SON DAKİKA
SON DEPREMLER
Reklam

Bir Cumhuriyet Öğretmeninin Vefa Yolculuğu: Malatya'dan Selanik'e

Bir Cumhuriyet Öğretmeninin Vefa Yolculuğu: Malatya'dan Selanik'e
A- A+ PAYLAŞ

Fikri DEMİRTAŞ


Tarih, çoğu zaman kitap sayfalarında öğrenilir. Fakat bazı mekânlar vardır ki geçmişi yalnızca anlatmakla kalmaz; insanın içine işler, sessizce konuşur, kalbe dokunur. Yunanistan’ın Selanik şehrinde bulunan Selanik Atatürk Evi de tam olarak böyle bir yerdir. 1881 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dünyaya gözlerini açtığı bu mütevazı yapı, bugün yalnızca bir müze değil; Türk milletinin hafızasında özel bir yere sahip olan manevi bir duraktır

2026 yılının Nisan ayının son haftasında, baharın bütün renkleriyle canlandığı günlerde Malatya’dan yola çıktım. Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Bir Cumhuriyet öğretmeni olarak, yıllarca öğrencilerime anlattığım tarihin izini bu kez bizzat yerinde görmek, Atatürk’ün doğduğu evin eşiğinden içeri adım atmak istiyordum.

İstanbul, bu yolculuğun ilk kavuşma noktası oldu. Kızım ve torunum Sakarya’dan, ben Malatya’dan geldim. İstanbul’da yaşayan oğullarım Hasan ve Oğuzhan ile Üsküdar’da buluştuk. Farklı şehirlerden yola çıkmıştık; fakat aynı heyecanla, aynı vefa duygusuyla bir araya gelmiştik. Oğlum Hasan’ın özenle hazırladığı gezi planı doğrultusunda, Üsküdar’da güneş henüz doğmadan yola koyulduk.

Edirne’den Sınıra: Tarihin Gölgesinde İlk Durak

Yolumuz bizi önce Osmanlı’nın kadim başkentlerinden Edirne’ye götürdü. Şehrin siluetine hâkim olan Selimiye Camii, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bütün ihtişamıyla karşımızdaydı. Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” dediği bu muhteşem yapı, sanki bizi Rumeli’ye uğurlayan tarihî bir selam gibiydi. Edirne’den ayrıldıktan sonra Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır kapılarından biri olan Pazarkule’ye ulaştık.

Hudut kapısındaki işlemler tamamlanıp o ince çizgiyi geride bıraktığımızda artık komşu topraklardaydık. Fakat benim için bu geçiş, yalnızca bir sınır geçişi değildi. Bu, kitaplarda okunan bir tarihin coğrafyasına adım atmaktı.

Batı Trakya hattında ilerlerken Kestanelik, Gümülcine, İskeçe, Kavala ve Selanik güzergâhı boyunca geçmişin izleri yol arkadaşımız oldu. Bu topraklar, yüzyıllar boyunca Türklerin, Rumların, Yahudilerin ve farklı toplulukların birlikte yaşadığı geniş bir kültür coğrafyasının parçasıydı. Özellikle Gümülcine ve İskeçe çevresinde bugün hâlâ varlığını sürdüren 150 bin Müslüman Türk toplumu, bu tarihî sürekliliğin canlı tanıkları arasında yer almaktadır.

Yol ilerledikçe içimdeki heyecan da büyüyordu. Çünkü hedefimiz artık çok yakındı: Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu şehir, çocukluk hatıralarının sindiği Selanik…

Selanik: Ege’nin İncisi ve Beş Asırlık Hafıza

Selanik, yalnızca Yunanistan’ın önemli liman şehirlerinden biri değildir. Aynı zamanda Osmanlı tarihinin, Balkanların ve modern Türk tarihinin kesiştiği özel bir merkezdir. 29 Mart 1430’da Sultan II. Murat döneminde Osmanlı hâkimiyetine giren şehir, yaklaşık beş asır boyunca imparatorluğun en canlı, en kozmopolit şehirlerinden biri olarak varlığını sürdürdü.

Ayasofya veya Kutsal Bilgelik Kilisesi (Yunanca: Ἁγία Σοφία), Selanik'te bulunan dinî yapılardan biridir.  Osmanlı dönemi camiye dönüştürülen Ayasofya Katedrali, Yunanistan’da tekrar kiliseye dönüştürüldü. 

