Fikri Demirtaş
[email protected]
Aşiret, dilsel ve kültürel olarak birbirine bağlı, genellikle aynı atadan geldiklerine inanan ve kan bağı esasına dayanan büyük akraba toplulukları veya göçebe/yarı göçebe kabilelerdir.
Günümüzde şehirleşme ve modernleşme ile birlikte bu yapıların eski siyasi ve hukuki güçleri büyük oranda azalmış olsa da, kültürel ve sosyal birer kimlik olarak varlıklarını sürdürmektedirler.
Takvimler 14 Haziran 2026’yı gösterdiğinde, Malatya’nın erken yaz güneşiyle ısınan toprakları, yüzyıllardır kopmayan bir bağın, sarsılmaz bir akrabalık hukukunun muazzam bir gövde gösterisine sahne oluyordu. Gurbeti sılaya bağlayan, farklı coğrafyalara dağılmış yürekleri aynı ritimde buluşturan Molikan Aşireti Bahar Şenliği, sadece bir piknik değil; geçmişe, kültüre ve bir arada durma iradesine adanmış canlı bir gezi günlüğüydü.
Konvoyun Tozu, Yaylanın Yolu
Sabahın erken saatlerinde Malatya’nın Elemendik Fatih Mahallesi’nde hummalı bir hareketlilik vardı.
Şenlik için il dışından gelen yüzlerce Molikan aşireti mensubu ile Malatya’daki akrabalar burada kenetlendi. Araçlar ardı ardına dizildi, selamlar verildi, kucaklaşmalar yaşandı ve nihayetinde ucu bucağı görünmeyen, yüzlerce özel araçtan oluşan dev bir konvoy yola koyuldu.

(Elemendik Fatih Mahallesi)
İkizce’nin çehresini geride bırakıp, Seyit Uşağı köyü üzerinden, Meryem Ana ziyaretini geçip Fadıl Yaylası (Subatan) rotasına doğru tırmanışa geçtik. Yaklaşık 50 kilometrelik asfalt yol, adeta Molikanlıların yayla sılası özlemiyle akıp gidiyordu. Yol boyunca Yeşilyurt İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, bu devasa sirkülasyonun güvenle akması için titiz bir trafik ve güvenlik önlemi almıştı.
1650 Rakımda Saklı Cennet: Fadıl Yaylası
Saat tam 12.30’da, ovayı andıran bir düzlüğe, yeşilin bin bir tonuyla bezenmiş Fadıl Yaylası’na varıldı. Dağların kucağındaki bu serin vaha, gökyüzünde pamuksu ak bulutlarla karşıladı bizi. Yaylanın merkezinde yer alan küçük bir taş binanın duvarı ise günün anlamını özetler gibiydi: Bir yanda şanlı Türk bayrağı, hemen yanında ise "Molikan Aşireti Bahar Şenliğine Hoş Geldiniz" yazılı bir pankart...
Göz alabildiğine uzanan çimenler ve rengarenk dağ çiçekleri, doğanın yaylaya serdiği muazzam bir halıyı andırıyordu. Dağın bağrından süzülen kaynak suyu buz gibi akarken, kurulan büyük çadırlar ve upuzun yemek masaları konukseverliğin ilk nişanesiydi.
Aşiret mensuplarının büyük bir kısmı, tabiatın bu yeşil döşeğinde bağdaş kurup oturmuştu. Havaya yayılan serinlikle birlikte, yaşlıların ceplerinden çıkardığı tütün tabakaları belirdi. Adıyaman’ın meşhur Bulam Tütünü sarıldı, dumanlar neşeli sohbetlere karıştı. Gençler ise ellerinde tepsilerle taze demlenmiş tavşankanı çayları öbek öbek oturan kalabalığa ikram etmek için adeta birbiriyle yarışıyordu.
Dikkati Çeken Bir Detay
Alanı gezerken gözlerin aradığı kadın ve çocukların şenlikte yer almaması dikkat çekiciydi. Normal şartlarda Adıyaman ve çevre kültürlerin düğünlerinde, şenliklerinde kadınlı erkekli çekilen o coşkulu halaylar, bu kez yerini sadece erkek erkeğe çekilen bir halay halkasına bırakmıştı.
Yaylanın ortasında meydan niyetine bir alan boş bırakılmıştı. Bir kamyonet Türk Bayrağı ve iki firmanın reklam afişleri asılı olarak günün kürsüsü haline dönüştürülmüştü.
Yaklaşık 2000 Molikanlı aşiret mensubu ve davetlilerin katılmasıyla gerçekleşen şenlikte, sunumların ve konuşmaların başlamasıyla meydandaki uğultu yerini dikkatli bir sessizliğe bıraktı. Sırasıyla söz alan protokoldeki isimler, şenliğin sağladığı birliğe dair vurgular yaptılar.
