Orhan TUĞRULCA
Tarihçi/Yazar
[email protected]
Etnik Çeşitliliğin Kent Üzerindeki Etkisi
Bir yerleşim alanının etnik yapısı ile kentsel gelişim arasında doğrudan bir ilişki olabileceği konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Anadolu coğrafyası, tarih boyunca farklı etnik unsurların geçiş güzergâhı olmuştur. Bu nedenle, bazı etnik unsurların kent ile daha uyumlu bir ilişki kurdukları, bazılarının ise kente mesafeli durdukları gözlemlenmektedir. Dolayısıyla, Eski Malatya evresinde yapılacak etnik araştırmaların kentin tarihi serüvenine ışık tutacağı düşünülmektedir.
Eski Malatya evresinde (M.S. 100-1839) kentin etnik yapısına dair kesin ve sağlıklı bilgiler elde etmek güçtür. Sosyoloji biliminin günümüzde dahi etnisite araştırmalarında karşılaştığı zorluklar göz önüne alındığında, yaklaşık 1800 yıllık bir süreci kapsayan etnik yapıyı aydınlatmak hayli zordur. Bununla birlikte, bu çalışmayı daha sonraki araştırmalara zemin hazırlamak amacıyla Roma’dan Osmanlı’ya uzanan süreçte Malatya’nın etnik yapısına dair değerlendirmeler ortaya koymayı hedefledik.
Roma Dönemi (M.Ö. 138 - M.S. 395)
Eski Malatya’nın kuruluşunda söz ederken, Romalıların kenti askeri nedenlerle kurduklarını ve önemli lejyonlarını burada konuşlandırdıklarını önceki makalelerimizde belirtmiştik. Kentin erken dönemlerinde mevcut yerli halkın hangi etnik gruplara mensup olduğu kesin olarak bilinmemektedir. İskender sonrası Selevkoslar ve Kapadokya-Pontus Krallıkları döneminin etnik durumuna dair de net bilgiler mevcut değildir.
Romalıların önceleri yalnızca askerî garnizon olarak kullandıkları kent, zamanla asker ailelerinin yerleşmesiyle sivil bir niteliğe bürünmüş, bu süreçte kentin Rumlaşmaya başladığı söylenebilir. Helenistik Krallıklar ve Parthların rekabet alanında yer alan Malatya, farklı etnik, kültürel ve dini gruplara da ev sahipliği yapmış olmalıdır.
Bizans Dönemi (395 - 659 - 1071)
Bizans İmparatorluğu döneminde Malatya’daki etnik yapının değişmiş olabileceği ile ilgili ilk bilgiler 465-466 yıllarında Sabir Hunlarının göçe zorladığı Ağaçerilerin bölgeye gelmiş olmalarıdır. Malatya ve yöresine gelmiş olan Ağaçerilerin kalıcı olup-olmadıklarını bilmiyoruz.
515-516 yıllarında ise Sabir Türkleri Anadolu’yu geçerek Kapadokya’ya kadar sokulmuşlardır. Ancak Malatya’nın da içinde olduğu Kapadokya bölgesinde kalıcı olup olmadıklarını bilmiyoruz. Diğer taraftan, 572 tarihinde İran Sasani hükümdarı meşhur Hüsrev Anuşirvan ile Bizans ordusu Malatya Ovası'nda karşılaştıklarında Saka Türklerinin olduğuna dair bilgiler verilmektedir.(1)
İslam Dönemi (659 - 1071)
636 tarihinde gerçekleşen Yermuk Savaşı’ndan sonra İslam-Bizans çatışmalarının ortasında kalan Malatya’nın etnik yapısı ile ilgili biraz daha fazla bilgiye rastlıyoruz. İslam ordularının Malatya kapısına dayandığı bu dönemde Malatya’nın etnik yapısı ile ilgili elimizde herhangi bir veri yok. Ancak Bizans İmparatoru Heraklius’un Erzurumlu bir Ermeni ailesinden geliyor olması,(2) İslam-Bizans çatışması sırasında Ermenilerin gerek Heraklius ordusundaki ağırlığı gerekse bölgenin Müslümanlara karşı tahkim edilmesinden Ermeni nüfusun önemli bir işlev görmüş olabileceği ile ilgili yorumlara açıktır. İbn İshak’ın Yermuk savaşında 12.000 Ermeni’nin Bizans ordusunda savaştığı ile ilgili bilgi vermesi (3), Ermeni nüfusunun hem bölge üzerindeki ağırlığını hem de Bizans’ın güvenlik birimlerindeki ağırlığını ortaya koymaktadır.