Osmanlı’nın iskân politikalarıyla Anadolu’dan gelen Türk ailelerin yerleştiği Selanik, 1492’de İspanya’dan göç eden Musevilerin de katılmasıyla büyük bir kültür mozaiğine dönüştü. Türk, Rum ve Yahudi topluluklarının bir arada yaşadığı bu liman şehri; ticareti, mimarisi, eğitim kurumları ve sosyal hayatıyla uzun yıllar Balkanların en renkli merkezlerinden biri oldu.

1912 Balkan Savaşı ise Selanik için büyük bir kopuşun tarihi oldu. Şehir Osmanlı hâkimiyetinden çıktı; geride yüzyıllara yayılan hatıralar, izler ve derin bir hasret kaldı.

Selanik’e vardığımızda şehrin rüzgârı yalnızca denizden esmiyordu. O rüzgârda tarih vardı, ayrılık vardı, hatıra vardı. Fakat hepsinin üzerinde bir duygu daha hissediliyordu: Atatürk’ün doğduğu şehre ulaşmış olmanın tarifsiz heyecanı.

Ata’nın Kökleri: Anadolu’dan Rumeli’ye Uzanan Bir Soy

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aile kökleri de bu geniş Rumeli hikâyesinin içinde yer alır. Hem baba hem anne tarafından Atatürk’ün soyu, Osmanlı’nın iskân politikalarıyla Anadolu’dan Rumeli’ye yerleşen Yörük ve Türkmen topluluklarına dayanmaktadır. Baba soyu, Aydın-Konya hattından Rumeli’ye gelen Kocacık Yörüklerine; anne soyu ise Konya-Karaman bölgesinden gelip Selanik çevresinde kökleşen ailelere uzanır. Bu yönüyle Atatürk’ün şahsında Anadolu ile Rumeli’nin tarihî bağları birleşir.

​Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi’nin kabri günümüze ulaşamamıştır. Balkan Savaşları sonrası Selanik’in işgali sırasında, Hortacı Süleyman Camii haziresinde bulunan mezarı, tahrip edilen birçok Türk mezarlığıyla birlikte maalesef ortadan kalkmıştır. Bu bilgi, Selanik yolculuğunun içindeki hüznü daha da derinleştiriyor.

Pembe Bir Ev, Büyük Bir Hafıza

Atatürk Evi Müzesi, Türkiye'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün 1881 yılında dünyaya geldiği yer olan ve bugün müze olarak kullanılan Selanik'teki evidir. Selanik’in tarih kokan sokaklarında yürürken insanın karşısına tanıdık izler çıkıyor. Fakat Koca Kasım Paşa Mahallesi’ne, Islahhane Caddesi’ne yönelip o pembe boyalı evin önünde durduğunuzda zaman adeta yavaşlıyor.

Bugün T.C. Selanik Başkonsolosluğu yerleşkesi içinde bulunan Atatürk Evi, dışarıdan bakıldığında zarif bir Osmanlı sivil mimarisi örneği gibi görünür. Ancak bu ev, yalnızca ahşap, taş ve tuğladan ibaret değildir. Burası, bir milletin kaderini değiştirecek liderin ilk nefesini aldığı yerdir.

Evin dış duvarında yer alan Türkçe ve Yunanca yazıt, ziyaretçiyi daha bahçeye girmeden karşılıyor:

“Türk Milletinin Büyük Müceddidi ve Balkan İttihatının Müzahiri Gazi Mustafa Kemal burada dünyaya gelmiştir.”

Bu cümle, yalnızca bir tanıtım yazısı değildir. Bir devrin nerede başladığını hatırlatan tarihî bir mühür gibidir.

Nar Ağacının Gölgesinde Çocuk Mustafa

Atatürk Evi’nin bahçesine adım attığınızda ziyaretçiyi özel bir köşe karşılar. Bahçede yükselen asırlık nar ağacı, yalnızca doğanın bir parçası değil; aynı zamanda geçmişin canlı tanığıdır.

