize çevirdik, krize dönüştü. Şimdi aslında geçen yıl Avrupa ülkeleri veya Doğu Bloku olarak adlandırabilirsiniz. Amerika, Brezilya, Rusya diyebilirsiniz. Bunlar Malatya’daki fiyat farkları üzerine farklı piyasalardan aynı üründen aramaya başladı. Kayısıdan araştırmaya başladı. Bu konuda Orta Asya bilinen yer idi, zaten İran, Afganistan, Tacik, Kırgız, Özbek bu bölgelere yöneldi. Kiminle yöneldi? Kendine ürün tedarik eden ithalatçıları ile yöneldi. Dediler ki Malatya’da fiyatlar böylesine sert ise siz bize Orta Asya’dan ürün temin edin dediler. Dolayısıyla bununla birlikte yeni bir kriz başladı. Çünkü oralarda fiyat standardı çok düşüktü, oradaki üretim maliyeti çok düşüktü.
Ama biz her şekilde kendi ürünümüzün kalitesini biliyorduk
Ramazan Özcan: “Evet, oraya geleceğim. Bu fiyat istikrarsızlığının bize getirdiği olumsuzluk, sanki Orta Asya’ya bir pazar açıyor gibi görünse de o ürünlerin birçoğu raflarda kaldı. Üründeki şeker oranı düşük olduğu için, kükürt odalarında yeterince kükürt alamadığı için korunamadı, ömrü kısa oldu. Birçok ürün raftan çöpe gitti.
Şimdi burada Avrupa’da, Amerika’da Türkiye menşeli, Malatya Avrupa Birliği Coğrafi İşaretli kayısının kalitesini o gün yeniden tescilledi. Bu defa döndü, o pazarlardan yeniden çıktı. Sadece Çin ve Rusya kalite konusunda biraz daha geride kalan konumda duruyor. Özellikle Rusya o bölgedeki kuru ürünleri daha çok tüketiyor. O bölgede onların ayrı bir alışveriş uygulamaları var. O sınırlarda farklı anlaşmalar var. Yani Rusya bizden aldığı ürüne 1 dolar vergi uyguluyor ama Özbekistan’dan alırken böyle bir uygulama yok.
Avrupa, Amerika, özellikle Brezilya gibi, Hindistan gibi ülkeler kesinlikle yeniden Malatya kayısısını tüketmek için ciddi anlamda dönüş yaptı. Kayısımız lezzet farkı ile vazgeçilmez.”
Aslında bizi rahatlatan bu ama bu rahatlığa fazla güvenmeden önlemler almak gerekiyor sanıyorum. Tecrübeler ortada, hangi önlemleri almalıyız?
Ramazan Özcan: “Türkiye’de 5 tane prestij ürünü vardır. Bunun 3’ü kuru meyvedir, 2’si kabuklu gruptur. Kuru meyve ise bir kuru kayısı, iki kuru incir, üç kuru üzüm. Kabuklu grupta ise fındık ve fıstık. Bunlar prestij ürünlerdir. Türkiye’nin bu alanla ilgili ciddi bir kriz masasına ihtiyacı var. Birçok şeyi bakanlık yönetmek zorunda.
Anladığım kadarıyla kayısı ile ilgili sorunları yerel ölçekte yapılacak müdahalelerle çözemezsiniz?
Ramazan Özcan: “Çözemezsiniz. Kesinlikle. Bu konu devlet politikasına dönmeli. Yani devlet bu beş ürünü, Türkiye’deki ihracat gelirlerini göz önüne aldığınızda önemsemeli. Çok ciddi rakamlar ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye’nin kuru meyve ihracatı 1,7 milyar dolar. Biz bunun ortalama yüzde 30’unu yapıyoruz. 500 milyon dolar olarak dikkate aldığınızda yüzde 30’unu yapıyoruz biz. Dolayısıyla bu kadar güçlü elinizde tarım ürünleri varken, kayıtsız kalamazsınız.