Malatya ve yöresinin nüfus, etnik ve sosyolojik durumunun anlaşılmasında şüphesiz ki Ermeni unsuru tek başına belirleyici değildir. Hz. Ömer döneminde İslam-Bizans çatışmasının şiddetlenmesi üzerine Suriye ve Irak bölgesinde kendilerini Bizans yönetimine yakın hisseden ve Müslümanların bölgeye gelmesiyle rahatsızlık duyan bazı Arap kabileleri de Malatya’nın da içinde bulunduğu Kapadokya bölgesine göç ettiler. Bunların başında Hristiyan Gassani Kralı Jabal b. El Ayham (Bizans’a bağlı krallık) gelmektedir. 30.000 kişi ile birlikte Kapadokya bölgesine sığınmıştır. Hz. Ömer bu sığınmacıları Bizans’tan istemiştir. Dönmemeleri üzerine İyad b. Ganem komutasındaki birlikler bölgeye sevk edilmiştir. Mezopotamya’nın İslam orduları tarafından feth edilmesi üzerine bölgeyi terk eden bir diğer kabile İyad b. Nazir kabilesi ve Benu Taghlip kabileleridir.(4)
Kentin her iki medeniyet arasında bir çatışma alanı haline gelmesi farklı unsurların bölgeye ilgi göstermesine neden olmuştur. Rumların yanı sıra Ermenilerin ve Arapların da yer aldığı Malatya’da 757 tarihlerinde Türklerin de kentte yer almaya başladıklarını görüyoruz.
750 yılında Bizans İmparatoru Konstantinus tarafından tahrip edilen Malatya, Halife Mansur tarafından yeniden imar edilmesi kararlaştırıldı.
Mansur, kumandanlarından Salih b. Ali’ye mektup yazarak Malatya’yı yeni baştan inşa etmesini istedi. 70 bin askerle Malatya’ya gelen Hasan b. Kahtabe’nin ordusunda Horasanlı Türkler de vardı. Gerek ücretli asker olarak gerekse imar işlerinden anlayan usta ve işçiler olarak Malatya’ya gelen Müslüman Türkler, 1071 yılından sonra yörenin asli halkları arasında yer alacaklardır.(5)

872 yılından sonra bilhassa Malatya ve Divriği arasında yer alan Paulikanların Bizans tarafından Balkanlar'a, Balkanlar'da yer alan Slav topluluklarından bir kısmının Kapadokya bölgesine getirilmiş olması da bölgenin etnik yapısında yaşanan bir başka dikkat çekici gelişmedir.(6)
İmparator Nikeporos da benzer bir yöntemle Suriye bölgesinde yaşayan Sami ırkından Hıristiyan bir topluluk olan Monofizit Yakubileri Malatya yöresine yerleştirmiştir. Aynı tarihlerde ve sonraki dönemlerde Hristiyan bir topluluk olan Süryanilerin de Malatya bölgesine getirildikleri bilinmektedir.(7)
Türk-İslam Dönemi (1071-1516)
1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Orta Asya’dan Anadolu’ya, Malatya ve çevresine de gelen Türkler, Danişmendlerin 18 Eylül 1102 tarihinde Malatya’yı fethetmeleri üzerine kentin hâkim unsuru haline gelmişlerdir.