Selahattin Koç (Molikan Yardımlaşma Derneği Başkanı & Elemendik Fatih Köyü Muhtarı) ve Halit Çoban (Özal Köyü Muhtarı) ev sahibi olarak konukları selamladı.
Yeşilyurt Kaymakamı Hasan Hüseyin Uzan, Yeşilyurt İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Ahmet Demiröz, Belediye Başkanı İlhan Geçit, Büyükşehir Başkan Yardımcısı Ramazan Ayhan, eski AK Parti Milletvekili Dr. Salih Fırat konuşmacılar arasındaydı. Birlikten, kültürel mirasın arkasında durmanın öneminden bahsettiler.

Tarihin Aynasından Molikan Aşireti
Okul müdürü ve öğretmen İsmet Kaya kürsüye çıkarak titizlikle hazırladığı "Molikan Aşireti Tarihçesi" metnini okudu:
"Saygıdeğer büyüklerimiz, amcalarımız, dayılarımız, kuzenlerimiz, yeğenlerimiz, kıymetli misafirlerimiz ve değerli Molikan mensupları; Molikan Şenliği’ne hoş geldiniz!
Bizler; tarih boyunca birbirine kenetlenmiş, acıyı da sevinci de bir arada yaşamış koca bir çınarız. Yüzyıllardır bu topraklarda adaletin, mertliğin, misafirperverliğin ve en önemlisi 'birlikte olmanın' en güzel örneklerini sergiledik. Aşiret demek yalnızca bir isim demek değil; aynı zamanda yardımlaşma, omuz omuza verme ve zorluklar karşısında dimdik durma kültürüdür.
Bu bağlamda Molikan Aşireti, Anadolu'nun tarihsel süreci içerisinde önemli bir yere sahip olan büyük Rişvan Konfederasyonu'nun kollarından biri olarak değerlendirilmektedir. Rişvan toplulukları sadece bir akrabalık ağı değil, aynı zamanda ekonomik, kültürel ve toplumsal bir dayanışma mekanizması olarak da işlev görmüştür.
Osmanlı arşiv belgeleri, Rişvan topluluklarının hayvancılık, ticaret, iskân ve yerel üretim faaliyetlerinde önemli roller üstlendiğini ortaya koymaktadır. Kültürel açıdan bakıldığında Molikan Aşireti, Kürt toplumunun tarihi ve sosyal dokusunun önemli bir parçasıdır. Ancak burada özellikle vurgulanması gereken husus şudur: Bu topluluğun gücü yalnızca etnik kökeninden değil, ürettiği ortak değerlerden ve koruduğu toplumsal dayanışmadan gelir.
Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Türkiye genelinde merkezileşme, iskân ve modernleşme politikaları uygulanmıştır. Bu süreç sadece Rişvan topluluklarını değil, Anadolu'daki birçok aşireti ve yerel topluluğu da etkilemiştir. Göçebe ve yarı göçebe yaşam biçimlerinin yerini yerleşik toplumsal yapılara bırakması, aşiretlerin sosyal organizasyonlarında önemli değişimlere yol açmıştır.
Buna rağmen dikkat çekici olan husus, Molikan gibi toplulukların kültürel hafızalarını ve toplumsal dayanışmalarını günümüze kadar koruyabilmiş olmalarıdır. Bu durum, sosyolojik açıdan güçlü bir kolektif kimliğin ve kuşaklar arası aktarımın önemli bir göstergesidir.
Bugün burada bulunan gençlerimize şunu hatırlatmak isteriz ki: Kimlik sadece geçmişe takılı kalmak değil, geçmişten güç alarak geleceği inşa etmektir. Atalarımızın yaşadığı coğrafyaları, konuştukları dili, sürdürdükleri gelenekleri ve kurdukları dayanışma ağlarını öğrenmek, geleceğe daha sağlam adımlarla yürümemizi sağlar. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar yönlerini de kaybederler; tarihini bilenler ise değişen dünyaya uyum sağlarken köklerinden kopmazlar.
Bugün Malatya'nın bu güzel yaylasında bir araya gelen bizler, yalnızca aynı soyun mensupları değiliz; aynı zamanda yüzyıllardır devam eden bir kültürel mirasın da taşıyıcılarıyız. Bu mirasın adı yalnızca Molikan değildir; bu miras vefadır, dayanışmadır, misafirperverliktir, büyüğe saygı ve kardeşliktir.
Temennim odur ki bu buluşma geçmişimizi anmakla kalmayıp geleceğimizi de şekillendirsin. Çocuklarımız birbirini tanısın, gençlerimiz bağlarını kuvvetlendirsin ve büyüklerimizin tecrübeleri yeni nesillere aktarılsın.”