Ağacın yanında yer alan tabelada, bu nar ağacının Ali Rıza Efendi tarafından dikildiği ve Mustafa Kemal’in çocukluğunda bu ağacın altında oynadığı belirtilmektedir. Bu bilgi, bahçedeki sessizliği bir anda anlamla dolduruyor. Sıradan bir ağaç, o anda çocuk Mustafa’nın oyunlarına, hayallerine ve ilk bakışlarına tanıklık eden canlı bir hatıraya dönüşüyor.

Avludan merdivenlere yöneldiğimizde artık yalnızca bir eve değil, bir fikrin doğduğu yere çıkıyorduk. Bu evin odalarında çocukluğun masum merakı, gençliğin fikir arayışı ve ileride bir millete yön verecek liderliğin ilk izleri hissediliyordu.

Bir Türk Evi Atmosferinde Yeniden Doğuş

Kocakasım Mahallesi’ndeki bu pembe boyalı, üç katlı tarihî yapı 1870 yılından önce Rodoslu müderris Hacı Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Ali Rıza Efendi, daha sonra bu evi kiralayarak ailesiyle birlikte burada yaşamıştır. Mustafa Kemal de 1881 yılında bu evde dünyaya gelmiştir.

Selanik Belediyesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü vesilesiyle 1933’te evi satın alıp Mustafa Kemal Paşa’ya hediye etmeye karar vermiş; işlemler tamamlandıktan sonra ev 1937’de Türkiye’ye armağan edilmiştir. 1953 yılında müze olarak ziyarete açılan yapı, yıllar içinde Türk milletinin Selanik’teki en anlamlı ziyaret noktası hâline gelmiştir.

Selanik’in tarih kokan sokaklarında yürürken, TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın titiz restorasyonuyla adeta yeniden hayat bulan Atatürk Evi, tüm ihtişamıyla sizi karşılıyor. 9 Kasım 2025’te Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla kapılarını açan bu yapı, sadece soğuk bir müze değil; 1953 yılındaki özgün ruhuna sadık kalınarak tasarlanmış, yaşayan bir “Türk Evi” sıcaklığı sunuyor. Atatürk’ün çocukluk adımlarının yankılandığı bu evi ziyaret etmek isterseniz; pazartesi günleri hariç, dini ve resmi bayramlar da dâhil olmak üzere her gün 10.00-17.00 saatleri arasında bu tarih yolculuğuna ortak olabilirsiniz.

Odalar, Eşyalar ve Sessiz Tanıklıklar

Evin içinde gezerken insan yalnızca sergilenen eşyalara bakmıyor; bir dönemin ruhuna da yaklaşıyor. Ahşap merdivenler, geniş sofalar, cumbalı pencereler ve odaların sade düzeni, 19. yüzyıl Osmanlı ev hayatını hissettiriyor. Yeni düzenlemede evin bölümleri tarihî ve tematik bir bütünlük içinde ele alınmış. Bodrum kat, evin tarihçesini anlatan bir alan olarak düzenlenmiş. Orta kat, etnografik sergi alanı işlevi kazanmış. Üst katta ise Atatürk’ün Selanik yıllarını anlatan tematik odalar ile Zübeyde Hanım’ın odası yer alıyor. Sandık odası ve hamam bölümleri de özgün hâline yaklaştırılmış.

Müzede yer alan obje ve belgeler arasında Mustafa Kemal’in bebeklik dönemine ait eşyalar, Zübeyde Hanım’ın şahsi eşyaları, 1.878 tarihli tapu belgeleri, Ali Rıza Efendi’ye ait tespihler, aileye ait özel eşyalar Afet İnan’ın kroki çizimleri, Selanik Askeri Rüştiyesi’nin fotoğrafları ve Ressam Rahmi Pehlivanlı’nın Atatürk Evi tablosu bulunuyor.

Özellikle bebeklik dönemine ait zıbın ve başlık, ziyaretçide derin bir duygu bırakıyor. Çünkü bu küçük eşyalar, ileride büyük bir milletin kaderine yön verecek çocuğun dünyaya ilk adımlarını hatırlatıyor. Kitaplık bölümü ise ayrı bir anlam taşıyor. Orada bulunan kitaplar, Mustafa Kemal’in yalnızca bir asker değil, aynı zamanda güçlü bir fikir insanı olarak yetişmesinin sembolik göstergesi gibi duruyor.