Malatya’nın etnik yapısında yer alan bir diğer unsur Kürtlerdir. Malatya bölgesinde ne zamandan beri varlıklarını sürdürdüklerine dair pek fazla bir bilgiye rastlanmamaktadır.
İslamiyet’in ilk yıllarında bilhassa Hz. Ömer (r.a.) dönemi ve sonrasında Rum diyarı olarak bilinen Malatya, Sivas ve Tokat bölgelerinde Kürt diyarı olarak gösterilen eserler vardır.(8) İlhanlıların Anadolu’ya hâkim oldukları yıllarda Kürt beylerini Malatya’ya tayin ettikleri ile ilgili bilgilere rastlıyoruz. İlhanlı hükümdarı Olcayto, Emir Çoban’ı Anadolu’ya gönderirken Malatya’yı kendisine malikâne olarak verdi. Emir Çoban ise Malatya’ya Kürt asıllı Mandu yahut Mandiya adında birini vali olarak atadı.
Yine 1240 yılında ortaya çıkan Babai isyanı sırasında Malatya Valisi olan Alişiroğlu Muzafferüddin’in, isyanı bastırmak için Kürtlerden ve Germiyanlardan bir ordu teşekkül ettirdiği bilgisine ulaşıyoruz.(9) Malatya bölgesinde adı geçen Germiyanlıların; “Türklerin ve Kürtlerin akrabalığından doğan bir topluluk” olarak gösterilmiş olması (10) 13. Yüzyıl Malatya sosyolojisi hakkında önemli ipuçları vermektedir.
Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in 1514 tarihinden itibaren başladığı doğu seferleri sırasında Malatya bölgesi Kürt emirlerinin idaresinde bulunmaktaydı. “Selimname” adlı eserin yazarı ünlü Molla İdris-i Bitlisi şöyle demektedir: “Yavuz” lakabı ile anılan Sultan I. Selim bana Kürdistan’ın dört bir yanına dağılmış bulunan Kürt emirlerini Urmiye, Eşne, Diyarbekir ve Malatya’dan başlamak üzere Osmanlı egemenliğine girmelerini sağlamak görevini verdi.”(11)
Osmanlı Döneminde Etnik Yapı
Öncelikle bir hususu vurgulamak isteriz. Etnik araştırmalar ne yazık ki objektif olmaktan uzaktır. Bilhassa Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkan ve zaman zaman ırkçılığa kaçan milliyetçilik düşüncesi ile birlikte şekillenen ulus devletler, kendi ulusunun tarihsel temellerini oluşturmak için tarih bilimini son derecede hor kullanmıştır. Çoğu zaman bilimsellik adına yapılan bu araştırmalar “milli” devlete hâkim etnik grubun siyasi görüşünü gerçekleştirme aracı haline gelmiştir.(12)
Bizim burada yapmak istediğimiz şey daha zor olanı yapmaktır. Bir coğrafyanın, bir bölgenin değil, bir şehrin etnik yapısı ile ilgili bir metin oluşturmaktır. Bunun zor olduğunu biliyoruz. Ayrıca yaşadığımız coğrafyanın sosyolojik yapısı anlaşılmadan da toplumların gelecek projeksiyonlarının oluşturulamayacağını bilmemiz gerekir.

Göç yollarının kavşak noktasında yer alan Malatya’nın bugünkü etnik yapısının 8. 9. 10. ve 11. Yüzyıllarda yaşanan göçlerle şekillendiğini biliyoruz. Osmanlı dönemi ise beş yüz yıllık süreci içinde, ilk zamanlar istisna edilirse, büyük göçler olmamıştır. Bu kısmi demografik sükûnet sayesinde Osmanlı kültürü ve idaresi kökleşmiş, Osmanlı kendi kimliğini ve medeniyetini Rumeli’de ve Anadolu’da yayabilmiştir.(13)
Denebilir ki, Malatya dâhil, bugün Anadolu’nun etnik yapısı 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başında yaşanan göç ve mübadeleler hariç Osmanlı döneminden günümüze az-çok değişerek intikal etmiştir. Dolayısıyla Osmanlı döneminde Anadolu’nun etnik yapısı nasıl şekillendiyse, bugün hâlâ aynı yapı üzerinde devam ettiği söylenebilir.