Molikan Aşireti Kimlik Kartı
Tarihsel Köken Oğuzların Beğdili boyuna dayanan köklü bir Türkmen aşireti olan Rişvan (Reşvan) federasyonunun önemli bir koludur. Dil ve kültür zamanla çevre kültürlerle etkileşime girerek hem Türkçe hem de Kürtçe (Kurmançça) konuşan kollara ayrılmıştır.
Coğrafi dağılıma bakıldığında ana yurtları Adıyaman (Kahta) ve Gaziantep (İslahiye) civarıdır. Osmanlı iskan politikalarıyla Konya (Cihanbeyli, Kulu), Ankara (Haymana, Bala, Şereflikoçhisar), Kırşehir ve Sivas’a kadar yayılmışlardır. Adıyaman’dan göç edenler ise Malatya’da Özal ve Elemendik Fatih köylerine yerleşmişlerdir.
Adıyaman'ın Akdere Köyü'nden (Turuş Kaya Mezarlığının 2 km yol güzergahında) Fadıl Deniz amcayla, Fadıl Yaylası'nın o güzel atmosferinde bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine, Molikan aşiretinin Adıyaman'daki yerleşim yerlerini sorduğumda bana oldukça değerli bilgiler verdi. Fadıl amcanın anlattığına göre Molikan aşireti ağırlıklı olarak Akdere, Belikan, Çerçiyan, Kuyulu, Bebek, Maloğlu, Uğurca ve Barbelik köylerinin yanı sıra Besni ilçesine bağlı bazı köylerde yaşamını sürdürmekteymiş.
Hüzünlü Bir Hakikat: Boş Kalan Fadıl Yaylası
Günün neşesi içinde eski topraklarla sohbet ederken, derin bir iç çekişe ve hüzünlü bir gerçeğe de tanıklık ettik. Yaşlıların anlattığına göre; eskiden bu dağların hemen ardındaki Abdulharaptan Fadıl Yaylası’na kadar bölgede Mayıs’ın 15’inden Eylül ortalarına kadar yaylaya çıkılır. Her evde 100-200 küçükbaş hayvan beslenir, buralar cıvıl cıvıl olurmuş.
Ancak beş-on yıl öncesine kadar canlı olan bu gelenek, köyden kente göç, işsizlik ve gençlerin eğitim amacıyla şehirlere gitmesiyle tamamen bitmiş. Hayvancılığın son bulmasıyla o güzelim, bereketli yaylalar şimdi bomboş ve sessiz kalmış. Yaşlılar sadece anılarıyla teselli bulurken, şimdi doğanın bu bakir sessizliğinde sadece yola yakın tepelere dizilmiş, çiçeklerin kokusunu toplayan arı kovanları göze çarpıyordu.
Resmi konuşmaların ve tarihi bilgilendirmelerin ardından, yayla havasının iyice acıktırdığı konuklara bulgur pilavı, nefis bir kavurma ve buz gibi ayran dağıtıldı. Yemeklerin yenmesiyle enerjiler tazelendi ve meydan bu kez müziğin ritmine bırakıldı.
Davulun gümbürtüsü, orkestranın coşkulu ezgileriyle birleşince yayla adeta titredi. Kürtçe, Türkçe oyun havaları eşliğinde el ele tutuşan, omuz omuza veren yüzlerce Molikanlı, Ankara’dan, Konya’dan, Adıyaman’dan ve Malatya’dan getirilen ortak kültürün adımlarıyla devasa halay halkaları kurdu.
Ayrılık Vakti ve Ortak İrade
Güneş yavaş yavaş dağların arkasına doğru süzülürken, bu büyük buluşmanın da sonuna geliniyordu. Ancak herkesin yüzünde, dağılan sis bulutlarının ardından çıkan güneş gibi parlak bir kararlılık vardı. Şenliğin ortak bildirisinde yer alan şu cümleler, Fadıl Yaylası'nın kayalarına bir ahit gibi kazındı:
“Bugün en büyük ihtiyaç; birbirine sırtını dönen değil omuz omuza duran, ayrışan değil birleşen, dayanışmayı büyüten bir toplumsal anlayıştır. Molikan Aşireti’nin bu buluşması da tam olarak bu anlayışın güçlü bir ifadesi olmuştur. Birlikten doğan güç, geleceğin en büyük teminatıdır.”
Molikanlılar, bir sonraki büyük buluşmada daha örgütlü, daha güçlü ve yine bir arada olmak üzere sözleşerek, arkalarında buz gibi sular ve yeşil bir doğa bırakarak Malatya'ya doğru dönüş yoluna koyuldular.