Şimdi ne yapabiliriz? Buna bakmalıyız. Şimdi bakın dört tane önemli olumsuzlukla karşı karşıyayız. Bir, üretim maliyetleri her geçen gün artıyor. Üretici bu üretim maliyetleri ile mücadele ederken, ihracatçı da işletme maliyeti artıyor. Bunlar artarken kur sabit. Bugün baskılayıcı politika kurun daha fazla ilerlemesine müsaade etmiyor. Dolayısıyla TL bazında kayısı fiyatları düşük kalırken, dolar bazında pahalanmış oluyor. TL’de de ciddi bir enflasyon var, parada önemli bir değer kaybı da olunca üretici ciddi anlamda mağduriyet yaşıyor. Bu denklemleri düşünmeden, oturup kayısının sorunlarını tartışamazsınız, çözemezsiniz. Bu popülizm olur, tribüne oynama derler buna. ‘Bin TL olmalı.’ Olsun. demek sorunu çözmüyor. Siz sadece kamuoyunun hoşuna gidecek, üreticinin duygusal anlamda hoşuna gidebilecek bir cümle kurmadan öteye gidemiyorsunuz. Çünkü dünyada bir realite vardır, her kuru meyvenin insan hayatında ekonomik anlamda, sağlık anlamında bir karşılığı vardır. Yani bu sınırsız değildir.”
Böyle bakınca kayısı gerçekten stratejik önemi olan bir ürün...
Ramazan Özcan: “Bakın ben size çok önemli bir şey ifade edeyim. Ben iddia ediyorum, şu anda Türkiye’de kayısı üreticisinden daha şanslı bir üretici yoktur. Şu anda yaş üzüm Manisa’da bahçede 9 TL. Şu anda fındığın içinde bulunduğu krizi herkes izliyor. İncirde üretici var, alıcı var, satıcı yok. Aflatoksin krizinden dolayı. Aslında kayısı Malatya için Cenab-ı Allah’ın bir ikramı. Dünyada kaç tane ürün 3 yıl saklanabilir, 4 yıl saklanabilir? Kükürtlendikten sonra koruma altına alınabilir. Aslında biz bazen çok yakınımızda, yanı başımızdaki izzet, ikramları göremiyoruz. Doğrudur, sorunlar var, sıkıntılar var, problemler var. Ama bunları aşmanın yolu piyasaları manipüle etmek değil, doğru yönetmek. Yani her krizi doğru yöneterek çözebilirsiniz.
Eğer siz üretim maliyetlerinin artışının önüne geçmezseniz, siz işletme maliyetlerinin de önüne geçemezseniz, bir sonraki yıl, daha sonraki yıl daha büyük kriz ile karşı karşıya kalacaksınız. Niye? Şimdi bakın, biraz önce ifade ettim, biz bu ürünü 10 dolara satabiliriz diyorum ama ne kadar satarız? Sizin 150 bin ton üretim kapasiteniz var iken, sizin yılda 30 bin ton satmanız sorunu çözer mi? Çözmüyor. Biz 150 bin ton ürünü satabilecek stratejiyi geliştirmeliyiz. 30 bin tonu satmada hiçbir sorun yok. Hatta iddia ediyorum, 13 dolara da satarız ama 15 bin ton satabiliriz. Ürün fiyatları 1 dolar arttıkça biz 10 bin ton az satıyoruz. Denklem bu. Niye? Çünkü her ülkenin ekonomik anlamda kendi halkının bir refah seviyesi var. Çünkü dünyada da Türkiye’de de son yıllarda yaşanan en büyük kriz nedir? Raf fiyatları canavara dönüşmüş durumda. Bunun sorumlusu biz değiliz. Üreticide değil, ihracatçı da değil. Market başka bir alan.