Ancak asıl sorun Osmanlı döneminin etnik yapısının sağlıklı bir şekilde ortaya konulup konulmayacağıdır. Zira Anadolu’nun en etkin unsurları arasında yer alan Türklerin ve Kürtlerin kan temelli, hatta din temelli bir tasnife tabi tutmanın hemen hemen imkânsız olduğu söylenebilir. “Türk” kelimesi Fatih devrinde köylü ve Yörük ahaliyi ifade etmek için bir sıfat olarak kullanıldığı gibi, “Kürt” kelimesi de çeşitli dönemlerde konar-göçer nüfusu nitelemek için kullanılmıştır. Genel olarak Osmanlı kayıtlarında gerek “Türk”, gerek “Kürt” kelimeleri konar-göçer, yerleşmemiş, etrafına zarar veren unsurları nitelemek için kullanılmıştır (Halaçoğlu, 1996, s.141).(14)
Türklerin etnik, sosyolojik ve psikolojik yapıları üzerinde uzun süredir çalışmalar yürüten Prof. Dr. Erol Göka yukarıda verdiğimiz değerlendirmelerden hareketle “Anadolu’da ırkların izini sürmek beyhude bir çabadır” görüşünü ileri sürmektedir.(15)
Bölgenin Etnik Yapısına Dair
Bütün bu belirsizliklere rağmen Cevdet Türkay’ın “Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaat” adlı hacimli eserinde Malatya bölgesinde iskân edilen 295 aşiret, oymak ve cemaatin derlemesini yapmaya çalıştık. (16)
Buna göre;
“Türkman” olarak isimlendirilenlerin sayısı: 30
“Ekrad” (Kürt) olarak isimlendirilenlerin sayısı: 142
Bağlı bulunduğu etnik grubu belli olmayanların sayısı: 57
“Yörükan” olarak isimlendirilenlerin sayısı: 31
“Türkman-Yörükan” olarak isimlendirilenlerin sayısı: 15
“Türkman Ekradı” olarak isimlendirilenlerin sayısı: 15
“Ekrad-Yörükan” olarak isimlendirilenlerin sayısı: 4
“Çerkez” olarak isimlendirilenlerin sayısı ise: 1 olarak gösterilmiştir.

Yüzdelik açısından hesaplandığında Malatya bölgesinde iskân edilmiş 295 aşiret-oymak ve cemaatin;
% 10’u Türkman
% 48’i Ekrad
% 19’u etnik grubu belli olmayan
% 10,5’i Yörükan
% 5’i Türkman-Yörükan
% 5’i Türkmen Ekradı
% 1’i Ekrad-Yörükan
%0,3’ünün Çerkez olduğu görülmektedir.
Yukarıdaki gruplar ve sayıları konusunda açıklığa kavuşturulması gereken hususlar olduğu açıktır. Örneğin, bağlı bulunduğu grubu belli olmayan 57 aşiret, oymak ve cemaati Türkman ve Ekrad olarak adı geçen unsurlar arasında oransal olarak (Türkman: %10, Ekrad: %48) dağıttığımızda, 295 aşiret, oymak ve cemaatin içinde “Türkman” olarak adı geçenlerin sayısı 30 + 17 = 47, “Ekrad” olarak adı geçenlerin sayısı ise 142 + 40 = 182 olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oransal olarak yeniden hesaplandığında 295 aşiret, oymak ve cemaatin:
% 15,9’u Türkman
%61,6’sı Ekrad olduğu görülmektedir.
