Malatya Kayısı İşletmeleri Derneği (MAKİD) Başkanı Rahmi Semiz, kayısıda kaçak ithalat iddiaları ve stok yönetimi hatalarının üreticiyi mağdur ettiğini belirterek "Ulusal Kayısı Konseyi" kurulmasının zorunluluk olduğunu ifade etti. Semiz, kayısınınn sahipsiz bırakıldığını savunarak acil kurumsallaşma çağrısında bulundu.
Semiz, yaptığı açıklamada şöyle dedi:
"Malatya’nın ve ülkemizin en önemli ihraç ürünlerinden biri olan kayısı için yıllardır aynı soru soruluyor:
Kayısının sahibi kim?
Ne yazık ki bu sorunun cevabı, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde hep muğlak bırakıldı.
Herkes zaman zaman kayısıya sahip çıktığını söyledi. Ancak iş kayısının sorunlarına gelince, çözüm çoğu zaman bir başkasından beklendi. Böyle olunca da kayısı, gerçek anlamda sahipsiz kaldı.
Kayısı için kurulmuş bir vakıf bulunuyor. Ancak bu vakfın yetkileri, sorumlulukları ve üreticiye karşı yükümlülükleri kamuoyunda yeterince bilinmiyor. Vakıf başkanlığının ilimizin en büyük mülki amiri olan Valimiz üzerinde olduğu ifade edilse de, geçmişte görev yapmış birçok valimizin bu durumdan haberdar bile olmadığı bilinen bir gerçektir. Oysa valilerimiz, kendilerine doğru ve eksiksiz bilgi ulaştığında her zaman üreticinin ve şehrin yanında olmuştur. Asıl sorun, kayısıyla ilgili meselelerin çoğu zaman ya eksik aktarılması ya da tüccar örgütlerinin bakış açısıyla sunulmasıdır. Bu durum da doğal olarak yanlış teşhislere ve yanlış çözümlere yol açmaktadır.
Kayısı, ihracat ürünü olması nedeniyle tescil işlemleri borsa üzerinden yürütülen bir üründür. Zamanla bu durum, borsanın kayısının sahibi olduğu yönünde yanlış bir algının oluşmasına neden olmuştur. Oysa borsa bir ticaret kuruluşudur; kayısı ise üreticinin alın teridir.
Üreticinin oyuyla seçilmeyen, üreticiye karşı doğrudan bir sorumluluğu bulunmayan bir yapının, üreticinin haklarını ne ölçüde savunabileceği ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Üretici, ziraat odası başkanını seçerken sandığa gider. Yani oy verdiği, yetki verdiği yer ziraat odalarıdır. Hakkını da esasen bu kurumlardan talep etmelidir. Oy verdiği kurumdan çözüm istemek en doğal haktır. Buna karşılık, yalnızca malını sattığı bir tüccardan sorun çözmesini beklemek başlı başına bir çelişkidir.

Alın teriyle üretilen bir ürünün kaderinin tüccar ağırlıklı yapılara bırakılması, sorunları daha da içinden çıkılmaz hâle getirir. Böyle bir ortamda piyasa, üreticinin emeğine göre değil algıya göre şekillenir. Bir gün “piyasada 50 bin ton ürün var” denir, ertesi gün “ürün bol” denir ya da “ürün bitti” denilerek fiyatlar yönlendirilir. Üreticinin deposu, sanki üreticiden daha iyi biliniyormuş gibi piyasalar masa başından yönetilir.
Sonuç değişmez: Üretici çoğu zaman zararla sezonu kapatır. Umut hiç bitmez ama kazanan çoğunlukla aracı ve tüccar olur. Kayısının gerçek sahibi olan üretici, bugün kendi ürettiği sahibi olduğu ürününe sahip çıkacak birilerini arar hâle gelmiştir. Bu tabloyu Malatyalı sanatçımız Ahmet Kaya’nın sözleriyle ifade edersek, gerçekten “yaman bir çelişki”dir.
Kayısının gerçek sahibi üreticidir. Üreticinin örgütlü olduğu ve sesini duyurabildiği yer ise ziraat odalarıdır. Malatya’da ondan fazla ziraat odası ve on binlerce üretici varken, bugüne kadar bu yapıların kayısı konusunda neden daha güçlü ve kararlı bir duruş sergileyemediği sorgulanmalıdır. Eğer bir şeyler yapıldıysa bile, neden üretici bunu yeterince hissedememiştir?
2025 yılında don nedeniyle ürünün neredeyse hiç olmadığı bir dönemde, İran ve Özbekistan menşeli kayısıların kaçak yollarla ülkeye sokulduğu ve “Malatya kayısısı” adıyla piyasaya sürüldüğüne dair iddiaların yeterince araştırılmaması da bu sahipsizliğin en çarpıcı örneklerinden biridir. Ürünün olmadığı bir yılda bile bir sonraki sezona devredecek stokların konuşulması, meselenin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.
Artık kayısıyla ilgili sorunları günübirlik tartışmalarla değil, hem kısa hem de uzun vadeli bir bakış açısıyla ele almak zorundayız. Bunun ilk şartı ise kayısının sahibini doğru tanımlamaktır. Kayısının sahibi üreticidir ve üreticinin temsil edildiği yer ziraat odalarıdır. Ziraat odaları da bu bilinçle hareket etmeli, üreticinin hakkını kararlılıkla savunmalıdır.
Kayısı sahipsiz değildir. Ancak sahibi, artık susarak değil konuşarak; bekleyerek değil mücadele ederek kayısına sahip çıkmak zorundadır.
Bu yazıyı; uzun yıllar boyunca sektörün içinde bulunmuş, üretim yapmış, kayısı işletmesi kurmuş, bir marka ile ticaretin içinde yer almış ve kayısının sorunlarının çözümüne katkı sunmak amacıyla dernekleşme sürecine dâhil olmuş biri olarak kaleme aldım. Ne Valimizle, ne ziraat odası başkanlarımızla ne de borsamızla kişisel bir meselem yoktur. Tek derdim, kayısımızın kronikleşmiş sorunlarının çözülmesidir. Bu tecrübeleri ve gözlemleri paylaşmamak, bana göre sorumluluktan kaçmak anlamını ifade etmektedir. Sorunlar çözülemiyorsa, bu artık hepimizin meselesidir.
Bu nedenle daha önce de dile getirdiğim gibi, Ulusal Kayısı Konseyi’nin acilen kurulmasının zamanı gelmiş, hatta geçmektedir. Ancak konular birbirine karışmasın düşüncesiyle, bu yapının içeriği ve çatısı hakkında şimdilik ayrıntıya girmiyor; bunu ayrıca ve kapsamlı biçimde ele almak gerektiğini düşünüyorum."
Bülten