Tarladan, bahçeden aldınız, sofraya giderken bir market süreci başlıyor. Markette satılacak bu. Orada bir kriz başlıyor. Bunları periyodik olarak çözmezsek, önümüzdeki yıl diyelim ki kayısının maliyeti 200 TL oldu. O zaman sizin ürün ham madde fiyatınız 4 dolar. Eğer üretici sizden 2 dolar kârlılık bekler ise 6 dolar. Sizin bu ürünü 10 dolara satmanız yazım. İşte bu dolar yerinde kalmazsa, diyelim ki bugün dolar 60 TL olsa, 6 dolar 360 TL yapıyor. Ancak dolar 50 TL, hâliyle 300 TL yapıyor. Burada aslında Tarım Bakanlığının ihracata dayalı tarım ürünlerini ciddi anlamda desteklemesi lazım.
Kayısıyı diğer bütün ürünlerden ayıran en önemli özellik nedir? Bir, biz ürettiğimizin yüzde 10’unu yiyiyoruz, yüzde 90’ını satıyoruz. Şimdi aslında kriz burada başlıyor. Niye Antep fıstığı pahalı? Çünkü Antep fıstığının yüzde 90’ını biz yiyoruz, yüzde 10’unu ihraç ediyoruz. Yıllık Antep fıstığı ihracatı 23 bin ton. Yani sizin 200 bin ton fıstığınız var, 20 bin ton ihracatınız var.
O zaman iç piyasada kayısı tüketiminin miktarını artırmak gerekiyor.
Ramazan Özcan: “Kesinlikle, siz kendi tüketmediğiniz bir ürünü Avrupa’nın, Amerika’nın tüketmesini bekleyip bundan gelir elde etmeyi amaçlıyorsunuz.”
Biz iç piyasa konusunda Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneldik, THY’ye yöneldik. Türk halkının kayısıyı tüketmesi için stratejik özel bir çalışma yapılmalı sanıyorum.
Ramazan Özcan: “Bence bu konu çok önemli. Sayın Valimizle bu Kayısı Vakfı son zamanlarda gündemimizin ilk maddesi. Bu vakıf geçmişte önemli işler yapmak için kurulmuş ve yapmış. Bizim çok ciddi anlamda bir bütçeye ihtiyacımız var. Profesyonel danışmanlık şirketlerinin bu ürünün tüketimi için çalışma yapması lazım. Amatörce sokakta kayısı dağıtarak çözemeyiz.”
Ortada Avrupa’nın kayısıda ppm oranı ile ilgili bir kısıtlaması gündemde. Bu üreticiyi zorlayacak gibi. Raf ömrü düşme durumu ile karşı karşıya olacak kayısı için bundan sonra iç piyasada tüketim önemli sanırım.
Ramazan Özcan: “Biz kayısının sadece ekonomik boyutunu konuşuyoruz. Aslında kayısıda büyük kriz bu ifade ettiğiniz konu. Kayısıda konuşmadığımız bölüm aslında kayısının geleceğini karartacak bir krizle karşı karşıya bırakacak. Son yıllarda ilaç kalıntıları, toksin problemleri ve kükürt sorunu ile ilgili Avrupa’da çok ciddi bir kriz ile karşı karşıyayız. Artık Avrupa Birliği bırakın sizden 2 bin ppm, artık bin ppm, bin 500 ppm ürün sizden talep ediyor. Bunu üretecek stratejiyi geliştirmek lazım. Üreticiyi bu alana kanalize edip düşük kükürtlü üretim gerçekleştirmek lazım.”
Bunun için eski yöntemlerden vazgeçilmeli mi?
Ramazan Özcan: “İklim değişikliğinin yarattığı olumsuzlukları biz çok fazla ilaç kullanarak atlatmaya çalışıyoruz. Sağanak yağmurların yarattığı olumsuzluğu 5 çiçek ilacıyla, 3 çil ilacıyla, 2 bakır ilacıyla atlatma şeklinde çözüm arama yöntemi size yeni bir kriz getiriyor. Nedir bu? İlaç kalıntısı. Kullanılmaması gereken ilaçların gerekirse Türkiye’ye girişinin yasaklanmasını sağlamak lazım. Şimdi bu yıl reçete ile ilaç atma dönemi başlayacak. Tarım Bakanlığı’nın son yıllardaki çalışması bu. Eğer bunu başarabilirsek önemli bir adım atmış olacağız.”
Bİ'KENT Dergisi