Bir Resim Öğretmeninin Gözünden Eksik Kalan Sanatsal Dokunuş

Bu gezi sırasında bir resim öğretmeni olarak gözlerim, odalarda daha önce var olduğunu bildiğim balmumu heykelleri de aradı. Restorasyon öncesinde Atatürk’ü deri koltuğunda otururken gösteren heykel ile Zübeyde Hanım’ın şefkatli duruşunu yansıtan düzenleme, ziyaretçinin zihninde güçlü bir görsel etki bırakıyordu.

Elbette bugünkü düzenleme tarihî belge ve etnografik gerçeklik açısından değerli. Ancak çocuklar ve öğrenciler için tarih, bazen yalnızca eşyalarla değil, insan figürleriyle de daha canlı hâle gelir. Balmumu heykeller, geçmişi ete kemiğe büründüren, özellikle genç ziyaretçilerin hafızasında kalıcı iz bırakan sanatsal unsurlardır. Bu nedenle o figürlerin yokluğu, benim gözümde küçük ama hissedilir bir eksiklik olarak kaldı.

Ahşap Merdivenlerde Geçmişin Sesi 

Evin içinde ilerlerken her oda ayrı bir duyguya açılıyor. Zübeyde Hanım’ın odasında anne şefkatini, misafir odasında mütevazı bir Osmanlı ailesinin vakur hayatını, mutfakta ev içi emeğin sıcaklığını hissetmek mümkün. Ahşap merdivenler her adımda hafifçe ses veriyor. Bu ses, sanki geçmişten gelen bir yankı gibi insanın kulağına değiyor. Pencerelerden içeri süzülen ışık, evin sade dokusunu daha da anlamlı kılıyor. En üst katta ise insan ister istemez başını kaldırıp dışarı bakıyor. Bahçede dalgalanan ay-yıldızlı bayrak, orada yalnızca bir sembol olarak değil, bir milletin sönmeyen hafızası olarak duruyor.

O an insan daha iyi anlıyor: Atatürk Evi, yalnızca geçmişe ait bir yapı değildir. Burası, bugünün insanına da sorumluluk hatırlatan bir hafıza mekânıdır.

Selanik’ten Ayrılırken

Evin bahçesinde kızım Tuğba, oğullarım ve torunumla aile fotoğrafı çektirirken içimde derin bir huzur vardı. Üç kuşağın aynı karede, Atatürk’ün doğduğu evin bahçesinde buluşması benim için unutulmaz bir hatıraya dönüştü.

Selanik’ten ayrılırken heybemizde yalnızca fotoğraflar yoktu. Ortak geçmişin izleri, ailece yaşanmış bir vefa duygusu, Cumhuriyet’e bağlılığın sıcaklığı ve barışa dair güçlü bir dilek vardı.

Dileğim odur ki Ege’nin iki kıyısında komşu olan Türkiye ve Yunanistan, barış ve huzur iklimini daima korusun. Atatürk’ün doğduğu evi bir vefa nişanesi olarak Türkiye’ye armağan eden, bu tarihî mirasın yaşatılmasına katkı sunan Yunanistan halkına ve yetkililerine teşekkür etmek gerekir.

Çünkü bazı yolculuklar yalnızca kilometrelerle ölçülmez. Bazı yolculuklar, insanın hafızasında ve yüreğinde açtığı izlerle anlam kazanır.

Malatya’dan Selanik’e uzanan bu yolculuk da benim için böyle bir yolculuktu:

Bir öğretmenin, bir babanın, bir dedenin ve bir Cumhuriyet evladının vefa yolculuğu…

Tarih, başladığı yerde daha derin hissedilir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorum yazın

İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Yorum yazmalısınız

17 yorum yapılmış

  • Reşide Balıbey (3 ay önce)
    Duyduğunuz heyecan, gurur, mutluluk nasıl da hissediliyor. Aynı duygular eşliğinde ve bu gezide Demirtaş ailesine ben de katılmışım gibi okudum. Oraya kadar gitmişken şunlara da dikkat etseydi, bizlerle paylaşsaydı diyeceğim hiç bir şey kalmamış. Aklımdaki sorular yanıtlarını buldu teşekkür ederim. Bahçedeki nar ağacı çok etkilendiğim bir detay. Yıllar sonra bir ağacın dalı kesilmesin diye binayı biraz yana çekmek, durup dururken olmaz dedim kendi kendime. Siz böyle ailenizle gezin,yazın biz de okuyalım olur mu? Emeğinize sağlık. Seveni, izinde olanı çok olsun canım Atatürk'ün.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Ş. Nurdan Ballı (3 ay önce)
    Henüz gitme imkanım olmadı ama sayende gidip, görmüş kadar oldum sevgili arkadaşım. Kalemine, yüreğine sağlık olsun🙏 Size de ailece unutamayacağınız muhteşem bir anı olmuş. Teşekkürler bu güzel ve özel geziyi bizimle de paylaştığın için🙏🏻
    %100
    %0
    Yanıtla
  • İzzet Berktaş (3 ay önce)
    Teşekkür ediyor, gezilerin ve paylaşımların devamını diliyorum.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Yaşar GÜZEL (3 ay önce)
    Sayenizde Bizde Atatürk ün Dogduğu Evi Ziyaert Etttik.Tesekkur Ederim.Kocaelinden Selâm ve Dualarımızla Mevlam Seni Var Etsin.Amin. Ataturk ve Ailesi ve Ecdadımızın Mekanları Cennet Olsun Amin Saygılarımla. @yg44_41 KTFFSK
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Süleyman Özerol (3 ay önce)
    Hemşerim, meslektaşım, Hekimhan dergimizin yazarı Fikri Demirtaş ülke genelinde gazetecilik yapanlardan üstün bir gayret ile çaba göstererek gezilerini sürdürüyor. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda temel taş olan M. Kemal Atatürk'e ülkemizde bazı yurttaşlar (!) küfür ederken, onun yaptıklarını satarak kaynak yaratırken o Yunanistan topraklarında bulunan doğduğu yeri ailesiyle birlikte ziyaret etti ve gezisini yazarak dile getirdi. Fikri Demirtaş'ın bazı yazılarına üç ayda bir çıkardığım Hekimhan dergisinde de yer veriyorum. Eline, koluna, kalemine sağlık...
    %86
    %14
    Yanıtla
  • Serdar Dersim (4 ay önce)
    Atatürk zamanında kurulan köy enstitülerinde (öğretmen okulu) cumhuriyeti önemsemek ülke eğitimine katkı sunmak cumhuriyet yetiştirdiği genç nesillere cumhuriyeti yüceltmek ve toplumun inşası öğretmenlere bırakmış günümüzde emperyalistlere uşaklık eden din tüccarlari eğitimin kalitesini düşürdüler insanların anlamadığı bir dilde din müfredatı uygulayarak geleceksiz bir gençlik oluşturdular bu gençlik Atatürk e karşı mücadele başlattılar geçen gün bir Alman ekonomistin makalesi okudum Atatürk'ün ekonomi politikası devletçilik gelişmemiş toplumlarda yatırım Devlet tarafından bölgelerde tarım eğitim sanayi vb yatırım yapılarak geliştirmek iktidarımız Atatürk döneminde yapılan yatırımları satarak Kendi zenginlerini yaratı Atatürk döneminde yapılan yatırımları kotuliyerek sattı dışarda borç alarak yapılan yolları yeniden yaptırdı bunada yatırım dedi Atatürk döneminde yapılan yatırımları devletin imkanlarını kullanarak yaptı millet borclandirmadan bugün çin aynı ekonomik model uyguluyor çin teknoloji de tarımda küresel ekonomi de birinci sırada insanların refahı yüksek ya bizim insanımız refah düzeyi yerde sürünüyor ülkemizde insanlar uykuda seni kutluyorum sevgili öğretmenim çok güzel anlatmış Atatürk u bir yol hikayesi
    %78
    %22
    Yanıtla
  • Köy enstitüleri 1940 yılında kuruldu. Ülkemizdeki en büyük sorun bilgisizliktir. Alman ekonomistin makalesine ek olarak Fakir Baykurt'un Unutulmaz Köy Enstitülerini anlatan kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Atatürk zamanında kuruldu dememiş olursunuz. Selam ve saygılarımla.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Nurten (4 ay önce)