Ayrıca yukarıda 295 aşiret, oymak ve cemaatin 31 tanesi “Yörükan” olarak isimlendirilmiş olması, bu aşiretlerin Alevi-Bektaşi olarak kabul edilen gruba mensup olabilecekleri sonucuna varılabilir.(17) Ancak bu konuda araştırmacılar arasında bir görüş birliği olmadığını da ifade edelim.

Burada böyle bir kanaate varmamızın nedeni, Osmanlı belgelerinde “Türkman”larla “Yörükan”ların Türk olmalarına rağmen “Türkman”lardan farklı özelliklere sahip oluşlarındandır. Belgelerde ayrıca bazı aşiretlerin “Türkman-Yörükan” ve “Ekrad-Yörükan” olarak belirtilmiş olmaları iki şekilde anlam kazandırılmış olabileceklerini akla getirmektedir. Birincisi, bu toplulukların hem Alevi-Bektaşi hem de Sünnilerden oluşabileceği, ikincisi ise bu toplulukların “Alevi-Bektaşi Türkler” ve “Alevi-Bektaşi Kürtler” olarak anlaşılabileceği şeklindedir.
Bu yorum şayet doğru olarak kabul edilecek olursa, 295 aşiret, oymak ve cemaat arasında “Yörükan” olarak adı geçen 31 aşiretin Malatya bölgesindeki Alevi-Bektaşi unsurlarını ifade ettiği sonucuna varılır ki bunların oranı %10,5 gibi bir rakam ortaya çıkmaktadır. “Türkman Yörükan” ve “Ekrad Yörükan” olarak karışık unsurlar da dikkate alındığında, bu oran %15 gibi bir rakama çıkmaktadır.
Malatya bölgesinde yer alan 295 aşiret, oymak ve cemaat arasında yer alan belki de en ilginç olanı 15 kadar olan “Türkman Ekradı” olarak isimlendirilen topluluktur. Osmanlı belgelerinde “Türkman Ekradı” ve “Ekrad-ı Türkman” olarak geçen bu toplulukların “Türkçe Konuşan Kürtler” ve “Kürtçe Konuşan Türkler”i ifade ettiği genellikle kabul gören bir görüştür.
“Türkçe Konuşan Kürtler” ya da “Kürtçe Konuşan Türkler” ifadesinin Osmanlı kayıtlarında neden bu şekilde geçtiği sorusunun cevabı ise Osmanlı’nın iskân politikasında aranması gerekir.
Osmanlı iskân politikası başlı başına bir kitap konusudur. Ancak bu kapsamda şu kadarını ifade edebiliriz. Osmanlı hükümeti kendisine siyasi ve toplumsal sorun çıkarmış, çıkarma potansiyeli taşıyan aşiretlerin yerini değiştirme yoluna gitmiştir. Hem iskân politikası hem de Türk muhaceretinin yaşandığı 11.-12. Yüzyılda Orta Asya’dan gelen Türk aşiretler, oymaklar ve cemaatler Anadolu’da otokton olan Kürtlerin bulunduğu köy ve mezralara yerleşerek karışmışlardır.
Claude Cahen’in 13. Yüzyılda Malatya bölgesinden Kütahya ve çevresine göç eden Germiyanlar için “Kürtlerin ve Türklerin akrabalığından doğan halk” olarak söz etmiş olması Malatya bölgesindeki Türkler ile Kürtler arasında aynı coğrafyayı paylaşmanın ötesinde bir kan bağı hukukunun oluştuğunu göstermektedir. Sonuç itibarıyla, Malatya bölgesinin etnik yapısı söz konusu olduğunda kısmen birtakım bilgiler üzerinde bir kanaat oluşsa bile, genel itibarıyla etnik bir belirsizlikle karşı karşıyayız.
