Cumhuriyet sonrası Malatya’nın Hükümet Meydanı, son depremin birkaç gün sonrasına tanıklık ediyor.
Çağdaş Türkiye’nin ve Malatya’nın baş mimarlarından İsmet İnönü nice yıllardan beri şehrin birçok sevinçli ve anlamlı günlerine tanıklık ederken, bu kez acılı bir kente tanıklık ediyor. Belki de gizli bir bakışla “ben size böyle mi şehir kurmayı öğrettim?” diye soruyor. İnsanlar ise depremin şokunu henüz atlatmaya çalışıyor ve gündelik hayatını devam ettirmeye çalışıyor.
Deprem belki de en ağır darbeyi binlerce yıldır özgün bir yaşama kaynaklık eden Derme Vadisi’nin kasabalarına vurdu. Bu yıkım sadece yüzyıllık evleri yıkmadı, ezelden beri damıtılıp gelen sosyal ve kültürel hayatın da temellerini yıktı.
Çırmıktı halkının Karakaş diye bildiği Namık Yeşilyurt. Depremden sonra hemen herkesin terk ettiği Hıroğlu Mahallesini ve yıkılan evini ve atölyesini bir an bile terk etmemiş. O birçok becerileri olan el işi ustası ve birçok alet edevatın tamircisi. Hiçbir yardım gelmemesine ve birçok hastalığına rağmen soğuklardan korunmak için yıkıntının önüne kendi imkanları tahtalardan ve brandadan bir kulübe yapıp içine sığınmış . Çünkü yaşamı boyunca ürettiği bütün eserleri aletleri, yıkılan evinin ve atölyesinin içinde kalmış. Maket camiler, tamir aletleri , tığlarla yaptığı el işleri ve sayısız eserleri kaybetmenin acısını yaşıyor. Kimseden para, pul, mal, mülk hiçbir yardım talebi yok. Sadece atölyesindeki eserleri ve aletleri kurtarıp koyabileceği bir ya da iki karavan istiyor.
Gündüzbey’in hemen meydanındaki belki de yüzyıla dayanan yaşı ile bugünlere gelen bu konak ne yazık ki son sarsıntıya dayanamadı. Zamana tanıklık ederken bir yandan da anılar biriktiren bir ev olduğu kesin. Çünkü duvarlarında genç bir subayın portresini kim bilir kaç yıldır taşımış ve şimdilik taşımaya devam ediyor. Kim bilir kaç ömre tanıklık etti kaç sırrı sakladı kaç sevinci yaşadı? Ama son kez yaşadığı yıkım, eğer restore edilmese, sonu olacak.
“ Yıkıldık........!” görünce ilk sözü bu oldu. İbrahim Kuruçay. Çırmıktı’yı iki yakaya bölen çayın hemen kıyısındaki bahçesinin içindeki eski evinde oturuyordu son yıkıma kadar. Şimdilerde ise ayakta kalan tek odasına sığınmış; salt kendi evine üzülmüyor, Çırmıktı’nın yok oluşunu ta yüreğinin derinlerinde yaşıyor, anlatırken titreyen sesi ve yaşaran gözleri bir insanın yurt sevgisini, memleketinin suyuna, toprağına sevdasını kanıtlıyor. Ancak onun yüreğinde olan biten öfke olsa da umutsuzluğa yer yok. Her şey yıkılsa da önümüz bahar yine çiçekler açacak ve ben bu bahçede yeniden yaşam kurmamın bir yolunu bulacağım, diyor. Bu acının içinde bile bize bir şeyler ikram etmeye aranırken, toprakların içinde henüz yeni ortaya çıkmaya çalışan bir çiçeği bize uzatıyor.
Yazı ve Fotoğraflar: Orhan ALKAYA