    Bu değerli yazı için teşekkür ederim. Emeğinize sağlık
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Selçuk (4 ay önce)
    Güzel bir çalışmaya imza atmışsın Fikri Hocam kalemine sağlık
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Cafer Dogan (4 ay önce)
    Ulusal devletlerin kurulduğu çağ da, İmparatorluk için Selanik önemli bir tarihi misyona sahiptir.Bir avuç insan da Cumhuriyet fikriyatının oluşması ve bu niyetin gerçekleşmesi icin ilk örgütlenmenin başladığı yerdir Selanik.Selanik'te ki bu potansiyel, Yunan halkının Osmanlı'dan kopup kendi bağımsız devletinin kuruluşunu sağlarken, Türk ulus devletinin kurulmasına da vesile olmuştur.Bu anlam da böyle bir değere sahip Selanik'i ve Ataturk'ün doğup büyüdüğü evi gezip görmek değerlidir. Bu değeri evlatların ve torununla beraber yaşaman senin icin sonsuz bir mutluluk kaynağı olurken, torunun için de hayatında unutamayacağı güzel bir anıya dönüşecektir. Değerli Fikri hocam gezdin, gördün ve duygularını okuyucularınla paylaştın, çok teşekkürler.Her şey sağlıkla ve gönlünce olsun.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Şaban KARAKUZU (4 ay önce)
    Sevgili kardeşim Fikri bey, Ne kadar güzel bir paylaşım olmuş. Yüksek sesle eşimle birlikte okuduk, seninle birlikte aynı duyguları yaşadık. Eşim de köyümüzün üçüncü Cumhuriyet öğretmen kadınıdır ve her seferinde Atatürk’e minnet ve şükran duygusu ifade eder. Bu güzel yazınla bizi mutlu ettin. Senin adına bizler de çok gurur duyduk, mutlu olduk, inanılmaz bir duygu yaşadık; o güzel üç evladın ve torununla birlikte bu ziyareti gerçekleştirmeniz okuyan herkesi mutlu edecektir. Sen çok yaşa, ailenle birlikte daha güzel günler gör. Bizlere bu güzellikleri de paylaşımlarınla yaşat, hissettir. Selamlar sevgiler
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Memetali Yakar (4 ay önce)
    Fikri bey kardeşim. Bu muhteçem yazı için tebrik ederim. Ayrıca bu geziye benide berabrinizde götürdünüz. Sizinle bu geziyi yaşamış gibi oldum. Teşekkürler.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Birsen Peksen (4 ay önce)
    Yine güzel bir belgesel tadında geri yazısı olmuş Fikri öğretmenim.Gitmiş, görmüş gibi oldum. Teşekkürler.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Mahmut Cemal Güngör (4 ay önce)
    Teşekkürler sevgili dostum. Oldukça aydınlatıcı.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Armutlu (4 ay önce)
    Bu anlamlı günde Selanik'e gitmeniz çok güzel bir mesaj olsa gerek ülke insanımıza. Çok tebrik ediyorum. Emeğinize sağlık Fikret Bey. Tüm yazılarınız gibi bu yazınızda da insanca ve barış içinde yaşamak için daima değerlerimize sahip çıkmak gerektiğinin önemini anlatıyorsunuz Herkes bir şekilde atamıza olan vefa borcunu göstermelidir. Kimi Türkiye'yi daha aydınlık yaşanabilir bir ülke olması için çalışarak, kimi de onun bilime,sanata ve insana olan verdiği değeri bu alanlara yatırım yaparak göstermelidir. Gerçek kalkınmanın O'nun düşüncelerini hayata geçirmekle olacağını yeni nesile anlamalıyız.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Ali (4 ay önce)
    Sayın hocam güzel insan çok güzel bir gezi düzelemişsiniz hedef Malatyadan Selanik yazınızı okudum çok etkilendim.Çocuklarınız ve torunlarınızla bu onlar içinde tarihimize şahit oldular canlı olarak.Sizleri kutluyorum çocukları torunları öpüyorum.Zaman zaman yazılarınızı da okuyorum.Malatyayı ve tarihini anlatıyorsunuz kültürümüzü yeni nesile aktarıyorsunuz.Herşeyden önce bir Malatyalı arkadaşınız olarak Malatya kültürü yok olmaya doğru giderken sizler gündeme getiriyorsunuz bundan mutluluk duyuyoruz.Sizlere çok teşekkür ediyorum bir hemşerin olarak.Ali Koç Emk.Öğr.Hekimhan
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Dursun Yiğit (4 ay önce)
    İyi gezmeler sevgili meslektaşım.
    %100
    %0
    Yanıtla