Nitekim Cumhuriyet sonrası 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında mevcut nüfus parametrelerinden biri de farklı dilleri konuşan nüfusun tespiti ile ilgiliydi. Başvekâlet İstatistik Umum Müdürlüğü’nün 1931 yılında yayınladığı verilere göre Malatya’da toplam 306.882 nüfusun Türkçe konuşanların sayısını 175.815, Kürtçe konuşanların sayısını 128.323 olarak gösterirken Ermenice konuşanların sayısını 2.625 olarak göstermiştir.(18)
Uzun yıllar Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde çalışan Cevdet TÜRKAY’ın etnik temelli araştırması ile Başvekâlet İstatistik Umum Müdürlüğü’nün farklı dillerin istatistik verilerini birlikte düşündüğümüzde, Sayın Erol GÖKA’nın yukarıda verdiğimiz tespitini burada tekrar etmek durumunda kalıyoruz. “Anadolu’da ırkların izini sürmek beyhude bir çabadır.”(19)
DİPNOT/KAYNAKÇA
1-Niyaz,i AKŞİT, A’dan Z’ye Tarih Ansiklopedisi, Sasaniler, Serhat Dağıtım Y. 1984; Bilge Umar, Türkiye Halkının Ortaçağ Tarihi, İnkılap Y., 1998, s.45
2- Prof. Walter e. Keagi, Bizans ve İlk İslam Fetihleri, Kaknüs Y., İstanbul, 2000, s.278
3- Prof. Walter e. Keagi, a.g.e. s.283
4- Prof. Walter e. Keagi, a.g.e. s.255 vd.
5- İslam Ansiklopedisi, Malatya Maddesi; İbnül Esir, İslam Tarihi, 5. Cilt, s.407
6- Orhan Tuğrulca, Malatya Tarih Kent ve Kültür, Malatya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, 2. Baskı Nisan 2021, Cilt: I
7- Osman Turan, Doğu Anadolu’da Türk Devletleri Tarihi, Boğaziçi Y., 1998, s.232; O. Tuğrulca, Malatya Siyasi Tarihi, 1996, s.215
8- Muhammed Emin Zeki Beg, Kürtler ve Kürdistan Tarihi, Nuhibar Y., 2010, s.30, 33, 34, 41, 44, 45, 125, 128, 163, 207, 361, 369, 418, 505
9- Gregory Abu’l Farac, Abul Farac Tarihi, Türk Tarih Kurumu , 1999, Ankara, C. II, s.540
10- Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, Tarih Vakfı Yurt Y., İstanbul 2002, s.103, 331
11- M. Emin Zeki Beg, a.g.e., s.33-34
12- Kemal H. Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler, Timaş Y., 2010, s.13
13- Kemal H. Karpat, a.g.e., s.12
14- Erol Göka, a.g.e., s.64-68, Dip: 24
15- BİLSAM Kültür Kuşağı Konferansları, Malatya, 2012
16- Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda oymak, aşiret ve cemaatler. İstanbul: İşaret Yayınları, 2021
17- E. Göka, a.g.e., s.37-38
18- T.C. Başvekalet İstatistik Umum Müdürlüğü, İstanbul Hüsnütabiat Matbaası, 1931 (Ayrıntı: Malatya’da 1927 Yılında Nüfusun Ana Lisanı Açısından Durumu: Türkçe konuşan: 175.815, Rumca: 7, Ermenice: 2.625, Fransızca: 1, İtalyanca: 1, Arapça: 6, Yahudice: 1, Çerkezce: 10, Kürtçe: 128.323, Bulgarca: 11, Sair ve meçhul: 82, Yekün: 306.882)
19- BİLSAM Kültür Kuşağı Konferansları, Malatya, 2012
NOT: Bu makale Orhan TUĞRULCA’nın “Malatya Tarih Kent ve Kültür” adlı 3 ciltlik eserinden ve “Malatya Geçmişten Günümüze ŞEHRİN SERÜVENİ” adlı eserinden derlenmiştir.





